38. Sâd Suresi Meali

Sâd. Şu şerefli1 Kur’an’a yemin olsun ki;
O kâfirler (boş) bir gurur ve ayrılık içerisindedirler.
Bizim kendilerinden önce helâk ettiğimiz nice nesiller, (o helâk esnasında) feryat ettiler ama (artık) kurtulma zamanı çoktan geçmişti.1
4,5. Kâfirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmiş olmasına şaşırdılar ve: “Bu (adam) yalancıdır (ve) büyücüdür. (Yani şimdi de) pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor?1 Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler.
4,5. Kâfirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmiş olmasına şaşırdılar ve: “Bu (adam) yalancıdır (ve) büyücüdür. (Yani şimdi de) pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor?1 Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler.
Onların ileri gelenlerinden bir grup öne atılarak:1 “İlâhlarınızın yolunda yürüyün ve (onlara bağlılıkta) kararlı olun, çünkü asıl yapmanız gereken şey, budur.” (dedi.)
7,8. (Ve devamla): “Biz böyle bir şeyi daha önceki hiç bir dinde1 duymadık. Bu, tamamen uydurmadan başka bir şey değildir.2 Hem bu zikir içimizden (başka kimse kalmadı da) ona mı indirildi?” dediler. Doğrusu, onlar esas benim zikrim (olan Kur’an’dan) şüphe ediyorlar ve onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
7,8. (Ve devamla): “Biz böyle bir şeyi daha önceki hiç bir dinde1 duymadık. Bu, tamamen uydurmadan başka bir şey değildir.2 Hem bu zikir içimizden (başka kimse kalmadı da) ona mı indirildi?” dediler. Doğrusu, onlar esas benim zikrim (olan Kur’an’dan) şüphe ediyorlar ve onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
Yoksa o (kâfirler) çok şerefli ve lütuf sahibi Rabbinin hazinelerinin kendilerinin yanında olduğunu mu (zannediyorlar)?1
Yoksa kendilerini göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların sahibi mi (zannediyorlar)? Eğer öyleyse, bir yolunu bulup, göğe yükselsinler (de bir bakalım).
Onlar burada,1 derme çatma ve hezimete mahkûm2 bir ordu döküntüsüdürler.
Onlardan önce Nûh, Âd ve kazıklar sahibi1 Firavun’un toplumları da (Peygamberlerini) yalanladılar.
Semûd, Lût kavmi ile Eyke’liler de bu gruplardandı.
İşte bunların tamamı, Peygamberleri yalanladılar ve Benim cezâmı hak ettiler.
Bu (kâfirler de) asla dönüşü olmayan bir çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar.
(Bir de kalkmış): “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bize (azaptan) payımızı çabuklaştırıver.”1 diyorlar.
Onların söylediklerine karşı sabret ve bizim güçlü kulumuz Dâvût’u hatırla. Çünkü o, çok doğru (ve azimli)1 birisiydi.
18,19. Doğrusu biz dağları ve toplanıp gelen kuşları, akşam ve kuşluk vakti1 onun ile birlikte (Allah’ı) tesbih etsinler diye o (Dâvût)’a boyun eğdirdik. Hepsi birlikte (Allah’ı) bolca tesbih ederlerdi.
18,19. Doğrusu biz dağları ve toplanıp gelen kuşları, akşam ve kuşluk vakti1 onun ile birlikte (Allah’ı) tesbih etsinler diye o (Dâvût)’a boyun eğdirdik. Hepsi birlikte (Allah’ı) bolca tesbih ederlerdi.
Onun hükümranlığını güçlendirmiş, ona hikmet ve davaları çözme kabiliyeti vermiştik.
Sana o davalıların1 haberi geldi mi? Hani onlar, duvardan aşarak mihraba ulaşmışlardı.
(Davalılar) Dâvût’un yanına girince o, onlardan korktu. Onlar: “Korkma! Biz biri diğerine haksızlık eden iki davalıyız. Şimdi sen aramızda adaletle hükmet, kararında adaletsizlik yapma ve bizi hak yola ilet.” dediler.
(Onlardan birisi): “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu,1 benimse bir dişi koyunum var. Buna rağmen “onu da bana ver” diyor ve ben onunla baş edemedim.”2 dedi.
(Dâvût): “Bu adam senin bir koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle sana kesinlikle zulmetmiştir. Doğrusu, çok az olmasına rağmen gerçekten (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar dışında, ortak iş yapanların1 çoğu, genellikle birbirlerinin hakkına tecavüz ederler” dedi. Ve Dâvût o anda gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi anladı, Rabbinden af diledi, eğilerek yere kapandı2 ve (Allah’a) gönülden yöneldi.3
Biz de imtihanı ondan kaldırdık. Bu (olayın aslı) böyledir. Şüphesiz onun, yanımızda yüksek bir makamı ve (âhirette) güzel bir geleceği vardır.
Ey Dâvût! Gerçek şu ki Biz, seni yeryüzünde halîfe kıldık. Öyleyse insanlar arasında Allah’ın kanunları ile hükmet ve keyfi kanunlara uyma. Zîrâ onlar, seni Allah’ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.1
Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve bu ikisinin arasındakileri kâfirlerin zannettikleri gibi tesadüfen yaratmadık. Vay o cehenneme girecek kâfirlerin haline!
Yoksa Biz (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanları, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlarla (hiç) bir mi tutarız? Ya da Allah’tan hakkıyla sakınanları, hak yoldan sapanlarla (hiç) bir mi tutarız?
(Ey Muhammed! Bu Kur’an,) sana, temiz akıl sahipleri, âyetlerini iyice düşünsünler ve öğüt alsınlar diye indirdiğimiz, mübârek bir kitaptır.
Biz Dâvût’a da Süleyman’ı hediye ettik. O ne güzel bir kuldu. Çünkü o, çok doğru (ve azimli) birisiydi.
Hani ona bir gün akşama doğru harika endamlı, soylu koşu atları1 sunulmuştu.
(Süleyman) atlar koşarak gözden kayboluncaya kadar (onları seyretti ve): “Gerçekten ben, iyi atı1 bana Rabbim(in gücünü) hatırlattığından dolayı severim.” dedi.
(Ve devamla): “Onları bana geri getirin.” (dedi) ve (atların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.1
34,35. Yemin olsun Biz Süleyman’ı tahtının üstüne bir ceset bırakarak (bir şekilde) imtihan ettik.1 Sonra o, (Rabbine) hakkıyla yönelerek: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir hükümdarlık ver. Şüphesiz tek karşılıksız veren, sensin.” dedi.2
34,35. Yemin olsun Biz Süleyman’ı tahtının üstüne bir ceset bırakarak (bir şekilde) imtihan ettik.1 Sonra o, (Rabbine) hakkıyla yönelerek: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir hükümdarlık ver. Şüphesiz tek karşılıksız veren, sensin.” dedi.2
36,37,38. Bunun üzerine Biz, emriyle dilediği yöne tatlı tatlı esen rüzgârı, yapı ustası ve dalgıçlık yapan şeytanları ve diğerlerini, (ihanet etmemeleri için) demir halkalarla bağlı olarak onun emrine verdik.
36,37,38. Bunun üzerine Biz, emriyle dilediği yöne tatlı tatlı esen rüzgârı, yapı ustası ve dalgıçlık yapan şeytanları ve diğerlerini, (ihanet etmemeleri için) demir halkalarla bağlı olarak onun emrine verdik.
36,37,38. Bunun üzerine Biz, emriyle dilediği yöne tatlı tatlı esen rüzgârı, yapı ustası ve dalgıçlık yapan şeytanları ve diğerlerini, (ihanet etmemeleri için) demir halkalarla bağlı olarak onun emrine verdik.
(Ve ona Ey Süleyman!): “İşte bütün bunlar senin başkalarına hesapsızca verip vermemeyi, kendine bıraktığımız ihsanımızdır.” (dedik.)
Şüphesiz onun da yanımızda yüksek bir makamı ve (âhirette) güzel bir geleceği vardır.
Rabbine: “Doğrusu şeytan, bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu.”1 diye seslenen Eyyub kulumuzu da hatırla.
(Bunun üzerine) Biz ona: “Ayağınla yere vur.1 İşte sana, yıkanacak ve içecek soğuk su.” diye vahyettik.
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahipleri için ibret alınacak bir örnek olmak üzere ona ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.1
Ve ona: “Eline bir deste (sap) al ve onunla (eşine) vur ve sakın yeminini bozma.”1 (dedik.) Gerçekten Biz, onu çok sabırlı bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, çok doğru (ve azimli) birisiydi.
Güçlü ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak ve Yakup’u da hatırla.
Gerçekten Biz onları, âhiret yurdunu düşünen, (Bize) gönülden bağlı kullar yaptık.
Çünkü onlar, Bizim katımızda seçkin ve hayırlı kimselerdir.
Hepsi de hayırlı kimselerden olan, İsmail’i, Elyesa’yı ve Zü’l-Kifl’i1 de hatırla.
Bütün bunlar (o hayırlı kimseleri dünyada) bir hatırlamadır. Şüphesiz (Allah’tan) hakkıyla sakınanlar için (âhirette de) varılacak güzel bir yer vardır.1
(Orası da) bütün kapıları kendilerine açılacak olan, Adn cennetleridir.
Onlar orada (tahtlar üzerine) kurulup oturarak bol bol meyve ve içecek isteyeceklerdir.
Ve yanlarında da güzel gözleri eşlerinden başkasını görmeyen ve hep aynı yaştakalan eşleri olacaktır.
İşte, hesap günü için size verilen söz, budur.
Şüphesiz bu, Bizim bitip tükenmek bilmeyen rızkımızdır.
Bütün bunlar, (o hayırlı kimseler içindir.) Şüphesiz azgınlar için de varılacak kötü bir yer vardır.
(Orası da) onların girecekleri, yatakların en kötüsü olan cehennemdir.
İşte bu (da azgınlar içindir.) Tatsınlar onun kaynar suyunu ve irinini.
Ve onlara aynı türden, çifter çifter başka (azaplar da) vardır.
O (azgınlar) peşlerinden gelenler için: “Onlar asla rahat yüzü görmesin. Çünkü onlar, cehennemliklerdir.” derler.
(Azgınlara uyanlar): “Esas siz rahat yüzü görmeyin. Çünkü bunu başımıza getiren sizsiniz. (Meğer burası) ne kötü bir yermiş.” derler.
(Ve devamla): “Ey Rabbimiz! Bunu bizim başımıza kim getirdiyse, onun cehennemdeki azabını kat kat arttır.” (derler.)
62,63. Ve: “Bize ne oluyor da (dünyada) kötülerden saydığımız, kendileriyle alay ettiğimiz adamları (burada) göremiyoruz. Yoksa onları gözden mi kaçırdık?” derler.
62,63. Ve: “Bize ne oluyor da (dünyada) kötülerden saydığımız, kendileriyle alay ettiğimiz adamları (burada) göremiyoruz. Yoksa onları gözden mi kaçırdık?” derler.
Cehennemdekilerin birbiriyle böyle tartışmaları kesin olan bir gerçektir.
65,66. (Ey Muhammed!): “Ben ancak bir uyarıcıyım, tek ve mükemmel güç sahibi olan Allah’tan başka ilâh yoktur. O göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir, çok şereflidir, bağışlayandır.” de.
65,66. (Ey Muhammed!): “Ben ancak bir uyarıcıyım, tek ve mükemmel güç sahibi olan Allah’tan başka ilâh yoktur. O göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir, çok şereflidir, bağışlayandır.” de.
67,68. (Bir de) onlara: “Bu (Kur’an), büyük bir haberdir, ama siz ondan, yüz çeviriyorsunuz.” de.
67,68. (Bir de) onlara: “Bu (Kur’an), büyük bir haberdir, ama siz ondan, yüz çeviriyorsunuz.” de.
(Ve devamla): “Yüce melekler topluluğunun (insanın yaratılışı ile ilgili) tartışmaları hakkında, benim bir bilgim yoktur.”
“Bana sadece benim ancak apaçık bir uyarıcı olduğum vahyedilmektedir.” (de.)
71,72. Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Gerçekten Ben, çamurdan bir insan1 yaratacağım. Onu biçimlendirip2 ona rûhumdan üflediğim zaman3 derhâl ona secdeye kapanın!” demişti.4
71,72. Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Gerçekten Ben, çamurdan bir insan1 yaratacağım. Onu biçimlendirip2 ona rûhumdan üflediğim zaman3 derhâl ona secdeye kapanın!” demişti.4
73,74. Meleklerin hepsi ona topluca secde etti. Yalnız iblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
73,74. Meleklerin hepsi ona topluca secde etti. Yalnız iblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
(Allah): “Ey iblis! Sen, ellerimle yarattığım (Âdem)’e1 secde etmekten alıkoyan şey nedir? Büyüklük mü taslıyorsun, yoksa kendini yücelerden mi zannediyorsun?” dedi.
İblis: “Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” dedi.1
(Allah, iblise): “Öyleyse derhâl o (cennet)ten çık, çünkü sen kovuldun.”1
“Ve şüphesiz, kıyamete kadar lânet senin üzerine olsun.” buyurdu.
(İblis): “Ey Rabbim! Öyleyse o (insanların) dirileceği güne kadar1 bana süre tanı.” dedi.2
(Allah, iblise): “Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın.” buyurdu.1
(Ve devamla): “Bilinen gün gelene kadar.”1 buyurdu.2
(İblis, Allah’a): “Senin şerefine yemin ederim ki ben onların tümünü kesinlikle azdıracağım.”
“Ancak onlardan has kulların bunun dışındadır.” dedi.1
84,85. (Allah): “İşte bu (sözün) doğrudur. Ben de en doğrusunu söylüyorum. Yemin olsun ki cehennemi mutlaka seninle ve insanlardan sana uyanların tümüyle, tamamen dolduracağım.” dedi.1
84,85. (Allah): “İşte bu (sözün) doğrudur. Ben de en doğrusunu söylüyorum. Yemin olsun ki cehennemi mutlaka seninle ve insanlardan sana uyanların tümüyle, tamamen dolduracağım.” dedi.1
(Ey Muhammed! Onlara): “Ben sizden bu (Kur’an’a) karşılık bir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden bir şey iddiâ edenlerden1 de değilim.” de.
O (Kur’an akıllılar) âlemine1 bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir.
Gerçekten onun verdiği haberlerin doğruluğunu bir süre sonra çok iyi öğreneceksiniz.