37. Sâffât Suresi Meali

1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, 1 bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere2 ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, 1 bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere2 ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, 1 bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere2 ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, 1 bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere2 ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
(O aynı zamanda) hem göklerin, hem yerin, hem de ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olduğu gibi doğuların1 da Rabbi’dir.
Şüphesiz Biz, dünya göğünü yıldızların güzelliğiyle süsledik.
Ve onu her türlü azgın şeytanın1 şerrinden tamamen koruduk.
8,9. O (şeytanlar) yüce (melekler) topluluğunu dinleyemezler1 ve onlar, her yönden kovularak uzaklaştırılırlar. Bir de onlar için bitmeyen azap vardır.
8,9. O (şeytanlar) yüce (melekler) topluluğunu dinleyemezler1 ve onlar, her yönden kovularak uzaklaştırılırlar. Bir de onlar için bitmeyen azap vardır.
Ancak söz hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. 1
(Ey Muhammed!) Kâfirlere: “Kendilerini (âhirette tekrar) yaratmamızın, yarattıklarımızın tamamını yaratmaktan daha mı zor?” olduğunu sor. Doğrusu Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
Fakat sen (buna) hayran kalırken, onlar alay ediyorlar.
Ve uyarıldıklarında da hiç düşünmüyorlar.
Bir mûcize gördüklerinde alay ediyorlar.
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.
(Sen de onlara): “Evet hem de rezil bir durumda.” de.
O (dirilme,) korkunç bir çığlıktan ibarettir ve o anda, onlar baka kalırlar.
Ve: “Yazıklar olsun bize! Bu, hesap günüdür.” derler.
(O gün onlara): “İşte bu, sizin yalanlayıp durduğunuz (Müslüman’ı kâfirden) ayırt etme günüdür.” (denilir.)
22,23. (Ve Allah): “Toplayın şu zâlimleri, aynı yoldaki kafadarlarını1 ve Allah’tan başka taptıklarını! Onları hemen cehennemin yoluna sürün!”
22,23. (Ve Allah): “Toplayın şu zâlimleri, aynı yoldaki kafadarlarını1 ve Allah’tan başka taptıklarını! Onları hemen cehennemin yoluna sürün!”
“Ve hesaba çekilmeleri için onları orada bekletin!” buyurur.
(Bir de onlara): “Size ne oldu da birbirinizle (dünyadaki gibi) yardımlaşmıyorsunuz?” (denilir.)
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”1 diyecekler.
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”1 diyecekler.
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”1 diyecekler.
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. 1
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. 1
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. 1
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. 1
Şüphesiz o gün onlar, azapta ortaktırlar.
İşte Biz, günâhkârlara böyle yaparız.
Çünkü onlara: “Allah’tan başka ilâh yoktur.” denildiği zaman, hep büyüklük taslarlardı.
Ve: “Biz cinlenmiş bir şair için ilâhlarımızı terk mi edeceğiz?” derlerdi.
Tam tersine o (Muhammed) hakkı getiren ve önceki Peygamberleri doğrulayan, (bir Peygamber)’dir.
(Ey kâfirler!) Siz ise (âhirette) acıklı azabı tadıcılarsınız.
Ama sadece yaptıklarınızla cezâlandırılacaksınız.
Ancak Allah’ın seçilmiş1 kulları (bu azabın) dışındadır.2
41,42,43,44. İşte onlara (âhirette) bilinen bir rızık ve meyveler vardır ve onlar nîmetlerle donatılmış cennetlerde karşılıklı tahtlar üzerinde, ikram görürler.
41,42,43,44. İşte onlara (âhirette) bilinen bir rızık ve meyveler vardır ve onlar nîmetlerle donatılmış cennetlerde karşılıklı tahtlar üzerinde, ikram görürler.
41,42,43,44. İşte onlara (âhirette) bilinen bir rızık ve meyveler vardır ve onlar nîmetlerle donatılmış cennetlerde karşılıklı tahtlar üzerinde, ikram görürler.
41,42,43,44. İşte onlara (âhirette) bilinen bir rızık ve meyveler vardır ve onlar nîmetlerle donatılmış cennetlerde karşılıklı tahtlar üzerinde, ikram görürler.
45,46,47. (Cennette onlara) berrak, içenlere lezzet veren, zararsız ve sarhoş etmeyen cennet içecekleriyle (dolu) kâseler,1 sunulur.
45,46,47. (Cennette onlara) berrak, içenlere lezzet veren, zararsız ve sarhoş etmeyen cennet içecekleriyle (dolu) kâseler,1 sunulur.
45,46,47. (Cennette onlara) berrak, içenlere lezzet veren, zararsız ve sarhoş etmeyen cennet içecekleriyle (dolu) kâseler,1 sunulur.
48,49. Ve yanlarında da güzel gözleri eşlerinden başkasını görmeyen, 1kusursuz2 (hale getirilmiş) eşleri olacaktır. 3
48,49. Ve yanlarında da güzel gözleri eşlerinden başkasını görmeyen, 1kusursuz2 (hale getirilmiş) eşleri olacaktır. 3
(Cennettekiler) o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
İçlerinden birisi: “Benim (dünyada) bir arkadaşım vardı.” diyecek.
52,53. (Ve devamla, o bana): “Sen gerçekten, bizim ölünce, toprak ve kemikler haline geldikten sonra, sorguya çekileceğimize inananlardan mısın?” derdi.
52,53. (Ve devamla, o bana): “Sen gerçekten, bizim ölünce, toprak ve kemikler haline geldikten sonra, sorguya çekileceğimize inananlardan mısın?” derdi.
(Konuşan, 1görevli meleklere): “Siz (onun şimdi) ne durumda olduğunu biliyor musunuz?” diye soracak.
55,56. Sonra bakıp onu cehennem ateşinin tam ortasında görünce, ona: “Allah’a yemin ederim ki sen, neredeyse beni de helâk edecektin.” diyecek.
55,56. Sonra bakıp onu cehennem ateşinin tam ortasında görünce, ona: “Allah’a yemin ederim ki sen, neredeyse beni de helâk edecektin.” diyecek.
(Ve devamla): “Eğer Rabbimin nîmeti olmasaydı, kesinlikle ben de (cehenneme) gireceklerden olacaktım.”
58,59. “Şimdi (burada, ebedî kalacaklar biz miyiz?) Artık biz, ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyeceğiz ve asla azaba uğratılmayacağız.”
58,59. “Şimdi (burada, ebedî kalacaklar biz miyiz?) Artık biz, ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyeceğiz ve asla azaba uğratılmayacağız.”
“Şüphesiz, en büyük başarının ta kendisi işte budur.” diyecek.
Bütün çalışanlar, işte böyle bir başarı için çalışsınlar.
62,63. Şimdi, (cennetliklere) ilk ikram1 olarak verdiğimiz bu nîmetler mi daha hayırlı, yoksa zâlimlere cezâ olarak verdiğimiz zakkum ağacı2 mı?
62,63. Şimdi, (cennetliklere) ilk ikram1 olarak verdiğimiz bu nîmetler mi daha hayırlı, yoksa zâlimlere cezâ olarak verdiğimiz zakkum ağacı2 mı?
64,65. Şüphesiz o (zakkum,) cehennemin dibinde biten, tomurcukları, şeytanların başları gibi1 olan bir ağaçtır.
64,65. Şüphesiz o (zakkum,) cehennemin dibinde biten, tomurcukları, şeytanların başları gibi1 olan bir ağaçtır.
O (kâfirler) ondan mutlaka yiyecekler ve karınlarını da onunla dolduracaklardır.
Sonra bunun üzerine onlara, kaynar su karıştırılmış bir içki, vardır.
Sonra onların dönüp dolaşıp gidecekleri yer, yine cehennemdir.
69,7. Çünkü onlar, babalarını sapkın kimseler olarak buldukları gibi kendileri de onların yolundan gitmeye can atıyorlar.
69,7. Çünkü onlar, babalarını sapkın kimseler olarak buldukları gibi kendileri de onların yolundan gitmeye can atıyorlar.
71,72. Yemin olsun, onlardan önceki nesillerin pek çoğu sapıtmış, Biz de onlara hep uyarıcılar göndermiştik.
71,72. Yemin olsun, onlardan önceki nesillerin pek çoğu sapıtmış, Biz de onlara hep uyarıcılar göndermiştik.
Uyarıldıkları (halde uymayanların) sonunun ne olduğuna bir bak!
Ancak Allah’ın seçilmiş kulları (bu azabın) dışındadır. 1
Yemin olsun Nûh, Bize duâ edince, Biz (onun duâsını) ne de güzel kabul ettik.
Onu ve ailesini, o büyük felâketten kurtardık.
Ve (dünyada) sadece onun soyunu, kalıcı kıldık.1
78,79. Sonra gelen (nesil)ler arasında ona, “tüm âlemlerde Nûh’a selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
78,79. Sonra gelen (nesil)ler arasında ona, “tüm âlemlerde Nûh’a selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
Gerçekten Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz o, Bizim gerçekten inanan kullarımızdandı. 1
Sonra diğerlerini suda boğarak helâk ettik.
83,84. Doğrusu İbrahim de onun izinden giden, 1 Rabbine tam teslim olmuş bir kalp getiren2 (Peygamber)lerdendi.
83,84. Doğrusu İbrahim de onun izinden giden, 1 Rabbine tam teslim olmuş bir kalp getiren2 (Peygamber)lerdendi.
85,86,87. Bir zamanlar o, babasına ve toplumuna: “Sizler nelere? (yoksa) birtakım uydurma ilâhlara mı tapıyorsunuz? Allah’tan başka ilâhlara irade (gücü) mü veriyorsunuz? Siz âlemlerin Rabbi’ni ne zannediyorsunuz?” demişti.
85,86,87. Bir zamanlar o, babasına ve toplumuna: “Sizler nelere? (yoksa) birtakım uydurma ilâhlara mı tapıyorsunuz? Allah’tan başka ilâhlara irade (gücü) mü veriyorsunuz? Siz âlemlerin Rabbi’ni ne zannediyorsunuz?” demişti.
85,86,87. Bir zamanlar o, babasına ve toplumuna: “Sizler nelere? (yoksa) birtakım uydurma ilâhlara mı tapıyorsunuz? Allah’tan başka ilâhlara irade (gücü) mü veriyorsunuz? Siz âlemlerin Rabbi’ni ne zannediyorsunuz?” demişti.
88,89,90. Sonra (onların bu halini) derin derin düşünüp: 1“(Ben sizin bu halinizden) rahatsız oldum.” Deyince2 (toplumu) ona derhâl sırt dönerek, terk etti.
88,89,90. Sonra (onların bu halini) derin derin düşünüp: 1“(Ben sizin bu halinizden) rahatsız oldum.” Deyince2 (toplumu) ona derhâl sırt dönerek, terk etti.
88,89,90. Sonra (onların bu halini) derin derin düşünüp: 1“(Ben sizin bu halinizden) rahatsız oldum.” Deyince2 (toplumu) ona derhâl sırt dönerek, terk etti.
91,92. Bunun üzerine (o,) onların ilâhlarının yanına gizlice varıp: “(Şu önünüzdekileri) yemiyor musunuz?1 Neyiniz var? (Niye) konuşmuyorsunuz?” dedi.
91,92. Bunun üzerine (o,) onların ilâhlarının yanına gizlice varıp: “(Şu önünüzdekileri) yemiyor musunuz?1 Neyiniz var? (Niye) konuşmuyorsunuz?” dedi.
(İbrahim) hemen üzerlerine yürüyüp bütün gücüyle vurarak (putları kırdı.)1
94,95,96. Çok geçmeden (halkı,) ona koşarak gelince (İbrahim onlara): “Sizi de sizin yaptıklarınızı da yaratan Allah olduğu halde siz, ellerinizle yaptığınız bu şeylere mi tapıyorsunuz?” dedi.
94,95,96. Çok geçmeden (halkı,) ona koşarak gelince (İbrahim onlara): “Sizi de sizin yaptıklarınızı da yaratan Allah olduğu halde siz, ellerinizle yaptığınız bu şeylere mi tapıyorsunuz?” dedi.
94,95,96. Çok geçmeden (halkı,) ona koşarak gelince (İbrahim onlara): “Sizi de sizin yaptıklarınızı da yaratan Allah olduğu halde siz, ellerinizle yaptığınız bu şeylere mi tapıyorsunuz?” dedi.
97,98. (Kâfirler): “Onun için bir bina yapın ve onu derhâl ateşin içine atın.” diyerek ona bir tuzak hazırlamak istediler. Ama Biz de sonunda onları rezil ettik.
97,98. (Kâfirler): “Onun için bir bina yapın ve onu derhâl ateşin içine atın.” diyerek ona bir tuzak hazırlamak istediler. Ama Biz de sonunda onları rezil ettik.
99, 100. İbrahim: “Doğrusu ben, Rabbim uğrunda (sizi bırakıp) gidiyorum. O beni en doğru yola ulaştırır. Ey Rabbim! Beni iyi kimselerle karşılaştır.” 1 dedi.
99, 100. İbrahim: “Doğrusu ben, Rabbim uğrunda (sizi bırakıp) gidiyorum. O beni en doğru yola ulaştırır. Ey Rabbim! Beni iyi kimselerle karşılaştır.” 1 dedi.
Biz de onu yumuşak huylu bir çocuk (olan İsmail ile) müjdeledik.
(İsmail) onu anlayabilecek çağa1 ulaşıp da (İbrahim ona): “Ey oğlum! Gerçekten rüyamda ben seni kurban ettiğimi görüyorum. Bir düşün, buna ne dersin?” deyince, (İsmail) de: “Ey Babacığım! Sana emredileni yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi.
Sonunda ikisi de aynı kanaate varınca1 (babası, kurban etmek için) onu yere yatırdı.
104,105. Biz, ona: “Ey İbrahim! Gerçekten sen, rüyayı doğru anladın (ve uyguladın.) Şüphesiz Biz iyilik yapanları, böyle ödüllendiririz.” diye seslendik.
104,105. Biz, ona: “Ey İbrahim! Gerçekten sen, rüyayı doğru anladın (ve uyguladın.) Şüphesiz Biz iyilik yapanları, böyle ödüllendiririz.” diye seslendik.
Doğrusu bu, onun için çok açık bir imtihandı.
Ve ona büyük bir kurbanlığı da fidye olarak1 verdik.
108,109. Sonra gelen (nesil)ler arasında ona, “İbrahim’e selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
108,109. Sonra gelen (nesil)ler arasında ona, “İbrahim’e selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
Gerçekten Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz o Bizim gerçekten inanan kullarımızdandı.1
(Bir de) ona, inandığını yaşayan kimselerden olan İshak’ı Peygamber olarak, müjdeledik.
O (İsmail’e) de İshak’a da bereketler verdik.1 İkisinin soyundan, iyi işler yapan da var, açıkça kendisine zulmeden2 de vardır.
Yemin olsun Biz Mûsa ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.
Onları ve toplumlarını o büyük (kölelik) sıkıntısından kurtardık.
Onlara yardım ettik de sonunda üstün gelen, onlar oldu.
117,118. Ve o ikisine bilinen kitabı (Tevrat’ı) vererek onlara hak yolu gösterdik.1
117,118. Ve o ikisine bilinen kitabı (Tevrat’ı) vererek onlara hak yolu gösterdik.1
119, 120. Sonra gelen (nesil)ler arasında o ikisine, “Mûsa ve Hârûn’a selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
119, 120. Sonra gelen (nesil)ler arasında o ikisine, “Mûsa ve Hârûn’a selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
Gerçekten Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.1
Şüphesiz o ikisi, Bizim gerçekten inanan kullarımızdandı.
Gerçekten İlyas1 da (Allah’ın gönderdiği) Peygamberlerdendi.
(O da) kendi toplumuna: “(Allah’tan) hakkıyla sakınmayacak mısınız?” dedi.
125,126. Ve devamla: “Siz yaratıcıların en güzeli, sizin ve sizden öncekilerin de Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba’l (isimli puta)1 mı tapıyorsunuz?” dedi.
125,126. Ve devamla: “Siz yaratıcıların en güzeli, sizin ve sizden öncekilerin de Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba’l (isimli puta)1 mı tapıyorsunuz?” dedi.
Onların hepsi, o (İlyas’ı) yalanlamalarından dolayı (kıyamet günü) huzurumuza getirileceklerdir.
Ancak Allah’ın seçilmiş kulları (bu azabın) dışındadır.1
129,13. Sonra gelen (nesil)ler arasında ona, “İlyaslara1 selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
129,13. Sonra gelen (nesil)ler arasında ona, “İlyaslara1 selâm olsun!” diye (şerefli bir övgü) bıraktık.
Gerçekten Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.1
Şüphesiz o, Bizim gerçekten inanan kullarımızdandı.1
Gerçekten Lût da (Allah’ın gönderdiği) Peygamberlerdendi.
Biz onu ve ailesinin hepsini kurtardık.
Ancak, geride kalan yaşlı karı(sı bunun) dışında (kaldı).
Sonra da geride kalanların hepsini helâk ettik.
137,138. Ve (Ey kâfirler!) Siz, gece gündüz onların (helâk edildikleri yerin) yanından gelip geçiyorsunuz da hâlâ (Allah’ın kudretini) anlamıyor musunuz?
137,138. Ve (Ey kâfirler!) Siz, gece gündüz onların (helâk edildikleri yerin) yanından gelip geçiyorsunuz da hâlâ (Allah’ın kudretini) anlamıyor musunuz?
Şüphesiz Yûnus da (Allah’ın gönderdiği) Peygamberlerdendi.
140,141. Bir zamanlar o, (toplumunu bırakıp) dolu bir gemiye kaçmış, kur’aya katılmış ve (kur’ayı) kaybedenlerden olmuştu.
140,141. Bir zamanlar o, (toplumunu bırakıp) dolu bir gemiye kaçmış, kur’aya katılmış ve (kur’ayı) kaybedenlerden olmuştu.
(Yûnus) kendisini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
143,144. Eğer o, (Allah’ı) tesbih edenlerden olmasaydı tekrar diriltilecekleri güne kadar (balığın) karnında kalırdı.
143,144. Eğer o, (Allah’ı) tesbih edenlerden olmasaydı tekrar diriltilecekleri güne kadar (balığın) karnında kalırdı.
Sonunda Biz, onu rahatsız bir durumdayken ıssız bir yere çıkarttık.
Ve üzerine, bal kabağı türünden bir ağaç1 bitirdik.
Ve (tekrar) onu, mevcudu yüz bin olan veya (sayısı) daha da artan (toplumuna)1 Peygamber olarak gönderdik.
Sonunda ona îman ettiler, Biz de onları (uygun gördüğümüz) süreye kadar yaşattık.
(Ey Muhammed!) Şimdi sen o (kâfirlere) kız çocuklarının Rabbine, erkek çocuklarının da onlara mı? ait olduğunu sor.1
Yoksa Biz, melekleri dişi olarak yarattık da onlar şahit mi oldular.
151,152. Şunu iyi bilin ki onlar, sadece yalan söylemek için (bir de): “Allah doğurdu.” diyorlar. İşte bunlar, yalancıların ta kendisidir.
151,152. Şunu iyi bilin ki onlar, sadece yalan söylemek için (bir de): “Allah doğurdu.” diyorlar. İşte bunlar, yalancıların ta kendisidir.
(Yani Allah) kızları, oğullara tercih mi etmiş? (Asla böyle bir şey olamaz!)
Şimdi size ne oluyor da nasıl böyle (yanlış) hükümler veriyorsunuz!1
Siz hiç idrak etmeyecek misiniz?
Yoksa sizin, açık bir deliliniz mi var?
Eğer doğru söylüyorsanız, getirin kitabınızı (da görelim).
Onlar Allah ile cinler arasında da bir soy bağı uydurdular.1 Oysa cinler de kesinlikle (kıyamette) huzurumuza getirileceklerini bilirler.
Allah onların yakıştırdıkları bütün eksikliklerden çok yücedir.
Ancak Allah’ın seçilmiş kulları, (bu azabın) dışındadır.1
161,162,163. (Ey Kâfirler!) Siz de tapmakta olduklarınız da cehenneme gireceklerden başkasını, (Allah’a) karşı kandırıp asla yoldan çıkaramazsınız.
161,162,163. (Ey Kâfirler!) Siz de tapmakta olduklarınız da cehenneme gireceklerden başkasını, (Allah’a) karşı kandırıp asla yoldan çıkaramazsınız.
161,162,163. (Ey Kâfirler!) Siz de tapmakta olduklarınız da cehenneme gireceklerden başkasını, (Allah’a) karşı kandırıp asla yoldan çıkaramazsınız.
164,165,166. (O cinler ve melekler): “Bizim her birimiz için belli bir makam vardır.1 Biz de (Allah’ın huzurunda) kesinlikle saf tutarız ve Onu tesbih ederiz.” derler.
164,165,166. (O cinler ve melekler): “Bizim her birimiz için belli bir makam vardır.1 Biz de (Allah’ın huzurunda) kesinlikle saf tutarız ve Onu tesbih ederiz.” derler.
164,165,166. (O cinler ve melekler): “Bizim her birimiz için belli bir makam vardır.1 Biz de (Allah’ın huzurunda) kesinlikle saf tutarız ve Onu tesbih ederiz.” derler.
167,168,169,170. Her ne kadar o (kâfirler, daha önce): “Eğer bizim yanımızda da öncekilerden kalan bir kitap bulunsaydı, bizler de Allah’ın iyi kullarından olurduk.” dedilerse de (kitap gelince) onu hemen inkâr ettiler. Fakat pek yakında (inkârlarının sonucunu) anlayacaklar.
167,168,169,170. Her ne kadar o (kâfirler, daha önce): “Eğer bizim yanımızda da öncekilerden kalan bir kitap bulunsaydı, bizler de Allah’ın iyi kullarından olurduk.” dedilerse de (kitap gelince) onu hemen inkâr ettiler. Fakat pek yakında (inkârlarının sonucunu) anlayacaklar.
167,168,169,170. Her ne kadar o (kâfirler, daha önce): “Eğer bizim yanımızda da öncekilerden kalan bir kitap bulunsaydı, bizler de Allah’ın iyi kullarından olurduk.” dedilerse de (kitap gelince) onu hemen inkâr ettiler. Fakat pek yakında (inkârlarının sonucunu) anlayacaklar.
167,168,169,170. Her ne kadar o (kâfirler, daha önce): “Eğer bizim yanımızda da öncekilerden kalan bir kitap bulunsaydı, bizler de Allah’ın iyi kullarından olurduk.” dedilerse de (kitap gelince) onu hemen inkâr ettiler. Fakat pek yakında (inkârlarının sonucunu) anlayacaklar.
171,172,173. Yemin olsun Biz Peygamber kullarımıza ta ezelden; “mutlaka yardım görecekleri ve Bizim ordularımızın da mutlaka galip geleceği hakkında” kesin söz verdik.
171,172,173. Yemin olsun Biz Peygamber kullarımıza ta ezelden; “mutlaka yardım görecekleri ve Bizim ordularımızın da mutlaka galip geleceği hakkında” kesin söz verdik.
171,172,173. Yemin olsun Biz Peygamber kullarımıza ta ezelden; “mutlaka yardım görecekleri ve Bizim ordularımızın da mutlaka galip geleceği hakkında” kesin söz verdik.
(Ey Muhammed!) Sen, onlara aldırma.
Sen onları biraz gözetle. Onlar yakında (başlarına gelecekleri) göreceklerdir.
Bir de onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?1
Fakat (azap,) onların yurtlarına indiğinde uyarılanların sabahı ne kötü olur.
Sen, onlara bir süre aldırma.
Sen biraz gözetle. Onlar yakında (başlarına gelecekleri) görecekler.
Güçlü (ve şerefli) Rab olan senin Rabbin, onların yakıştırdıkları bütün eksikliklerden çok yücedir.
Bütün Peygamberlere selâm olsun.
Ve hamd sadece âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.1