Muhakkak ki biz sana muazzam ve aşikâr bir fetih ve zafer verdik [²].
[1] Medine'de nâzil olmuş (29)nâyettir.[2] Fetihten maksat Hüdeybiye sulhu veya Hayber veya Mekke veya bütün fütuhat-ı celiledir. Yahut İslâm ve nübüvvet, hüccet ile dâvet gibi fütuhan-ı mâneviyedir.
Bununla Allah evvelki sonraki [³] günahını [⁴] yarlıgayacak, hakkında nimetini de tamamlayacak, seni doğru yola götürecek,
[3] Nübüvvetten veya fetihten evvel ve sonraki. Yahut umum maksuttur.[4] Evveli olan bir şeyi bırakmak peygamberimize nazaran günah sayılmıştır. Yahut mü'minlerin günahı maksuttur.
Sana şanlı, şerefli bir nusrat verecek.
İmanlarına bir kat daha iman vermek için mü/minlerin kalplerine sükûnet ve itminan veren O/dur, göklerin ve yerin orduları Allah/ındır, Allah hakkıyle âlim, hakimdir.
Ta ki mü/min erkek ve mü/min kadınları ağaçları altından ırmaklar akar uçmaklara, devamlı kalmak üzere soksun, fenalıklarını örtsün. İşte bu, Allah yanında büyük bir fevz ve necattır [⁵].
[5] Son dereceye varmış bir devlettir.
Bir de Allah hakkında, «yardım etmeyecek» diye kötü zanda bulunan erkek münafıklarla kadın münafıkları, erkek müşriklerle kadın müşrikleri azaba uğratsın, ettikleri o kötü zan başlarına dönsün, Allah onlara gazap ve lânet etmiş, bir de Cehennem hazırlamıştır. Bu, ne kötü uğraktır!
Göklerin ve yerin orduları Allah/ındır, Allah yegâne galiptir, hakimdir.
Biz, seni ümmetine şehadet edici; itaata karşı müjde verici, masiyete karşı azap ile korkutucu gönderdik,
Ki siz, mü/minler Allah/a ve peygamberine iman ediniz, onun dinine kuvvet veriniz, emrine hürmet ediniz, sabah ve akşam Allah/ı tenzih ediniz.
Sana Hüdeybiye/de bi/at edenler yok mu, onlar hakikat halde Allah/a bi/at etmişlerdir. Allah/ın eli onların üstündedir [¹]. Kim ki ahdini bozarsa ancak kendi zararına bozmuş olur. Her kim Allah/la ettiği ahdi yerine getirirse Allah ona büyük bir mükâfat verecek.
[1] Allah'ın eli peygambere bi'at edenlerin ellerinin üstündedir. Allah onların bi'at ettiklerine muttalidir.
Çöl Araplarından geri kalanlar «— Mallarımız, ailelerimiz bizi meşgul etti, artık bizim için yarlıganmak dile» diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanları [²] dilleriyle söylüyorlar. Onlara de ki Allah size mazarrat veya menfaat vermek isterse onu savmaya kimin gücü yeter? Dedikleri gibi değildir, belki Allah işlediklerinizden haberdar olur.
[2] Özür dilemeleri, Allah'tan yarlıganmak istemeleri gibi.
Hayır, siz ki peygamber ve mü/minler ailelerine asla dönemeyecekler sandınızdı, bu husus kalplerinizde yerleşmişti de kötü zanda bulunmuştunuz, böylece Allah yanında helâki haketmiş kimseler oldunuz.
Her kim Allah/a ve peygamberine iman etmezse biz o kâfirlere alevli ateş hazırlamışız.
Göklerin ve yerin orduları Allah/ındır. O, dilediğini yarlıgar, dilediğini de azaba duçar eder. Allah yarlıgayan, bağışlayandır.
Bu geri kalanlar, Hayber ganimetlerini almak üzere o tarafa gittiğiniz zaman, «— Bizi bırakın da size tâbi olup Hayber/e gidelim» diyecekler. Onlar bununla sözü [³] değiştirmek isterler. Onlara de ki «— Siz asla bize tâbi olamazsınız, çünkü Allah bundan evvel [⁴] böyle [⁵] buyurdu». Onlar «— Hayır alacağımız ganimeti bizden kıskanıyorsunuz» [⁶] diyecekler. Hayır, onlar pek az anlar kimselerdir.
[3] Hüdeybiye'de bulunanlara tahsis ettiği Hayber ganaimi hakkındaki vaad-ı Bâri'yi.[4] Biz Medine'ye gelmeden evvel veya siz Hayber seferine hazırlanmadan evvel veya Hüdeybiye'den döndüğünüz zaman.[5] «Hayber ganimeti Hüdeybiye'de bulunanlarındır, başkalarının hakkı yoktur».[6] Yoksa Allah böyle hüküm etmemiştir.
Çöl Araplarından bu geri kalanlara de ki siz bundan sonra şiddetli, cengâver bir kavimle cenge dâvet olunacaksınız, onlarla İslâm oluncaya kadar vuruşacaksınız. Eğer emre itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verecek, şayet daha evvel yüz çevirdiğiniz gibi yine yüz çevirecek olursanız sizi acıklı bir azaba duçar edecek.
Köre, topala, hastaya harbten geri kalmak hususunda bir vebal yoktur. Her kim Allah/a ve peygamberine itaat ederse Allah onları ağaçları altından ırmaklar akar uçmaklara sokacak; her kim ona itaattan yüz çevirirse onlara acıklı bir azapla azap edecek.
Mü/minler ağaç altında sana bi/at ettikleri zaman Allah onlardan hoşnut olmuştur [¹] Allah onların kalblerindeki ihlâsı bildi de onlara sükûnet ve itminan verdi. Pek yakın bir fetih ve zaferle mükâfata [²] mazhar etti.
[1] Bi'at ül - Rıdvan âyetidir.[2] Hayber fethine.
Hayber/de alacakları birçok ganimetlere nail etti. Allah yegâne galiptir, emrinde hakimdir.
Allah size bundan böyle birçok ganimetler vaat buyurdu ki onları kolaylıkla alacaksınız, Hayber/deki bu ganaimi de size tâcil etti, mü/minler hakkında peygamberin doğruluğuna bir nişan olsun, sizi doğru yola erdirsin diye sizden halkın elini çekti [³].
[3] Hayberlilerle müttefiklerinin veya Mekke müşriklerinin mukavemetlerini kırdı.
Bir de henüz gücünüzün yetmediği başka ganimetleri de [⁴] vaadetti. Allah onları ilmiyle kuşatmıştır. Allah her şeye hakkıyle kaadirdir.
[4] Huneyn gazvesinde Hevazin ganimetlerini veya Faris ve Rum ganimetlerini.
Eğer kâfirler [⁵] sizinle vuruşsalardı arka verip kaçacaklardı, sonra hiçbir yâr ve medetkâr bulamayacaklardı.
[5] Hayber müttefikleri veya müşrikler.
Allah/ın âdeti böyle gelip geçmiştir [⁶], Allah/ın âdetinde asla değişiklik bulamazsın.
[6] Peygamberleri galip kılmak Allah'ın eskiden beri kanunudur.
Sizi onlara galip kıldıktan [¹] sonra Harem-i Mekke dahilinde sulh ile onların elini sizden, sizin elinizi de onlardan çeken O/dur, Allah bütün yaptıklarınızı görüyor.
[1] Mekke fethinde veya Hüdeybiye'de. Çünkü Hüdeybiye'deyken Mekkelilerden seksen kişi bir sabah ehl-i İslâma hücum etmişlerdi. Ehl-i İslâm onları yakalayarak esir etti. Peygamberimiz onları azat eyledi. Kureyş anladı ki kendilerinden pervası yoktur, sulha razı oldu.
Küfre sapıp, sizi Mescid-i Haram/dan ve hediyelik kurbanınızı tutup mahalline [²] ulaşmadan alıkoyanlar, onlardı. İçlerinde müşriklerle ihtilâttan dolayı bilemediğiniz mü/min erkeklerle mü/min kadınlar olmasaydı bilmeksizin onları çiğnemekle canınız sıkılacaktı [³], Allah dilediğini daire-i rahmete sokmak için elinizi onlardan çekti. Eğer mü/minlerle kâfirler birbirlerinden seçilmiş olsaydı içlerinden kâfirleri elinizle acıklı bir azapla azap ederdik.
[2] Boğazlanacak yere.[3] Fetih çabucak müyesser olsaydı, rüya o sırada tahakkuk edeydi kâfirlerle kavga sırasında aralarında tanımadığınız mü'minler de helâk olurdu da canınız sıkılırdı. Yahut size diyet veya kefaret vâcip olurdu da meşakkat çekerdiniz.
Hani kâfirler, kalblerine cahiliyet gayreti olan kibir ve gurur gayretini yerleştirmişlerdi [⁴], Allah peygamberlerine ve mü/minlere sükûnet ve vakar indirmiş, onlara takva sözünü [⁵] sabit kılmıştı. O mü/minler buna daha lâyık ve ehildiler. Allah, her şeyi hakkıyle bilir.
[4] Mekke'ye duhulü men ettiler, sulhname yazılırken Besmele-i Şerife ile «Muhammed Resûlullah» lâfzıyle yazılmasına razı olmadılar, böylece cahiliyet gayretini güttüler.[5] Kelime-i şehadet, Besmele-i Şerife veya «Muhammed Resûlullah» ahte vefa.
Allah peygamberine gösterdiği rüyanın doğru olup vâki olacağını tasdik etti. Allah dilerse [⁶] kiminizin başı tıraş, kiminizin saçları kırkık bir halde perva etmeyip emin bir halde Mescid-i Haram/a girersiniz. Allah sizin bilmediğiniz salâh ve hikmeti bilmiştir. Bundan evvel size yakın bir fetih [⁷] ve zafer müyesser etmişti.
[6] Meşiyeti Bâri'ye ta'likı kullara tâlim içindir, yoksa ta'lik maksut değildir. Çünkü muhbirin ta'likı şüphesini mucip olur. Cenab-ı Hak bundan münezzehtir. Veya bazılarının giremeyeceklerini iş'ar içindir. Yahut ta'lik, Resulün sözünü hikâye tarikiyledir veya sizin girmeniz celâdetinizle değil, belki Meşiyet-i Bâri iledir demektir.[7] Hayber fethi.
Hak dini ile, peygamberini, diğer bütün dinlere galip ve âli kılmak için hidayetle [⁸] gönderen O/dur. Allah/ın sana hakkıyle şahit olması elverir [⁹].
[8] Hidayet-i usûl, din-i hak ahkâmdır. Veya hidayet Kur'an, din-i hak ise usûl ve füru'dur.[9] Hüdeybiye'de müşrikler «Muhammed ibni Abdullah» yazılacak diye ısrar etmişlerdi. Onlar istedikleri kadar inkâr etsinler. Allah'ın senin peygamberliğine şehadeti elverir.
Muhammed Allah/ın peygamberidir. Onunla beraber bulunanlar, kâfirlere karşı pek sert, aralarında ise merhametlidir, sen onları rükû ve sücut halinde görürsün, onlar Allah/ın inayetini ve hoşnutluğunu ararlar. İtaat çehresi yüzlerinde secde eserinden belli olur. Tevrat/ta, İncil/de onların vasıfları bir ekin gibidir ki o ekin filiz çıkarır, filizini besler, filizleri kuvvetlenir, kalınlaşır. Ayakta dik durur, ekincilerin hoşuna gider. Allah kâfirleri öfkelendirmek için bu misali getirdi. Allah, içlerinden mü/min olup iyi amel işleyenlere yarlıganma ve büyük mükâfat vaat buyurmuştur.