Yemin olsun: Esip savuranlara,
İşi ayıranlara ki
Surenin ilk dört ayetindeki niteliklerin, vahye ve onun etkinliğine ait olduğu kanaatindeyiz.
Size vadedilenler elbette doğrudur.
Hesap da mutlaka gerçekleşecektir.
Yörüngeleri bulunan göğe yemin olsun ki
Şüphesiz siz çelişkili söz(ler) içindesiniz.
Ondan (Kur’an’dan) savrulan kişi (kendi aleyhine) savrulmuş olur.
Kahrolsun o koyu yalancılar!
Onlar, koyu bir şaşkınlıkta ne yaptığını bilmeyenlerdir.
Hesap gününün ne zaman olduğunu soruyorlar.
O gün onlar, ateş üzerinde imtihan edileceklerdir.
(Onlara) “İmtihanınızı(n sonucunu) tadın! Acele gelmesini istediğiniz şey işte budur!” (denecektir).
15,16. Şüphesiz ki [muttakî]ler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.
15,16. Şüphesiz ki [muttakî]ler (duyarlı olanlar), Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alarak cennetlerde ve (su) kaynaklarında (olacaklar)dır. Şüphesiz ki onlar, bundan önce (dünyada) güzel davrananlardı.
Seher vakitlerinde de bağışlanma dilerler(di).
Mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen kişiler için hak vardır.
Bu cümle infakın, sadakaların ve zekâtın “kâr”dan değil, “mal”dan verilmesi gerektiğinin apaçık delilidir. Benzer mesajlar: En‘âm
6:141; Tevbe
9:103; İsrâ
17:26; Rûm
30:38; Me‘âric
70:24.
20,21. Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?
Benzer mesaj: Fussilet
41:53.
20,21. Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?
Benzer mesaj: Fussilet
41:53.
Gökte de rızkınız ve size vadedilenler vardır.
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun: Bu (vadedilen gün) konuşmanız gibi gerçektir.
İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin (meleklerin) haberi sana geldi, (değil) mi?
Hani onlar (İbrahim’in) yanına girmiş ve “Selam!” demişlerdi. (İbrahim de) “Selam!” demiş, “(Bunlar) yabancı bir topluluk!” (diye içinden geçirmişti).
Benzer mesajlar: Hicr
15:52-53.
26,27. Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp “Yemez misiniz?” demişti.
26,27. Hemen ailesinin yanına giderek besili bir dana (eti) getirmiş, onu onlara yaklaştırıp “Yemez misiniz?” demişti.
(Yemediklerini görünce) onlardan korkmaya başlamıştı. (Melekler) “Korkma!” demiş ve ona bilen bir erkek çocuğu müjdelemişlerdi.
Benzer mesajlar: Hûd
11:69-70.
Hanımı, çığlık atarak (meleklere) yönelmiş ve (elini) yüzüne vurarak “Ben kısır bir kocakarıyım!” demişti.
[Sarratin] kelimesi “haykırma”, “çığlık atma” [sakket] fiili ise “vurmak, çarpmak” demektir. Bu kelimeler birlikte kullanılınca Hz. Sâre’nin büyük bir şaşkınlık içerisinde haykırdığı, durumun sıra dışılığını bu şekilde ortaya koyduğu anlaşılmış olmaktadır.
Onlar (melekler ise:) “Öyle, (ama) bunu Rabbin söylemiştir. Şüphesiz ki yalnızca O, doğru hüküm verendir, bilendir.” demişlerdi.
Benzer mesajlar: Hûd
11:71-73.
(İbrahim:) “Ey elçiler (melekler)! (Başka) ne işiniz var?” diye sormuştu.
Benzer mesaj: Hicr
15:57-58.
32,33,34. Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi.
32,33,34. Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi.
32,33,34. Onlar “Şüphesiz ki biz suçlu bir topluma, üzerlerine çamurdan taş yağdırmak için gönderildik. (Bu taşlar), aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş(tir)!” demişlerdi.
(Biz) orada bulunan müminleri çıkarmıştık.
Zaten orada müslümanlardan (olan) bir ev (halkın)dan başka (kurtarılacak) kimse bulmamıştık.
Elem verici azaptan korkanlar için orada bir delil bırakmıştık.
Burada geçen [âyeh] “ayet” kelimesi, helak/yok edilme sonrasında geride kalan harabelerden oluşan “ibret nişanesi” yani bir ders anlamına gelmektedir.
Musa’da da (dersler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
(Firavun), ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, “O bir büyücüdür veya bir cinlenmiştir!” demişti.
Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
Bu ayet Yûnus
10:90-91. ayetlerle okunmalıdır.
Âd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.
Ayette geçen [er-rîha’l-‘akîme] tamlaması “kısır bırakan rüzgar” anlamında kasırganın şiddetini göstermektedir. Kur’an’da 19 kez geçen [er-rîh] kelimeleri genellikle olumsuz anlamda “felaket”, bilinen manada “rüzgâr”, “koku” ve “güç” anlamlarında kullanılmaktayken, Kur’an’da 10 kez geçen [er-riyâh] kelimeleri ise genel olarak “nimet, huzur” içerikli “rüzgarlar” anlamında kullanılmaktadır.
(O kasırga) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmamış, her şeyi kül edip savurmuştu.
Semûd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara “Bir süreye kadar yararlanın (yaşayın)!” denmişti.
Rablerinin emrine karşı gelmişlerdi. Bu yüzden, bakarlarken onları yıldırım çarpmıştı.
Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
Daha önce de Nuh kavmini (helak etmiştik). Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdular.
Göğü güçlü bir şekilde biz bina ettik (yükselttik) ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
Bu ayette evrenin genişlemekte olduğu bilimsel gerçeğine dair muhteşem bir mesaj verilmektedir.
Yeri de biz döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
Her şeyden iki çift yarattık ki (gerçeği) hatırlayasınız.
Allah’a koşun! Şüphesiz ki ben size O’ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.
Bu buyruk insanların Yüce Allah’ın yoluna girmeleri gerektiği mesajını içermektedir. Yönü Allah’tan yana olmayanların varıp duracakları yer tam bir felakettir.
Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeyin! Şüphesiz ki ben size O’ndan (gelmiş) apaçık bir uyarıcıyım.
Böylece onlardan öncekilere herhangi bir elçi geldiğinde elbette “O bir büyücüdür veya cinlenmiştir!” demişlerdi.
Bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler! Doğrusu onlar, azgın bir topluluktur.
Onlardan yüz çevir! Sen asla kınanacak değilsin.
Sen (gerçeği) hatırlat! Şüphesiz ki hatırlatmak müminlere yarar sağlar.
Ben cinleri ve insanları, sadece bana kulluk etsinler diye yarattım.
Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum.
Şüphesiz ki yalnızca Allah gerçek rızık verendir, kuvvet sahibidir, güçlüdür.
Şüphesiz ki arkadaşlarının payı gibi haksızlık edenlerin de (azaptan) payı vardır. (Azabı) benden acele istemesinler!
Kendilerine vadedilen günlerinden dolayı kâfir olanların vay hâllerine!