38. Sâd Suresi Meali

SÂD! Zikir’li Kur’ân’a yemin olsun!
Aksine, inkâr edenler izzet (kibir) ve ayrılıklar içindedir.
Onlardan önce nice kuşakları helâk ettik. Derken, feryat ettiler; hâlbuki kaçıp kurtulma vakti değildi.
Onlara kendilerinden bir uyarıcı geldiğine şaştılar. Kâfirler dedi ki: -“Bu yalancı bir sihirbaz!”.
“İlahlar’ı tek bir ilah mı yapmış? Bu, elbette acayip bir şey!”.
Onlardan İleri Gelenler yollara düştü: -“Yürüyün! İlahlarınıza bağlılıkta sabır gösterin! Sebat edin! Bu, elbette istenen bir şey!”.
“Son Millet / Din içinde bunu işitmedik. Bu ancak yeni bir icât!”.
“Aramızdan, Zikir ona mı indirilmiş?”. Aksine, onlar benim zikrimden şüphe içindedir. Henüz benim azabımı tatmadılar.
Yoksa Karşılıksız Veren / Vehhâb Azîz rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa Yer’in, Gökler’in, ikisi arasındakilerin mülkü / yönetimi onların mı? Öyleyse, Sebepler içinde irtikab etsinler / yönetsinler!
İşte burada, Hızipler / Partiler’den bozguna uğramış bir ordu!
Onlardan önce Nûh’un kavmi, Âd ve Piramit’li Firavun yalanladı.
Eyke arkadaşları da, Lût’un kavmi de, Semûd da! İşte onlar, Hızipler’dir / Partiler’dir.
Hepsi Rasûller’i sadece yalanladı; benim azabımı hak ettiler.
Bir an bile gecikmesi olmayan bir tek sayha / yüksek sesten başka beklemiyorlar.
-“Rabbimiz! Bize bizim hesabımızı Hesap günü’nden önce acele kes!” dediler.
Söylediklerine karşı sabırlı ol! Güç’lü / Dirayetli kulumuz Davud’u da an! Şüphesiz o, (Allah’a) yönelmiş biridir.
Biz, onunla birlikte Gündoğumları’yla ve Akşamleyin tesbih eden Dağlar’ı emrine verdik.
Kümelenmiş olarak Kuşlar’ı da! Hepsi onun için yönelmişlerdir.
Onun mülkünü / iktidarını güçlendirdik. Ona “İkna Ederek Sorun Çözme Yeteneği” ve “Hikmet” verdik.
Sana Davacılar’ın olayı geldi mi? Hani, Mihrâb’a tırmanıp çıktılar.
Davud’un yanına girdiler. Bu yüzden Davut da onlardan korktu. Dediler ki: -“Korkma! Birbirimize haksızlık etmiş iki dâvâcı’yız. Şimdi Hakk’a uygun şekilde aramızda hüküm ver! Hakk’tan ayrılıp sapma! Bizi Yol’un düzüne çıkar!”.
-“Bu, benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. ‘Onu bana ver!’ dedi. Konuşma’da bana üstün geldi”.
Davud: -“Senin bir koyununu kendi koyunlarına istemekle sana kesinlikle haksızlık etmiştir. Zaten Karıştıranlar’ın çoğu, birbirinin hakkına tecavüz eder. Ancak, iman eden ve Salih Ameller işleyenler başka! Onlar ne kadar da az!”. Davud kendisini denediğimizi düşündü. Rabbinden bağışlanma diledi. Rukü’ ederek (secdeye) kapandı; (Allah’a) yöneldi.
Derken bunu ona bağışladık. Onun için katımızda bir yakınlık ve akıbetin güzeli vardır.
-“Ey Davud! Biz, seni Arz’da / Ülke’de / Yeryüzü’nde halife kıldık. İnsanlar arasında Hakk ile hüküm ver! Hevâ’ya uyma! Yoksa Allah’ın yolundan seni saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar, Hesap günü’nü unuttukları sebebiyle onlar için şiddetli bir azap vardır”.
Yer’i, Göğü, ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Ateş’ten, inkâr edenlerin vay haline!
Yoksa iman eden ve Salih Ameller işleyenleri, Yeryüzü’ndeki Bozguncular gibi tutar mıyız? Yoksa Müttakîler’i Suçlu Arsızlar gibi tutar mıyız?
Sana indirdiğimiz kitap mübarektir; Duyular’ın sahipleri öğüt alsınlar, âyetlerini (enine boyuna) düşünsünler!
Davud’a Süleyman’ı hibe ettik. Ne güzel Kul! O, (Allah’a) yönelmiş biridir.
Hani, Akşamleyin ona Safkan Koşu Atları sunuldu.
Dedi ki: -“Ben, Mal’ın sevgisini rabbimin zikrinden kabul ettim. Tâ ki Örtü’ye büründü.
Onları bana bırakın!”. Bacaklar’ı ve Boyunlar’ı sıvazlamaya koyuldu.
And olsun, Süleyman’ı denedik; onun tahtına cesedi bıraktık / oturttuk. Sonra (Allah’a) yöneldi:
-“Rabbim! Beni bağışla! Bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk / iktidar / yönetim / hükümranlık hibe et! Sen, Karşılıksız Veren / Vehhâb’sın” dedi.
Derken, ona onun emriyle esen Rüzgâr’ı verdik. İstediği yerde / arzu ettiği zaman onun emri ile yumuşacık eserdi.
Şeytanlar’ı da, bina yapanların ve derine dalanların / dalgıçların hepsini de (ona verdik).
Zincirler’e vurulmuş diğerlerini de!
Bu bizim verişimizdir. İster karşılıksız ver; ister hesap dışı tut!
Bizim katımızda onun için akıbetin güzeli ve yakınlık vardır.
Kulumuz Eyyûb’ü da an! -“Doğrusu Şeytan bana bir azap ve yorgunlukla dokundu” diye rabbine seslendi.
-“Ayağınla yeri eşele! İşte yıkanacak ve içilecek serin (bir su)!”.
Duyular’ın sahipleri için hatırlatmalar ve bizden bir rahmet olmak üzere ona ailesini ve onunla birlikte bir mislini daha hibe ettik.
-“Eline bir demet al; onunla vur; yeminini bozma! Biz, onu sabırlı bulduk. Ne güzel Kul! O, (Allah’a) yönelmiş biridir.
Basiretli Gözler’in ve Çalışkan Eller’in sahibi kullarımız Yakub’u, İshak’ı ve İbrahim’i de an!
Biz, onları Gerçek Yurd’u hatırlatan ihlâslılar kıldık.
Onlar, katımızda Hayırlı Seçilmişler’dendir.
Zülkifl’i, Elyasa’yı, İsmail’i de an! Hepsi de Hayırlılar’dandır.
Bu bir öğüttür. Müttakîler / Sakınıp Korunanlar için elbette akıbetin güzeli vardır.
Onlar için, Kapılar’ı açılmış Adn cennetleri de (vardır).
Orada (koltuklarına) kurulmuşlar; birçok meyve ve içecek isterler.
Onların yanında Bakışlar öne eğik, yaşıt güzeller vardır.
Hesap günü için bu vaad edildiğiniz şeydir.
Gerçekten bu, hiç tükenmeyecek rızkımızdır.
Meâbın / geleceğin kötüsü de Azgınlar içindir. Bu ise,
Cehennem’dir; oraya atılacaklardır. Ne kötü Yatak’tır!
Bu, artık tatsınlar onu, kaynar sıcak su ve irindir!
Onun şeklinden diğeri çifte çiftedir.
Bu sizinle birlikte girecek bir gruptur. Onlara merhaba yok! Onlar, Ateş’e atıldılar.
-“Hayır, aksine siz! Merhaba yok size! Onu bize siz takdim ettiniz. Ne kötü Durak!” dediler.
-“Rabbimiz! Bunu bize kim takdim ettiyse, ona Ateş içinde kat kat azap artır!” dediler.
Bir de dediler ki: -“Bize ne oldu da, Kötüler’den saydığımız adamları burada görmüyoruz?”.
“Onlarla dalga geçerdik. Buna göre Gözler onlardan kaydı”.
Gerçekten bu, Ateş ehlinin çekişmeleri, elbette bir gerçektir.
De ki: -“Doğrusu ben, bir uyarıcıyım. Hiçbir ilah yoktur, Kahhâr / Çok Baskın Güçlü Bir Tek Allah’tan başka!”.
“Yer’in, Gökler’in, ikisi arasındakilerin Azîz Gaffâr rabbinden (başka)!”.
De ki: -“O çok büyük bir bildirimdir / haberdir".
"Siz ondan yüz çevirmektesiniz".
"Münakaşa ediyorlarken Mele’ ül-A’lâ / En Yüksek Kurul hakkında benim hiçbir bilgim olmadı".
"Bana vahyediliyor ki ben, sadece bir uyarıcıyım”.
Hani, senin rabbin Melekler’e dedi ki: -“Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım”.
“Onu düzenleyip şekillendirdiğim, ona benim rûhumdan üflediğim zaman onun için secdeye kapanın!”.
Topluca bütün Melekler secde etti.
Ancak İblîs başka! Kibirlendi / büyüklük tasladı; Kâfirler’den oldu.
-“Ey İblîs! Ellerimle yarattığıma secde etmekten seni ne engelledi? Büyüklenmek mi istedin; yoksa Ulular’dan mı oldun?” dedi.
-“Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın” dedi.
Dedi ki: -“Çık oradan! Sen, kovulmuş birisin”.
“Benim lanetim, Din günü’ne kadar senin üzerinedir”.
-“Rabbim! Yeniden diriltilecekleri güne kadar bana süre tanı!” dedi.
Dedi ki: -“Sen, Süre Verilenler’densin”.
“Bilinen Vakit’in günü’ne kadar!”.
Dedi ki: -“Senin izzet ve şerefine yemin olsun ki topluca onları azdırıp saptıracağım!”.
“Ancak onlardan senin İhlâslı kulların başka!”.
Dedi ki: -“Gerçek! Hem de Gerçeği söylüyorum”.
“Cehennem’i, topluca seninle ve onlardan sana uymuş kimselerle doldururum!”.
De ki: -“Buna karşı sizden hiçbir ücret / ödül istemiyorum. Ben Külfet / Yükümlülük Yükleyenler’den de değilim”.
Bu ancak Âlemler için bir zikirdir / öğüttür.
Bir süre sonra onun haberini elbette bileceksiniz.