Yemin olsun: Sıra sıra dizilenlere,
[Zikr] (Kur’an) okuyanlara ki
Şüphesiz ilahınız tektir.
Hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi hem de doğuların Rabbidir.
Şüphesiz ki biz yakın göğü gezegenlerden oluşan süsle süsledik.
(Onu) isyankâr her şeytandan koruduk.
8,9. Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için [ebedî] bir azap vardır.
Sâd
38:69’da da geçen [Mele-i A‘lâ] ifadesi, “yüce topluluk, en yüce meclis, melekler topluluğu” anlamlarına gelmekte ve şeytanların oradan hiçbir şekilde bilgi çalamayacakları belirtilmektedir
Benzer mesajlar: Hicr
15:17; Şu‘arâ
26:212; Mülk
67:5; Cinn
72:8-9.
8,9. Onlar yüce topluluğa kulak veremezler. Kovularak her taraftan atılırlar. Onlar için [ebedî] bir azap vardır.
Sâd
38:69’da da geçen [Mele-i A‘lâ] ifadesi, “yüce topluluk, en yüce meclis, melekler topluluğu” anlamlarına gelmekte ve şeytanların oradan hiçbir şekilde bilgi çalamayacakları belirtilmektedir
Benzer mesajlar: Hicr
15:17; Şu‘arâ
26:212; Mülk
67:5; Cinn
72:8-9.
Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz çalmaya kalkışan olursa, onu hemen delip geçen parlak bir ışık takip eder.
Bu ayetler Hicr
15:18 ve Cinn
72:9 ile birlikte okunmalıdır. Buradaki amaç, Allah katından bilgi hırsızlığının ne kadar imkânsız olduğunu ve böyle bir girişimin akıbetini ortaya koymaktır.
(Şimdi) sor onlara! Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (diğer) bilinçli (varlıkları yaratmak) mı? Şüphesiz ki biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
Elbette sen şaşırıyorsun. (Oysa) onlar alay ediyorlar.
Kendilerine (gerçekler) hatırlatıldığı zaman (gerçeği) hatırlamazlar.
Bir ayet gördüklerinde alay ederler.
Şöyle derler: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi biz mi diriltileceğiz?
Önceki atalarımız da mı?”
De ki: “Evet hem de hor ve değersiz olarak (diriltileceksiniz).”
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak; bir de bakarsın ki onlar etrafa bakacaklar.
(Kâfirler:) “Ah, eyvah bize! Bu hesap günüymüş!” demiş (olacak)lardır.
İşte bu, yalanlamış olduğunuz ayrılma günüdür.
22,23. (Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
22,23. (Allah meleklere şöyle diyecek:) “Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah’ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Onları tutuklayın; şüphesiz ki onlar sorguya çekilecekler!”
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Hayır! Onlar o gün boyun eğmiş olacaklardır.
Bu ifadeler mahşerde yardımlaşmanın olmayacağının delillerindendir.
Onların bir kısmı bir kısmına dönüp (hesap) soracaklar.
(Uyanlar, uyduklarına) “Şüphesiz ki siz bize (hep) sağdan gelirdiniz!” diyeceklerdir.
Bu ifade kötülerin hep iyi görünerek insanlara yaklaştıkları mesajını içerir.
(Uyulanlar ise) şöyle diyecekler: “Aksine siz inananlar değildiniz.
Bizim sizi zorlayacak hiçbir gücümüz yoktu. Aslında siz azgın bir toplumdunuz!
Rabbimizin (azap) sözü bizim aleyhimize gerçekleşti. Biz (azabı) mutlaka tadacağız.
Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık.”
Şüphesiz ki o gün onlar azapta ortaktırlar.
İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.
Şüphesiz ki onlara “Allah’tan başka ilah yoktur.” dendiği zaman kibir gösterirlerdi.
“Cinlenmiş bir şair için mi ilahlarımızı terk edeceğiz!” derlerdi.
Aksine o (elçi), gerçeği getirmiş ve (önceki) elçileri de doğrulamıştı.
Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.
Size yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.
Allah’ın samimi kulları hariç.
Onlar için bilinen bir rızık vardır.
42,43,44. Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
42,43,44. Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
42,43,44. Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.
45,46. Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.
45,46. Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.
Onlarda (içtiklerinde) sersemletme (baş ağrısı) yoktur; ondan dolayı sarhoş da edilmezler.
Cennette sunulacak içeceklerin dünyadaki içkilerden farklı olacağı ve içenlere rahatsızlık vermeyecekleri gibi sarhoş da etmeyecekleri ifade edilmektedir. Benzer mesajlar: Tûr
52:23; Vâkı‘a
56:25; Nebe’
78:35.
Yanlarında bakışlarını yalnız onlara özel kılmış (güzel) gözlü (eş)ler vardır.
Onlar saklı yumurta gibi bembeyazdır.
Benzer mesaj: Vâkı‘a
56:17-23.
(Cennette) onların bir kısmı, diğerlerine yönelip birbirlerine sormaya başlayacaklar.
İçlerinden bir (mümin) şöyle diyecek: “Benim yakın (bir arkadaş)ım vardı.
Der(di) ki: ‘Sen de (diriltilmeye) inananlardan mısın?
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi (diriltilip) cezalandırılacağız”
(Mümin kişi), “(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?” diyecektir.
(Ardından) bakıp arkadaşını cehennemin ortasında görecektir.
(Mümin olan, ateşteki arkadaşına) şöyle diyecektir: “Allah’a yemin olsun: Sen az daha beni de helak edecektin.
[Tellâhi] ifadesi Kur’an’da dokuz kez geçen yeminlerden birisidir (Bkz. Yûsuf
12:73, 85, 91, 95; Nahl
16:56, 63; Enbiyâ
21:57; Şu‘arâ
26:97; Sâffât
37:56).
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olacaktım.
58,59. Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”
58,59. Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız.”
Şüphesiz ki bu, büyük bir kurtuluştur.
Çalışanlar böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar!
Şimdi ziyafet olarak bu (nimetler) mi hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
Cehennem menüsünden olan [zakkum], cehennemin dibinde yetişen bir ağaçtır; tomurcukları da şeytanların başlarına benzemektedir. İnsan fıtratı, şeytanı çirkin kabul edecek şekilde yaratıldığı için, şeytanların başlarına benzetilmede de bu çirkinliğe ve tiksinti vericiliğe bir gönderme yapıldığı söylenebilir. İnsan fıtratına göre şeytan, şerri temsil eder; onda hayrın hiçbir katkısı yoktur. Araplar, çirkin bir resim veya görüntüyle karşılaştıklarında “sanki şeytan yüzü, sanki şeytan başı” diyerek hoşlanmadıklarını ifade ederlerdi ki burada buna bir gönderme vardır. Benzer mesajlar: İsrâ
17:60; Duhân
44:43-46; Vâkı‘a
56:52.
Şüphesiz ki biz onu (zakkumu) zalimler için bir [fitne] (sıkıntı) kıldık.
Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
(Cehennemdekiler) ondan yer ve karınlarını ondan doldururlar.
Sonra (zakkumun) üzerine onlar için kaynar sudan bir içecek vardır.
Sonra elbette onların dönüşü çılgın ateşe olacaktır.
Şüphesiz ki onlar, atalarını sapkınlıkta bulmuşlardı.
Kendileri de onların peşlerinden koşturuyorlar.
Yemin olsun ki kendilerinden önceki eski toplumların çoğu sapmıştı.
Yemin olsun ki biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
73,74. Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
73,74. Allah’ın samimi kulları hariç, uyarılanların (fakat inanmayanların) sonunun nasıl olduğuna bir bak!
Yemin olsun ki Nuh, bize yalvarıp yakarmıştı. Biz de duayı ne güzel kabul edeniz!
Kendisini ve ailesini (destekçilerini) büyük felaketten kurtarmıştık.
Biz onun (Nuh’un) soyunu -işte onları- kalıcı kılmıştık.
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Bu ayetler şöyle de tercüme edilebilir: “Gelecek nesiller arasında onun iyilikle anılmasını sağladık.”
Bütün âlemlerde Nuh’a selam olsun!
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Sonra diğerlerini (suda) boğmuştuk.
Şüphesiz ki İbrahim de onun (Nuh’un) tarafındandı.
Hani o, Rabbine teslim olan bir kalp ile gelmişti.
Hani babasına ve halkına şöyle demişti: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?
Allah’ın peşi sıra uydurma ilahlar(a) mı?
Âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”
Sonra yıldızlara bakmıştı.
Onlar (kavmi) de ona arkalarını dönüp (gitmiş)lerdi.
91,92. (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.
91,92. (İbrahim) yavaşça putlarının yanına varmış, (yemekleri görünce) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” demişti.
(Yanlarına giderek) sağ eliyle (güçlü bir şekilde) onlara vurmuştu (kırmıştı).
(Putperestler) koşarak ona gelmişlerdi.
95,96. (İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.
Hz. İbrahim, putperestlere hitaben tapındıkları şeyleri de Yüce Allah’ın yarattığını söyleyerek, yaratılan bir şeyin ilah olamayacağını ifade etmiştir.
95,96. (İbrahim) “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz! Sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı” demişti.
Hz. İbrahim, putperestlere hitaben tapındıkları şeyleri de Yüce Allah’ın yarattığını söyleyerek, yaratılan bir şeyin ilah olamayacağını ifade etmiştir.
(Putperestler ise) “Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!” demişlerdi.
Ona bir tuzak kurmayı istemişlerdi. Fakat biz onları alçaklardan kılmıştık.
Bu bağlamda geçen konu putperest kavminin Hz. İbrahim’i yakmak üzere bir hazırlık yaptıkları, tuzak kurduklarıdır. Yüce Allah ise onların kurduğu bu tuzağı başarıya ulaştırmamış, kendilerini hüsrana uğratmıştır. Benzer mesaj: Enbiyâ
21:70.
99,100. (İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.
99,100. (İbrahim) “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir. Rabbim! Bana iyilerden (olacak bir çocuk) ver!” demişti.
Biz de onu çok hoşgörülü bir oğul ile müjdelemiştik.
(Oğlu) onunla birlikte yürüyecek çağa ulaşınca, (İbrahim) “Ey yavrucuğum! Rüyada seni kesmekte olduğumu görüyorum; bir düşün, ne dersin?” demişti. (O da) “Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demişti.
Burada Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemdeki “büyük erkek çocukların kurban edilmesi” geleneğinin etkisiyle Hz. İbrahim’in rüyasında oğlunu kesmekte olduğunu gördüğü, Hz. İsmail’in çocuk yaşta olmasına rağmen babasına yönelik varsa bir emrin uygulanmasını istediği, ancak Yüce Allah’ın suçsuz bir çocuğu öldürmek gibi bir emrinin olamayacağı, Mâide
5:32’de belirtildiği üzere suçsuz yere bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek gibi olacağı, Kâf
50:29 gereği Allah katında sözün değiştirilmeyeceği gibi gerekçeler nedeniyle Yüce Allah’ın böyle bir işleme izin vermediği anlaşılmaktadır. Hz. İbrahim, rüyasının gereğini yerine getirmek isteyince Yüce Allah’ın ona büyük bir kurbanlık fidye olarak verdiği devam eden ayetlerde ifade edilmektedir. Dikkat edilirse Sâffât
37:105. ayette “Emrimi yerine getirdin” değil de “Rüyayı gerçekleştirdin” buyrularak bunun “ilahî bir emir” değil, “rüya” olduğuna özellikle dikkat çekilmektedir.
Her ikisi de teslim olup, onu (oğlunu) alnı üzerine yatırmıştı.
104,105. Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.
Buradaki teslimiyet Hz. İbrahim’in gördüğü rüyayı ilâhi emir olarak algılaması, Hz. İsmail’in ise babasının sözüne gösterdiği teslimiyetti. Baba oğlunu kurban etmeye, oğul da kurban edilmeye teslimiyet göstermişti. Onlar Yüce Allah’ın emri gördükleri husus gereği böyle bir teslimiyet içerisine girince Hz. İbrahim konuyu oğlunu kurban etmek şeklinde anladığı için onu alnı/şakağı üzerine yatırmıştı.
104,105. Biz ona “Ey İbrahim! Elbette rüyayı gerçekleştirdin. Şüphesiz ki biz, güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” diye seslenmiştik.
Buradaki teslimiyet Hz. İbrahim’in gördüğü rüyayı ilâhi emir olarak algılaması, Hz. İsmail’in ise babasının sözüne gösterdiği teslimiyetti. Baba oğlunu kurban etmeye, oğul da kurban edilmeye teslimiyet göstermişti. Onlar Yüce Allah’ın emri gördükleri husus gereği böyle bir teslimiyet içerisine girince Hz. İbrahim konuyu oğlunu kurban etmek şeklinde anladığı için onu alnı/şakağı üzerine yatırmıştı.
Bu, apaçık bir imtihandı.
Hz. İbrahim’in gördüğü bu rüya apaçık bir imtihana dönüşmüş, ancak Yüce Allah çocuğu kurban etmek yerine başka bir uygulamayı yerine getirmesini gerekli kılmıştı. Böylece Hz. İbrahim’in de bir şeyler yaparak rüyasına konu olayda bir çeşit fedakârlıkta bulunması sağlanmıştır.
Biz (oğlunun yerine) ona büyük bir kurban fidye vermiştik.
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Bu ayet şöyle de tercüme edilebilir: “Gelecek nesiller arasında o ikisinin iyilikle anılmasını sağladık.”
İşte (biz) güzel davrananları böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
İyilerden bir peygamber olarak ona İshak’ı müjdelemiştik.
Ona ve İshak’a bereketler vermiştik. Her ikisinin neslinden iyilik yapan da kendisine açıkça haksızlık eden de çıkacaktır.
Yemin olsun ki biz Musa’ya ve Harun’a nimetler vermiştik.
Onları ve toplumlarını o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
Kendilerine yardım etmiştik ve galip gelenler işte onlar olmuştu.
İkisine de apaçık anlaşılan Kitabı vermiştik.
Her ikisini de doğru yola ulaştırmıştık.
Sonrakiler arasında o ikisine (iyi bir ün) bırakmıştık.
Musa ve Harun’a selam olsun!
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz ki o ikisi de inanmış kullarımızdandı.
Şüphesiz ki İlyas da elçilerdendi.
Hz. İlyas’ın M.Ö. 9. yüzyılda Kuzey israil Krallığı’nda yaşadığı, Kitab-ı Mukaddes’te adının Elijah olup israiloğlu peygamberlerden biri olduğu ve peşinden de Elyesa’ (Elisha) peygamberin geldiği ifade edilmektedir (Kitâb-ı Mukaddes, I. Krallar 17 ve II. Krallar 1-2; Esed, [Kur’an Mesajı], s. 918’de 48. not).
Hani kavmine “(Allah’a karşı) [takvâ]lı (duyarlı) olmuyor musunuz?
125,126. Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da [Ba‘l]’e mi yalvarıyorsunuz?” demişti.
[Ba‘l] putu, Kenan bölgesinde yaşayanların yağmur ve bereket ilahı olarak kabul ettikleri puttu. [Ba‘l] kelimesinin yöre dillerinden olan İbranice Fenike dillerinde “efendi” veya “ileri gelen” anlamına geldiği, Suriye ve Filistin’de eski Samiler tarafından tapınılan birçok erkek putun her birine verilen bir şeref payesi olduğu ifade edilmektedir. Eski Ahid’e göre bu kelime, putperestliğin genel bir tanımlaması olarak kullanılmaktadır. Buradan anlaşıldığına göre [ba‘l] kelimesi, “rabb” veya “ilah” anlamında Menat, Hübel gibi bir putun adıdır (Bkz. Mustafa Öztürk, [Meâl], s. 618; Esed, [Kur’an Mesajı], s. 918’de 49. not).
125,126. Yaratanların en iyisini yani sizin de Rabbiniz, atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da [Ba‘l]’e mi yalvarıyorsunuz?” demişti.
[Ba‘l] putu, Kenan bölgesinde yaşayanların yağmur ve bereket ilahı olarak kabul ettikleri puttu. [Ba‘l] kelimesinin yöre dillerinden olan İbranice Fenike dillerinde “efendi” veya “ileri gelen” anlamına geldiği, Suriye ve Filistin’de eski Samiler tarafından tapınılan birçok erkek putun her birine verilen bir şeref payesi olduğu ifade edilmektedir. Eski Ahid’e göre bu kelime, putperestliğin genel bir tanımlaması olarak kullanılmaktadır. Buradan anlaşıldığına göre [ba‘l] kelimesi, “rabb” veya “ilah” anlamında Menat, Hübel gibi bir putun adıdır (Bkz. Mustafa Öztürk, [Meâl], s. 618; Esed, [Kur’an Mesajı], s. 918’de 49. not).
(Kavmi) onu (İlyas’ı) yalanlamıştı. Şüphesiz ki onlar (cehennemde) hazır kılınacaklardır.
Allah’ın samimi kulları hariç.
Sonrakiler arasında ona (iyi bir ün) bırakmıştık.
Bu ayet şöyle de tercüme edilebilir: “Gelecek nesiller arasında onun iyilikle anılmasını sağladık.”
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz ki o, mümin kullarımızdandı.
Şüphesiz ki Lut da elçilerdendi.
134,135. Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
134,135. Hani biz geride kalanlar arasındaki yaşlı (eşi) hariç, onu ve bütün ailesini kurtarmıştık.
Ardından diğerlerini helak etmiştik.
Benzer mesajlar: Şu’arâ
26:160-175.
137,138. Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
137,138. Siz sabah ve gece onlara (şehirlerine) uğruyorsunuz. Akıl etmiyor musunuz?
Şüphesiz ki Yunus da elçilerdendi.
Hani o, dolu bir gemiye (binip) kaçmıştı.
(Gemide olanlarla) karşılıklı kura çekmişler ve (Yunus da) kaybedenlerden olmuştu.
Bir önceki ayetten anlaşıldığı üzere, gemi dolu olduğu için bazı kişilerin kura ile gemiden atılmasına yönelik bir karar alınmıştı. Hz. Yunus da bu kura sonucu kaybetmiş ve gemiden atılmıştı.
Kendini kınayıp dururken onu bir balık yutmuştu.
143,144. (Allah’ı) [tesbih] edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar o (balığın) karnında kalırdı.
Hz. Yunus balığın karnına düştüğünde kurtarılmayı hak ettiyse, bu onun daha önceden Yüce Allah’a samimi kul olması nedenine bağlıdır. Benzer şekilde boğulmak üzereyken “İsrailoğulları’nın iman ettiği Yüce Allah’tan başka ilâh olmadığını ve müslümanlardan olduğunu” söyleyen Firavun’un kurtarılmamasının nedeni de normal hayatında bu imana sahip olmamasıydı.
143,144. (Allah’ı) [tesbih] edenlerden (yüceltenlerden) olmasaydı, (insanların) diriltilecekleri güne kadar o (balığın) karnında kalırdı.
Hz. Yunus balığın karnına düştüğünde kurtarılmayı hak ettiyse, bu onun daha önceden Yüce Allah’a samimi kul olması nedenine bağlıdır. Benzer şekilde boğulmak üzereyken “İsrailoğulları’nın iman ettiği Yüce Allah’tan başka ilâh olmadığını ve müslümanlardan olduğunu” söyleyen Firavun’un kurtarılmamasının nedeni de normal hayatında bu imana sahip olmamasıydı.
Hâlsiz bir vaziyette onu kıyıya çıkarmıştık.
Üzerine (gölge etmesi için) geniş yapraklı bir bitki yetiştirmiştik.
Onu, yüz bin hatta daha çok kişiye (peygamber olarak) göndermiştik.
Ayette geçen [ev] edatına “veya” anlamı verilmemelidir. Çünkü ifade Yüce Allah’a aittir; sayılardan bahsedilirken O’nun seçenekli bir ifade kullanması değil, o sayının daha fazla olduğu mesajı kastedilmektedir. Bu yüzden, söz konusu [ev] edatına [tafsîliyye] yani “hatta, açıklama” anlamı vermeyi tercih ettik.
(Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık.
Hz. Yunus ve kavmiyle ilgili benzer mesajlar: Yûnus
10:98; Enbiyâ
21:87-88; Kalem
68:48-50.
Onlara (müşriklere) sor: “Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?”
Yoksa onlar şahitken (onlar görürken) melekleri kız olarak mı yaratmışız!
151,152. Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
151,152. Dikkat edin! Şüphesiz ki yalan uydurarak “Allah çocuk edindi!” diyorlar. Şüphesiz ki onlar yalancıdır.
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş!
Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?
(Gerçeği) hiç hatırlamıyor musunuz?
Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
Doğruysanız kitabınızı getirin!
Bu buyruk “delilsiz konuşmamak gerektiğini” göstermektedir.
O’nunla (Allah ile) cinler arasında da bir soy bağı uydurdular. Yemin olsun ki cinler de (Allah’ın huzurunda) hazır kılınacaklarını bilirler.
İbn Abbâs’tan gelen bir rivayetle de destekleneceği üzere, burada sözü edilenler İblis ve onun arkadaşları anlamında cinlerdir. Bazı müfessirler burada geçen [el-cinneh] kelimesiyle kastedilenin “melekler” olduğu kanaatindedirler. Onlara göre melekler de görünmez varlıklar oldukları için konu melekler üzerinden değerlendirilmelidir (Taberî, [Câmi‘u’l-beyân], XXIII, 108). En‘âm
6:100-101 gereği kastedilenin cinler olduğu görüşü diğerine göre daha doğrudur.
Allah onların (müşriklerin) yakıştırdıklarından yücedir.
Benzer mesaj: En‘âm
6:100.
Allah’ın samimi kulları hariç.
161,162,163. Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Burada dikkat çeken nokta, insanların zaten sapmak isteyenlerinin saptırılacağı ve zorlamanın iş görmeyeceğidir.
161,162,163. Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Burada dikkat çeken nokta, insanların zaten sapmak isteyenlerinin saptırılacağı ve zorlamanın iş görmeyeceğidir.
161,162,163. Siz ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek olan kimseden başkasını asla O’na karşı azdırıp saptıramazsınız.
Burada dikkat çeken nokta, insanların zaten sapmak isteyenlerinin saptırılacağı ve zorlamanın iş görmeyeceğidir.
(Melekler şöyle derler:) “Bizim her birimiz için bilinen bir makam vardır.
Şüphesiz ki biz (orada) sıra sıra dururuz.
Şüphesiz ki biz (Allah’ı) [tesbih] edenleriz (yüceltenleriz).”
(Müşrikler) şöyle diyorlardı:
168,169. “Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir [zikr] (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”
168,169. “Öncekilere (verilenlerden) bizde de bir [zikr] (kitap) olsaydı mutlaka Allah’ın samimi kulları olurduk!”
Hemen onu (Kur’an’ı) inkâr ettiler. İleride (gerçeği) bilecekler!
Yemin olsun ki gönderilmiş elçi kullarımıza (şu) sözü verdik:
Onlar, mutlaka zafere ulaşacaklardır.
Şüphesiz ki bizim ordumuz üstün gelecektir.
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
Onları gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Azabımızı acele mi istiyorlar?
(Acele istedikleri azabımız) yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat inanmayanların) sabahı ne kötü olur!
Belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir!
(Onları) gör (gözetle); onlar da ileride görecekler.
Rabbin, yani itibar sahibi Rabbin, onların yakıştırdıklarından uzaktır.
Gönderilen bütün elçilere selam olsun!
[Hamd] (övgü), âlemlerin Rabbi (olan) Allah içindir.