Her şeyin mülkü elinde bulunan Tanrı son derecede hayırlı ve bereketlidir [²], O, her şeye hakkıyle kaadirdir.
[1] Mekke'de nazil olmuş, (30) âyettir.[2] Veya mahlûkatın sıfatlarından yücedir.
Hanginizin daha iyi amelde bulunacağını denemek için ölümü, diriliği yaratan, O/dur. O, yegâne galiptir, yarlıgayandır.
Yedi göğü kat kat yaratan, O/dur, Esirgeyen Tanrı/nın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin, gözünü göğe çevir bak, onda hiç bozukluk, yarıklık görebilir misin?
Gözünü bir kere değil, iki kere daha çevir, göğe bakınca gözün âciz, yorgun bir halde sana döner [³].
[3] Yâni gözünü göğe çevirdikçe gözün kudret-i sübhaniyenin hayret veren san'atına karşı kusur bulmaktan âciz ve yorgun bir halde sana rücu eder.
Biz yere en yakın olan göğü çırağlarıyle [⁴] donattık. Onları [⁵] Şeytanlara atılacak şeyler kıldık [⁶]. Böyleleri için alevli ateş azabını hazırladık,
[4] Yıldızlarla.[5] Yıldız gibi görünen şu'leli ateş parçalarını.[6] Yahut şeytan sıfatlı olan müneccimine gaybe taş atılacak şeyler yaptık.
Rablerini tanımayanlar için Cehennem azabı vardır. O, ne fena uğraktır!
Onlar, Cehenneme atıldıkları zaman onun kaynarken haykırmasını işitecekler [⁷].
[7] Yâni ateşin kaynaması öyle kötü bir uğultu çıkaracak ki eşek anırıyor zannolunacak.
Cehennem, öfkesinden hemen parçalanacak gibi olacak. Her ne zaman kâfirlerden bir cemaat ona atılırsa bekçileri onlara tevbih kastiyle «— Size azapla korkutur peygamber gelmedi mi?» diye soracaklar.
Onlar, «— Evet, bize azapla korkutur peygamber geldi, fakat biz O/nu yalancı saydık, «— Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir sapıklığa düşmüşsünüz» dedik [⁸] diyecekler.
[8] Yahut «indirmedi dedik» dediler. Öyleyse «siz ancak büyük sapıklığa düşmüşsünüz» cevabını alacaklar.
Yine diyecekler: Biz peygamberleri dinlemiş, akıl da erdirmiş olsaydık Cehennemlikler arasında bulunmayacaktık.
Onlar böylece kabahatlerini itiraf edeceklerdir. Cehennemlikler, Tanrı rahmetinden uzak olsun.
Rablerinden, görmeden, korkanlar yok mu, onlar için yarlıganma ve büyük mükâfat vardır.
Sözünüzü gizli tutunuz, yahut alenen söyleyiniz. Hepsi birdir, çünkü O, kalblerdekini hakkıyle bilir.
Hiç yaratan bilmez mi? Halbuki O, insanca işleri görür, her şeyin iç yüzünden haberdar olur.
Yeri, üzerinde gezilebilecek bir halde yapan O/dur. Artık yerin ötesinde, berisinde gezin, tozun, Allah/ın verdiği rızktan yiyin. Tekrar dönüş O/nadır.
Gökte bulunan Zat/ın [¹], sizi hemen sallanacak yerle beraber yere geçirmeyeceğinden mi emin oldunuz?
[1] Tanrı'nın veya emir ve kazası gökte olan Tanrı'nın veya yüce mertebede olan Tanrının veya gökteki meleklerinin.
Yoksa gökte bulunan Zat/ın üzerinize taş yağdırır rüzgâr göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? Tehdidimin nasıl vâki olacağını yakında görüp anlayacaksınız?
Üzülme onlardan evvel gelenler de peygamberlerini yalancı saymışlardı. Onlardan benim hoşlanmamaklığım [²] nasıl oldu? [³].
[2] Haklarındaki azabım.[3] Ne dehşetli oldu!
Onlar başları üzerinde uçuşan kuşları kanatlarını açıp kaparken görmüyorlar mı? O kuşları havada tutan yalnız esirgeyendir. O, her şeyin iç yüzünü görür.
Yoksa esirgeyene karşı size yardım edecek askerleriniz mi vardır? Siz, kâfirler ancak aldanmaktasınız.
Şâyet O, rızkını tutacak olursa size rızkı kim verebilir? Hayır, onlar boyun çekmekte ve haktan nefret etmekte ayak dirediler.
Yüzüstü sürünerek yürüyen mi daha ziyade doğru yolu bulur? Yoksa dimdik olarak doğru yolda yürüyen mi?
Onlara de ki sizi yoktan var eden, size kulak, göz, yürek veren, O/dur. Siz yine pek az şükrediyorsunuz [⁴].
[4] Veya kâfirlere göre «hiç şükretmiyorsunuz».
De ki sizi yeryüzünde dağıtan O/dur. Yalnız O/nun yanında toplanacaksınız.
Kâfirler «— Sözünüzde gerçekseniz şu vaadettiğiniz kıyamet ne zaman kopacak?» diyorlar.
De ki onu bilmek ancak Allah/a mahsustur, ben ancak hakkı açıktan açığa söyler, azapla korkutur bir peygamberim.
Kâfirler azabın yaklaşmakta olduğunu görecekleri zaman, çehreleri kararacak [¹] onlara «— İşte istediğiniz azap budur, neye tasalanıyorsunuz?» denecek.
[1] Veya suratları ekşiyecek.
De ki Allah; beni ve benimle olan mü/minleri helâk etse yahut bize merhamet edip ecellerimizi tehir etse siz kâfirleri dertli azaptan kim kurtarabilir? [²] söyleyin bakalım.
[2] Yâni biz ölsek de kalsak da sizi azaptan kurtaracak yoktur. Bizim ölmemizi beklemeniz size hiçbir fayda vermez. Siz yalnız tevhit ile kurtulacaksınız.
De ki O, esirgeyen, bütün nimetleri verendir, biz O/na inandık, O/na güvendik, aşikâr bir sapıklıkta bulunanın kim olduğunu yakında bileceksiniz.
Ne dersiniz? Şayet suyunuz yetişemeyeceğiniz derecede derine çekilse [³] size kim akar [⁴] su getirebilir.
[3] Bütün bütün çekilse.[4] Veya görünür.