Biri kâfirlere vâki olacak azabı sordu [⁹].
[8] Mekke'de nâzil olmuş (44) âyettir.[9] Sualler istihza tarikiyledir. Veya azaplarını istical için peygamberimizdir. Bu halde mânâ şöyle olur: Peygamber kâfirlere vâki olacak azabı istedi.
O azabı kâfirlerden defedecek yoktur,
O azap, onlara çıkılacak yerlere [¹⁰] sahip olan Allah/tandır.
[10] Göklere, Cennetlere, Cennet köşklerine.
Melekler, hususan ruh ona [¹¹] müddeti elli bin yıl olan bir günde çıkarlar.
[11] Nezd-i Bâri'ye veya göğe, arş'a, Sidre'ye.
Artık eza ve istihzaya karşı telâşsız katlan.
Kâfirler o günü uzak görürler,
Ama biz onu yakın görürüz.
O gün, gök erimiş bakır gibi olacak,
Dağlar atılmış renkli yün gibi parça parça olacak.
O gün candan dost, candan dostunun halini soramayacak [¹²].
[12] Herkes can cana, baş başa olacak, kimse kimsenin hâlini soramayacak.
Onlara birbirleri gösterilecek, günahkâr olan kâfir o günün azabından kurtulmak için, çoluğunu, çocuğunu,
Felâkete karşı koruyan soyunu, sopunu,
Yeryüzünde bulunan bütün mahlûkatı feda etmeyi, sonra da kurtulmasını özleyecek, (fakat kurtulması ne uzak!)
Yok yok, kurtulamayacaklar, Cehennem ateşi, alevlidir,
Hak/tan yüz çeviren, ta/atten dönen,
Malı toplayıp yığan kimseleri kendine çeker.
Şüphesiz ki insan dar gönüllü ve hırslı yaratılmıştır.
Ona bir sıkıntı dokunsa çığlık koparır,
İyilik dokunsa cimri kesilir.
22, 23. Namaz kılanlar ki —namazlarına devam edenlerdir— başka.
22, 23. Namaz kılanlar ki —namazlarına devam edenlerdir— başka.
24, 25. Dilenen, malı kalmayan fakirler için mallarında malûm ve muayyen bir hak ve nasip bulunan kimselerle,
24, 25. Dilenen, malı kalmayan fakirler için mallarında malûm ve muayyen bir hak ve nasip bulunan kimselerle,
Ceza gününün vuku bulacağına inananlar,
Ve Rablerinin azabından telâş içinde kalanlar da başka.
Rablerinin azabından emin olmasınlar [¹].
[1] Yâni ne kadar ta'atkâr olsalar Rablerinin azabından emin olmak lâyık değildir.
29, 30. Karılarından ve halayıklarından başkalarına karşı utanacak yerlerini saklayanlar da başka. Onlara yaklaşmak için kınanmazlar.
29, 30. Karılarından ve halayıklarından başkalarına karşı utanacak yerlerini saklayanlar da başka. Onlara yaklaşmak için kınanmazlar.
Ondan ötesini araştıranlar, aşırı derecede haddi geçmiş olurlar.
Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler,
Ve şehadetlerini olduğu gibi ifa edenler,
Namazlarını da lâyıkıyle muhafaza eyleyenler de başka.
İşte bunlar uçmaklarda (Cennetlerde) ağırlanacak kimselerdir.
Kâfirlere ne oluyor da sana doğru sür/atle geliyorlar?
Ve sağında, solunda halka oluyorlar? [²].
[2] Sözüne kulak veriyorlar, mü'minlerle eğleniyorlar.
Onlardan her biri mü/minler gibi halis nimetli Cennete sokulacaklarını umuyor, öyle mi?
Yok yok, ummasınlar! Biz, onları bildikleri şeyden yarattık [³].
[3] Yâni onları dökülmüş bir sudan yarattık. Bu iş Cennetle münasebettar değildir.
40, 41. Gün doğan ve batan yerlerin hepsinin Rabbine yemin ederim ki bizim onları daha iyi bir mahlûkla tebdil etmeye [¹] gücümüz yeter, önümüze de kimse geçemez.
[1] Onları helak edip yerlerine başkalarını getirmeye.
40, 41. Gün doğan ve batan yerlerin hepsinin Rabbine yemin ederim ki bizim onları daha iyi bir mahlûkla tebdil etmeye [¹] gücümüz yeter, önümüze de kimse geçemez.
[1] Onları helak edip yerlerine başkalarını getirmeye.
Artık onları kendi hallerine bırak. Vaadolundukları azap günlerine kavuşuncaya kadar beyhude şeylere dalsınlar, eğlenip oynasınlar.
O gün, sanki dikili putlarına [²] koşup gidiyorlarmış gibi kabirlerinden çabuk çabuk çıkacaklar,
[2] Yahut dikili bayraklarına.
Gözleri kararacak ve kendilerini zillet bürüyecek. Onlara vaadolunan azap günü işte o gündür.