1 İlâh: Lügatta, örtünmek, gizlenmek, alışmak ve kulluk anlamına gelir. Kendisine ibadet edilen, her şeyden çok sevilen, tazim ve tesbih edilen mutlak varlık. İslâmiyet'in saf tevhid akîdesi, tapılacak, ibadet edilecek; kâinatın ve eşyanın yaratıcısı ve yoktan var edicisi olarak sadece Allah'ı kabul etmektir. Bu yüzden, Allah lâfzı sadece İslâm'ın kabul ettiği ilah inancının özel ismi'dir. (اَللّٰهُ) ismi, türemiş veya başka bir dilden Arapça’ya nakledilmiş bir isim olmayıp özel isimdir. İsmin, sahibi olan Allah, bir olduğu için, ikili ve çoğulu da yoktur. O, “ilah” kabul edildiği için Allah değil, Allah olduğu için ma’bud’dur. Eğer bir şeye tapılırsa o şey, o zaman “ilah” olur, ama tapınma bittiği an onun ilahlığı da biter. Hâlbuki insanlar, Allah’ı ma’bud tanısın veya tanımasın O, zatından ma’buddur. Ona her şey ibadete ve kulluğa borçludur. Esasen diğer dinlerde tapınılması kabul edilen şeylere “ilah” denilmesi doğru değildir. Türkçedeki “tanrı” kelimesi de “ilah” kelimesinin karşılığı değildir. Olsa olsa “put” kelimesinin karşılığı olabilir. Kelime-i Tevhid’deki “ilah” kelimesiyle “Allah” kelimesi aynı anlama gelir. Bu sebeple Kelime-i Tevhidin, “Allah’tan başka ilah yoktur” şeklindeki tercümesi doğru değildir. Zira Kelime-i Tevhid, böyle tercüme edilirse Allah’ın dışında bazı ilahların olduğu, fakat bizim o ilahları kabul etmeyip reddettiğimiz anlaşılır. (لا إله إلا الله) daki “kasr” tercümeye yansıtılırsa tercümenin: “tek ilah Allah’tır” şeklinde olması gerekir ki en doğrusu da budur. Bk. (Fatiha: 1) 2 Rab: Terbiye anlamına bir mastar olduğu halde mübalâğa kastı ile terbiye edici anlamında kullanılmıştır. Mübalâğa anlamından dolayı rab, sade mürebbî anlamında değil, terbiyenin bütün gereklerine sahip kuvvetli ve en mükemmel terbiye edici demektir ve sahip ve malik anlamlarına dahi gelir. Bu sebeple Allah’a ve peygamberlerine inanan kimselerin Allah’tan başka kanun koyucu tanımaması gerekir. Zaten âlemlerde kanun koyma hak ve yetkisi sadece Âlemlerin Rabbi Allah’a aittir. Bk. (Fatiha: 2)