Müşrikler’den ahid aldığınız kimselere Allah’tan ve O’nun rasûlünden bir uyarıdır:
Dört ay Yeryüzü’nde dolaşın!
Bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz.
Allah, Kâfirler’i rezil edecektir.
Hacc-ı Ekber / Büyük Hacc günü’nde İnsanlar’a, Allah’tan ve O’nun rasûlünden bir duyurudur ki Allah da, O’nun rasûlü de Müşrikler’den berî / öte / uzaktır.
Tevbe ettiyseniz, o sizin için hayırlıdır.
Yüz çevirdiyseniz, bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz.
İnkâr edenlere acıveren bir azabı müjdele!
Ancak, Müşrikler’den ahid aldığınız, sonra size bir eksiklik yapmamış, aleyhinize birilerine arka çıkmamış olanlar başka!
Andlaşmalarının sonuna kadar onlara süre tanıyın!
Allah, Müttakîler’i / Sakınıp Korunanlar’ı sever.
Haram Aylar (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) geçtiği zaman, bulduğunuz yerde Müşrikler’i öldürün!
Onları yakalayın, hapsedin!
Her gözetleme yerinde onlara pusu kurun!
Eğer tevbe ettiler, Namaz’ı kıldılar, Zekât’ı verdilerse, yollarını boşaltın / serbest bırakın!
Allah, rahîm gafûrdur.
Müşrikler’den birisi sana (eman ile) gelirse, Allah’ın kelamını / sözünü işitmesi için onu kabul et!
Sonra onu güvende olacağı yere ulaştır!
Bu, bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.
Mescid ül-Harâm’ın yanında andlaşma yaptıklarınız / söz aldıklarınız dışında Müşrikler için, Allah’ın katında ve O’nun rasûlünün katında bir andlaşma nasıl olur?
Onlar sizin için doğru oldukça, onlar için doğru olun!
Allah, Müttakîler’i / Sakınıp Korunanlar’ı sever.
Sizin aleyhinize gelişme olursa, sizin hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler, ne de andlaşma!
Nasıl da, sizi ağızlarıyla razı ediyorlar; kalbleri reddediyor!
Onların çoğu yoldan çıkıp sapmış / fâsıklardır.
Allah’ın âyetlerini az bir değere sattılar.
O’nun yolundan alıkoydular.
Onlar, ne kötü şeyler işliyorlardı!
Bir mümin hakkında ne akrabalık bağı gözetirler, ne de andlaşma!
İşte onlar Sınırı / Haddi Aşanlar’dır.
Eğer tevbe ettiler, Namaz’ı kıldılar, Zekât’ı verdiler ise, artık Din’de sizin kardeşlerinizdir.
Bilecek bir kavim için Âyetler’i ayrı ayrı açıklıyoruz.
Ahidlerinden sonra yeminlerini bozduklarında ve dininize dil uzattıklarında, Küfr’ün önderleri ile savaşın!
Onlar için yeminlerin önemi yoktur.
Umulur ki vazgeçerler.
İlk defa kendileri başlamış, yeminlerini bozmuş, Rasûl’ü sürgün etmeye azmetmiş bir kavim ile savaşmaz mısınız?
Onlardan çekiniyor musunuz?
Mümin iseniz, kendisinden çekinmeye Allah en layıktır.
Onlarla savaşın ki; Allah, onları sizin ellerinizle cezalandırsın, rezil etsin!
Onlara karşı size yardım etsin!
Mümin kavmin göğüslerine şifâ versin!
Kalblerinin öfkesini gidersin!
Allah, dileyeceği kimseye tevbe kabul eder.
Allah hakîm alîmdir.
Yoksa Allah sizden cihad edenleri de bilmeden, Allah’tan, O’nun rasûlünden ve Müminler’den başkasını sırdaş edinmemiş olanları da bilmeden bırakılırsınız diye mi hesap ettiniz?
Allah ne işliyorsanız haberlidir.
Allah’ın mescidlerini onarmak, kendi aleyhlerinde Küfür’e şahidler olarak Müşrikler’e düşmez.
İşte onların amelleri boşa gitmiştir.
Ateş’te sürekli kalacaklardır.
Allah’ın mescidlerini, Allah’a ve Âhir Gün’e inanan, Namaz’ı kılan, Zekât’ı veren, Allah’tan başkasından çekinmeyen kimseler onarır.
Onların Hidayete Ermişler’den olması umulur.
Hacılar’a su dağıtmayı ve Mescid ül-Harâm’ı onarmayı, Allah’a ve Âhir Gün’e iman eden, Allah yolunda (çalışıp) cihad eden kimseler gibi tuttunuz, öyle mi?
Allah’ın katında eşit olmazlar.
Allah, Zâlim Kavm’i hidayete eriştirmez.
İman eden, hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla (çalışıp) cihad edenler, Allah’ın katında derece bakımından en çok büyüktür.
İşte onlar Başarıya (Murada) Erecekler’dir.
Onlara rabb’leri, kendisinden bir rahmet, hoşnutluk ve onlar için tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeliyor.
İçinde ebedî kalacaklardır.
Allah katında, çok büyük bir ödül vardır.
Ey iman edenler!
İman’a karşılık İnkâr’ı tercih ettilerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliyy edinmeyin!
Sizden kim onları veliyy edinirse, işte onlar Zâlimler’dir.
De ki:
-“Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korkup çekindiğiniz ticaret, hoşnud olduğunuz konutlar, eğer size Allah’tan, O’nun rasûlünden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, Allah kendi emrini yerine getirene kadar / yerine getirmesi için gözleyin!
Yoldan Çıkıp Sapmış / Fâsık Kavm’i Allah hidayete eriştirmez”.
And olsun, Allah size birçok yerde yardım etti!
Huneyn günü’nde o an çokluğunuz, sizi hayrete düşürdü / gururlandırdı; derken bir şeye yaramadı.
Yeryüzü, geniş olmasına rağmen size dar geldi.
Sonunda arkanızı dönüp kaçtınız.
Sonra Allah, rasûlüne ve Müminler’e sekînetini / güvenini / huzurunu indirdi.
Görmediğiniz ordular da indirdi; inkâr edenlere azap etti.
İşte bu, Kâfirler’in cezasıdır.
Yine Allah, dileyeceği kimseye bunun ardından tevbe kabul ediyor.
Allah rahîm gafûrdur.
Ey iman edenler!
Müşrikler pisliktir; bu yıllarından sonra Mescid ül-Harâm’a yaklaşmasınlar!
Geçim derdinden korktuysanız, Allah sizi kendi lütfundan zenginleştirecektir, inşallah!
Allah, hakîm alîmdir.
Küçük düşmüş olarak elden Cizye ödeyene kadar, Kitap verilenlerden Allah’a ve Âhir Gün’e iman etmeyen, Allah’ın ve O’nun rasûlünün haram kıldığını haram saymayan, Hakk’ın Dini’ni din edinmeyenler ile savaşın!
Yahudîler dedi ki:
-“Üzeyir Allah’ın oğludur”.
Hristiyanlar da dedi ki:
-“Mesîh Allah’ın oğludur”.
Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür.
Allah onları kahretsin!
Nereden uydurup iftira atıyorlar?
Onların ahbârını / yahudî din adamlarını da, onların ruhbânını / hristiyan din adamlarını da, Meryem oğlu Mesîh’i de Allah’tan başka rabbler edindiler.
Oysa sadece bir tek ilaha kulluk etsinler diye emredildiler.
O’ndan başka ilah yoktur.
O şirk koşacakları şeylerden uzaktır / münezzehdir / sübhandır.
Ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar.
Kâfirler hoşlanmasa da, Allah kendi nûrunu tamamlamak istiyor.
Müşrikler hoşlanmasa da, bütünüyle Din üzerinde ona arka çıkması / onu desteklemesi için kendi rasûlünü Hakk’ın dini ve Hidayet ile gönderen O’dur.
Ey iman edenler!
Ahbâr’dan ve Ruhbân’dan çoğu, İnsanlar’ın mallarını bâtıl ile yerler; Allah’ın yolundan alıkoyarlar.
Allah yolunda harcamayan, Altın’ı ve Gümüş’ü biriktirenlere gelince; onlara, acıveren bir azabı müjdele!
Cehennem’in ateşinde üzeri ısıtılıp kızdırılacağı gün bunlarla (altın ve gümüşle) alınları, böğürleri ve sırtları dağlanır.
Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktiriyor olduğunuz şeyleri tadın!
Allah’ın katında ayların sayısı, Yer’i ve Gökler’i yarattığı günkü yazısına göre onikidir.
Bunlardan dördü haram aylardır.
Bu Geçerli / Gerçek Din’dir.
Bu aylarda kendinize zulmetmeyin!
Topluca sizinle savaştıkları gibi, topluca / seferber olarak Müşrikler’le savaşın!
Bilin ki Allah, Sakınıp Korunanlar’la / Müttakîler’le birliktedir.
Nesîe / “Haram ayların yerini değiştirmek”, İnkâr’da aşırılıktır.
İnkâr edenler onunla saptırılıyor.
Allah’ın haram kıldığının sayısına uydurmaları için onu bir yıl halâl sayıyor, bir yıl haram sayıyorlar.
Böylece Allah’ın haram kıldığı şeyleri halâl kılıyorlar.
Amellerinin kötüsü onlar için süslenip güzel gösterildi.
Kâfir Kavm’i Allah hidayete eriştirmez.
Ey iman edenler!
Sebep nedir ki; size: -“Allah yolunda savaşa / sefere katılın!” denildiği zaman Yer’e yığılıp kaldınız.
Âhiret’ten daha çok Dünya Hayatı’na razı oldunuz, öyle mi?
Oysa Âhiret’in içinde Dünya Hayatı’nın geçimliği ancak azdır.
Savaşa / sefere katılmazsanız, Allah sizi can yakıcı bir azap ile cezalandırır.
Sizin dışınızdaki bir kavmi (sizinle) yer değiştirir.
Ona hiçbir zarar veremezsiniz.
Allah her şeye güç yetirendir.
Ona yardım etmezseniz, gerçekten Allah ona yardım etti.
Hani, inkâr edenler iki kişiden ikincisi olarak onu (Mekke’den) çıkardılar.
İkisi de Mağara’dayken arkadaşına:
-“Üzülme! Allah bizimle birliktedir” diyordu.
Allah ona sekînet / güven / huzur indirdi;
Onu görmediğiniz ordularla destekledi;
İnkâr edenlerin sözünü Sefil / Alçak kıldı.
Allah’ın sözü En Yüce’dir.
Allah hakîm azîzdir.
Gerek hafif, gerekse ağır (silah)larla savaşa / sefere katılın!
Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin / çalışın!
Biliyorduysanız, bu sizin için en hayırlıdır.
Yakın bir sunum ve normal bir yolculuk olsaydı, sana uyarlardı; ama Meşakkat onlara uzak geldi / ağır geldi.
-“Gücümüz olsaydı, sizinle birlikte çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir.
Kendilerini helâk ediyorlar.
Allah biliyor ki; onlar, elbette yalancıdır.
Allah seni affetsin; niçin onlara izin verdin?
Tâ ki doğru söyleyenler sana açıkça belli olsun; Yalancılar’ı bilesin!
Allah’a ve Âhir Gün’e iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla (çalışıp) cihad etsinler diye senden izin istemez.
Allah Müttakîler’i / Sakınıp Korunanlar’ı bilmektedir.
Doğrusu Allah’a ve Âhir Gün’e iman etmeyen, kalbleri kuşkuya düşmüş ve kuşkularında bocalayanlar senden izin ister.
(Savaşa) Çıkmayı isteselerdi, bir hazırlık yaparlardı; ama Allah, onların seçip gönderilmelerini / yeniden dirilmelerini uygun bulmadı da onları alıkoydu.
-“Oturanlar’la birlikte oturun!” denildi.
Aranızda (savaşa) çıksalardı, Fitne’ye düşmenizi arzu ederek sadece açığınızı / zayıflığınızı ararlardı; bozgunluktan başka bir katkı yapmazlardı.
İçinizde onlara kulak verip dinleyenler vardır.
Allah Zâlimler’i bilmektedir.
And olsun, önceden Fitne koparmak istediler!
Senin için İşler çevirmeye kalktılar.
Sonunda Hakk geldi.
İstemedikleri halde Allah’ın emri ortaya çıktı / galip geldi.
Onlardan:
-“Bana izin ver! Beni fitneye bulaştırma!” diyen kimse de vardır.
Dikkat edin, zaten Fitne’nin içine düştüler.
Cehennem, elbette Kâfirler’i çepeçevre kuşatandır.
Sana bir iyilik isabet ederse, onlara fenalık gelir.
Sana bir musibet isabet ederse, “Biz önceden tedbirimizi aldık” derler; sevinerek dönüp giderler.
De ki:
-“Allah’ın bizim için yazdığından başka bir şey bize isabet etmeyecektir.
O bizim mevlâmızdır.
Müminler sadece Allah’a tevekkül etsin!”.
De ki:
-“Bizimle ilgili sadece İki Güzelliğin birisini gözlüyorsunuz.
Biz de Allah’ın size kendi katından veya bizim ellerimizle bir azap isabet ettirmesini gözlüyoruz.
Artık gözleyin! Biz de sizinle birlikte gözlemekteyiz”.
De ki:
-“Gönüllü veya gönülsüz infâk edin / harcayın; sizden asla kabul edilmeyecektir.
Siz, yoldan çıkıp sapmış / fâsık bir kavim oldunuz”.
Onların, Allah’ı ve O’nun rasûlünü ancak inkâr etmeleri, Namaz’a ancak üşenerek gelmeleri ve ancak istemeyerek infâk etmeleri, onların infâklarının / harcamalarının onlardan kabul edilmesine engel oldu.
Seni onların ne malları, ne de çocukları hayrete düşürsün!
Doğrusu Allah istiyor ki; onlara Dünya Hayatı’nda bunlarla azap etsin, inkârcı olarak canları çıksın!
Sizden olduklarına dair Allah’a yemin ediyorlar.
Oysa sizden değildirler; ama onlar ayrılıp kaçacak / ürkek bir kavimdir.
Bir sığınak veya mağaralar veya girilecek bir delik bulsalar oraya yönelirler; onlar çılgınca koşar.
Onlardan Sadakalar konusunda sana dil uzatanlar vardır.
Onlara verildiyse, razı oldular.
Sadakadan verilmediyse, o zaman kızıyorlar.
Onlar, Allah’ın ve O’nun rasûlünün onlara verdiklerinden razı olsalardı, (şöyle de) derlerdi:
-“Allah bize hesap görücü olarak yeter.
Allah kendi lütfundan bize verecektir; O’nun rasûlü de!
Biz, sadece Allah’a rağbet etmekteyiz”.
Allah’tan bir farz olarak Sadakalar, Fakirler içindir; bir de Düşkünler, onu toplamaya Görevlendirilenler, Kalbleri Isındırılmışlar, Kölelik ve Ağır Borç içindekiler, Allah Yolundakiler ve Yolda Kalanlar içindir.
Allah hakîm alîmdir.
Onlardan, Nebiyy’i üzenler de vardır. “O bir kulaktır” diyorlar.
De ki:
-“Sizin için bir hayır kulağıdır; Allah’a iman ediyor, Müminler’e güveniyor. Sizden inananlar için bir rahmettir”.
Allah’ın rasûlünü üzenlere gelince; onlar için acıveren bir azap vardır.
Sizin için Allah’a yemin ediyorlar ki, sizi razı etsinler.
Mümin olsalardı, Allah’ı ve O’nun rasûlünü razı etmeleri gerekirdi.
Şunu bilmediler mi; kim Allah’a ve O’nun rasûlüne karşı koyarsa, onlara, içinde sürekli kalacağı Cehennem’in ateşi vardır.
Bu Çok Büyük Utanç’tır.
Münafıklar kalblerindeki şeyleri onlara bildirecek bir sûrenin indirileceğinden çekiniyorlar.
De ki:
-“Alay edin bakalım! Allah, çekineceğiniz şeyi çıkaracaktır”.
And olsun, onlara sorduğunda: -“Doğrusu eğleniyorduk, oynuyorduk” derler.
De ki:
-“Allah’la, O’nun âyetleriyle ve O’nun rasûlüyle mi alay ediyordunuz?”.
Boşuna özür dilemeyin! İmanınızdan sonra inkâr ettiniz.
Sizden bir tâifeyi affetsek bile bir taifeye azap edeceğiz; onlar, suçlu oldular.
Erkek Münafıklar ve kadın Münafıklar birbirinin aynısıdır.
Bilinmedik / Münker’i iş ediniyorlar; Bilindik / Örfe Uygun Olan / Ma’ruf’tan kaçınıyorlar.
Ellerini sıkıyorlar / cimrilik ediyorlar.
Allah’ı unuttular; derken kendilerini unuttu.
Münafıklar, gerçekten Fâsıklar’dır / Yoldan Çıkıp Sapmışlar’dır.
Allah erkek Münafıklar’a ve kadın Münafıklar’a, tüm Kâfirler’e, içinde sürekli kalacakları Cehennem’in ateşini vaad etti.
Bu onların hesabıdır.
Allah onları lanetledi.
Onlara kalıcı bir azap da vardır.
Güç bakımından sizden daha çetin, mal ve evlat bakımından daha çok olan, sizden öncekiler gibi kendi nasipleriyle yaşayıp geçindiler.
Derken, sizden öncekilerin kendi nasipleriyle yaşayıp geçindikleri gibi nasibinizle yaşayıp geçindiniz / zevklendiniz.
Dalıp gidenler gibi dalıp gittiniz.
İşte, Dünya’da ve Âhiret’te onların amelleri / işledikleri boşa gitmiştir.
İşte onlar Hüsrana Düşenler’dir.
Onlara, Altı Üstüne Gelmiş Şehirler, Medyen arkadaşları, İbrahim’in kavmi, Semûd, Âd, Nûh’un kavmi gibi kendilerinden önce gelip geçmiş kimselerin haberi gelmedi mi?
Onlara rasûlleri Beyyineler / Açık Belgeler getirdi.
Allah onlara zulmedecek değildi; ama onlar kendilerine zulmediyordu.
Erkek Müminler ve kadın Müminler de birbirinin veliyyleridir.
Bilindik / Örfe Uygun Olan / Ma’ruf’u iş ediniyorlar;
Bilinmedik / Münker’den kaçınıyorlar.
Namaz’ı kılıyorlar;
Zekât’ı veriyorlar.
Allah’a ve O’nun rasûlüne itaat ediyorlar.
İşte onlara Allah rahmet edecektir.
Allah, hakîm azîzdir.
Allah erkek Müminler’e ve kadın Müminler’e, içinde sürekli kalacakları, altından Irmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde temiz meskenler vaad etti.
Allah’tan bir rıza / hoşnutluk daha büyüktür.
Çok Büyük Başarı / Kurtuluş işte budur.
Ey Nebiyy!
Kâfirler’e ve Münafıklar’a cihad et!
Onlara karşı sert davran!
Onların barınağı Cehennem’dir.
Ne kötü Gidip Varış Yeri!
Söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar.
And olsun, Küfr’ün / Nankörlüğün sözünü söylediler!
İslam (olma)larından sonra küfür ettiler / nankörlük ettiler.
Ulaşamayacakları bir işi tasarladılar.
“Onları, Allah ve O’nun rasûlü kendi lütfundan zenginleştirdi” diye ancak intikam almaya kalktılar.
Tevbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur.
Yok, yüz çevirirlerse, Dünya ve Âhiret’te acıveren bir azap olmak üzere Allah onlara azap eder.
Onlar için Yeryüzü’nde ne bir veliyy vardır, ne bir yardım edici!
Onlardan, “eğer kendi lütfundan bize verirse, tasadduk ederiz; Salihler’den oluruz” diye, Allah’a ahid veren kimseler de vardır.
Kendi lütfundan onlara verdiğinde cimrilik ettiler.
Sözden dönerek yüz çevirdiler.
Derken Allah’a verdikleri sözden döndükleri sebebiyle ve yalanlıyor oldukları sebebiyle, O’nunla karşılaşacakları güne kadar kalblerinde nifak bırakarak onları cezalandırdı.
Bilmediler mi; Allah onların sırrını ve gizli konuşmalarını biliyor.
Allah, Gayblar’ın / Görülmeyenler’in çok iyi bilenidir.
Sadakalar hakkında Müminler’den Gönüllü Verenler’e ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanlara dil uzatıp onlarla eğlenenlere gelince; Allah da onlarla eğlendi.
Onlara, acıveren bir azap vardır.
Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme!
Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır.
Bu, Allah’ı ve O’nun rasûlünü inkâr ettikleri sebebiyledir.
Allah, Yoldan Çıkıp Sapmış / Fâsık Kavm’i hidayete eriştirmez.
Allah’ın rasûlünün hilafına / aksine Geride Kalıp Oturanlar sevindiler.
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla (çalışıp) cihad etmeyi sevmediler:
-“Sıcak’ta sefere / savaşa katılmayın!” dediler.
De ki:
-“Sıcaklık olarak Cehennem’in ateşi en şiddetlidir”.
Keşke ince düşünüp anlıyor olsalardı!
Kazandıkları şeylere karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar!
Allah seni onlardan bir gruba geri döndürdüğünde, Savaşa Çıkmak için senden izin istediklerinde, artık de ki:
-“Ebedî olarak benim yanımda çıkmayacaksınız.
Düşmanla benim yanımda asla savaşmayacaksınız.
Siz, ilk baştan Oturup Kalmaya razı oldunuz.
Artık Geride Kalanlar’la birlikte oturun!”.
Onlardan ölmüş hiç kimsenin namazını ebedî olarak kılma!
Kabiri başında da durma!
Onlar, Allah’ı ve O’nun rasûlünü inkâr ettiler.
Yoldan çıkıp sapmış / fâsık olarak öldüler.
Seni onların malları da, çocukları da hayrete düşürmesin!
Doğrusu Allah, onlara Dünya’da bunlarla azap etmeyi ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.
Bir de, “Allah’a iman edin, O’nun rasûlünün yanında cihad edin!” diye bir sûre indirildiği zaman onlardan Tavl / Güç sahipleri senden izin istedi.
-“Bizi bırak; Oturanlar’la birlikte kalalım!” dediler.
Geride Kalanlar’la birlikte olmaya razı oldular.
Kalblerine mühür vuruldu.
Artık fıkıh etmezler / inceden inceye düşünmezler / anlamazlar;
Ama! Rasûl ve onunla birlikte iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etti.
İşte onlar için Hayırlar vardır.
İşte onlar Kurtulmuşlar’dır.
Allah, onlar için sürekli kalacakları, altından Irmaklar akan cennetler hazırladı.
İşte bu Çok Büyük Başarı’dır.
Bedevî Arablar’dan Ma’zeretliler / Özür Beyan Edenler kendilerine izin verilmesi için geldi. Allah’a ve O’nun rasûlüne yalan söyleyenler oturdu.
Onlardan inkâr edenlere acıveren bir azap isabet edecektir.
Allah’a ve O’nun rasûlüne karşı iyi niyetli / samimi oldukları sürece, Zayıflar’a da, Hastalar’a da, harcayacak bir şey bulamayanlara da bir sıkıntı yoktur.
Muhsinler / İyilik-Güzellik Edenler aleyhine de hiçbir yol yoktur.
Allah rahîm gafûrdur.
Onları taşıtman için sana geldiklerinde “Sizi üzerinde taşıtacağım bir şey bulamıyorum” dediğin zaman dönüp giden, “Harcayacak bir şey bulamıyorlar” diye üzülerek gözleri Yaş dökenler aleyhine de (hiçbir yol) yoktur.
Yol ancak zengin oldukları halde senden izin isteyenlerin aleyhinedir.
Geride Kalanlar’la birlikte olmaya razı oldular.
Allah da kalblerini mühürledi.
Artık bilmezler.
Onlara geri döndüğünüzde size özür beyan ediyorlar.
De ki:
-“Özür beyan etmeyin; size inanmayacağız.
Allah bize sizin haberlerinizi bildirdi.
İşlediğiniz amellerinizi Allah da görecektir, O’nun rasûlü de!
Yine Şehadet’in ve Gayb’ın bilenine döndürülürsünüz.
Size işliyor olduğunuz şeyleri bildirir”.
Onlara yöneldiğiniz zaman kendilerinden yüz çevirmeniz için size Allah adına yemin edeceklerdir.
Onlardan yüz çevirin; doğrusu onlar, pisliktir.
Kazanıyor oldukları şeylere karşılık onların barınağı Cehennem’dir.
Kendilerinden razı olmanız için size yemin ederler.
Onlardan razı olursanız, şüphesiz Allah, Fâsık / Yoldan Çıkıp Sapmış Kavim’den razı olmaz.
Bedevî Arablar, inkâr ve nifak bakımından en şiddetli, Allah’ın kendi rasûlüne indirdiği şeylerin sınırlarını bilmemeye en yatkındır.
Allah hakîm alîmdir.
Bedevî Arablar arasında, harcadığını zarar sayan, sizin için Devranlar gözleyen kimseler de vardır.
Kötülük devranı onların aleyhinedir.
Allah bilen işitendir.
Bedevî Arablar arasında, Allah’a ve Âhir Gün’e iman eden, harcadıklarını Allah katında yakınlıklara ve Rasûl’ün dualarına vesile sayan kimseler de vardır.
Dikkat edin! Bu, kendileri için bir yakınlıktır.
Allah onları rahmetine girdirecektir.
Allah, rahîm gafûrdur.
Muhacirler’den, Ensar’dan İlk Yarışanlar’a ve güzellikle onlara tâbi’ olanlara gelince; Allah onlardan razı oldu; onlar da O’ndan razı oldular.
Onlara, içinde ebedî kalacakları, altından Irmaklar akan cennetler hazırladı.
Bu Çok Büyük Başarı’dır.
Bedevî Arablar’dan çevrenizdeki kimselerin bir kısmı münafıktır.
Medine halkından bir kısmı da Nifâk’ta direndiler.
Onları, bilmezsiniz, biz biliyoruz.
Onlara iki kere azap edeceğiz.
Sonra çok büyük bir azaba itileceklerdir.
Diğerleri de salih bir ameli ve kötü bir diğerini karıştırdılar; günahlarını itiraf ettiler.
Allah’ın, onlara tevbe kabul etmesi umulur.
Allah, rahîm gafûrdur.
Onları temizlemek, onları bunlarla arındırmak üzere mallarından sadaka al!
Onlar için salât et / dua et!
Senin salâtın / duan, onlar için yatıştırıcı / sekînettir.
Allah bilen işitendir.
Bilmediler mi; Allah, kullarından TEVBE kabul ediyor; Sadakalar alıyor; Allah, gerçekten Rahîm Tevvâb’dır.
De ki: -“İşleyin bakalım! İşlediklerinizi Allah da görecektir,
O’nun rasûlü de, Müminler de!
Şehadet’in ve Gayb’ın bilenine götürüleceksiniz.
Artık size işliyor olduğunuz şeyleri bildirir.
Diğerleri de Allah’ın emrine bırakılmıştır; onlara ya azap eder ya da tevbe kabul eder.
Allah hakîm alîmdir”.
Önceden Allah’a ve O’nun rasûlüne karşı harp etmiş / savaşmış kimseler adına gözetleme yapmak, Müminler arasında ayrılık çıkarmak, inkâr etmek ve zarar vermek üzere mescid edinenlere gelince; “Sadece İyilikler-Güzellikler arzu ettik” diye yemin ediyorlar.
Allah da şehadet ediyor ki; onlar, elbette yalancıdır.
Ebediyen orada durma!
Elbette, ilk günden itibaren Sakınıp Korunma / Takvâ üzerine kurulmuş Mescid, içinde durmaya en uygundur.
Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır.
Temizlenenler’i Allah sever.
Yapısını Allah’tan takvâ ve rızâ üzerine kurmuş kimse mi hayırlıdır; yoksa yapısını göçük ve kaygan bir curuf’un kenarına yapıp da onunla Cehennem’in ateşine yuvarlanmış kimse mi?
Allah, Zâlim Kavm’i hidayete eriştirmez.
Kalblerinde bir kuşku olmak üzere onların kurdukları yapı, kalbleri parçalanmadıkça yok olmaz.
Allah hakîm alîmdir.
Allah, Müminler’den canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın aldı.
Allah yolunda savaşıyorlar.
Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da verilmiş gerçek bir vaad olarak öldürüyorlar; öldürülüyorlar.
Kim sözünü Allah’tan daha çok tutar?
O’nunla yaptığınız alış veriş sebebiyle sevinin! / müjdeler olsun!
Çok Büyük Başarı işte budur.
Bilindik / Ma’rûf’u İş Edinen ve Bilinmedik / Münker’den Kaçınan Secde Eden Rukü’ Eden Seyahat Eden (Oruç Tutan Hicret Eden) Hamd Eden Kulluk Eden Tevbe Edenler ve Allah’ın sınırlarını Koruyanlar!
Müminler’i müjdele!
Onlara Cahîm / Cehennem arkadaşları olduğu açıkça belli olduktan sonra, akraba da olsalar Müşrikler için bağışlanma dilemek, iman edenler ve Nebiyy için olası değildir.
İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi sadece verdiği bir sözden dolayı idi.
Allah’a düşman olduğu açıkça belli olunca ondan uzak durdu.
İbrahim, çok iyi kalbli ve yumuşak huyludur.
Allah bir kavmi hidayete eriştirdikten sonra sakınıp korunacakları şeyleri açıklamadıkça onları saptıracak değildi.
Allah, her şeyi bilendir.
Yer’in ve Gökler’in mülkü / yönetimi kendisinin olan Allah, hayat veriyor, öldürüyor.
Sizin için Allah’tan başka ne bir veliyy vardır, ne bir yardım edici!
And olsun, Allah Nebiyy’e, bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken Zor zamanda ona uymuş Ensâr’a ve Muhacirler’e tevbe kabul etti; yine de onlara tevbe kabul etti.
O, onlarla ilgili rahîm raûfdur.
Geri bırakılan üç kişiye de (tevbe kabul etti).
Sonunda canları sıkılıp bunaldılar; bütün genişliğine rağmen Yeryüzü onlara dar geldi.
İyice anladılar ki; O’na sığınma dışında Allah’tan sığınak yoktur.
Yine de onlara tevbe kabul etti; tevbe etsinler!
Allah, gerçekten Rahîm Tevvâb’tır.
Ey iman edenler!
Allah’tan sakınıp korunun!
Sadıklar’la / Özü-Sözü Doğrular’la birlikte olun!
Allah’ın rasûlünden geri durmaları ve kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri, Bedevî Arablar’dan çevrelerindeki kimseler ve Medine halkı için olası değildir.
Bu şu sebepledir ki Allah yolunda onlara ne bir susuzluk, bir yorgunluk ve dayanılmaz bir açlık isabet eder, ne düşmana karşı bir başarıya ulaşırlar, ne Kâfirler’i kızdıracak bir yere ayak basarlar; ancak bununla onlara salih bir amel yazılmış olması başka!
Allah, Muhsinler’in / İyilik-Güzellik Edenler’in ecrini / ödülünü yitirmez.
Ne küçük infâk / harcama yaparlar, ne büyük!
İşliyor olduklarının en iyisiyle Allah’ın onlara karşılık vermesi için onların lehine yazılmadıkça bir vâdi katetmezler.
Müminler hep birlikte savaşa / sefere katılacak değildir.
Onlardan her topluluktan bir grup sefere katılmasa!
Onlara başvurdukları zaman, kavimlerini uyarsınlar ve Din’de fıkıh etsinler / inceden inceye düşünsünler!
Umulur ki çekinirler.
Ey iman edenler!
Kâfirler’den size yaklaşanlarla savaşın!
Sizde sertlik bulsunlar!
Bilin ki Allah, Sakınıp Korunan / Müttakîler’le birliktedir.
Bir sûre indirildiği zaman içlerinde:
-“Bu hanginizin imanını artırdı?” diyen kimseler vardır.
İman eden kimselerin, evet, onların imanını artırdı.
Onlar birbirini müjdeliyor.
Kalblerinde hastalık olanlara gelince; onların pisliklerine pislik kattı.
Onlar kâfir olarak öldüler.
Görmezler mi; onlar, her yıl bir veya bir kaç kere sınava çekiliyorlar.
Yine de tevbe etmezler; ibret almazlar.
Bir sûre indirildiği zaman birbirine baktılar: -“Sizi hiçbir kimse görüyor mu?” (dediler).
Sonra dönüp gittiler.
Anlamayan bir kavim olmaları sebebiyle Allah onların kalblerini döndürdü.
And olsun, Müminler’e rahîm raûf, size düşkün, üzüldüğünüz şeyleri paylaşan, azîz, size kendinizden bir rasûl geldi.
Yüz çevirdilerse, de ki:
-“Beni Allah hesaba çeker.
O’ndan başka ilah yoktur.
O’na tevekkül ettim.
O Çok Büyük Arş’ın rabbidir”.