4. Nisâ Suresi Meali

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten1 yaratan ve onun eşini de kendi cinsinden2 yaratıp ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar meydana getiren Rabbinize karşı, (hata etmekten) sakının. Ve birbirinizden dilekte bulunurken, adına yemin verdiğiniz Allah’tan ve akrabalık3 (bağlarını koparmak)tan da sakının. Şüphesiz Allah, sizi (her an) görüp gözetendir.
Yetimlerin mallarını kendilerine verin,1 temizi pisle değişmeyin2 ve onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Zîrâ bu, çok büyük bir günâhtır.
Eğer (velîsi olduğunuz) yetim1 kızlarla2 evlendiğinizde, onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, size helâl olan başka kadınlarla veya cariyelerle3 iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.4 Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin.5 Bu, adaletsizlik yapmamanız için en uygun olanıdır.
(Evleneceğiniz) kadınlara mihirlerini1 bir hak olarak (gönül hoşluğuyla) verin. Eğer onlar kendi istekleriyle size bir kısmını bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin.
Allah’ın sizin geçiminize sebep kıldığı mallarınızı, ahmaklara vermeyin. O mallarla onları yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların olgunlaştıklarını görürseniz mallarını kendilerine teslim edin.1 Büyüyecekler endişesiyle onları israf ederek, çarçabuk yemeyin. Zengin olan velî onların malına tenezzül etmesin, fakir olan velî ise (emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını teslim ederken ya nınızda şâhit bulundurun. (Bunların) mükafaatını vermeye ancak Allah’ın gücü yeter.2
Ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta, erkeklerin payı olduğu gibi ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta kadınların da payı vardır. Bu (pay) ister çok olsun, ister az olsun farz kılınmış birer paydır.1
Eğer mirasın bölüştürülmesi sırasında (vâris olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar da hazır bulunursa, onlara da ondan bir şeyler verin ve onlara güzel söz söyleyin.1
Kendileri arkalarında yetim çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında korktukları gibi, (yetimlere haksızlık etmekten) de korksunlar. Allah’a karşı (hata etmekten) sakınsınlar ve doğru söz, söylesinler.
Yetimlerin mallarını haksız bir biçimde yiyenler, karınları (dolusu) bir ateşten başka bir şey yemiş olmazlar ve (sonunda da) cehennemi boylarlar.
Allah size, çocuklarınızın (alacağı miras) hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar emreder.1 (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin) bıraktığı malın üçte ikisi onların,2 (çocuk) yalnız bir kadınsa yarısı onundur.3 Eğer ölenin çocuğu varsa, bıraktığı malda ana ve babasından her birinin hissesi altıda birdir.4 (Ölenin) çocuğu yok da ana ve babası ona vâris olmuşlarsa, anasının hissesi üçte birdir.5 (Aynı durumda ölenin) eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir.6 (Bu miras paylaşımı ölenin) vasiyeti yerine getirildikten ve borçları ödendikten, sonra yapılır.7 Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz.8 İşte bütün bunlar, Allah tarafından belirlenmiş (miras payları)dır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuklarınız yoksa vasiyetleriniz yerine getirildikten ve borçlarınız ödendikten sonra, bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır.1 Şâyet çocuklarınız varsa o zaman mirasın sekizde biri hanımlarınızındır.2 Miras bırakan erkek veya kadının, çocukları ana ve babası olmayıp3 bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, (ölenin) vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, Allah tarafından bir emir olarak her birinin hissesi altıda birdir. Eğer (bu kardeşler) birden fazla iseler, üçte bir hisseye aralarında zarara uğratılmaksızın ortaktırlar.4 Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir ve halîmdir.5
İşte bütün bu (hükümler,) Allah’ın koyduğu kurallardır.1 (Şunu iyi bilin ki) kim, Allah’a ve Elçisine itaat ederse (Allah) onu, zemîninden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere sokar. İşte en büyük kurtuluş budur.
Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu da içerisinde sonsuz kalacağı cehenneme koyar. Ona orada, rezil edici bir azap vardır.
Kadınlarınızdan fuhuş1 yapanlara karşı içinizden hemen2 dört şâhit getirin. Eğer onlar şâhitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah kendileri hakkında başka bir yol gösterinceye kadar, evlerde hapsedin.3
Sizden o (fuhşu) yapan her iki tarafa1 da eziyet edin. Eğer onlar, tevbe edip kendilerini düzeltirlerse (onlara eziyet etmekten) vazgeçin. Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
Allah’ın kabul edeceğini vâdettiği tevbe, ancak, bilmeyerek günâh işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir.1 İşte Allah sadece bunların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Yoksa günâh işleyip de kendilerine ölüm gelip çatınca, “ben şimdi tevbe ettim.” diyenler, bir de kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur. İşte bunlara Biz âhirette acıklı bir azap hazırladık.
Ey îman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helal değildir.1 Açık bir hayâsızlık yapmaları dışında verdiğiniz (mihirden) bir kısmını geri almak için onlara baskı yap(ıp boşanmaya zorla)mayın.2 Onlarla iyi geçinin. Şunu iyi bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye, Allah fazlasıyla hayır takdir etmiş olabilir.
Eğer bir eşi boşayıp da yerine başka bir eşle evlenmek isterseniz onlardan birisine yüklü bir miktarda1 mihir vermiş bile olsanız, o verdiğiniz (maldan) hiç bir şeyi geri almayın. O kadına iftira atarak ve apaçık bir günâha girerek verdiğinizi geri almak hiç olur mu?
Siz (daha önce) birbirinizle içli dışlı olduğunuz ve onlar, sizden sağlam bir teminat1 almış olduğu halde onu, (böyle bir yolla) nasıl geri alabilirsiniz?
(Cahiliye döneminde) olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla sakın evlenmeyin.1 Şüphesiz bu, pek çirkin, çok iğrenç ve son derece kötü bir gelenektir.
(Ey îman edenler!) Size; anneleriniz,1 kızlarınız,2 kız kardeşleriniz,3 halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkız kardeşleriniz,4 karılarınızın anneleri ve kendileri ile gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olan gözetiminiz altındaki üvey kızlarınız, haram kılındı. Eğer onların anneleri ile gerdeğe girmemişseniz (onlarla evlenmenizde) size bir günâh yoktur. Kendi soyunuzdan olan öz oğullarınızın eşleri5 ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birden nikâhlamanız6 da size haramdır. Ancak cahiliye döneminde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir.
Savaş esiri olarak elinize geçmiş cariyeler dışında,1 evli kadınlarla evlenmeniz Allah’ın bir emri olarak size haramdır.2 Bunların dışında kalan kadınlarla iffetli olarak, zina etmeksizin3 mihirlerini vererek nikâhlanmanız size helâl kılındı. Bu kadınlardan nikâh ile faydalanmanıza karşılık kendilerine aranızda kararlaştırılmış olan mihirlerini, hakları olarak verin. Daha önce belirlenen mihri eşinizle anlaşarak yeni bir miktara bağlamanızda da bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
(Ey îman edenler!) Sizden îmanlı hür kadınlarla evlenmeye malî durumu elverişli olmayanlar ellerinizin altındaki Müslüman cariyelerinizle evlensinler. Sizin îmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Zâten siz1 hepiniz, birbirinizle aynısınız. Onların namuslu olanları, zinadan uzak duranları ve gizli dost tutmayanları ile sahiplerinin iznini alarak ve uygun şekilde mihirlerini vererek evlenin. Eğer onlar, evlendikten sonra zina yapacak olurlarsa onların cezâları hür kadınlara verilecek cezânın yarısıdır.2 Bu hükümler, içinizden günâh işlemekten korkanlara tanınan bir imkândır. Yok, eğer sabrederseniz bu sizin için daha hayırlıdır.3 Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir.
Allah size (helâl ile haramı) açıkça bildirmek, sizi sizden önceki iyilerin yollarına iletmek ve günâhlarınızı bağışlamak istiyor. Çünkü Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, hüküm (ve hikmet) sahibi olandır.
(Ey îman edenler!) Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek isterken, nefislerinin aşırı arzuları peşinden koşanlar ise sizin tamamen yoldan çıkmanızı istiyorlar.
İnsan zayıf yaratılmış olduğu için Allah, sizin ağır sorumluluklarınızı (böylece) hafifletmek istiyor.
Ey îman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yolarla1 değil,2 karşılıklı anlaşmaya dayalı (meşru) ticaret yolu ile yiyin. Birbirinizin canına kıymayın.3 Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.
Kim, düşmanlık ve zulüm yolu ile bu (haram kılınan şeyleri) yaparsa, (bilsin ki) Biz, ileride onu Cehennem ateşine atacağız. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.
Eğer siz yasaklandığınız büyük günâhlardan sakınırsanız, Biz de sizin diğer kabahatlerinizi örter ve sizi pek güzel bir makama yerleştiririz.
Bir de Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı1 şeyleri, hasretle arzu etmeyin.2 Erkeklerin kazandıklarından bir nasipleri olduğu gibi, kadınların da kazandıklarından bir nasipleri vardır.3 Siz sadece Allah’ın lütfundan isteyin. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Ana-babaların, akrabaların ve yeminli sözleşmeler yaptığınız kimselerin1 her birinin miraslarına mirasçılar tayin ettik. Öyleyse bu pay sahiplerine mirastan paylarını verin.2 Şüphesiz Allah her şeyi görüp durmaktadır.
Allah’ın, insanları birbirinden üstün kılması1 ve erkeklerin mallarını (aile fertleri için) harcamaları2 sebebiyle erkekler,3 kadınlar üzerine koruyucu ve yöneticidirler.4 İyi kadınlar, itaatkâr olup, Allah’ın korunmasını (emrettiği) gizli şeyleri korurlar.5 Çirkeflik6 yapmasından korktuğunuz kadınlara, (durumlarına göre) ya öğüt verin ya yataklarda onlardan uzaklaşın ya da dövün.7 Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.8
Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından endişe ederseniz, onlara biri erkeğin öbürü de kadının akrabası olan iki arabulucu gönderin. Eğer bu (arabulucular) onları gerçekten barıştırmak isterlerse; Allah, onların arasını bulur. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır.
(Ey îman edenler!) Sadece Allah’a ibâdet edin ve Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. (Sonra) anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara, yakın arkadaşlara, yolda kalanlara, elinizin altındaki kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah kendisini beğenip övünenleri sevmez
(Çünkü) onlar, cimrilik1 ettikleri gibi herkese de cimri olmalarını tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine lütfundan verdiklerini gizlerler. Biz, (bu) kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.2
Bu (kâfirler) mallarını sadece insanlara gösteriş olsun diye harcarlar ve Allah’a ve âhiret gününe de asla îman etmezler. Şeytan kime arkadaş olursa (bilsin ki) o ne kötü bir arkadaştır!
Eğer bu (kâfirler) Allah’a ve âhiret gününe îman etseler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan (Allah yolunda) harcasalardı ne olurdu sanki? Şüphesiz Allah onları çok iyi bilir.
Allah kimseye zerre kadar zulüm1 etmez. Eğer yapılan iyilik, zerre kadar da olsa Allah onun (sevabını) kat kat artırır ve Kendi katından ona çok büyük bir mükâfat verir.
Her ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve seni de bunların üzerine şâhit yaptığımız zaman acaba bu (kâfirlerin) halleri nasıl olacak?
İşte o gün Allah’ı inkâr edip, Peygambere isyan edenler, yerle bir olmayı isteyecekler ama onlar, Allah’tan bir sözü bile gizleyemeyecekler.1
Ey îman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye, cünüp iken de -yolcu olmanız dışında- boy abdesti alıncaya kadar, namaza yaklaşmayın.1 Eğer hasta olmuşsanız veya yolcu iseniz yahut helâdan gelmişseniz ya da kadınlara yaklaşmış2 ve de su bulamamışsanız; temiz bir topraktan3 yüzlerinize ve ellerinize sürerek teyemmüm4 edin. Şüphesiz ki Allah, çok affedicidir, pek bağışlayıcıdır.5
Şu kendilerine kitaptan bir pay verilenlerin, sapkınlığı satın aldıklarını ve sizin yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musun?
Allah, sizin düşmanlarınızı (sizden) daha iyi bilir. Size gerçek bir dost olarak Allah yettiği gibi, yardımcı olarak da Allah yeter.
(Mûsa’nın dinini terk edip) Yahûdî olanlardan bir kısmı, bu dine hakaret etmek amacı ile (Allah’ın kitabındaki) kelimelerin anlamlarını değiştirerek1 ve dillerini eğerek-bükerek: “işittik ve isyan ettik, (asıl sen bizi) dinle behey söz dinlemez!”2 ve râinâ”3 diyorlar. Hâlbuki onlar, “işittik ve itaat ettik; bizi dinle ve gözet” deselerdi, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden onları lânetlemiştir. Ancak onların pek azı, îman ederler.
Ey kendilerine kitap verilenler! Gelin yanınızda bulunan (Tevrât)’ı doğrultucu olarak indirdiğimiz bu kitaba Biz birtakım yüzleri tersine çevirip mahvetmeden1 yahut cumartesi yasağını çiğneyen2 (Yahû-dîleri) lânetlediğimiz gibi sizleri de lânetlemeden önce, îman edin. (Şunu bilin ki) Allah’ın emrettiği her şey, mutlaka yerine getirilir.
Şüphesiz Allah kendisine eş koşulmasını asla affetmez. Ama bunun dışında, dilediği kimselerin (günâhlarını) bağışlar. Her kim de Allah’a eş koşarsa, gerçekten Ona çok büyük bir günâh ile iftira etmiş olur.
Şu kendilerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hâlbuki ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Ve onlar, kıl kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
Bak, nasıl da yalan(lar)ını Allah’a yakıştırıyorlar. Onlara apaçık günâh olarak bu yeter.
Bir de, şu kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmüyor musun? Onlar puta1 ve tağuta inanıyorlar. Ve kâfirler için, “bunlar, Müslümanlardan daha doğru yoldadır.” diyorlar.2
İşte bunlar Allah’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsın.
Yoksa bu (Yahûdîlerin Allah’ın) hükümranlığında bir paylar mı var? Eğer öyle olsaydı onlar, insanlara çekirdeğin bir parçasını1 bile vermezlerdi.
Yoksa o (Yahûdîler,) Allah’ın insanlara lütfundan verdiği nîmetleri1 kıskanıyorlar mı? Şüphesiz Biz İbrahim’in soyundan gelenlere de kitap ve hikmet2 vermiş, onlara da büyük bir hükümranlık ihsan etmiştik.
İşte o Yahûdîlerden bir kısmı ona1 gerçekten îman etti. Bir kısmı da ondan yüz çevirdi. O îman etmeyenlere de ateş olarak cehennem yeter.
O âyetlerimizi inkâr edenleri, yakında derileri kavruldukça azabın acısını daha iyi duysunlar diye kendilerine başka deriler vereceğimiz bir ateşe, sokacağız. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
(Allah’ın istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanları ise, zemîninden ırmaklar akan, içlerinde ebedî olarak kalacakları ve kendilerine orada tertemiz eşlerin bulunduğu cennetlere koyacağız. Ve onları orada koyu gölgeler altına alacağız.
Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle1 hükmetmenizi emrediyor. Allah böylece size ne güzel şeylerle2 öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
Ey îman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan1 emir sahibine de (itaat edin.)2 Eğer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde o konunun (çözümünü) Allah’a ve Peygamber’e havâle ediniz.3 Çünkü böyle yapmanız, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından da en iyisidir.
(Ey Muhammed!) Şu, kendilerinin “sana indirilene de senden öncekilere indirilenlere de inandıkları” yalanını söyleyip, sonra da inkâr etmekle emrolundukları tağut1 önünde muhakemeleşmek isteyenleri, görmüyor musun?2 İşte şeytan, onları (haktan çok) uzak bir sapkınlığa düşürmek istiyor.3
Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!” denilince o münâfıkların, senden tamamen uzaklaştıklarını görürsün.
Peki, nasıl oluyor da bunlar, kendi elleriyle yaptıkları bir kötülük yüzünden, başlarına bir felaket gelince sana gelerek: “Biz, sadece iyilik yapmak ve arayı bulmak istemiştik.” diye, Allah adına yemin ediyorlar?
Allah’ın kalplerindeki (fenalıklarının derecesini) iyi bildiği bu kimselere, sakın yüz verme, onlara öğüt ver ve onlara, gönüllerine tesir edecek güzel söz söyle!
Biz, bütün Peygamberleri Allah’ın izni ile kendilerine sadece itaat edilmek üzere, gönderdik.1 Eğer onlar birbirlerine zulmettikleri zaman sana gelerek Allah’tan af dileselerdi ve Peygamber de onlar adına af dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul edici ve merhametli olarak bulacaklardı.2
Hayır! Öyle değil. Rabbine yemin olsun ki onlar, aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda, senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da senin vereceğin karara gönüllerinde bir sıkıntı duymaksızın kesin bir teslimiyetle uymadıkça, gerçekten îman etmiş olmazlar.
Eğer Biz, onlara: “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın.” diye emretmiş olsaydık, bunu içlerinden ancak pek azı yapabilirdi. Oysa onlar, kendilerine verilen emirleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (îmanlarını) daha pekiştirici olurdu.
67,68. Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükâfat verirdik ve onları kesinlikle dosdoğru yola iletirdik.
67,68. Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükâfat verirdik ve onları kesinlikle dosdoğru yola iletirdik.
Allah’a ve Peygamber’e itaat edenler, (cennette) Allah’ın kendilerine nîmet verdiği; Peygamberlerle, dosdoğru kullarla,1 şehitlerle ve (Allah’ın) iyi kullarıyla birlikte olacaklar. İşte bunlar, ne güzel arkadaşlardır!2
İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Bilen olarak sana, Allah yeter.
Ey îman edenler! (Düşmanlarınıza) karşı her türlü savunma tedbirinizi alın.1 Onlarla küçük birlikler halinde2 savaştığınız gibi, (gerektiğinde de) topyekûn savaşın.3
Şüphesiz içinizden bazıları vardır ki (cihad konusunda) pek ağırdan alırlar. (Hatta bunlar) eğer sizin başınıza bir musîbet gelirse: “(iyi ki) Allah lütfetti de onlarla beraber bulunmadım.” diye (sevinir.)
Allah’tan size bir zafer gelince de sanki sizi daha önce hiç tanımıyormuş gibi, “keşke ben de onlarla birlikte olsaydım da o büyük başarıdan, ben de bir pay kapsaydım.”1 der.
O halde dünya hayatını, ebedî âhiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, Biz ona yarın (âhirette) çok büyük bir mükâfat vereceğiz.
(Ey îman edenler!) size ne oluyor da Allah yolunda ve: “Ey Rabbimiz! Bizleri bu halkı zalim olan memleketten kurtar, bize katından bizi iyi idare edecek bir sahip ve yine bize katından bir kurtarıcı gönder.” diye yalvarıp duran ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?1
Îman edenlerin, Allah’ın yolunda savaştıkları gibi kâfirler de tağut’un1 yolunda savaşırlar. O halde (Ey îman edenler!) Siz, şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şunu iyi bilin ki şeytanın tuzağı, daima zayıftır.2
Kendilerine: “Siz (şimdilik) savaştan uzak durun, namazı dosdoğru ve devamlı kılın ve zekâtı verin.” denilenleri biliyorsun değil mi? Onlara (Allah yolunda) savaşmak farz kılınınca, içlerinden insanlardan Allah’tan korkar gibi korkan, hatta daha da fazla korkan bir grup, (şimdi): “Ey Rabbimiz niye bize savaşmayı(hemen) farz kıldın, bize biraz daha süre verseydin olmaz mıydı? deyiverdiler. (Ey Muhammed!) Onlara: “Dünya hayatının kazançları gelip-geçicidir. Âhiret ise Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar için daha hayırlıdır ve size orada kıl kadar1 bile haksızlık edilmez.” de.
Her nerede olursanız olun hatta yüksek kaleler içerisinde bile bulunursanız bulunun, ölüm sizi bulur. (Ey Muhammed!) Eğer onlara bir iyilik ulaşırsa: “Bu Allah’tandır” derler. Yok, eğer başlarına bir kötülük gelirse: “Bu senin yüzündendir.” derler. Sen de onlara: “Hayır, hepsi Allah’tandır.” de. Bu adamlara ne oluyor da kendilerine söylenen sözü, anlamaya bir türlü yanaşmıyorlar?
(Ey insanoğlu!) Sana gelen her iyilik, Allah’tandır, sana dokunan her kötülük de kendindendir.1 (Ey Muhammed!) Biz, seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şâhit olarak da Allah yeter.2
Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş demektir. Kim de (ona itaatten) yüz çevirirse (Ey Muhammed!) Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.1
(O münâfıklar) senin yüzüne karşı, “tamam” derler, fakat senin yanından çıkar çıkmaz, onlardan bir kısmı, sana söylediklerinin tam tersini yaparlar.1 Allah da onların (bu yaptıklarını) yazar. Sen onlara aldırış etme. Allah’a güven. Koruyucu olarak sana, Allah yeter.
Onlar bu Kur’ân’ı gereği gibi düşünüp anlamaya hiç çalışmıyorlar mı? Eğer o (Kur’an), Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.
(Onlar) kendilerine güven veya korku hususunda bir haber gelince onu hemen yayıverdiler. Hâlbuki o haberi, Peygambere ya da kendilerinden olan yetkililere götürselerdi onların içerisinden sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı.1 Eğer Allah size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı pek azınız dışında hepiniz şeytana uyardınız.2
(Ey Muhammed!) Sen Allah yolunda savaş! Sen sadece kendinden sorumlusun.1 Mü’minleri de sürekli olarak (kâfirlerle savaşmaya) teşvik et.2 Umulur ki Allah, böylece kâfirlerin gücünü kırar. Şüphesiz Allah’ın kuvvet ve kudreti çok fazla ve cezâsı çok şiddetlidir.3
Kim, güzel bir işe vasıta olursa, onun o işin sevabından bir nasibi olduğu gibi, kim de kötü bir şeye vasıta olursa, onun da o kötülükten bir payı vardır. Çünkü Allah’ın, her şeye gücü yeter.
(Ey îman edenler!) Size selam verildiği zaman, siz ona ondan daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık verin.1 Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
Tek ilâh kendisi olan Allah, (meydana geleceği hakkında) hiç bir şüphe olmayan kıyamet gününde, sizi mutlaka bir araya toplayacaktır. Kimin sözü Allah’ın (sözünden) daha doğru olabilir?
(Ey îman edenler!) Siz Allah’ın kendilerini yaptıkları sebebiyle terslerine döndürüp reddettiği münâfıklar hakkında, niçin iki gruba ayrılıyorsunuz?1 Yoksa Allah’ın saptırdığını siz mi doğru yola ulaştırmak istiyorsunuz? (Ey Muhammed!) Allah’ın saptırdıklarına sen (bile) asla bir çıkış yolu bulamayacaksın.
Onlar, kendilerinin kâfir oldukları gibi, sizin de kâfir olup kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Bu yüzden Allah’ın yoluna hicret edinceye1 kadar onlardan hiçbirini sakın dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Ve onlardan kesinlikle dost da yardımcı da edinmeyin.2
Ancak, sizinle aralarında anlaşma bulunan bir topluma sığınan yahut sizinle de kendi toplumlarıyla da savaşmayı içlerine sindiremeyip tarafsız olarak size gelen kimselere dokunmayın.1 Allah dileseydi, onları da size musallat eder, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar, size sataşmaz, savaş açmaz ve size barış teklif ederlerse; (şunu iyi bilin ki) Allah, onların aleyhinde size herhangi bir yola girme hakkı vermemiştir.
Ancak (onların içerisinden) hem sizden emin olmak, hem de toplumlarından emin olmak isteyen ve ne zaman fitneye çağırılsalar onun içerisine körü körüne dalanları da bulacaksın. Eğer bunlar, sizden uzak durmaz, sizinle barış içerisinde yaşamak istemez ve sizinle savaştan el çekmezlerse, onları da yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Böylece Biz, onlarla (savaşmanız için) size açık bir yetki verdik.1
Bir Müslüman bir başka Müslüman’ı yanlışlıkla olması dışında, asla öldüremez. Yanlışlıkla bir Müslüman’ı öldürenin, Müslüman bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine de diyet vermesi, gerekir. Eğer (ölenin ailesi) bu (diyeti) bağışlarsa o başka.1 Eğer öldürülen Müslüman düşmanınız olan bir toplumdan ise o zaman da yine Müslüman bir köle azat etmesi gerekir. Eğer öldürülen (Müslüman) kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mü’min bir köle azat etmesi gerekir. Bunlara gücü yetmeyenlerin de Allah tarafından tevbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir.2 Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Her kim de bir Müslüman’ı bile bile öldürürse onun (âhiretteki) cezâsı, içerisinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir.1 Allah ona gazaplanmış, lânetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.2
Ey îman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyice araştırın. Size selam veren kimselere, dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için, “sen Müslüman değilsin” demeyin. Zîrâ asıl ganîmetler, Allah’ın katındadır. Bir zamanlar siz de öyle iken, Allah size lütfetti (de Müslüman oldunuz.) O halde araştırmanızı iyi yapın. Doğrusu Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.1
Mü’minlerden, özürsüz olarak1 yerlerinde oturanlarla mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler asla eşit olamazlar.2 Allah, mallarıyla canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan, üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah, hepsine de cenneti vâdetmiştir ama mücahitleri oturanlardan çok daha büyük mükâfat vâdederek, üstün kılmıştır.
Ve onlara; Kendi katından yüksek dereceler, büyük bir mağfiret ve tükenmez rahmet vermiştir. Çünkü O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Melekler (hicret etmeyip) kendilerine zul-meden kişilerin canlarını alırken onlara: “Sizin dünyadaki durumunuz neydi?” deyince, onlar da: “Biz o beldenin zavallılarıydık.” diyecekler. Melekler de onlara: “Allahın yeryüzü hicret etmenize yetecek kadar geniş değil miydi?” diye cevap verecekler.1 Onların barınma yerleri, varılacak yerlerin en kötüsü olan cehennemdir.2
Ancak gerçekten zavallı olan erkekler, kadınlar ve çocuklardan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayanlar bunun dışındadır.
Bu kimselere gelince, umulur ki Allah, bunları affeder. Şüphesiz Allah çok affedicidir, pek bağışlayıcıdır.
Her kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde sığınacak birçok güzel yer ve elverişli geçim imkânları bulur.1 Her kim de Allah ve Peygamber uğruna hicret etmek için evinden çıkar, sonra bu yolda ölürse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a aittir ve Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.2
Yeryüzünde (savaş için) sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacaklarından korkarsanız, namazı kısaltarak kılmanızın bir sakıncası yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin açık düşmanınızdır.1
(Ey Muhammed!) Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı, silâhlarını da yanlarına alarak seninle beraber namaza dursun. (Namazdakiler) secdeye varınca diğerleri sizi korusun. Sonra namaz kılmamış olan diğerleri, güvenlik tedbirlerini ve silâhlarını yanlarına alarak gelip seninle beraber (namazın kalanını) kılsın.1 Çünkü kâfirler, sizin silâhlarınızı ve eşyalarınızı bırakmanızı ve bu esnada size ansızın baskın yapmayı şiddetle arzu ederler. Eğer yağmurdan zarar görecekseniz ya da hasta iseniz, silâhlarınızı bırakmanızın bir sakıncası yoktur. Bununla beraber, sakın tedbiri de elden bırakmayın. Şüphesiz Allah, kâfirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.2
O (korku namazını) kıldıktan sonra da ayaktayken, otururken ve uzanmışken (her halinizde) Allah’ı anmayı, dilinizden düşürmeyin. (Tehlikenin geçtiğinden) emin olunca, namazı tam olarak kılın.1 Zîrâ namaz, mü’minlere vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
O (düşman) topluluğunu1 takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da tıpkı sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan, onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz.2 Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
(Ey Muhammed!) Biz, sana Kitabı mutlak doğru (hükümler)le insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde1 hükmetmen için indirdik.2 Sakın hainlerin savunucusu3 olma.
Allah’tan af dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir.
Kendi nefislerine ihanet edenlerden1 yana mücadeleye girişme.2 Şüphesiz Allah, ihanette ileri gidip pek günâhkâr olanları sevmez.
Bunlar, (ihanetlerini) insanlardan gizliyorlarsa da Allah’tan asla gizleyemezler. Oysa onlar geceleyin Allah’ın râzı olmadığı sözleri tasarlarlarken1 O, onların yanı başlarındadır. Çünkü Allah onların yaptıkları her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.2
Haydi siz dünya hayatında onları savundunuz. Peki, (yarın) kıyamet gününde onları Allah’a karşı kim savunacak? Yahut onların koruyuculuğunu, kim üzerine alacak?
Kim bir kötülük işler yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah’tan affını dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, pek de merhamet edici olarak bulur.
Kim başkasına bir kötülük yaparsa, (aslında) o kötülüğü kendi kendisine yapmış olur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Kim de bir hata veya bir günâh işler, sonra onu suçsuz bir kimsenin üzerine atarsa, şüphesiz apaçık bir iftirada1 bulunmuş ve apaçık bir günâh yüklenmiş olur.
(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir takımı seni yanıltmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, sadece kendi kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Çünkü Allah, kitabı ve hikmeti indirerek, sana daha önce bilmediğin gerçekleri öğretmiştir. Şüphesiz Allah’ın sana olan lütfu, son derece büyüktür.
Bir sadaka vermeyi yahut bir iyilik yapmayı veyahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerin dışında, onların kendi aralarındaki gizli konuşmalarının pek çoğunda, bir hayır yoktur.1 Kim, bunları sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında Biz, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
Kim de kendisine dosdoğru yol1 belli olduktan sonra mü’minlerin yolundan başka bir yola giderek Peygambere isyan ederse, onu döndüğü yolla baş başa bırakır ve varılacak yerlerin en kötüsü olan cehenneme sokarız.
Şüphesiz Allah kendisine eş koşulmasını asla affetmez. Ama bunun dışında, dilediği kimselerin (günâhlarını) bağışlar. Her kim de Allah’a eş koşarsa, gerçekten derin bir sapkınlığa düşmüş olur.1
O (müşrikler) Allah’ı bırakıp da dişi putlara1 tapıyorlar.2 Hâlbuki onlar, (böyle yaparak) azgın şeytandan başka bir şeye tapmıyorlar.
118,119. Onlar kendilerine: “Elbette Senin kullarından belirli bir kısmını alıp saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, onlara hayvanların kulaklarını yarmalarını1 ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini2 emredeceğim.” diyen ve Allah’ın lânet ettiği (azgın şeytana taparlar.) Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinenler, şüphesiz apaçık bir şekilde perişan olacaklar.
118,119. Onlar kendilerine: “Elbette Senin kullarından belirli bir kısmını alıp saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, onlara hayvanların kulaklarını yarmalarını1 ve Allah’ın yarattığını değiştirmelerini2 emredeceğim.” diyen ve Allah’ın lânet ettiği (azgın şeytana taparlar.) Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinenler, şüphesiz apaçık bir şekilde perişan olacaklar.
Çünkü şeytan onlara (bir kısım) vaatlerde bulunur ve kendilerini boş kuruntulara daldırır. Zâten şeytan, onlara aldatmadan1 başka bir şey vâdetmez ki.
Bunların varacakları yer, kurtulmak için bir kaçış yolu bulunmayan cehennemdir.
(Allah’ın istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanları ise Allah’ın gerçek bir vaadi olarak zemîninden ırmaklar akan, içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere koyacağız. Söz verme ve onu yerine getirme bakımından, Allah’tan daha doğru kim olabilir?
(Cenneti elde etmek) kesinlikle sizin de kendilerine kitap verilenlerin de kuruntularına1 göre olmaz. Kim bir kötülük işlerse2 aynısıyla cezâlandırılır ve (o kimse,) Allah’tan başka bir dost da bir yardımcı da bulamaz.3
Erkek veya kadınlardan; zerre kadar haksızlığa uğratılmaksızın cennete, ancak îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanlar girerler.
(İnandığı) iyi işleri yaşayarak, özünü Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dosdoğru dinine1 uyan kimseden, daha dindar kim olabilir? Çünkü Allah, İbrahim’i dost2 edinmişti.
Göklerde ve yerde her ne varsa şüphesiz hepsi, Allah’ındır ve Allah, her şeyi (ilmiyle) kuşatmıştır.
(Ey Muhammed!) Senden kadınlar hakkında fetva1 isteyenlere: “Onlarla ilgili Allah’ın açıkladığı hüküm: -kendileri için (Allah’ın) farz kıldığı haklarını2 vermeyerek nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlar, çaresiz çocuklar ve yetimlere karşı âdil davranmanız hakkında- size Kitap’ta okunan âyetlerdir. (Unutmayın ki) Allah, sizin her yaptığınız iyiliği, mutlaka bilir.” de.
Eğer bir kadın kocasının serkeşliğinden1 yahut kendisini ihmâl edeceğinden korkarsa, kendi aralarında anlaşma yolu ile ilişkilerini, yeniden düzene koymalarının bir sakıncası yoktur. Anlaşmak, (geçimsizlikten) daha hayırlıdır ve (insanların) nefsi, bencilliğe eğilimlidir. Eğer (birbirinize) iyi davranır, Allah’tan hakkıyla sakınırsanız, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.2
Ne kadar da uğraşsanız, eşleriniz arasında adaleti asla sağlayamazsınız. O halde en azından birisine tamamen kapılıp öbürünü askıda bırakmayın.1 Eğer (birbirinize) iyi davranır ve Allah’tan hakkıyla sakınırsanız şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Eğer eşler, birbirlerinden ayrılacak olurlarsa Allah, onların her ikisini de geniş lütfuyla muhtaç duruma düşmekten korur. Çünkü Allah nîmetleri bol olandır, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Göklerde ve yerde her ne varsa, şüphesiz hepsi Allah’ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve özellikle size, Allah’tan hakkıyla sakınmanızı emrettik. Yok, eğer inkâr ederseniz (iyi bilin ki) göklerde ve yerde her ne varsa hepsi Allah’ındır ve Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmeye en lâyık olandır.
Göklerde ve yerde her ne varsa şüphesiz hepsi Allah’ındır. Koruyucu olarak sana, Allah yeter.
Ey insanlar! Eğer (Allah,) dilerse sizi yok eder ve yerinize başkalarını getirir.1 Zîrâ Allah’ın gücü, her şeye yeter.
Kim, bu dünyanın nîmetlerini isterse, bilsin ki dünyanın da âhiretin de nîmetleri Allah’ın katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir.
Ey îman edenler! Kendinizin, ananızın, babanızın ve akrabalarınızın aleyhinde bile olsa, Allah için şâhitlik ederek, adaleti ayakta tutan kimseler olun.1 (Haklarında şâhitlik ettikleriniz) ister zengin olsunlar, ister fakir olsunlar Allah, onları herkesten daha fazla gözetir.2 Sakın adaletten ayrılarak, nefsinizin arzusuna uymayın.3 Eğer (şâhitliği) gizler veya (şâhitlikten) çekinirseniz (bilin ki) Allah yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdardır.
Ey îman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba1 ve daha önce indirdiği kitaplara2 (gerçekten) îman edin.3 Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, Peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse,4 (haktan çok) uzak bir sapkınlığa düşmüş olur.5
Îman edip sonra inkâr ederek, sonra tekrar îman edip, tekrar inkâr ederek kâfirlikte ileri gidenleri Allah, asla bağışlamayacak ve doğru yola ulaştırmayacaktır.
(Ey Muhammed! Şu) münâfıklara, kendilerini acıklı bir azabın beklediğini müjdele.
(Çünkü) onlar, mü’minleri bırakıp, kâfirleri dost ediniyorlar. Yoksa (şanı ve) şerefi, onların yanında mı arıyorlar? Hâlbuki bütün (şan ve) şeref, tamamıyla Allah’a aittir.
Allah, size Kitapta (daha önce): “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onların alaya alındığını işittiğiniz zaman, başka bir konuya geçinceye kadar onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınızı” bildirmişti.1 Şüphesiz Allah münâfıkların ve kâfirlerin hepsini, cehennemde bir araya getirecektir.
O (münâfıklar) hep sizin (başınıza gelecekleri) bekler dururlar. Eğer Allah, size zafer nasip ederse; “Biz, sizin yanınızda değil miydik?” derler. Yok, eğer (zafer) kâfirlere nasip olursa, (bu defa da onlara): “Biz, size üstünlük sağlamışken1 sizi Müslümanlara karşı korumadık mı?”2 derler.3 Allah, kıyamet günü aranızda (gerçek) hükmünü verecektir. Şüphesiz Allah kâfirlere mü’minler karşısında üstün gelme fırsatını, asla vermez.
O münâfıklar (kendilerince) Allah’ı aldatmaya çalışıyorlar. Hâlbuki onları asıl aldatan, Allah’tır.1 Onlar, namaza kalktıkları zaman sadece insanlara gösteriş2 yapmak için üşenerek kalkarlar ve Allah’ın (adını) çok az anarlar.
O münâfıklar, iki taraf arasında yalpalar dururlar ve ne bu tarafa ne de öteki tarafa yâr olurlar.1 (Ey Muhammed!) Allah’ın saptırdığına, sen (bile) asla bir çıkış yolu bulamayacaksın.
Ey îman edenler! Sakın Müslümanları bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Siz, (onlar gibi yaparak) Allah’a karşı, kendi aleyhinize işleyecek açık bir delil verir misiniz hiç?1
Münâfıkların yeri kesinlikle cehennem ateşinin dibidir. (Ey Muhammed!) Onlar, oradayken sen (bile onlara) bir yardımcı bulamazsın.
Ancak tevbe edenler, Allah’ın istediği gibi davrananlar, Allah’a sarılanlar ve dinlerine Allah için gönülden bağlananlar, bunun dışındadır. Onlar, mü’minlerle beraberdir ve Allah, mü’minlere çok büyük bir mükâfat verecektir.
Eğer şükreder ve îman ederseniz, Allah sizi niye azaba çarptırsın ki?1 Allah, şükredenlerin mükâfatını veren ve her şeyi bilendir.
148,149. Allah zulme uğrayanların dışında kötülüğün sözle, açıkça söylenmesinden hoşlanmaz.1 Şüphesiz Allah, sizin bir iyiliği açıkça veya gizlice yaptığınızı da bir kötülüğü bağışladığınızı da hakkıyla işiten ve bilendir. Şunu bilin ki Allah çok affedicidir, her şeye güç yetirendir.
148,149. Allah zulme uğrayanların dışında kötülüğün sözle, açıkça söylenmesinden hoşlanmaz.1 Şüphesiz Allah, sizin bir iyiliği açıkça veya gizlice yaptığınızı da bir kötülüğü bağışladığınızı da hakkıyla işiten ve bilendir. Şunu bilin ki Allah çok affedicidir, her şeye güç yetirendir.
150,151. Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler ve: “(Peygamberlerin) kimisine inanırız, kimisini de inkâr ederiz.” diyerek kendilerine (îmanla inkâr) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte gerçek kâfirler onlardır.1 Şüphesiz Biz de bu kâfirlere, aşağılayıcı bir azap hazırladık.
150,151. Allah’ı ve Peygamberlerini inkâr edenler Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler ve: “(Peygamberlerin) kimisine inanırız, kimisini de inkâr ederiz.” diyerek kendilerine (îmanla inkâr) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte gerçek kâfirler onlardır.1 Şüphesiz Biz de bu kâfirlere, aşağılayıcı bir azap hazırladık.
(Buna karşılık) Allah’a ve aralarında hiçbir ayırım yapmadan Peygamberlerine inananlara gelince, Allah onların mükâfatını ileride verecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Kitap ehli1 (kalkmış bir de) senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni2 istiyorlar. Hâlbuki onlar vaktiyle: “Allah’ı bize açıkça göster.” diyerek, Mûsa’dan bundan daha da büyüğünü istemişler ve bu zulümlerinden dolayı da kendilerini yıldırım çarpmıştı. Arkasından kendilerine apaçık mucizeler geldiği halde onlar, buzağıya tapmışlardı. Biz, onların bu günâhlarını Musa’ya apaçık bir hüküm vererek3 affetmiştik.
Ve (Bize) söz vermeleri için dağı1 (bir gölgelik gibi) onların üzerlerine kaldırmıştık2 bir de onlara: “o kapıdan secde ederek girin”3 dedik. Yine onlara: “cumartesi yasağını4 çiğnemeyin” dedik ve onlardan kesin bir söz aldık.
(Biz onları) verdikleri sözlerden caymaları, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, Peygamberlerini haksız olarak öldürmeleri ve: “Bizim kalplerimiz perdelidir.”1 demeleri sebebiyle (lânetledik.)2 Doğrusu Allah, kâfirlikleri sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onların ancak pek azı, îman ederler.
(Onları) Meryem’e büyük bir iftira atarak kâfir olmalarından dolayı da (lânetledik.)1
Bir de (Biz) onları: “Biz, Allah’ın Peygamberi Meryem oğlu Îsâ Mesih’i öldürdük.” demelerinden dolayı (lânetledik.) Hâlbuki onlar, onu öldürmedikleri gibi asmadılar da. Fakat kendilerine öyle gösterildi.1 Bu konuda anlaşmazlığa düşenler bile tam bir şüphe içerisindedirler. Çünkü onların bu hususta, zandan başka bir bilgileri yoktur. Doğrusu onlar onu kesinlikle öldürmemişlerdir.2
Tersine Allah onu (vefat ettirerek)1 kendi katına yükseltmiştir.2 Şüphesiz Allah çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Kitap ehli’nin tamamı, ölümlerinden önce İsa’ya îman etmek zorundadır.1 (Eğer îman etmezlerse) kıyamet günü o, onların aleyhinde şâhitlik edecektir.
160,161. (Mûsa’nın dinini terk edip) Yahûdî olanlara; yaptıkları zulümler, pek çok kimseyi Allah’ın yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde fâiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık.1 İşte (böyle yaparak,) onlardan kâfir olanlara acıklı bir azap hazırladık.
160,161. (Mûsa’nın dinini terk edip) Yahûdî olanlara; yaptıkları zulümler, pek çok kimseyi Allah’ın yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde fâiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık.1 İşte (böyle yaparak,) onlardan kâfir olanlara acıklı bir azap hazırladık.
Biz onlardan; ilim erbabı olup sana indirilene ve senden öncekilere indirilenlere îman ederek Müslüman olanlara, namazı dosdoğru ve devamlı kılanlara, zekâtı verenlere, Allah’a ve âhiret gününe îman edenlere, büyük bir mükâfat vereceğiz.
Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen tüm Peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Biz (aynı şekilde) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yâkûb’a, onun torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyettik. Dâvût’a da Zebur’u1 verdik.2
(Hatta Biz,) daha önce sana anlattığımız Peygamberlerle birlikte, sana anlatmadığımız başka Peygamberlere1 de (vahyettik).2 Ve Allah Mûsa ile de özel bir şekilde konuştu.3
(İşte Biz, bu) Peygamberleri, insanların Peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri kalmasın diye müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdik. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Fakat Allah, sana indirdiği kitabın kendi bilgisiyle indirildiğinin bizzat kendisi şahididir. Hatta buna, Melekler de şâhittir. (Esasen buna,) sadece Allah’ın şâhitliği yeter.
Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah’ın yolundan alıkoyanlar, kesinlikle (haktan çok) uzak bir sapkınlığa düşmüş olur.
168,169. İşte Allah, böyle kâfirleri ve zalimleri,1 asla bağışlamayacak ve onları, içerisinden hiç çıkmayacakları cehennemin yolundan başka bir doğru yola da asla ulaştırmayacaktır. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.
168,169. İşte Allah, böyle kâfirleri ve zalimleri,1 asla bağışlamayacak ve onları, içerisinden hiç çıkmayacakları cehennemin yolundan başka bir doğru yola da asla ulaştırmayacaktır. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.
Ey insanlar! Peygamber size, Rabbinizden gerçekten doğru şeyler getirdi. Öyleyse kendi iyiliğiniz için buna inanın. Yok, eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi, Allah’ındır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Ey Kitap ehli!1 Dininiz konusunda aşırılığa kaçıp Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylemeyin!2 Şunu iyi bilin ki; Meryem’in oğlu Îsâ Mesih, sadece Allah’ın bir Peygamberi, Meryem’e sunduğu bir kelimesi3 ve Ondan gelen, bir rûhtur.4 Allah’a ve bütün Peygamberlerine (Allah) üçtür demeden inanın.5 Kendi hayrınız için bundan vazgeçin. Muhakkak ki tek ilâh, Allah’tır. O, çocuk sahibi olmak gibi eksikliklerden uzaktır. Göklerde ve yerde her ne varsa şüphesiz hepsi, Allah’ındır. Her şeyi yaratıcı olarak, sadece Allah yeter.
Mesih1 de Allah’a yakın melekler de Allah’a kul olmaktan asla kaçınmazlar. Kim, ona kul olmaktan kaçınır ve büyüklük taslarsa, şunu iyi bilsin ki Allah onların hepsini (âhirette) huzuruna toplayacaktır.2
(Allah) (kendisinin istediği gibi) îman edip iyi (işleri) yaşayanların mükâfatlarını, eksiksiz olarak vereceği gibi onlara lütfundan daha da fazlasını verecektir. Kendisine kul olmayı kendilerine yediremeyip büyüklük taslayanları da acıklı bir azaba çarptıracaktır. Ve onlar, Allah’tan başka kendilerine bir dost ve bir yardım edici de bulamayacaklardır.
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil1 geldi ve Biz, size apaçık bir nur (olarak da Kur’an’ı) indirdik.
Allah’a inanıp Ona sımsıkı sarılanlara gelince (Allah) onları kendi rahmeti ve lütfu içerisine alacak ve onları kendisine varan dosdoğru bir yola iletecektir.
(Ey Muhammed!) Senden fetva isteyenlere: “Allah (geride ana-baba ve çocuk bırakmaksızın ölen) kelâle’nin1 mirası hakkında şöyle hükmediyor; Eğer geride çocuk bırakmaksızın2 ölen erkeğin, sadece bir kız kardeşi varsa, mirasının yarısı onundur. Fakat o erkek kardeş, kız kardeşine aynı şekilde vâris olursa mirasın tamamı onundur.3 Eğer o (ölen erkeğin) iki kız kardeşi4 varsa, bıraktığı mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer o (ölen erkeğin) hem erkek hem de kız kardeşleri bulunursa, erkeğin hissesi iki kızın hissesi kadardır. Sapkınlığa düşmeyesiniz diye Allah, hükmünü böyle açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilir.” de.