[Sâd.] [Zikr](itibar) sahibi Kur’an’a yemin olsun.
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara
2:1, dipnot 1.
Aslında kâfir olanlar, (haksız) bir gurur ve ayrılık (düşmanlık) içindedir.
Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik de feryat etmişlerdi; (ancak) kurtulmaları mümkün değildi.
4,5. Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler “Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!” demişlerdi.
4,5. Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış ve o kâfirler “Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!” demişlerdi.
İçlerinden yöneticiler öne atılmış, (şöyle demişlerdi:) “(İnancınızda) yürüyün; ilahlarınıza bağlı kalın (onları savunun)! Şüphesiz ki bu, (sizden) istenen şeydir.
Bu ayet Furkân
25:42 ve Mütaffifûn
83:32. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
Son dinde bile böyle bir şey duymadık. Bu, uydurmadan başka bir şey değildir.
Taklitçi, müşrik ve inkârcı anlayışı ortaya koyan bu ifadelerin benzerleri, Hz. Nuh’a (bkz. Mü’minûn
23:24) ve Hz. Musa’ya (bkz. Kasas
28:36) karşı da dile getirilmiştir.
[Zikr] (Kur’an), aramızdan ona (Muhammed’e) mi indirildi?” Aslında (onlar) [zikr]imden (Kur’an’dan) şüphe içindedir. Aslında onlar azabımı henüz tatmadılar.
Yoksa güçlü, bolca veren Rabbinin merhamet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların otoritesi kendi ellerinde mi? (Öyleyse), sebepler içinde yükselsinler (bahanelere sarılsınlar)!
(Onlar) orada (Mekke’de) çeşitli (zayıf) gruplardan oluşmuş, bozguna uğratılacak bir ordudur.
12,13. (Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı.
12,13. (Nitekim) kendilerinden önce Nuh kavmi, Âd (kavmi), kazıklar sahibi Firavun, Semûd, Lut kavmi ve Eyke halkı (gibi) bütün bu gruplar yalanlamışlardı.
Hepsi elçileri elbette yalanlamışlardı ve (kendilerine) azabım gerçekleşmişti.
Benzer mesaj: Hacc
22:42-44.
Bunlar da geri dönüşü olmayan bir (bela) sesinden başka bir şey beklemiyorlar.
(Müşrikler, alay ederek) “Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce acele ver!” demişlerdi.
Onların söylediklerine karşı sabret; güçlü, (Allah’a) çok yönelen kulumuz Davud’u hatırla!
Biz dağları (onun) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte [tesbih] ederler (yüceltirlerdi).
Burada geçen [tesbih] İsrâ
17:44. ayetle birlikte okunmalıdır.
Toplanıp gelen kuşları da (emrine vermiştik). Hepsi de O’na (Allah’a) çok yönelicilerdi.
Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, ona [hikmet] (doğru hüküm verme yeteneği) ve güzel konuşabilme (özelliği) vermiştik.
Mabedin (duvarlarına) tırmanan davacıların haberi sana ulaştı (değil) mi?
Davud’un (yanına) girdiklerinde (Davud) onlardan korkmuştu. Onlar da “Korkma! Biz bir kısmı diğer kısmına haksızlık eden iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet! Haksızlık etme; bize doğru yolu göster!” demişlerdi.
(Davalılardan biri): “Şüphesiz ki bu benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. (Durum) böyleyken ‘Onun (bakımını) bana ver!’ dedi ve hitapta bana üstün geldi (beni ikna etti).”
Burada anlatılan olayın Hz. Davud’un bir ordu komutanının eşini almak için bir hile yaptığı şeklinde Kitab-ı Mukaddes kaynaklı iftiralarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Böyle iddia bir peygambere atılabilecek korkunç bir iftiradan başka bir şey değildir.
(Davud şöyle demişti): “Şüphesiz ki (kardeşin) senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu iman edip iyi işler yapanlar hariç –ki böyleleri azdır– ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler.” Davud kendisini denediğimizi anlamış, Rabbinden bağışlanma dileyerek eğilip boyun eğmiş ve (Allah’a) yönelmişti.
Benzer mesaj: Enbiyâ
21:78.,Hz. Davud’un denendiğini anlayıp Rabbinden bağışlanma dileğinde bulunmasının muhtemel sebebi, davalıların ikisini de dinlemeden karar vermesi veya bu kişilerle ilgili suç işlemeden onları cezalandırma düşüncesine sahip olması olabilir.,Bu ayet Kur’an’daki 14 [tilavet] secdesinden birisidir.
Biz de bu işte onu bağışlamıştık. Şüphesiz ki yanımızda onun için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife (sorumlu olarak) görevlendirdik. İnsanlar arasında adaletle hükmet! Arzu(n)a uyma; sonra (bu durum) seni Allah’ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık şiddetli bir azap vardır.
Yüce Allah tıpkı Hz. Âdem’e olduğu gibi Hz. Davud’a da hitap etmekte ve onu yeryüzünün halifesi yaptığını, yani onu halife olarak görevlendirdiğini ifade etmektedir. Yeryüzüne iyi insanların halife veya vâris kılınmalarıyla ilgili olarak Enbiyâ
21:105’te ve Nûr
25:55’te bilgi verilmektedir. Ayrıca Âl-i İmrân
3:139’da da dolaylı bir bilgi vardır. Buna örnek olarak İsrailoğulları’nın durumuyla ilgili olmak üzere A‘râf
7:129 ve Kasas
28:5’te bir vaat, A‘râf
7:137 ve Duhân
44:26’da da bu vaadin gerçekleştirildiği ifadeleri yer almaktadır.,Benzer mesajlar: A‘râf
7:51; Tâhâ
20:126.
Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri [batıl] olarak (boş yere) yaratmadık. Bu (iddia), kâfir olanların zannıdır. Ateşi hak eden o kâfir olanların vay hâllerine!
Yoksa biz iman edip iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi veya [muttakî]leri (duyarlı olanları) yoldan çıkanlar (ile bir) mi tutacağız!
(Bu Kur’an), ayetlerini derinlemesine düşünsünler ve öz akıl sahipleri (gerçeği) hatırlasınlar diye sana indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır.
Davud’a Süleyman’ı vermiştik; o ne güzel bir kuldu; daima (Allah’a) yönelendi.
Hani akşama doğru kendisine safkan atlar sunulmuştu.
(Süleyman) “Şüphesiz ki ben Rabbimi hatırlatmaları nedeniyle iyi şeyleri sevmekten hoşlanırım.” demişti. Sonunda onlar (atlar) perdeleninceye (gözden kayboluncaya) kadar (bu durum sürmüştü).
(Sonra) “Onları (atları) tekrar bana getirin!” demiş ve ayaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Bu ayette Hz. Süleyman’in atlarının boyunlarını ve bacaklarını sıvazlamasından söz edilmektedir; iddia edildiği gibi atların katledilmesi söz konusu değildir.
Yemin olsun ki Süleyman’ı imtihan etmiş; tahtına bir ceset bırakmıştık da bir süre sonra (bize) yönelmişti.
Hz. Süleyman’ın imtihanı ona verilen bir hastalık idi. Ayetin sonundaki [sümme enâbe] ifadesi de onun sağlığına kavuşup düzelmesini anlatmaktadır. Yüce Allah’ın Hz. Süleyman’ı imtihanı, bazı yönlerden gerçekleşen bela ve musibetleri ona vermesi, onu bu şekilde imtihan etmesi olabilir. Daha sonra ondan korkuyu ve belayı giderip onu eski haline getirmesi de konunun sonunu oluşturmaktadır. Burada kastedilen konu oğlunun öldürülmesi şeklinde de ifade edilmektedir. Gerçeği Allah bilir.
“Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümdarlık ver (lütfet)! Şüphesiz ki bolca veren sensin, sen!” demişti.
Bunun üzerine O’nun (Allah’ın) emriyle istediği yere yumuşakça akan rüzgârı hizmetine vermiştik.
(Ayrıca), şeytanları yani her tür (maharetli) bina ustalarını ve dalgıçları,
Zincirlerle birbirlerine bağlanmış diğerlerini de (hizmetine sunmuştuk).
Bütün bu (verdiklerimiz ona) lütfumuzdur. “İster (dilediğine) ver (serbest bırak); ister hesapsız bir şekilde (elinde) tut!” (demiştik).
Şüphesiz ki yanımızda onun (Süleyman) için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.
Kulumuz Eyüp’ü de hatırla! Hani Rabbine “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.” diye seslenmişti.
Benzer mesaj: Enbiyâ
21:83.
(Biz de ona) “Ayağını yere vur! İşte hem soğuk yıkanılacak hem de içilecek (soğuk) bir su!” (demiştik).
Katımızdan bir merhamet ve öz akıl sahiplerine (gerçeği) hatırla(t)mak için ona hem ailesini hem de onlarla birlikte bir mislini bağışlamıştık.
(Eyüp’e) “Eline bir demet sap al da onunla vur (yola çık); doğrudan sapma.” (demiştik). Şüphesiz ki Eyüp’ü sabırlı (bir kul) bulmuştuk; o, hep (Allah’a) yönelen ne güzel bir kuldu.
Söylenmek istenen şudur: “Sen eline bir demet bitki al; onunla yola koyul; araman gereken şifayı Yüce Allah bitkilerin içine koymuştur. İçinde şifa olan bitkiyi bul ve yola koyul; böylece doğrudan sapmamış olursun.” Bu yaklaşıma göre Hz. Eyüp, eline bir demet bitki alıp peşinden yola çıkmış ve böylece yemin gerektirecek bir yanlışa düşmemiştir. Dolayısıyla bu durumda, ne önceden yapılmış bir yemin ne de onu bozmamak için başvurulmuş bir çıkış yolu söz konusudur. Zaten ayetin devamında gelen cümledeki “sabır” ifadesi de onun bu yoldaki sebatını ve kararlılığını göstermektedir.
Güçlü ve öngörü sahibi kullarımızı (yani) İbrahim’i, İshak’ı ve Yakup’u da hatırla!
Şüphesiz ki onları ahiret yurdunu hatırlama duygusuyla arı duru bir özellikle saflaştırmıştık.
Şüphesiz ki onlar katımızda en hayırlı güzide seçkinlerdendirler.
İsmail’i, Elyesa’yı, Zülkifl’i de hatırla! Hepsi de en hayırlılardandır.
İşte (Kur’an) bir hatırla(t)madır. Şüphesiz ki [muttakî]lere (duyarlı olanlara) güzel bir varış yeri vardır.
50,51. İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır).
50,51. İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler (vardır).
Yanlarında yaşlarına uygun, bakışlarını kendilerine yönelten (eş)ler (bulunacaktır).
Hesap günü için size vadedilen budur.
Şüphesiz ki bu(nlar), bitip tükenmek bilmeyen rızıklarımızdır.
55,56. (İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
55,56. (İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
57,58. İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
57,58. İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
(Melekler, inkârcıların liderlerine) “İşte bunlar, sizin peşinize takılan topluluktur; (bakın işte) rahat yüzü görmeyecekler; onlar mutlaka ateşe gireceklerdir!” (diyeceklerdir).
(Saptırılanlar liderlerine) “Asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu (ateşi) bize siz sundunuz! Burası ne kötü bir yerdir!” diyeceklerdir.
(Saptırılanlar devamla), “Rabbimiz! Bunu önümüze (başımıza) kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır!” diyeceklerdir.
(Saptıranlar ise) şöyle diyeceklerdir: “Kendilerini dünyadayken kötülerden saydığımız erkekleri (insanları) niçin görmüyoruz?
Kendileriyle de alay ediyorduk değil mi? Yoksa gözler onlardan kaydı mı?”
Burada, inkârcıların dünyada alay ettikleri müminleri orada yanlarında veya azap mekânında görememeleriyle ilgili şaşkınlıkları hatırlatılmaktadır.
İşte cehennem halkının bu tür tartışması şüphesiz bir gerçektir.
65,66. De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah’tan başka ilah yoktur.”
65,66. De ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım; tek, ezici güç sahibi, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlü, çok bağışlayan Allah’tan başka ilah yoktur.”
67,68. De ki: “Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur’an), büyük bir haberdir.
67,68. De ki: “Kendisinden yüz çevirip durduğunuz bu (Kur’an), büyük bir haberdir.
Onlar konuşup tartışırken benim yüce toplulukta (olup bitenler) hakkında hiçbir bilgim yoktu.
Sâffât
37:8’de de geçen [Mele-i A‘lâ] ifadesi “yüce topluluk, en yüce meclis, melekler topluluğu” demektir ve kastedilen, meleklerden oluşan bir makamın sakinleridir.
Bana sadece ‘apaçık bir uyarıcı olduğum’ vahyediliyor.”
Hani Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.
Bu ayet Hicr
15:28-31. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Buradaki mesaj, Bakara
2:30’dakinden farklıdır. Bakara
2:30’da insanın halife (sorumlu) olarak görevlendirilmesinden söz edilirken bu iki ayette ise ilk insan neslinin yaratılması ele alınmaktadır.
Ona düzgün şekil verip kendisine [rûh]umdan üflediğim zaman, onun için (bana) secde edin!”
Bütün melekler hemen secde etmişlerdi.
Konuyla ilgili ayetlerde geçen secde emri “Âdem’e secde” değil de “Âdem için Allah’a secde” şeklinde anlaşılmalıdır.
İblis hariç. Kibirlenmiş ve kâfirlerden olmuştu.
İblis’in secde etmemesiyle ilgili bkz. Bakara
2:34, dipnot 3.,Benzer mesajlar: Bakara
2:34; A‘râf
7:11; Hicr
15:31.
(Allah) “Ey İblis! İki elimle (kudretimle) yarattığım varlık için (bana) secde etmekten seni engelleyen neydi! Kibirlendin öyle mi; yoksa (haksız yere) büyüklenenlerden mi oldun!” demişti.
(İblis de) “Ben ondan hayırlıyım (üstünüm). Beni ateşten yarattın; onu çamurdan yarattın.” demişti.
Benzer mesajlar: A‘râf
7:11-12; Hicr
15:32-33.
(Allah) şöyle demişti: “Çık oradan! Şüphesiz ki sen kovuldun.
Buradaki [racîm] kelimesi şeytanın ilahi huzurdan “kovulması” anlamındadır. Taşlanma gibi maddi bir cezalandırmadan söz edilmemektedir.
Hesap gününe kadar lanetim senin üzerinedir!”
(İblis) “Rabbim! İnsanların diriltilecekleri güne kadar bana zaman ver.” demişti.
80,81. (Allah) “Bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin.” demişti.
80,81. (Allah) “Bilinen vaktin gününe kadar zaman verilenlerdensin.” demişti.
82,83. (İblis) “kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!” demişti.
82,83. (İblis) “kudretine yemin olsun ki içlerinden samimi kulların hariç hepsini azdıracağım!” demişti.
(Allah) şöyle demişti: “İşte bu doğru (samimi kullarımı azdıramazsın). Ben şu gerçeği söylüyorum:
Cehennemi seninle ve onlardan (insanlardan) sana uyanlarla dolduracağım.”
Benzer mesajlar: A‘râf
7:12-18; Hicr
15:42; Nahl
16:99; İsrâ
17:61-63; Sebe’
34:21. Cehennemin insanlarla doldurulması “sonuç”, insanların İblis’e tabi olması ise “sebep”tir. Ayrıca Hûd
11:119 ve Secde
32:13. ayetler de bu cümle ile okunmalıdır.
De ki: “Buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ben asla zorluk çıkartanlardan da değilim.”
O (Kur’an) ancak âlemler için bir hatırla(t)madır.
Haberini bir süre sonra öğreneceksiniz.
Bu “haber”ler muhatapların inkâr durumuna göre bir tehdit olarak da düşünülebilir. Nebe’ suresinin ilk ayetlerinde ve Tekâsür suresinde de bu konuya dikkat çekilmektedir. Nitekim bu gerçekleri bazı müşrikler dünyada ölümleri anında, bazıları Bedir’de, bazıları da mahşerde anlamış olacaklardır; ancak bunun onlara herhangi bir faydası olmayacaktır.