(Parça parça) indiğinde [necm]’e (Kur’an’a) yemin olsun.
Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azgınlaşmamıştır.
O (Kur’an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.
5,6,7. Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
5,6,7. Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
5,6,7. Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
Sonra yaklaşmış, (ona doğru) sarkmıştı.
İki yay arası kadar, hattadaha da yakın olmuştu.
Ayetteki [ev] edatına “veya” anlamı verilmemelidir. Çünkü ifade Allah’a aittir; mesafeden bahsedilirken O’nun seçenekli bir ifade kullanması değil, o mesafenin daha yakın olduğu mesajı kastedilmektedir.
(Böylece Cebrail, Allah’ın) kendisine vahyettiğini kuluna (Peygamber’e) vahyetmişti.
(Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.
Gördüğü (melek) konusunda şimdi kendisi ile tartışıyor musunuz?
13,14,15. Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, [cennetü’l-me’vâ] (durmaya değer bahçe)nin yanındaki [sidretü’l-müntehâ] (uzaktaki sedir ağacı)’nın yanında bir kez daha görmüştü.
13,14,15. Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, [cennetü’l-me’vâ] (durmaya değer bahçe)nin yanındaki [sidretü’l-müntehâ] (uzaktaki sedir ağacı)’nın yanında bir kez daha görmüştü.
13,14,15. Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, [cennetü’l-me’vâ] (durmaya değer bahçe)nin yanındaki [sidretü’l-müntehâ] (uzaktaki sedir ağacı)’nın yanında bir kez daha görmüştü.
Hani o [sidre]’yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler!
Ayetteki [sidretü’l-müntehâ] “uzaktaki sedir ağacı” demektir. Bu ve [cennetü’l-me’vâ] ifadesi, göklerdeki bazı mekânların adı olarak yorumlansa da konuyu “Mekke’ye yakın bir bölgede yaşananlar” şeklinde yorumlamak kanaatimizce daha doğrudur.
(Peygamber’in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.
Şüphesiz ki (orada) Rabbinin en büyük delillerinden (birini, Cebrail’i) görmüştü.
19,20. Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?
19,20. Lât’a, Uzzâ’ya ve diğer üçüncüsü olan Menât’a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?
Erkek(ler) sizin de dişi(ler) mi O’nun?
O zaman şu (yaptığınız) haksız bir paylaşımdır!
Bu (putlar), haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. (Müşrikler) zanna ve nefislerinin arzuladığından başka hiçbir şeye uymuyorlar. Yemin olsun ki onlara Rablerinden bir rehber gelmiştir.
Yoksa insan, her arzu ettiğine sahip olduğunu (mu sanıyor)!
Oysa ahiret de ilki (dünya) da yalnızca Allah’a aittir.
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğuna izin vermesinden sonraki durum hariç.
Bu ayet Zümer
39:43-44. ayetlerle okunmalıdır.
Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar, meleklere dişi isimleri takıyorlar.
Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Zandan başka bir şeye uymuyorlar. Şüphesiz ki zan, gerçeklik bakımından hiçbir şey ifade etmez.
[Zikr]imizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve yakın (dünya) hayatından başka bir şey istemeyen kişilere aldırış etme!
İşte onların bilgisi bundan ibarettir. Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını çok iyi bilendir ve O kimin doğru yola ulaştığını da çok iyi bilendir.
Göklerde ve yerde bulunan her şey, yalnızca Allah’a aittir. En sonunda (Allah) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandıracak ve güzel işler yapanları da daha güzeliyle ödüllendirecektir.
Ufak tefek kusurlar dışında, büyük günahlardan ve çirkinliklerden kaçınanlara gelince, Rabbinin bağışlaması çok geniştir. O, sizi topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında saklı (ceninler hâlinde) bulunduğunuz sırada (bile) sizi iyi bilendir. (Bu nedenle) kendinizi temize çıkarmayın! O, [takvâ]lı (duyarlı) olanı iyi bilendir.
Benzer mesajlar: Nisâ
4:31; Şûrâ
42:37.,Benzer mesajlar: Hûd
11:61; Nûh
71:17.,Benzer mesajlar: Nisâ
4:49; Nûr
24:21. Bu ayetin nüzûl sebebi olarak şöyle bir olay nakledilmektedir: Ümmü’l-‘Alâ adlı kişi muttakî birisinin cenazesine yönelerek, “Ey Ebû Sâib, senin adına şahidim ki Allah sana ikram edecektir” deyince, Hz. Muhammed ona şöyle demiştir: “Allah’ın ona ikram edeceğini sen nerden biliyorsun ki! Allah’a yemin olsun ki Allah’ın peygamberi olduğum halde, yarın bana ne yapılacağını ben bile bilmiyorum” (Buhârî, Cenâiz, 3).
33,34. (Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün!
33,34. (Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün!
(Yoksa) [gayb]ın (bilinemeyenin) bilgisi sadece kendi yanındadır da (bunu sadece) o mu görüyor!
36,37. Yoksa Musa’nın ve çok vefalı İbrahim’in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi?
36,37. Yoksa Musa’nın ve çok vefalı İbrahim’in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi?
Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez.
Bu mesaj Bakara
2:134, 141, 272, 286, En‘âm
6:52, 164, İsrâ
17:13-15, Lokmân
31:33, Fâtır
35:18, Zümer
39:7, Fussilet
41:46, Câsiye
45:15, Necm
53:38-39, Mümtehine
60:3 ve Zilzâl
99:7-8. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
İnsan için kendi yaptığından başka bir şey yoktur.
Yaptığı ileride (ahirette) görülecektir.
Sonra da ona karşılığı tastamam verilecektir.
Şüphesiz ki son (varış) sadece Rabbinedir.
Güldüren de yalnızca O’dur, ağlatan da.
Öldüren de yalnızca O’dur, dirilten de.
45,46. Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman [nutfe]den (spermden) yaratan O’dur.
Benzer mesaj: Kıyâmet
75:37-39.
45,46. Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman [nutfe]den (spermden) yaratan O’dur.
Benzer mesaj: Kıyâmet
75:37-39.
Şüphesiz ki diğer yaratılış (insanı diriltmek) de yalnızca O’na aittir.
Zengin eden de yalnızca O’dur; kısarak veren de.
Doğrusu [Şi‘ra] (yıldızı)nın Rabbi de yalnızca O’dur.
[Şi‘ra] yıldızı, “aydınlatan yıldız” demektir. Bu, Huza‘a kabilesinin tapındığı yıldızdır. Ayrıca bunun, Cahiliye Araplarının uğur kaynağı saydıkları parlak bir yıldız veya Büyük Köpek takımyıldızlarının en parlağı olduğu da ifade edilmektedir.
50,51. Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd’u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı.
50,51. Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd’u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı.
Daha önce Nuh kavmini de (O helak etmişti). Şüphesiz ki onlar haksızlık etmiş ve azgınlık yapmışlardı.
Alt üst olan şehirleri de O yok etmişti.
Böylece kuşatan şey (felaket) onları da kuşatmıştı.
Rabbinin hangi nimetleri hakkında şüphe duyabilirsin ki!
İşte bu, önceki uyarılardan bir uyarıdır.
Yaklaşmakta olan (Son Saat) yaklaştı.
Onu (zamanını) Allah’tan başka kimse açığa çıkaramaz.
Benzer mesaj: A‘râf
7:187.
Şimdi siz bu sözü mü tuhaf buluyorsunuz!
Gülüyorsunuz; ağlamıyorsunuz.
Allah için secde edin ve (O’na) kulluk edin!
Bu ayet Kur’an’daki 14 [tilavet] secdesinden birisidir.