DÜŞÜN rüzgarları, tozları sağa sola savuran,
ve [koyu bulutların] yükünü taşıyan,
yumuşak bir şekilde akıp giden,
ve [hayatın nimetlerini] [Allah'ın] buyruğu altında paylaştıran! 1
Gerçek şu ki, size vaad edilmiş olan 2 kesinlikle doğrudur,
ve yargılama (Günü) mutlaka gelecektir!
DÜŞÜN yıldız kümeleri ile dolu gök kubbeyi! 3
Siz [ey insanlar,] neye inanılacağı konusunda derin bir ayrılık içindesiniz: 4
bu konuda (gerçeğe) aykırı görüşleri savunan, (yalnızca) kendini aldatır! 5
Onlar yalnızca kendilerini yok ederler, 6 o anlayamadıkları şeyler hakkında zanda bulunanlar, 7
aptallıklarıyla cehalete gömülenler;
[müstehzî bir şekilde,] “Ne zaman gelecekmiş Hesap Günü?” diye soranlar.
[O Gün,] onlar ateşle denenecekler, 8
[ve o Gün,] “Bu sınanmayı yaşayın!” [denilecek,] “O kadar ısrarla istediğiniz şey budur işte!” 9
[Ama,] Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyanlar, kendilerini bahçeler ve pınarlar arasında bulacaklar,
Rablerinin bağışlayacağı her şeyden istedikleri gibi yararlanarak; [çünkü] onlar geçmişte 10 iyi şeyler yapan (insan)lardı:
gecenin çok az bir kısmında uyurlardı,
bağışlanmak için kalplerinin derinliğinden gelerek 11 yalvarırlardı;
ve sahip oldukları her şeyden, [yardım] isteyenlere ve sıkıntı içinde bulunanlara 12 bir pay [ayırırlardı].
YERYÜZÜNDE içlerinde hiçbir şüphe duymadan inananlar[ın görebileceği, Allah'ın varlığının] işaretleri vardır,
tıpkı kendi kişiliğiniz üzerinde 13 de [O'nun işaretleri bulunduğu] gibi: [bunları] görmüyor musunuz?
[Yeryüzündeki] azığınızın 14 ve [ölümden sonraki hayatınız için] vaad edilen her şeyin [kaynağı] göktedir:
yerin ve göğün Rabbine andolsun ki bu [ölümden sonraki hayat] gerçektir; konuşma (yeteneği)ne sahip olmanız kadar 15 gerçek!
İBRAHİM'İN seçkin konukları ile ilgili kıssayı hiç duydun mu? 16
O [semavî elçi]ler İbrahim'e gelip ona selâm verdiklerinde, “[Size de] selâm olsun!” demişti; [ve kendi kendine,] “Bunlar, yabancı kimseler!” 17 (diye düşünmüştü.)
Sonra sessizce evine dönerek semiz bir [kızartılmış] buzağı getirmiş,
ve “Yemez misiniz?” diye önlerine koymuştu.
[İbrahim, misafirlerin yemediklerini görünce,] onlardan endişeye kapıldı; 18 [ama] onlar: “Korkma!” dediler ve derin bilgi ile 19 donatılan bir erkek çocuk [sahibi olacağı] müjdesini verdiler.
Bunun üzerine karısı çığlık atarak [misafirlerin] yanına geldi ve [şaşkınlık içinde] yüzüne vurarak feryad etti: “[Benim gibi] kısır bir kocakarıdan mı!”
Onlar: “Rabbin böyle buyurdu; ve şüphesiz yalnız O'dur hikmet sahibi olan, her şeyi bilen!” dediler.
[İbrahim,] “Peki” dedi, “[başka] ne görüyorsunuz, ey [semavî] elçiler?”
Onlar, “Bak” dediler, “biz günaha batmış bir topluma 20 gönderildik,
ki onlara taş gibi sert ceza darbeleri 21 vuralım,
bu şekilde kendi kişiliklerini harcamış 22 olanlar[a ceza] için Rabbinin katında belirlenmiş olan (darbeler)”.
Ve zaman içinde 23 orada bulunan [bazı] müminleri [Lût'un şehrinden] çıkardık:
çünkü bir [tek] hane 24 dışında orada Bize teslim olan hiç kimse görmedik.
Ve böylece [bütün zalimleri bekleyen] şiddetli azaptan korkanlar için orada 25 bir işaret, bir mesaj bıraktık.
MUSA [ile Firavun kıssasın]da da [aynı mesajı verdik: 26 çünkü] Biz o'nu Firavun'a açık bir otorite ile göndermiştik,
o zaman [Firavun] kudretinden [dolayı böbürlenerek] karşı koymuştu ve “[Bu Musa] bir büyücü veya bir delidir!” demişti;
ve Biz onu ve adamlarını yakalayıp hepsini denize atmıştık: [bütün bu olup bitenler için] suçlanması gereken, [Firavun'dan başkası değildi,] yalnız o idi (tek suçlu). 27
Ve; canlıları yok eden kasırgayı üzerlerine saldığımız ‘Âd [kavminin başına gelenlerde] de [aynı mesajı bulursunuz],
(bu kasırga) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmadı, ve [her şeyi] çürümüş kemiklere benzetti. 28
Semûd [kavminin kıssasın]da da (aynı mesaj vardır), ki Biz onlara: “Kısa bir süre sefanızı sürün bakalım!” demiştik, 29
(çünkü) Rablerinin buyruğuna baş kaldırmışlardı; bunun üzerine, [ümitsizce] bakınıp dururlarken bir ceza şimşeği onları yakalamıştı:
çünkü yerlerinden kalkacak durumda bile değillerdi ve kendilerini savunamazlardı.
Daha önce Nûh kavmini [de böylece yok etmiştik]: çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idi.
EVRENİ 30 [yaratıcı] güc[ümüz] ile inşa eden Biziz: ve, şüphesiz, Biziz onu istikrarlı bir şekilde genişleten. 31
Biz yeri genişçe yaydık ve onu pek de güzel düzenledik! 32
Ve her şeyin karşıtını yarattık, 33 ki [Allah'ın Tek olduğunu] anlayabilesiniz. 34
Böylece, [ey Muhammed, onlara söyle:] “[Sahte ve kötü olan her şeyden] Allah'a sığının! Gerçek şu ki ben, O'nun tarafından görevlendirilmiş açık bir uyarıcıyım!
Allah'ın yanısıra başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayın: 35 Şüphesiz ben, O'nun tarafından görevlendirilmiş açık bir uyarıcıyım!”
İşte böyle, kendilerinden önce yaşamış olanlara da hangi elçi geldiyse, mutlaka, “[O] bir göz boyayıcı[dır], 36 yahut bir deli!” dediler.
Onlar bu [düşünce tarzı]nı birbirlerine miras olarak mı aktarmışlar? Hayır, onlar azgınca bir küstahlığa kapılmış bir topluluktur!
O halde, onlardan yüz çevir, (bu durumda) senin bir suçun olmaz;
ama yine de [kulak veren herkese] hatırlatmaya devam et: çünkü bu hatırlatmalar müminlere fayda sağlar.
Ve [onlara söyle:] görünmez varlıkları 37 ve insanları yalnızca [Beni tanımaları ve] Bana kulluk etmeleri için yarattım. 38
[Ama dikkat edin,] Ben onlardan ne bir rızık istiyorum ne de Beni gözetip beslemelerini:
çünkü bizzat Allah bütün rızıkları verendir, her türlü kudretin Sahibidir, bakî olandır!
Gerçek şu ki, zulüm işleyenler, [geçmişteki] arkadaşları gibi [kötülükten] paylarını alacaklardır: 39 öyleyse [akibetlerini] çabuklaştırmayı benden istemesinler!
Hakikati inkara şartlanmış olanların vay haline; haber verilen Günde [başlarına gelecekler için vay haline onların!]