[Hâ. Mîm.]
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara
2:1, dipnot 1.
(Bu kitabın) indirilişi [Rahmân] (ve) [Rahîm] (olan Allah) tarafındandır.
3,4. (Bu), ayetleri Arapça bir Kur’an olarak açıklanmış, bilen bir toplum için müjdeleyici ve uyarıcı olarak (indirilmiş) bir kitaptır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi; artık dinlemezler.
Ayetlerin apaçıklığıyla ilgili bkz. En‘âm
6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf
7:32, 52, 145, 174; Tevbe
9:11; Yûnus
10:5, 24, 37; Hûd
11:1; Yûsuf
12:111; Ra‘d
13:2; İsrâ
17:12; Rûm
30:28; Fussilet
41:44.
3,4. (Bu), ayetleri Arapça bir Kur’an olarak açıklanmış, bilen bir toplum için müjdeleyici ve uyarıcı olarak (indirilmiş) bir kitaptır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi; artık dinlemezler.
Ayetlerin apaçıklığıyla ilgili bkz. En‘âm
6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf
7:32, 52, 145, 174; Tevbe
9:11; Yûnus
10:5, 24, 37; Hûd
11:1; Yûsuf
12:111; Ra‘d
13:2; İsrâ
17:12; Rûm
30:28; Fussilet
41:44.
(İnkârcılar) şöyle demişlerdi: “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir (s)ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. (Sen istediğini) yap; biz de yapanlarız!”
De ki: “Ben yalnızca sizin gibi bir insanım. Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu’ vahyolunuyor. Artık O’na yönelin; O’ndan bağışlanma dileyin! Ortak koşanların vay hâline!”
Onlar zekâtı vermezler; ahireti inkâr edenler de işte onlardır.
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlar için başa kakılmayan (kesintisiz) bir ödül vardır.
De ki: “Siz yeri iki günde (dönemde) yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz! O, âlemlerin Rabbidir.”
O, yere üzerinden ağır baskılar yerleştirmiştir. Orada bereketler yaratmış ve orada tam dört günde (dönemde) isteyenler için eşit gıdalar belirlemiştir.
Sonra duman hâlinde olan göğe yönelmişti. Ona (göğe) ve yere “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” deyince onlar da “İsteyerek geldik!” cevabını vermişlerdi.
Benzer mesaj: Bakara
2:29
Burada sözü edilen durum, göğün ve yerin bu ilahî emre boyun eğdiğini gösteren mecazi bir konuşma olarak yorumlanmalıdır.
Böylece onları (gökleri) iki günde (dönemde) yedi gök olarak yaratmış ve her göğe görevini vahyetmişti (bildirmişti). Biz yakın göğü kandillerle ve koruma ile (koruyucu güçlerle) süslemiştik.İşte bu güçlü, bilen (Allah)’ın ölçüsüdür.
Göklerin “yedi kat” oluşuyla ilgili bkz. Bakara
2:29; İsrâ
17:44; Mü’minûn
23:86; Fussilet
41:12; Talâk
65:12; Mülk
67:3; Nûh
71:15. Bununla birlikte “yedi yol” (Mü’minûn
23:17) ve “yedi güçlü yapı” (Nebe’
78:12) ifadeleri de geçmektedir.,Burada geçen [evhâ/vahy] fiili Yüce Allah için kullanıldığı ve muhatap da peygamber olmadığı için bu vahye “ilahi vahiy” denmektedir ve anlamı da “ilham etmek” demektir
Benzer mesajlar: Hicr
15:16-17; Sâffât
37:6; Mülk
67:5; Cinn
72:8-9.
Yüz çevirirlerse de ki: “Sizi Âd ve Semûd’un (başına gelen) yıldırım gibi bir yıldırıma (afete) karşı uyarıyorum!”
Hani elçiler onlara önlerinden ve arkalarından gelerek “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!” dedikleri zaman, (onlar) “Rabbimiz (peygamber göndermek) isteseydi elbette melekleri gönderirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz!” demişlerdi.
Melek peygamber beklentisiyle ilgili benzer mesajlar: En‘âm
6:8; Hicr
15:7; Mü’minûn
23:24; Furkân
25:7; Zuhruf
43:53.,Önceki nesillerdeki kâfirlerin peygamberlerine yönelik olarak birbirine benzer tepkiler vermeleri nedeniyle Kur’an’da onların bu durumu aynı anda yaşanmış gibi sunulmakta, küfrün tek millet olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu konuda bkz. A‘râf
7:94-102; İbrâhîm
14:9-18; Mü’minûn
23:51-53; Sebe’
34:34-35; Yâsîn
36:13-32; Teğâbun
64:5; Fecr
89:11-12.
Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere kibirlenmiş ve “Bizden daha kuvvetli kim var!” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın, onlardan çok daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar, ayetlerimizi inkâr ediyorlardı.
Benzer mesajlar: En‘âm
6:33.
(Bu nedenle) biz de onlara dünya hayatında alçaklık azabını tattıralım diye o kara günlerde soğuk bir rüzgâr göndermiştik. Ahiret azabı elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez.
Benzer mesajlar: Hâkka
69:6-8; Kamer
54:19-20.
Semûd’a gelince, onlara doğru yolu göstermiştik ama onlar körlüğü doğru yola tercih etmişlerdi. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden küçük düşürücü azabın yıldırımı onları yakalayıp çarpmıştı.
Körlüğü hidayete, küfrü imana tercihle ilgili benzer mesajlar: Tevbe
9:23; İbrâhîm
14:3; Nahl
16:107.
İman edip [takvâ]lı (duyarlı) davranmış olanları ise kurtarmıştık.
Benzer mesaj: Neml
27:53.
O gün Allah’ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere bir araya getirileceklerdir.
Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme (duyu)ları, gözleri ve derileri işledikleri şeylerle ilgili olarak onların aleyhine şahitlik edecektir.
(Kişiler) derilerine “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” diyecek, onlar da “Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturmuştur. İlk kez sizi de O yaratmıştır. Yalnızca O’na döndürüleceksiniz.” diyeceklerdir.
Dünya şartlarında konuşabilmek nasıl ki başlangıçta Yüce Allah’ın koyduğu yasalar sayesinde gerçekleşiyorsa, mahşerde de benzer başka yasalar devreye sokulacak ve konuşmaz sanılan şeyler pek tabii ki konuşturulmuş olacaktır.
Siz işitme (duyu)nuzun, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Ancak yaptıklarınızdan çoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.
Rabbiniz hakkında beslediğiniz işte bu zan var ya, sizi o mahvetti ve kaybedenlerden oldunuz.
Dayanabilirlerse onların yeri ateştir. (Mahşerde Allah’ı) hoşnut etmek isterlerse istekleri asla kabul edilmeyecektir.
Biz onlara birtakım arkadaşlar sardırmıştık da onlar, önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü göstermişlerdi. Kendilerinden önce geçen cinler ve insanlardan oluşan ümmetler hakkında (uygulanacak azap) sözü onlar için de gerçekleşmiştir. Şüphesiz ki onlar kaybedenlerdi.
Burada “sebep-sonuç” ilişkisi vardır. Bu ayet şeytanın kimlere dost kılınacağının delilidir. Benzer mesajlar: A‘râf
7:27; Meryem
19:83; Şu‘arâ
26:221-222; Zuhruf
43:36.
Kâfir olanlar, “Bu Kur’an’ı dinlemeyin; (okunurken) onunla ilgili gürültü yapın! Umulur ki galip gelirsiniz!” demişlerdi.
Ayette yer verilen konu Mekkeli kâfirlerin Kur’an okunurken gürültü yapmalarını birbirlerine telkin etmeleridir. Böyle yaparak Kur’an’a karşı galip geleceklerini zannediyorlardı. Kur’an okunurken onu dinlemek ve başka sesleri kesmek A‘râf
7:204’te herkese emredilmektedir. Benzer şekilde “Kur’an okunurken gürültü yapmak” aynı zamanda Tevbe
9:32 ve Saff
61:8’de de belirtildiği gibi Yüce Allah’ın nurunu söndürmek anlamına gelmektedir. Bu durum bazen İbrâhîm
14:9’da belirtildiği gibi “elçilerin ağızlarına ellerini tıkamakla” gerçekleşmiştir. Ayrıca Hz. Nuh’un da benzer bir tepki ile karşılaştığı Nûh
71:7’de ifade edilmektedir. Demek ki hakikate karşı duran küfür tek millettir; aynı hatadan ve metoddan beslenmektedir. Hacc
22:72’de belirtildiği üzere vahyi aktaranlara karşı saldırgan bir tutum sergilemek de bu kapsamda düşünülmelidir.
Kâfir olanlara elbette şiddetli bir azabı tattırmaktayız ve elbette onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız.
İşte o Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkâr etmelerinin karşılığı olarak orada onlara [ebedî] kalacakları yurt (cehennem) vardır.
Kâfir olanlar şöyle diyeceklerdir: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım!”
Bu ayet A‘râf
7:38-39, Ahzâb
33:67-68 ve Sâd
38:61 ile birlikte okunmalıdır. Bu ayette verilmek istenen mesaj dünya hayatında birileri tarafından saptırılanların kendilerini saptıranlara yönelik mahşerdeki tutumları ele alınmakta, onları ayaklarının altına alıp ezmek isteyecekleri dile getirilmekte, bütün muhataplar uyarılmaktadır.
Şüphesiz ki “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra doğru yolda olanlara melekler “Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen cennetle sevinin!” (diyerek) inerler.
Benzer mesaj: Ahkâf
46:13.,Benzer mesajlar: A‘râf
7:43; Enbiyâ
21:103; Sâd
38:54; Kâf
50:32.,Meleklerin inmeleriyle ilgili olarak bkz. Meryem
19:64; Kadir
97:4. Ayrıca koruyucu meleklerle ilgili olarak da bkz. En‘âm
6:61; Ra‘d
13:11.
31,32. (Melekler şöyle derler): “Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada, çok bağışlayan, çok merhametli olan (Allah)’tan bir ikram olarak sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey orada sizin için (hazırlanmış olacak)tır.”
31,32. (Melekler şöyle derler): “Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada, çok bağışlayan, çok merhametli olan (Allah)’tan bir ikram olarak sizin için canlarınızın çektiği her şey vardır ve istediğiniz her şey orada sizin için (hazırlanmış olacak)tır.”
Allah’a davet eden, iyi iş(ler) yapan ve “Ben müslümanlardanım!” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki!
Benzer mesajlar: Âl-i İmrân
3:193; Yûnus
10:25; Yûsuf
12:108; Ra‘d
13:36; İbrâhîm
14:1; Nahl
16:125; Hacc
22:67; Kasas
28:87; Ahzâb
33:46; Cinn
72:20.,Bu ayette bir müslüman duruşu ortaya konulmakta, “Müslüman”lıktan öte başka herhangi bir isimle anılmaya ihtiyaç olmaması gerektiğine dikkat çekilmek istenmektedir.
İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav! Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sımsıcak bir dost olur.
Benzer mesajlar: Ra‘d
13:22; Mü’minûn
23:96; Kasas
28:54. Hz. Muhammed’in şu hadisi de bu ayetlerle ilişkilidir: “Kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki onu silsin, mahvetsin” (Tirmizî, Birr, 55; Dârimî, Rikâk, 74; Ahmed b. Hanbel, V, 153, 158),
Buna ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük payı olan kimse kavuşturulur.
Sana şeytandan bir kışkırtma gelirse hemen Allah’a sığın! Şüphesiz ki yalnızca O duyandır, bilendir.
Gece ve gündüz, güneş ve ay O’nun delillerindendir. Güneşe de aya da secde etmeyin! Yalnızca O’na (Allah’a) ibadet ediyorsanız, (bilin ki) onları da yaratan Allah’a secde edin!
İnsanlar kibirlenirlenirse (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melekler), hiç bıkmadan gece gündüz O’nu [tesbih] ederler (yüceltirler).
Yeri boynu bükük (çorak) görmen de O’nun delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman bir de bakarsın ki kıpırdayıp kabarır. Onu (toprağı) dirilten (Allah) elbette ölüleri de diriltendir. Şüphesiz ki O her şeye gücü yetendir.
Benzer mesaj: Hacc
22:5-6.
Ayetlerimiz hakkında eğriliğe sapanlar bize gizli kalmazlar. Kıyamet günü ateşin içine atılacak olan mı hayırlıdır; yoksa (huzurumuza) güvenle gelecek olan mı? Dilediğinizi yapın! Şüphesiz ki O yaptıklarınızı görendir.
Şüphesiz ki kendilerine [zikr] (Kur’an) geldiğinde onu inkâr edenler (kayıptadır). Şüphesiz ki o yüce bir kitaptır.
Ona önünden de arkasından da [batıl] gelemez. O doğru hüküm veren, övgüye layık olan (Allah)’tan indirilmedir.
Bu ayet hiçbir şeyin Kur’an’ı, onun hükümlerini geçersiz kılamayacağının delilidir. Klasik [nesh] anlayışı Nisâ
4:82, Hacc
22:51 ve Sebe’
34:5, 38. ayetler ışığında yeniden değerlendirilmelidir.
Sana söylenmekte olan, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Şüphesiz ki senin Rabbin hem bağışlama sahibidir hem de elem verici bir azabın sahibidir.
Burada kavmi tarafından yalanlanan Hz. Peygamber’e moral verilmektedir. Dini öğretilerdeki amaç birliğiyle ilgili bkz. En‘âm
6:90; Nahl
16:118; Şu‘arâ
26:196; Şûrâ
42:13; Necm
53:36-37; A‘lâ
87:18-19.
Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık “Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap’a yabancı dilden (kitap) olur mu?” derlerdi. De ki: “O, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir (s)ağırlık vardır ve o (Kur’an) onlara kapalıdır.(Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor!”
Ayetlerin açıkça ortaya konulmasıyla ilgili bkz. En‘âm
6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf
7:32, 52, 145, 174; Tevbe
9:11; Yûnus
10:5, 24, 37; Hûd
11:1; Yûsuf
12:111; Ra‘d
13:2; İsrâ
17:12; Rûm
30:28; Fussilet
41:3.,Bu ayet Şu‘arâ
26:199 ile birlikte okunmalıdır.,Benzer mesajlar: Yûnus
10:57; İsrâ
17:82
Benzer mesaj: İsrâ
17:45.,Benzer mesajlar: En‘âm
6:114, 119; A‘râf
7:52; Hûd
11:1-2; İsrâ
17:41, 89; Kehf
18:54; Furkân
25:33; Rûm
30:58; Fussilet
41:3.
Yemin olsun ki biz Musa’ya da Kitabı vermiştik fakat onda anlaşmazlığa düşülmüştü. Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı elbette aralarında (hemen) hüküm verilirdi. Şüphesiz ki onlar (Mekkeliler) de ondan (Kur’an’dan) kuşkulandıran bir şüphe içindedir.
Kim iyi bir iş yaparsa (bu) kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara asla haksızlık edici değildir.
Bu mesaj Bakara
2:134, 141, 272, 286, En‘âm
6:52, 164, İsrâ
17:13-15, Lokmân
31:33, Fâtır
35:18, Zümer
39:7, Câsiye
45:15, Necm
53:38-39 ve Zilzâl
99:7-8. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
O (Son) Saat’in bilgisi, yalnızca O’na bırakılır (O’na aittir). O’nun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğunu yarıp çıkamaz; hiçbir dişi gebe kalamaz ve doğuramaz. (Allah) onlara (müşriklere) “Ortaklarım nerede!” diye seslendiği gün “(Buna dair) bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz!” diyeceklerdir.
(Böylece dünyada) yalvarıp durdukları (şeyler) onlardan uzaklaşmış, kendileri için kaçacak hiçbir yer olmadığını da anlamış (olacak)lardır.
Benzer mesajlar: En‘âm
6:94; A‘râf
7:37; Hûd
11:21; Nahl
16:87; Kasas
28:75; Mü’min
40:74.,Buradaki [zannû] fiili “sanmak” değil, mahşerde gerçeklerle karşılaşıldığı için “bilmek, anlamak” anlamına alınmalıdır.
İnsan, hayır (mal) istemekten bıkmaz. Kendisine bir kötülük dokunursa hemen üzülüp ümitsizliğe düşer.
Şüphesiz ki kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet (bolluk) tattırırsak “Bu benim hakkımdır; o (Son) Saat’in gerçekleşeceğini de sanmıyorum; Rabbime döndürülmüş olursam bile şüphesiz ki O’nun katında benim için daha güzel (şeyler) vardır!” der. kâfir olanlara (dünyada) yaptıklarını elbette bildireceğiz; onlara ağır azaptan elbette tattıracağız.
Biz o (nankör) insana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer.Kendisine bir şer dokunduğu zaman da uzun yakarışta bulunur.
Benzer mesaj: İsrâ
17:83.
De ki: “Bir düşünsenize, o (Kur’an) Allah katından ise siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman uzak bir ayrılıkta olandan daha sapkın kim olabilir ki!”
Kur’an’daki [eraeytüm] ifadeleri, “söyler misiniz!”, “gördünüz mü?”, “bir düşünsenize!”, “söyleyin bakalım!”, “ne dersiniz?”, “bana haber verin!” gibi anlamlar içermektedir.,Benzer mesaj: Ahkâf
46:10.
Onlara ufuklardaki ve kendi nefislerindeki delillerimizi ileride göstereceğiz ki onun (Kur’an’ın) gerçekliği onlara apaçık olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi!
Kur’an’da sadece bu ayette geçen [el-âfâk] (ufuklar) ifadesiyle kastedilenin “yıldızlar, gece-gündüz, aydınlıklar, karanlıklar, dört ana unsur denilen şeyler” olabileceği belirtilmekte, “[enfüs]” ile kastedilen ise “yavrular, ceninler, ana rahmindeki karanlıkların içindeki oluşumlar, insanlar” şeklinde yorumlanmaktadır. Benzer mesajlar: Neml
27:92; Zâriyât
51:20-22.
Dikkat edin! Onlar, Rableriyle karşılaşma konusunda şüphe içindedir. Dikkat edin! Şüphesiz ki O her şeyi kuşatıcıdır.