Göklerde ve yerde bulunan bütün varlıklar, Mutlak Hükümran, Mukaddes, Sonsuz Kudret ve Hikmet Sahibi olan Allah’ın sınırsız kudret ve azametini övgüyle anıp yüceltmektedir. Şu muhteşem kâinat nizamı içerisinde yer alan her şey, kendisini yaratan Allahu Teâlâ’nın her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olduğunu haykırmakta, O’nun sonsuz ilim, kudret, merhamet, hikmet, iyilik, güzellik ve adâletini gözler önüne sermektedir. Eğer çevrenizdeki varlıklara ibret nazarıyla bakacak olursanız, her zerresinin Allah’ı zikrettiğini duyacak, göreceksiniz. İşte, Allah’ın sınırsız kudret ve hikmetinin bir tecellîsi olarak:
Medîne döneminin başlarında gönderilen bu sûre, adını Cuma namazını emreden dokuzuncu ayetinden almıştır. 11 ayettir.
O Allah ki, Kitap nedir iman nedir bilmeyen eğitimsiz bir topluma, kendi içlerinden öyle mübarek bir Peygamber gönderdi ki, hem onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, hem onları inkâr, cehâlet ve günah kirlerinden arındırıp tertemiz kılıyor, hem de kendilerine ilâhî Kitabı ve Kitaptaki hükümleri hayata uygulama bilgisi olan ve Peygamberin örnek yaşantısıyla ortaya konan hikmeti öğretiyor. Böylece, gönderdiği Kitap ve Elçi sayesinde bütün insanlığa yol gösterecek örnek bir toplum çıkarıyor. Hâlbuki onlar, kendilerine Elçi gönderilmeden önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Ve bu Elçiyi sadece Araplara değil, henüz onlara katılmamış olan fakat kıyâmete kadar iman kervanına katılmayı bekleyen yeryüzündeki her ırktan ve her renkten diğer bütün iman erlerine göndermiştir. Gerçekten O, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. Asla yersiz ve gereksiz hüküm vermez ve hükmüne asla karşı konulamaz.
İşte bu ilâhî rehberlik, Allah’ın insanlığa bir lütfudur ve onu, ilâhî nîmetlere nâil olmak isteyen ve bu yolda çaba gösterenlere bağışlar. Unutmayın; Allah, sonsuz lütuf sahibidir. Bu lütfa nâil olabilmek için, Allah’ın Kitabını düşünerek, anlayarak okumalı ve hayatın her alanını onun direktifleri doğrultusunda düzenlemelisiniz. Aksi hâlde, sizden önce bu sınavda başarısız olan Yahudilerle aynı âkıbeti paylaşmanız kaçınılmazdır:
Tevrat’ı uygulama ve bütün insanlığa ulaştırma görevi omuzlarına yüklendiği hâlde, onun yol göstericiliğinden faydalanamayan, öğretilerine uygun yaşamayan, böylece üstlendikleri sorumluluğu gereğigibi yerine getirmeyen Yahudilerin durumu, tıpkı ciltlerdolusu kitaplar taşıyan, fakat ne büyük bir hazine taşıdığının farkında bile olmayan eşeğin hâline benzer. Evet, gerek sözleriyle, gerek davranışlarıyla Allah’ın ayetlerini yalanlayan bir toplumun durumu ne kötüdür! Hiç kuşkusuz Allah, böyle zâlim bir toplumu asla doğru yola iletmez!
Ey Müslüman! Yahudilere ve onların öne sürdükleri iddialara benzer saplantı içinde olanlara de ki: “Ey Yahudiler ve Yahudileşmiş olanlar; eğer bütün insanlar arasında yalnızca kendinizin Allah’ın dostları ve ayrıcalıklı kulları olduğunu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda gerçekten samîmî iseniz, o zaman ölümü arzu etsenize! Madem Allah katında ayrıcalıklı bir yere sahip olduğunuzu iddia ediyorsunuz, o hâlde neden ölüm denilince ödünüz kopuyor? Hâlbuki Allah katında bu kadar değerli olduklarını iddia eden insanlar ölümden bu derece ürkmemelidirler.” (2. Bakara: 94)Oysa gerçek müminler, Allah adına söz söyleme cüretinde bulunmazlar, dolayısıyla ilâhî nîmetlerin sırf kendilerine özgü olduğunu iddia etmezler. Evet, cennete girmeyi kuvvetle ümit ederler, fakat bunun gereği olan dürüstlük ve samîmiyeti ortaya koymaktan geri kalmazlar; ölümü arzu etmezler, ama gerektiğinde seve seve ölüme koşmasını bilirler. Yahudilere gelince:
Onlar, elleriyle yaptıkları kötü işlerden dolayı âhirette azap çekeceklerini çok iyi bildiklerinden, hiçbir zaman ölümü arzu etmezler! Fakat korkunun ecele faydası yoktur: Allah, zâlimleri çok iyi biliyor ve hak ettikleri cezayı elbette verecektir! (2. Bakara: 95)
Onlara de ki: “Ne yaparsanız yapın, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm sizi eninde sonunda yakalayacaktır! Fakat ölünce her şey bitmeyecek; sonra da, gizli açık her şeyi bilen Rabb’inizin huzuruna çıkarılacaksınız ve O, bu dünyada yaptığınız her şeyi gözlerinizin önüne serecektir.
Ey iman edenler! Cuma günü ezan okunup namaza çağrıldığınız zaman, derhal işinizi gücünüzü bırakıp Allah’ı anmaya gelin! Eğer bilirseniz, bu sizin için her türlü dünyevî kazançtan daha iyidir.
Namaz bitince de, yeryüzüne dağılarak Allah’ın lütfundan rızkınızı aramaya devam edin ve Allah’ı sürekli hatırlayıp gündeme getirerek anın ki, dünyada ve âhirette kurtuluşa erebilesiniz.
Fakat ey Peygamber! Henüz beşerî zaaflarından kurtulamamış bazı müminler,dünyevî kazanç getiren bir ticaret veya ilgilerini çeken bir eğlence gördükleri zaman, hemen oraya akın ederek seni hutbe verirken öylece ayakta bıraktılar! Ama, yine de sen onlara sert ve kaba davranma, kendilerine güzelce nasihat ederek de ki: “Bakın ey insanlar;Allah katındaki ebedî nîmetler, her türlü eğlenceden vedünyevî kazançtan, ticaretten daha hayırlıdır. Öyleyse, kazancımız azalır endişesiyle Allah’ın emirlerini terk etmeyin! Unutmayın ki, Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır!”