68. Kalem Suresi Meali

Nûn. Kalem [⁶] ve yazdıkları şeyler hakkı için,
Sen Rabbinin nimeti sayesinde divane olamazsın.
Senin için ardı arası kesilmeyen [⁷] mükâfat vardır.
Şüphe yok ki sen ahlâkça en yüksek mertebedesin.
5, 6. Yakında hanginizin, divaneliğe uğradığını [⁸] göreceksin, onlar da görecekler.
5, 6. Yakında hanginizin, divaneliğe uğradığını [⁸] göreceksin, onlar da görecekler.
Çünkü Rabbin, kendi yolundan şaşanları daha iyi bildiği gibi doğru yolda bulunanları da daha iyi bilir [⁹].
Kur/an/ı yalan sayana itaat etme.
Onlar temenni ederler ki, sen kendilerine yumuşaklık gösteresin de kendileri de sana yumuşaklık göstersinler [¹⁰].
10, 11. Yemin eden, Tanrı yanında düşkün, ayıp araştıran, kovuculukla söz gezdiren,
10, 11. Yemin eden, Tanrı yanında düşkün, ayıp araştıran, kovuculukla söz gezdiren,
Nâs/ı hayırdan alıkoyan [¹¹], hukuka tecavüz eyleyen, günaha dadanan,
Bununla beraber kaba ve soysuz olan herhangi bir kimseye,
Mal ve evlât sahibi olması yüzünden, itaat etme.
Ona âyetlerimiz okununca o, «— Bunlar eskilerin masallarıdır» der.
Biz onun burnunu damgalayacağız [¹].
Biz, onları, bahçelerinin hasılatını sabah vakti fukaranın haberi yokken devşirmeye yemin eden bahçe sahiplerini sınadığımız gibi sınadık [²].
Bunlar «İnşaallah» dememişlerdi [³].
Kendileri uykudayken Rabbin tarafından bahçeyi bir felâket kapladı [⁴].
Bahçe simsiyah bir harabezâra [⁵] döndü.
Sabaha karşı birbirlerini şöyle çağırdılar:
Meyve düşürecekseniz, haydi erken ekininize gidin [⁶].
Onlar yola düştüler. Birbirlerine gizlice diyorlardı:
Bugün hiçbir yoksul bostanımıza girmesin.
Yoksullara bir şey vermemeye güçleri yeter za/mıyle erken gittiler.
Bahçeyi harap olmuş görünce tereddüde düşerek «— Yolu şaşırmışız,
Öyle değil, mahrum kalmışız» dediler.
Onların en akıllıları [⁷] ben, size tespih etmeliydiniz [⁸] demedim miydi? dedi.
Onlar, «— Rabbimiz zulümden tamamıyle münezzehtir [⁹], bizler öz nefsimize zulmettik, dediler.
Birbirlerini kınamaya koyuldular.
Eyvah bize! Biz azmıştık,
Umarız ki Rabbimiz tövbemizi kabulle onun yerine daha iyisini verir, çünkü biz Rabbimizin lütuf ve inayetini arzu ederiz» dediler.
İşte dünyada azap böyleydi. Âhiret azabıyse daha büyüktür. Ne olaydı da onu bilseydiler!
Sakınanlar için Rableri yanında halis nimet Cennetleri vardır.
Biz âhirette Müslümanları, günahkârlar gibi mi tutacağız?
Size ne oldu? Nasıl böyle hükmediyorsunuz?
Sizin, nâzil olmuş bir Kitabınız mı vardır ki? Orada bunları okuyorsunuz [¹⁰],
Orada ihtiyar edeceğiniz bir şeyi görüyorsunuz [¹¹].
Yahut hükmedip istedikleriniz şeylerin sizin olacağına dair, kıyamet gününe kadar uzayacak bizden alınmış bir ant mı var?
Onlardan hangisinin bu hükme mütekeffil olduğunu kendilerinden sor.
Yoksa onların ortakları mı vardır [¹²]? O halde sözlerinde gerçekseler ortaklarını getirsinler.
O gün, bacaklar çimrenir [¹³] onlar secdeye dâvet olunacaklar.
Fakat gözleri kararır, kendilerini zillet bürür bir halde secdeye güçleri yetmeyecek. Halbuki onlar selâmetteyken secdeye dâvet olunmuşlardı [¹].
Bu sözü [²] yalan sayanları, sen bana bırak. Biz, onları anlamayacakları bir yolda azar azar azaba yaklaştıracağız.
Onlara dünyada mühlet veriyorum. Onların bu hallerine karşı ukubetim takat getirilemeyecek derecede şiddetlidir.
Yoksa sen onlardan ücret istiyorsun da onlar borçtan dolayı ağır bir yük altında mı kalıyorlar? Bunun için mi iman etmiyorlar?
Yahut onlar gayıpları biliyorlar da hükümlerini ondan mı alıp yazıyorlar?
Artık Rabbinin hükmüne sabır göster [³], balık sahibi Yunus gibi olma. Hani o, pek öfkeli bir halde Allah/a niyaz etmişti.
Rabbinden bir nimet ve inayet ona yetişmeseydi yerinecek bir halde sahraya atılacaktı.
Fakat tövbe etmekle Rabbi onu seçip ayırdı, salihlerden kıldı.
Kâfirler Kur/an/ı işittiklerinde sana gözleriyle yiyecek gibi [⁴] bakarlar. Üstelik «—Divanedir» de derler.
Halbuki Kur/an ancak cihana bir öğüttür.