Tâ Sîn!
Bunlar, açıklayıcı bir kitabın ve Kur’ân’ın âyetleridir.
Hidayet ve müjde olmak üzere Müminler’e!
Namaz’ı kılan, Zekât’ı veren, Âhiret’e kesin inananlara!
Şüphesiz ki, Âhiret’e inanmayanların amellerini onlara süsledik; bocalayıp duruyorlar.
İşte onlar için Azab’ın kötüsü vardır.
Âhiret’te de En Çok Hüsrana Düşecekler onlardır.
Sen, Kur’ân’ı elbette alîm hakîmin katından alıyorsun.
Hani, Musa ailesine dedi ki: -“Ben, bir ateş fark ettim.
Oradan size bir haber getireceğim yahut ısınmanız için bir ateş parçası getiririm”.
Oraya geldiğinde şöyle seslenildi:
-“Ateş’in içindeki kimseler ve etrafındaki kimseler mübarek kılınmıştır. Âlemler’in rabbi Allah sübhandır”.
-“Ey Musa! Gerçek şudur ki; Hakîm Azîz Allah benim!”.
“Değneğini at!”.
Derken, onu sanki bir yılan gibi kımıldıyor gördüğünde arka dönüp yüz çevirdi; sonunu izleyemedi.
-“Ey Musa! Korkma!
Benim katımda Gönderilmiş (Rasûl)ler korkmaz”.
“Ancak kim zulmetmiş, sonra kötülüğün ardından güzel bir şekilde değişmiş ise, gerçekten ben, rahîm gafûr’um”.
“Bir de elini koynuna sok! Firavun’a ve kavmine dokuz âyet içinde kötülük gayrısından bembeyaz çıksın!
Onlar, fâsık / yoldan çıkıp sapmış bir kavim oldular”.
Göz görecek şekilde onlara bizim âyetlerimiz geldiğinde: -“Bu açıkça bir sihir” dediler.
Zulmederek ve kibirlenerek onları bile bile inkâr ettiler. Oysa kendi nefisleri onlara kesin inandı.
Bir bak, Bozguncular’ın sonu nasıl oldu?
And olsun, Davud’a da, Süleyman’a da ilim verdik!
İkisi de dedi ki:
-“Bizi, Mümin kullarından çoğuna üstün kılan Allah’a Hamd olsun!”.
Süleyman, Davud’a mirasçı oldu.
Dedi ki:
-“Ey İnsanlar! Bize Kuşlar’ın dili öğretildi.
Bize her şeyden verildi.
Şüphesiz bu, elbette Açık Lütuf’tur”.
Bir de onun Kuşlar’dan, İnsanlar’dan ve Cinnler’den orduları, Süleyman için (bölük bölük) toplandı; artık dağılıyorlardı.
Sonunda KARINCALAR’ın vâdisine geldikleri zaman bir karınca dedi ki:
-“Ey Karıncalar! Yuvalarınıza girin!
Süleyman ve orduları, farkında olmadan sizi ezmesin!”.
Onun sözünden dolayı gülerek tebessüm etti; dedi ki:
-“Rabbim! Beni kuşat ki; bana ve ana-babama verdiğin nimetine şükredeyim, razı olacağın salih bir amel işleyeyim.
Beni rahmetinle Salih kullarının arasına kat!”.
Kuşlar’ı yoklama yaptı; dedi ki:
-“Ne oluyor, (İbibik Kuşu) Hüdhüd’ü göremiyorum?
Yoksa Kaybolanlar’dan mı oldu?”.
“Elbette ona şiddetli bir azap ederim veya onu keserim ya da bana açıkça bir sültan / belge getirir”.
Bekledi; çok geçmeden geldi. Dedi ki:
-“Kavramadığın bir şeyi kavradım.
Sana Sebe’den kesin doğru bir haber getirdim”.
-“Ben, orada kendisine her şeyden verilmiş olan, onlara melikelik / kralıçelik yapan bir kadın buldum. Onun çok büyük bir arş’ı / taht’ı da var.
Onu da, kavmini de, Allah’tan başka Güneş’e secde ediyorlar buldum.
Şeytan, onlara amellerini güzel göstermiş, onları Yol’dan saptırmış; bu yüzden doğru yolda gitmezler.
Ne gizliyorsanız, ne açığa vuruyorsanız bilen; Yer ve Gökler’de Saklı Olanlar’ı çıkaran Allah’a secde etmezler mi?
Kendisinden başka ilah olmayan Allah, Çok Büyük Arş’ın rabbidir.
Süleyman dedi ki:
-“Bakacağız; doğru mu söyledin, yoksa Yalancılar’dan mısın?”.
“Benim bu yazımı / mektubumu götür; onlara bırak!
Sonra onlardan geri çekil!
Bir bak; neye müracaat edecekler?”.
-“Ey İleri Gelenler! Bana, çok değerli bir yazı bırakıldı”.
“O, Süleyman’dandır.
O, şöyledir: ‘Rahîm Rahmân Allah’ın Adıyla’.
“Bana karşı üstünlük taslamayın! Teslim olmak üzere bana gelin!”.
-“Ey İleri Gelenler! Bu işimde bana görüş bildirin!
Siz katılmadıkça, bir işe kesin karar vermedim” dedi.
-“Biz, kuvvet sahipleriyiz, zorlu savaş gücü sahipleriyiz.
Emr / Yetki sana aittir. Yetkini kullanmana bak!” dediler.
Dedi ki:
-“Krallar, bir şehre girdiği zaman orayı fesada vererek bozdular.
Ahâlisinin izzetlilerini zillete düşürdüler.
Evet, böyle yaparlar”.
“Ben, onlara bir hediye göndereceğim.
Elçiler’in ne ile döneceklerine bakacağım?”.
Süleyman’a (elçi) geldiğinde dedi ki:
-“Beni mal ile destekliyorsunuz, öyle mi?
Allah’ın bana verdikleri, size verdiklerinden daha hayırlıdır. Aksine, siz hediyenizle övünüyorsunuz”.
“Onlara dön! Karşı koyamayacakları ordular ile onlara geliriz.
Onları oradan zillet içinde çıkarırız; küçük düşmüş olurlar”.
Dedi ki:
-“Ey İleri Gelenler! Teslim olmak üzere bana gelmeden önce onun tahtını hanginiz getirir?”.
Cinnler’den bir ıfrît:
-“Sen makamından kalkmadan önce sana onu ben getiririm.
Benim, buna karşı elbette güvenilir bir gücüm vardır” dedi.
Yanında Kitap’tan bilgi olan kimse: -“Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar sana onu ben getiririm” dedi.
Onu yanında yerleşmiş gördüğünde dedi ki:
-“Bu rabbimin lütfundandır.
‘Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü yapacağım’ diye beni deniyor.
Kim şükrederse, kendi nefsi için şükreder.
Kim de nankörlük ederse, benim rabbim, cömert zengindir”.
-“Onun tahtını kendisine tanınmaz hale getirin!
Bakalım, gerçeği fark edecek mi; yoksa doğruyu bulmayanlardan mı olacak?” dedi.
(Melike) geldiğinde:
-“Senin tahtın da bunun gibi mi?” denildi.
-“Sanki bu, odur!
Bize öncesinden Bilgi verildi. Biz teslim olduk” dedi.
Allah’tan başka tapıyor olduğu şeyler ona engel oldu.
O, inkâr eden bir kavimdendi.
Ona:
-“Köşk’e gir!” denildi. Orayı gördüğünde onu derin bir su sandı. Islanmasın diye (paçasını, eteğini) kıvırıp sıvadı.
(Süleyman):
-“Bu, saydam camdan parlatılmış bir köşktür” dedi.
O (Melike):
-“Rabbim! Ben, kendi nefsime zulmettim. Âlemler’in rabbi Allah’a Süleyman ile birlikte teslim oldum” dedi.
And olsun, Allah’a kulluk etsinler diye Semûd’e kardeşleri Salih’i rasûl gönderdik.
Onlar birbiriyle çekişen iki gruptu.
Salih:
-“Ey kavmim! Niçin İyilik-Güzellik’ten önce Kötülüğü acele istiyorsunuz?
Ne olur, Allah’tan bağışlanma dileseniz!
Umulur ki merhamet edilirsiniz” dedi.
-“Sen ve seninle birlikte olan kimseler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler.
-“Uğursuzluğunuz Allah katındadır.
Siz sınanan bir kavimsiniz” dedi.
Yeryüzü’nde / Ülke’de bozgunculuk çıkaran, düzeltmeyen “çetenin dokuzu” Şehir’deydi.
Allah adına yeminleşerek: -“And olsun, ona ve ehline / ailesine bir gece baskını yapalım! Sonra veliyysine: -‘Onun ehlinin helâkine tanık olmadık. Biz, elbette doğru söyleyenler’iz’ diyelim!” dediler.
Bir tuzak kurdular, biz de bir tuzak kurduk. Onlar farkında olmaz.
Bir bak, tuzaklarının sonu nasıl oldu?
Biz, topluca onları ve kavimlerini yerle bir ettik.
İşte zulmettikleri için bomboş haliyle evleri!
Bilecek bir kavim için bunda elbette âyet vardır.
İman edenleri ve sakınıp korunmakta olanları kurtardık.
Lût’u da (rasûl gönderdik).
Hani, kavmine dedi ki:
-“Siz özen gösteriyorken, Fuhuş’a geliyorsunuz ha?”.
“Siz, Kadınlar’ı bırakıp şehvetle Adamlar’a geliyorsunuz, öyle mi?
Aksine siz câhillik yapan / ne yaptığını bilmeyen bir kavimsiniz”.
Kavminin cevabı sadece şöyle demek oldu:
-“Lût’un ailesini şehrinizden çıkarın! Onlar, temiz kalmak isteyen insanlar!”.
Derken, onu ve ehlini / ailesini kurtardık, karısından başka!
Onun Geride Kalanlar’dan olmasını takdir ettik.
Onların üzerine yağmur yağdırdık.
Uyarılanlar’ın yağmuru ne kötü oldu!
De ki:
-“Allah’a Hamd olsun!
O’nun süzerek seçtiği kullarına selâm olsun!
Allah mı hayırlıdır; yoksa şirk koşacakları şeyler mi?”.
“Bu durumda Yer’i ve Gökler’i kim yarattı, sizin için Gök’ten su indirdi?
Derken, o suyla güzellik’li / özellikli bahçeler bitirip yetiştirdik.
Onların ağacını bitirmeniz sizin için mümkün değildi”.
“Allah ile birlikte bir ilah mı var?
Aksine, onlar (Allah’a) denk tutan bir kavimdir”.
“Peki, kim Yeryüzü’nü bir durak yaptı, onun aralarında Irmaklar akıttı, orası için oturaklı dağlar yerleştirdi, İki Deniz’in arasına bir engel / perde koydu?
Allah ile birlikte bir ilah mı var?
Aksine, onların çoğu bilmez”.
“Bu durumda ona dua ettiği / yalvardığı zaman, kim Darda-Zorda Kalmış’a icabet ediyor, Kötülüğü gideriyor, sizi Yeryüzü’nün halifeleri yapıyor?
Allah ile birlikte bir ilah mı var?
Çok az düşünüyorsunuz”.
“Peki, Kara’nın ve Deniz’in karanlıklarında size kim yol gösteriyor?
Kim rahmetinin önünde bir müjde olarak Rüzgâr’ı gönderiyor?
Allah ile birlikte bir ilah mı var?
Allah şirk koşacakları şeylerden uzaktır / çok yücedir”.
“Bu durumda kim Yaratma’yı ilk başlatıyor; sonra yineliyor?
Kim sizi Yer’den ve Gök’ten rızıklandırıyor?
Allah ile birlikte bir ilah mı var?”.
De ki:
-“Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, bürhanınızı / kanıtınızı getirin!”.
De ki:
-“Allah’tan başka Yer ve Gökler’deki kimseler Gayb’ı bilmez.
Ne zaman yeniden diriltileceklerdir, bilincinde olmuyorlar”.
“Aksine, onlara Âhiret hakkında ard arda bilgi verildi.
Buna rağmen onlar şüphe içindedir.
Üstelik ona karşı kördürler”.
İnkâr etmiş olanlar dedi ki:
-“Biz ve atalarımız toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi çıkarılacağız?”.
“And olsun, bu bize de, daha önceki atalarımıza da vaad edildi!
Bu, Öncekiler’in hikâyelerinden başkası değil”.
De ki:
-“Yeryüzü’nde gezin, bir bakın, Günah / Suç İşleyenler’in sonu nasıl oldu?”.
Onlara üzülme; tuzak kuracaklarından sıkıntı / endişe içinde olma!
-“Doğru söyleyen / sadık idiyseniz, bu vaad ne zaman?” diyorlar.
De ki:
-“Acele istediklerinizin bir kısmının peşinizde bulunması olasıdır”.
Senin rabbin, İnsanlar’a elbette lütuf sahibidir; ama onların çoğu şükretmez.
Onların göğüsleri ne saklıyor, ne açığa vuruyor, senin rabbin elbette biliyor.
Yer ve Gök’te ne kadar gâibe / gizli şey varsa, ancak açıkça bir kitaptadır.
Bu Kur’ân, ihtilaf ettiklerinin çoğunu İsrail’in oğullarına kıssa olarak anlatıyor.
O, Müminler için elbette hidayet ve rahmettir.
Senin rabbin, hükmünü onların arasında gerçekleştirir.
Alîm Azîz de O’dur.
Allah’a tevekkül et!
Sen, Açıkça Hakk / Gerçek / Hakikat üzerindesin.
Sen, Ölüler’e işittiremezsin.
Arka dönüp yüz çevirdikleri zaman Sağırlar’a Çağrı’yı duyuramazsın.
Sen, şaşkınlıklarından dolayı Körler’in yol göstericisi de değilsin.
Ancak âyetlerimize iman edip teslim olmuş kimselere işittirebilirsin.
Söz onların aleyhine vâki’ olduğu zaman onlarla konuşan, onlar için Yer’den hareketli (dâbbe) çıkardık.
Yine de İnsanlar, bizim âyetlerimize kesin inanmıyorlardı.
Âyetlerimizi yalanlayan kimselerden gruplar halinde her ümmetten bir araya toplayacağımız gün onlar birlikte tutulur / tutuklanır.
Nihayet geldikleri zaman dedi ki: -“Bilgi bakımından kavramadığınız halde benim âyetlerimi yalanladınız, öyle mi?
Öyle değilse, peki, ne işliyordunuz?”.
Zulmettikleri sebebiyle Söz onların aleyhine vâki’ olduğu zaman onlar konuşmaz / nutku tutulur.
Görmeyi sağlayıcı olarak Gündüz’ü ve sükûn bulmaları / dinlenmeleri için Gece’yi yaptığımızı görmediler mi?
İnanacak bir kavim için bunda elbette âyetler vardır.
Sûr’a üfürüleceği gün, Allah’ın dilediği kimseler dışında, Gökler’deki kimseler ve Yer’deki kimseler şiddetli bir korku ile ürperdi.
Hepsi, O’na boynu bükük olarak geldiler.
Dağlar’ı görürsün ki; onları donmuş sabit sayarsın.
Oysa her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın san’atı olarak Bulutlar’ın geçişi gibi onlar da geçer.
O, ne yapıyorsanız haberlidir.
Kim İyilik ile gelirse, ona ondan daha hayırlısı vardır.
Onlar o zaman şiddetli korkudan güvende olacaklardır.
Kim Kötülük ile gelirse, Ateş’e yüzleri üstü atılmıştır.
İşliyor olduğunuz şeylerden başka karşılık bulur musunuz?
-“Doğrusu kulluk etmekle emredildim, hürmetli kıldığı bu Belde’nin rabbine!
Herşey O’nundur.
Müslümanlar’dan olmakla da emredildim.
Kur’ân okumakla da (emredildim).
Kim hidayete erdiyse, kendi nefsi için erer.
Kim de saptıysa, de ki:
-“Doğrusu ben, bir uyarıcıyım”.
Ayrıca de ki: -“Hamd olsun Allah’a!
Âyetlerini size gösterecek; onları tanıyacaksınız.
Ne işliyorsanız, senin rabbin gâfil değildir”.