Peyderpey esen rüzgârlar hakkı için,
[3] Mekke'de nâzil olmuş, (50) âyettir.
Şiddetli esen fırtınalar hakkı için,
Yağmurları yayan rüzgârlar hakkı için,
Bulutları birbirinden ayıran rüzgârlar hakkı için,
Vahyi ümmetlere telkin eden peygamberler hakkı için [⁴],
[4] Veya birbiri ardınca gönderilmiş melekler hakkı için; sertlik gösteren melekler hakkı için, kütüp ve şerayii lâyıkıyle neşreden melekler hakkı için, hak ve bâtılı ayıran melekler hakkı için Kur'an'ı peygamberlere ilka eyleyen melekler hakkı için Veya peyderpey nâzil olan, habis kalblere nurunu vermeyen, hidayet nurunu neşreden, hak ile bâtılı ayıran, mü'minlerin kalbine nasihat ilka eden âyetler hakkı için.
Bunlar, ya özür dilemek veya korkutmak içindir [⁵].
[5] Yani âyetler tövbe edip itizar edenler hakkında rahmet, inatçılar hakkında Allah azabıyle tahvif içindir.
Kıyamet hakkında size vaadedilen şeyler elbette olacaktır.
Yıldızların ışığı söndüğü zaman,
Gök yarıldığı zaman [⁶]
[6] Veya havanın eczası dağıldığı zaman, yâni hiçbir zihayatın hayatta kalamayacağı zaman.
Dağlar parça parça savurulduğu zaman,
Peygamberler ümmetlerine şehadet için muayyen vakitte toplandıkları zaman kıyamet kopar [⁷].
[7] Veya o gün, yıldızın ışığı söner, gök yarılır, dağlar parça parça olur. Peygamberler de toplanırlar.
Bunlar, hangi gün için geciktirildiler,
Hak ile bâtılın ayrılacağı gün.
Bu ayrılacak gün nedir? Bilir misiniz?
O gün kıyamet günü yalandır diyenlerin vay haline!
Evvelce gelenleri biz helâk etmedik mi?
Sonra gelen kâfirleri de onların ardına koruz.
Günahkârlar hakkında işte böyle yaparız.
O gün bu âyetlerimize yalandır diyenlerin vay haline!
Biz sizi âdi bir damla sudan yaratmadık mı?
21, 22. Hemen onu muayyen bir vakte kadar duracak sağlam bir yerde tuttuk, onu kudretimizle yaptık [¹].
[1] Veya ölçüye göre yaptık.
21, 22. Hemen onu muayyen bir vakte kadar duracak sağlam bir yerde tuttuk, onu kudretimizle yaptık [¹].
[1] Veya ölçüye göre yaptık.
O gün bu kudretimize yalan diyenlerin vay haline!
25, 26. Yeri, diriler ve ölüler için içtimagâh kılmadık mı?
25, 26. Yeri, diriler ve ölüler için içtimagâh kılmadık mı?
Orada muhkem, ulu ve yüce dağlar vücude getirdik. Size tatlı sular içirdik.
O gün, bu nimetleri yalan sayanların vay haline!
Dünyada yalan dediğiniz azaba gidiniz.
Cehennem dumanının üç kola ayrılmış gölgesine gidiniz.
O, size gölgelik olmaz, sizi alevden korumaz.
Ateş, köşk gibi kıvılcımlar [²] saçar.
[2] Yüksek, büyük kıvılcımlar.
O kıvılcımlar gûya ki sarı develerdir [³].
[3] Arapların anlamaları için ateş köşklere, sarı develere teşbih olunuyor.
O gün bunu yalan sayanların vay haline!
Bu, öyle bir gün ki onlar söz söyleyemeyecekler.
Kendilerine özür gösterebilmeleri için izin de verilmeyecek.
O gün, bunları yalan sayanların vay haline!
Bu, hak ile bâtılın ayrıldığı gündür ki sizi ve evvelki geçenleri tamamen bugün toplarız.
Dünyada yaptığınız gibi bugün kurtulmak için bir hileniz varsa hemen yapınız.
O gün, azaptan kurtulmaya çare bulamayıp yalan sayanların vay haline!
Sakınanlar yok mu, onlar gölgelerde rahat içinde ve pınar başlarında eğlenceler içindedir.
Arzu ettikleri meyveleri de hazır bulurlar.
Onlara «— Dünyada yaptığınız işin mükâfatı olarak afiyetle yeyin, için» denecek.
Biz iyilik edenlere işte böyle mükâfat veririz.
O gün, bu nimetleri yalan sayanların vay haline!
(Ey yalan sayanlar!) Dünyada biraz yeyin, için, zevk ve safa edin. Siz günahkârsınız.
O gün, nefislerini azaba atıp yalan sayanların vay haline!
Onlara iman ediniz de, namaz kılınız denildiği zaman onlar namaz kılmazlar.
O gün, imana gelmeyip yalan sayanların vay haline!
Bundan sonra onlar hangi söze inanırlar? [⁴]
[4] Onlar bu Kur'an'a iman etmedikten sonra hangi Kitab-ı İlâhiye inanırlar? Yani hiçbirine inanmazlar.