Kâf! Dinle, ey insanoğlu! İşte böyle harflerden meydana gelen fakat bütün insanların bir benzerini yapmakta acze düştükleri eşsiz bir mucize olan şanlı Kur’an’a yemin olsun ki, hepiniz öldükten sonra yeniden diriltilecek ve büyük mahkemede yargılanacaksınız!
Mekke döneminin dördüncü yılında, Mürselat sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, ilk ayetinin başındaki “Kâf” harfinden almıştır. 45 ayettir.
Fakat hakîkati inkâr edenler, içlerinden kendileri gibi beşeri özelliklere sahip bir uyarıcının onlara gelip bu gerçeği bildirmesine şaştılar da, “Bu gerçekten tuhaf bir şey!” dediler. Ve eklediler:
“Biz ölüp toza toprağa dönüştükten sonra mı yeniden diriltilecekmişiz? Bu, gerçekleşmesi imkânsız bir dönüştür!”
Oysa Biz, yeryüzünün onlardan her geçen gün neleri koparıp götürdüğünü gâyet iyi biliriz. Dolayısıyla, onların çürüyüp toprağa karışan bedenlerini, Mahşer Günü nasıl yeniden hayata kavuşturacağımızı da iyi biliriz. Zaten katımızda, her şeyi kaydeden bir kitap vardır.
Aslında her insan gibi, inkârcılar da bunun mümkün olduğunu pekâlâ yüreklerinde hissederler. Ne var ki onlar, hakîkat kendilerine iletildiğinde onu hiç düşünmeden yalanladılar; bu yüzden çelişkili bir tavır içindeler.Vicdanlarını rahatsız eden karmakarışık duygular içinde kıvranıp duruyor, her biri ötekini yalanlayan tutarsız iddialarla kendilerini ve halkı kandırmaya çalışıyorlar.
Peki onlar, üzerlerinde yükselen göğü nasıl mükemmel bir sistem şeklinde kurduğumuzu, parlak birer inci demeti gibi ışıldayan yıldızlarla onu nasıl süslediğimizi ve bu sistemin hiç aksamadan nasıl çalıştığını, yanionda en ufak bir kusur, bir düzensizlik, bir çatlak olmadığını görmüyorlar mı?
Yeryüzüne gelince, onu da yaşamaya elverişli biçimde yayıp döşedik, üzerine sapasağlam dağlar yerleştirdik ve orada rengârenk, çeşit çeşit güzelim bitkiler yetiştirdik.
Bütün bunları, hakîkate yönelen her kul için sonsuz ilim, kudret ve merhametimizi gözler önüne seren aydınlatıcı bir delil ve bir öğüt olması için yarattık. Ve yaratılış mûcizesi, her an gerçekleşmeye devam ediyor:
Biz, gökten bereketli yağmurlar indirdik ve onun sayesinde meyve dolu bağlar, bahçeler ve tahıl ürünleri olarak biçilecek taneler yeşerttik.
Ve salkım salkım meyveleri olan yüksek hurma ağaçları...
Tarafımızdan, bütün kullara armağan edilmiş geçim kaynağı olarak. Bakın; Biz bu yağmur sayesinde nasıl ölü toprağa hayat veriyorsak, ölümden sonraki yeniden diriliş de işte böyle gerçekleşecektir.Bu mûcizelerden ibret almayan günümüz inkârcıları, kendilerinden önceki toplumların başına gelenlerden de mi ders almıyorlar?
Nitekim, onlardan önce Nûh kavmi, Ress halkı ve Semud kavmi de ayetlerimi yalanlamıştı.
Ad kavmi, Mısır diktatörü Firavun ve Lut’un arkadaşları da.
Eyke halkı ve Tubba kavmi de... Evet, bunların hepsi kendilerine gönderilen Elçileri yalanlamıştı; bu yüzden tehdidim gerçekleşmiş ve hepsi helâk edilmişti.Âhireti inkâr edenler, şunu bir düşünsünler:
Biz daha zor görünen ilk yaratmadan yorulup acze mi düştük ki,son yaratmayı gerçekleştiremeyelim? Hayır; aslında onlar, Allah’ın sınırsız kudretini gözler önüne seren yaratılış mucizelerini gördükleri hâlde, arzu ve heveslerinin adâlet, fedâkârlık, erdemlilik gibi ahlâkî değerlerle sınırlanmasını istemediklerinden, yeni bir yaratılış konusunda hep kuşku içindedirler!
Andolsun ki, insanı Biz yarattık; arzu ve ihtirâslarının ona neler fısıldadığını da çok iyi biliriz. Çünkü Biz ona, şah damarından daha yakınız.Öyle ki:
Onun sağında ve solunda oturan iki görevli melek, yaptığı her şeyi kaydederken,
Ağzından bir tek kelime çıkmaz ki, yanında kendisini gözetleyen ve söylediklerini kaydeden bir tanık hazır bulunmasın!
Ve bu durum, hayat boyu böyle sürüp gider. Sonunda, ilâhî hikmet veadâlet gereğince, ölüm sarhoşluğu tüm gerçekliğiyle gelip çatar: “İşte, ey insan, bir ömür boyu kaçıp durduğun kaçınılmaz gerçek budur!” denilir.Daha sonra, kapkaranlık bir kâbuslar âlemi... Ve bir gün, telaşla yerinden fırlar:
Çünkü yeniden diriliş için Sura üflenmiştir! Bu, vaktiyle size vaad edilmiş olan büyük Gündür.
O Gün her insan, yanında meleklerden bir sevk memuru vebütün yapıp ettiklerini kaydeden bir tanık ile birlikte hesap vermek üzere Rabb’inin huzuruna gelecektir.
O zaman Allah, zalimlere şöyle buyuracak: “Ey insan! Sen bunlardan gaflet içindeydin. Hayatın boyunca, seni bekleyen bu akıbete karşı hep ilgisiz, umursamaz davrandın ve uyarılardan yüz çevirdin. Fakat şimdi,gerçekleri görmene engel olan perdeni gözlerinden kaldırdık; bugün artık bakışların keskindir. Dünyadayken aklınla, imanınla görmen gereken cennet, cehennem, mahşer gibi hakikatleri, şimdi bizzat gözlerinle göreceksin.”
Derken, kendisini bir gölge gibi takip eden beraberindeki görevli melek, “İşte, yanımdaki inkârcı, cehenneme atılmaya hazırdır!” diyecek.
Bunun üzerine Allah, “O hâlde!” diyecek, “Her inatçı kâfiri atın cehenneme!”
“İyiliğe engel olan, hak hukuk tanımayan, ilâhî adaletten şüphe duyan ve kalplere şüphe tohumları eken o zâlimleri!”
“Allah’ın yanı sıra başka ilâhlar edinen o kâfirleri! Atın, atın onları o çetin azâbın içine!”
Her inkârcı ateşe atılırken, kendisini sapıklığa sürükleyen arkadaşını suçlayacak. Bunun üzerine arkadaşı, “Ey Rabb’imiz!” diyecek, “Onu ben azdırmadım fakat kendisi zaten derin bir sapıklık içindeydi!”
Allah, “Ey günahkârlar! Benim huzurumda çekişmeyin!” buyuracak, “Çünkü zamanında, kitap ve elçi göndererek sizi uyarmıştım!”
“Boşuna feryat etmeyin, çünkü Benim katımda karar değiştirilmez; çünkü Ben, kullarıma haksızlık edecek değilim!”
O gün cehenneme, “Doldun mu?” diye soracağız fakat o, günahkârlara öfke ve şiddetinden, “Hayır; daha yok mu?” diyecek.İşte, inkâr edenlerin sonu budur! İman edenlere gelince:
O Gün cennet, dürüst ve erdemlice bir hayat sürmüş olan kimselere iyice yaklaştırılacaktır:
“İşte bu, size vaktiyle söz verilen cennettir; Allah’a gönül bağlayan, O’nun buyruklarını gözeten her kul için hazırlanmış bir cennet!”
“İnsan kavrayışının ötesinde olmasına rağmen, Rahmân olan Allah’a yürekten saygı duyan ve tertemiz bir kalple O’nun huzuruna gelenler için hazırlanmış muhteşem bir cennet!”
“Güvenlik ve esenlik içinde girin oraya! Bu gün, sonsuza dek sürecek olan ebedî hayat günüdür!”
Onlar orada, diledikleri her şeye kavuşacaklar ve ayrıca katımızda, dilediklerinden de fazlası vardır.Hal böyleyken, zâlimler inkârda hâlâ diretiyorlar. Oysa düşünmüyorlar mı ki;
Biz onlardan önce, kendilerinden çok daha güçlü nice toplumları yok etmiştik de, azâbımız başlarına çöküverince şehirlerde çil yavrusu gibi sağa sola kaçışmışlardı fakat azâbımızdan kurtulmaya imkân var mı!
Hiç kuşkusuz bu anlatılanlarda, duyarlılığını yitirmemiş bir kalbi olan ya da açık yüreklilikle bu mesaja kulak verebilen kimseler için önemli bir uyarı, bir öğüt vardır.Âhireti inkâr edenler, şunu bir kez daha düşünsünler:
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan Biziz ve Yahudilerin iddia ettiği gibi herhangi bir yorgunluk duymuş veya evreni yarattıktan sonra bir kenara çekilip mahlukâtı kendi kaderiyle baş başa bırakmış değiliz. Aksine, kâinâtın mutlak hâkimi olarak her an Egemenlik Tahtında oturmaktayız!
Öyleyse, Ey Müslüman, onların alay ve hakaret dolu sözlerine sabret; mücâdelende sana azık olmak üzere, güneşin doğuşundan önce sabah namazında ve batışından önce öğle ve ikindi namazlarında Rabb’ini övgüyle an!
Bir de, akşam, yatsı ve teheccüd namazlarını kılarak gecenin bir kısmında O’nun şânını yücelt ve secdelerin ardından duâ ve zikirlerle O’nu tesbih et!
Ey Müslüman! Hesap günü, ölüleri diriltmekle görevli İsrafil adındaki o çağırıcının yakın bir yerden, tâ yüreğinizin derinliklerinden sizi Rabb’inizin huzuruna çağıracağı o büyük Güne kulak ver!
O gün bütün insanlar, diriliş çığlığını gerçek şekliyle duyacaklar. İşte bu gün, kabirlerden çıkış günüdür!
Evet; hayat veren, öldüren ve tüm ölmüş bedenleri yeniden diriltecek olan Biziz ve hepinizin dönüşü,eninde sonunda Bize olacaktır.
O gün yeryüzü onların üstünden yarılıp parçalandığında, onlar mezarlarından fırlayıp süratle sağa sola kaçışacaklar. Derken, hesaba çekilmek üzere huzurumuzda toplanacaklar. Bu toplanma, bizim için çok kolay olacaktır.
Ey Peygamber! Biz onların bu uyarılar karşısında ne söyledikleri gâyet iyi biliyoruz. Üzülme, sen onlar üzerinde bir zorlayıcı değilsin.Senin görevin, onları zorla imana getirmek değildir. Sen ancak uyarabilirsin, fakat doğrudan doğruya Allah’ın kitabıyla: Öyleyse, uyarılarımdan korkanlara Kur’an ile öğüt ver!