86. Târık Suresi Meali

Düşün, ey insan: Şu uçsuz bucaksız gökyüzüne ve Târık’a andolsun!
Bilir misin, nedir bu Târık?
O Kur’an, inkâr ve cehâlet karanlıklarını delip geçen ve hakîkate susamış gönülleri iman ve nurlarıyla aydınlatan parlak bir yıldızdır.
Herkes üzerinde, mutlaka onu koruyan, denetleyen ve yaptıklarını bir bir kayda geçiren bir gözetleyicimelek vardır.Bunun için delil mi istersiniz?
O hâlde insan, hangi şeyden yaratıldığına bir baksın:
O, atılgan bir sudan yaratılmıştır.
Erkeğin omurgası ile kadının kaburga kemikleri arasından süzülüp çıkan ve uygun bir ortamda birleşip döllenen bir damla sudan.
İşte, insanı yoktan var eden Allah, elbette onu öldükten sonra yeniden hayata döndürüp hesaba çekmeye de kâdirdir! Bu ne zaman mı gerçekleşecek?
Büyük Mahkemenin kurulacağı ve kalplerde gizlenen bütün inançların, düşüncelerin, niyetlerin, sevgilerin ve kinlerin ortaya döküleceği Gün!
İşte o zaman, insan ne kadar çaresiz olduğunu anlayacak ve ne kendisini kurtaracak bir gücü olacak, ne de elinden tutacak bir yardımcısı!
O hâlde, yemin olsun, şaşmaz bir ölçü ve düzen içinde, her biri kendi yörüngesinde dönmekte olan gök cisimlerine! Ve suyun denizlerden buharlaşıp yükselerek bulutlara dönüştüğü, sonra yoğunlaşıp tekrar denizlere döndüğü muhteşem bir dolaşım sistemine sahip olan geri dönüşümlü göklere!
Ve topraktan başını çıkaran yemyeşil filizlerle lime lime çatlayan yeryüzüne ki,
Gerçekten bu Kur’an, her konuda son sözü söyleyen, en mükemmel hükümleri veren ve iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini birbirinden ayırt eden bir ilâhî sözdür!
Mesajı anlaşılmadan, üzerinde düşünülmeden, öylesine okunup geçilecek boş bir lâkırdı değildir!
Buna rağmen zâlimler, birtakım iftiralarla, sinsi propagandalarla zihinleri bulandırıp Kur’an’dan uzaklaştırmak amacıyla birtakım entrikalar düzenliyor, plânlar kuruyorlar.
Fakat siz hiç endişe etmeyin; Ben de bir plân kuruyorum! Hem de, kâfirlerin tuzaklarını başlarına geçirecek müthiş bir plân!
Öyleyse, ey Peygamber ve ey Müslüman! Rabb’inin hükmü gelinceye kadar, inkârcılara biraz süre tanı; ilâhî gazâb başlarına çökmeden önce, azıcık daha mühlet ver onlara!