48. Fetih Suresi Meali

1,2,3. (Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana (Hudeybiye’de) Allah’ın geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlaması,1 üzerindeki nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru bir yola yöneltmesi ve Allah’ın sana çok şerefli bir zaferle yardım etmesi için, apaçık bir fetih2 (zincirinin) önünü açtık.3
1,2,3. (Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana (Hudeybiye’de) Allah’ın geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlaması,1 üzerindeki nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru bir yola yöneltmesi ve Allah’ın sana çok şerefli bir zaferle yardım etmesi için, apaçık bir fetih2 (zincirinin) önünü açtık.3
1,2,3. (Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana (Hudeybiye’de) Allah’ın geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlaması,1 üzerindeki nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru bir yola yöneltmesi ve Allah’ın sana çok şerefli bir zaferle yardım etmesi için, apaçık bir fetih2 (zincirinin) önünü açtık.3
Mü’minlere, îmanlarına îman katsınlar diye gönül rahatlığı1 indiren, O (Allah)’tır. Çünkü göklerin ve yerin orduları, Onundur ve Allah, her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
(İşte bunlar Allah’ın) inanan erkekleri ve inanan kadınları, zemîninden ırmaklar akan ve içerisinde ebedî kalacakları cennetlere koyması ve onların günâhlarını örtmesi içindir. İşte Allah katındaki en büyük kurtuluş, budur.
(Bir de bunlar) Allah hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara ve kötülük girdabı başlarına gelesilere (Allah’ın) azap etmesi içindir. Ve Allah onlara gazap etmiş, onları lânetlemiş ve onlara varılacak yerlerin en kötüsü olan cehennemi hazırlamıştır.
Göklerin ve yerin orduları, Onundur ve Allah çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
(Ey Muhammed!) Biz, seni sadece bir şâhit,1 müjdeci ve uyarıcı olarak, gönderdik (ki;)
(Ey İnananlar!) Siz, Allah’a ve Peygamberine îman edesiniz, onu destekleyesiniz, onu saygıyla yüceltesiniz ve (Allah’ı) sabah-akşam (sürekli olarak) tesbih edesiniz diye.1
(Ey Muhammed!) Şüphesiz sana biat edenler,1 sadece Allah’a biat etmişlerdir. Allah da onların biatlerini kabul etmiştir.2 Şu halde, her kim verdiği sözden cayarsa, yalnızca kendi aleyhine caymış olur. Her kim de Allah adına verdiği sözü yerine getirirse, O da ona ileride büyük bir mükâfat verecektir.3
Bedevîlerden1 geride bırakılanlar,2 sana: “Bizi mallarımız ve ailelerimiz oyaladı. (Allah’ın) bizi affetmesi için duâ et”3 diyerek, kalplerinde olmayan şeyi, dilleriyle söyleyecekler. (Sen de onlara): “Şimdi Allah, eğer size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isteyecek olsa, sizin için Allah’a karşı kim ne yapabilir? Doğrusu Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” de.
Doğrusu siz, Peygamberin ve Müslümanların ailelerine asla dönmeyeceklerini zannettiniz ve bu, sizin gönüllerinize hoş göründü. Böylece çok kötü bir zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir toplum oldunuz.
Kim Allah’a ve Peygamberine îman etmezse, (şunu iyi bilsin ki) gerçekten Biz, (âhirette) kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık.
Göklerin ve yerin hükümranlığı, dilediğini bağışlayan, dilediğini de cezâlandıran Allah’a aittir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhamet edicidir.
O geride bırakılanlar, siz ganîmet vâdeden (bir savaşa) gittiğiniz zaman: “Bırakın da biz de sizinle gelelim.” diyerek, Allah’ın sözünü değiştirmek istiyorlar.1 (Ey Muhammed!) Sen de: “Allah’ın, daha önce buyurduğu gibi, siz kesinlikle bizimle gelemezsiniz.” de. Bunun üzerine de onlar: “Doğrusu, bizi çekemiyorsunuz.” diyecekler. Hayır, (bu doğru değil.) Ama onların ancak pek azı bunu anlayabilir.
O bedevîlerden geride bırakılanlara: “Siz yakında çok güçlü bir toplumla, onlar Müslüman oluncaya1 kadar (savaşmaya) çağrılacaksınız.2 Bu durumda eğer (emre) itaat ederseniz Allah, size güzel bir mükâfat verir, ama önceki döndüğünüz gibi dönerseniz, (o zaman da) sizi acı bir azapla cezâlandırır.” de.
Körlerin, topalların ve hastaların1 (savaşa katılmamalarından dolayı) bir günâh yoktur.2 (Şunu iyi bilin ki) kim, Allah’a ve Elçisine itaat ederse (Allah) onu, zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim (itaatten) yüz çevirirse, onu da acı bir azapla cezâlandırır.
Allah o ağacın altında sana biat eden mü’minlerden1 kesinlikle râzı olmuştur. Allah, onların gönüllerinden geçeni bildiği için, üzerlerine sükûnet indirdi ve onlara (mükâfat olarak) yakın bir fetih verdi.2
(Allah) onları alacakları birçok ganîmetlerle de mükâfatlandırdı. Çünkü Allah, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
Allah, elde edeceğiniz daha birçok savaş ganîmetlerini de size vâdetti. (Hatta) şimdilik, insanların ellerini sizden çekmesi şeklindeki bu (Hudeybiye) nîmetini size, gelecekte vaat olunan ganîmetlere bir örnek olması ve sizi dosdoğru bir yola iletmesi için, peşinen verdi.
Ve sizin henüz kavrayamadığınız ama Allah’ın size takdir ettiği, daha başka nîmetler de (verecektir.) Çünkü Allah’ın, gücü her şeye yeter.1
Eğer kâfirler (o gün) sizinle savaşsalardı, kesinlikle arkalarını dönüp kaçarlar sonra kendilerini koruyacak bir dost da yardımcı da bulamazlardı.
Allah’ın öteden beri sürüp gelen sünneti, hep böyledir. Sen Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın.1
Sizi onlara karşı galip getirdikten sonra,1 Mekke vadisinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çeken Odur. (O zaman) Allah, sizin ne yaptığınızı görüp duruyordu.
Onlar, sizin Kâbe’yi ziyaret etmenize ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasına engel olan kâfirlerdir. Eğer (onların içeri-sindeki) kendilerini henüz tanımadığınız Müslüman erkeklerle, Müslüman kadınları bilmeyerek (kâfirlerle birlikte) öldürmeniz sebebiyle üzüntüye kapılma1 ihtimâliniz olmasaydı (Allah, savaşı önlemezdi. İşte) Allah dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer onlar, (sizin tarafınızca) birbirinden tam ayırt edilmiş olsalardı elbette onlardan kâfirleri acı bir azaba çarptırırdık.
Hani o kâfirler, kalplerine tamamen cahiliye taassubu olan anlamsız bir öfke yerleştirdikleri zaman, Allah da elçisinin ve mü’minlerin heyecanını teskin etmiş ve böylece onların (Allah’a karşı hata etmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı.1 Zâten onlar, buna gerçekten lâyık ve ehil olan kimselerdi. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Yemin olsun ki Allah Peygamberine o rüyayı1 hak olarak gösterdi. Eğer Allah dilerse,2 güven içerisinde başlarınızı tıraş ederek, saçlarınızı kısaltarak, korkmadan, Kâbe’ye mutlaka gireceksiniz. Zîrâ Allah, sizin bilmediklerinizi bilerek bu (Kâbe ziyaretinden) önce size bir de yakın bir fetih nasip etti.3
Elçisini, size en doğru yolu gösteren (Kur’an) ve hak din ile Allah’ın dinini bütün dinlere üstün kılmak1 üzere gönderen, O (Allah)tır. (Bunların tümüne) şâhit olarak Allah, yeter.
(Ey İnsanlar!) Muhammed, Allah’ın Elçisidir. Onunla birlikte1 (Allah’a) rükû’ ve secde ettiklerini gördükleriniz; kâfirlere karşı son derece katı, birbirlerine karşı ise son derece merhametlidirler. İşte onlar, sadece Allah’ın lütuf ve rızasını isterler ve onların en belirgin özellikleri yüzlerindeki secde izidir.2 İşte bu onların Tevrât’ta belirtilen özellikleridir.3 Onların İncil’de belirtilen özellikleri ise (şöyledir.) Onlar tıpkı kendisiyle kâfirleri öfkelendirmesi için filizini çıkaran, onu güçlendiren, kalınlaşan, sonra gövdesinin üstünde dimdik duran ve üreticilerin hoşuna giden bir ekin gibidir. İşte Allah onlardan (kendisinin istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara büyük bir af ve mükâfat vâdetmiştir.