18. Kehf Suresi Meali

ÖVGÜ tamamıyla kuluna İlâhî mesajı indiren ve onda hiçbir çarpıklığa yer vermeyen Allah’a mahsustur.[2342]
(Aksine onu) dosdoğru ve dolambaçsız (kıldı) ki, (inkârcıları) kendi katından gelecek şiddetli bir cezayla uyarsın; yararlı ve erdemli davranan mü’minlere de kendilerini bekleyen güzel bir karşılığı müjdelesin:
içinde ebedî kalacakları (bir karşılığı)…
Özellikle de “Allah çocuk edindi” diyen kimseleri uyarsın…
(Kaldı ki) ne onlar ne de ataları,[2343] bu konuda[2344] (sahih) bir bilgiye sahip değildirler;[2345] ağızlarından öylesine çıkmış pek dehşet bir söz bu: onlar bunu demekle sadece yalan söylemiş oluyorlar.
Hal böyleyken demek sen kalkıp, -bu hitaba inanmamaları durumunda- onların verdiği tepkiler üzerine kızıp kendini helâke sürükleyeceksin.[2346]
Gerçekten de Biz yeryüzünde bulunan şeyleri, onlardan hangisinin daha güzel davranacağını sınayalım diye oraya (cazibe katan) birer süs unsuru kıldık;
ama hiç şüphesiz yine Biz, (günü gelince) orada bulunan her şeyi kupkuru bir toprak haline çevirmeyi biliriz.[2347]
YOKSA sen mağara arkadaşlarının[2348] ve (onlar için yazılan) anıt kitabenin,[2349] bizim (bütün bu) âyetlerimizden[2350] daha mı ibret ve hayret verici olduğunu düşünüyorsun?
Hani, zamanın birinde o gençler mağaraya sığınmışlar ve “Rabbimiz!” demişlerdi, “Bize yüce katından bir rahmet bahşet ve bizi içine düştüğümüz şu durumdan dolayı doğru (sonuca) ulaştıracak bir bilinçle donat!”[2351]
Bunun üzerine Biz de kulaklarına, yıllar boyu onları (dış dünyaya) kapatan bir (mühür) vurduk.
Sonra onları dirilttik[2352] ki, geçip giden süreci iki guruptan[2353] hangisinin (olayı hakikate uygun bir bakış açısıyla) değerlendirdiğini[2354] belirleyelim.[2355]
Sana onların haberini, sahih bir amaca uygun olarak[2356] Biz aktarıyoruz:[2357] Şu bir gerçek ki, onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi;[2358] ve Biz de onların doğru yolda olma bilincini artırmış
ve yüreklerini (imanda) sabit kılmıştık. (Küfre) başkaldırdıkları zaman (aralarında) şöyle konuşmuşlardı: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir! Asla O’nu bırakıp da, ilâh diye başkalarına kulluk etmeyiz! Hadi böyle dedik diyelim, işte o zaman haktan uzaklaşıp haddi aşmış oluruz.
İşte bizim kavmimiz olacak şu güruh, tuttular O’ndan başkalarını ilâh edindiler; oysa ki onların bu konuda yaptırım gücü olan ikna edici bir delil[2359] getirmeleri gerekmiyor muydu? Şu halde, kendi uydurduğu yalanı Allah’a isnat edenden daha zalim biri olabilir mi?
İmdi, madem siz onlardan ve Allah dışında taptıkları her şeyden uzaklaştınız; o halde (şu) mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size bir pay ulaştırsın ve sizi (soylu) eyleminizden dolayı ihtiyaç duyduğunuz (maddî-manevî) donanıma[2360] sahip kılsın.”[2361]
Ve onlar o mekânın geniş bir bölümünde bulunuyorlarken, sen, güneş doğarken onların mağarasını sağ tarafından teğet geçip gittiğini, batarken de sol tarafından teğet geçip gittiğini gözünde canlandırabilirsin: Allah’ın âyetlerinden biriydi bu. Allah kimi doğru yola yöneltirse, işte odur doğru yolu bulan; ama kimi de sapıklığa terk ederse, artık onun için ne bir velî, ne bir mürşit bulabilirsin.
Onlar (ölüm uykusuna) yattıkları[2362] halde sen onları uyanık sanırdın;[2363] dahası, Biz onları bir sağa bir sola döndürüp duruyorduk.[2364] Köpekleri ise, girişte ön ayaklarını yaymış öylece duruyordu: Eğer onların üzerine çıkagelseydin, kesinlikle dönüp ardına bakmadan kaçardın; zira bu (manzara)dan dolayı içini bir ürperti kaplardı.
İşte durum böyleyken, onları hayata döndürdük; nihayet kendi aralarında (ne olup bittiğini) sormaya başladılar. İçlerinden birinin “Bu şekilde ne kadar kaldınız?” diye sorması üzerine, diğerleri “Bir gün ya da günün bir parçası kadar” diye cevap verdiler. (O anda söze giren) daha başkaları ise şöyle dedi: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz çok daha iyi bilir. Şimdi (bunu bırakın) da, içinizden birini şu gümüş paralarla şehre gönderin; bir bakıversin, yiyeceklerden en temiz ve uygunu hangisiyse, size rızık olarak onu getirsin; fakat çok hassas davransın ve sakın sizin varlığınızı kimseye sezdirmesin!
Çünkü eğer onlar sizin varlığınızı öğrenirlerse, ya sizi öldüresiye taşlarlar, ya da sizi (zorla) kendi inançlarına döndürürler; o takdirde ise bir daha asla iflah olamazsınız.”[2365]
İşte bu yöntemle[2366] onların hikayesini (insanlara) aktardık ki, Allah’ın vaadinin bütünüyle gerçek olduğunu ve Son Saat’in gelip çatacağından kuşku duyulmaması gerektiğini bilip fark etsinler. O zamanlar, (işin bu yanını bırakıp) onların eylemini aralarında tartışmaya başladılar. Onlardan bir kısmı “Onların hatırasına anıtsal bir kitabe dikin; onların gerçek konumunu Rableri daha iyi bilir” dediler. Onların yönetimini ellerine geçirmiş olan egemen sınıfa mensup[2367] berikiler ise “(Kararımız) kesindir: onların üzerine ille de bir mabed yapılacaktır!” dediler.[2368]
(Asırlar) sonra, bilinmeyen hakkında atıp tutma kabilinden, “Onlar üç kişiydiler dördüncüleri köpekleriydi” diyenler çıkacağı gibi, “Beş kişiydiler altıncıları köpekleriydi” diyenler de çıkacak; dahası “Yedi kişiydiler sekizincileri köpekleriydi” diyenler bile…[2369] De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir! Onlar hakkında (gerçek) bilgiye sahip olanların sayısı çok azdır.” (Sen, ey muhatap!) O halde artık onlar hakkında, olayın görünen boyutunun dışına taşan bir tartışmaya girme; yine onlar hakkında, (bilinmeyen hakkında atıp tutan)[2370] kimselere itibar edip de soru sorma!
Ve hiç bir şey için, “Ben bu işi yarın kesinlikle yaparım!” deme![2371]
Ancak “Allah isterse (yapabilirim” de).[2372] Ve bunu unuttuğun zaman hemen Rabbini hatırla ve de ki: “Umarım ki Rabbim beni bundan daha yakın (ve derinlikli) bir bilgi ve bilinç düzeyine eriştirir!”[2373]
İmdi (kimileri) “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar” (diye iddia ettiler); bir de bu sayıya (ay takvimine göre) dokuz yıl daha eklendi.[2374]
De ki: “Onların ne kadar kaldığını Allah daha iyi bilir: Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na açık ve ayandır: O ne muhteşem bir gören, ne muhteşem bir işitendir! Onların, O’ndan başka yakın bir dostları bulunmamaktadır; zira o egemenlik ve otoritesine kimseyi ortak etmez.
O HALDE, Rabbinin kitabından sana indirilenleri izle ve ilet![2375] O’nun kelimelerini kimse değiştiremez:[2376] sen de O’ndan başka bir sığınak bulamazsın.
Ve Rablerinin rızasını arzu ederek, sabah akşam[2377] O’na yalvarıp yakaran kimselerle birlikteliğe kendini alıştır! Dünya hayatının çekiciliğine aldanıp da sakın onları gözden çıkarma![2378] Ve ayartıcı arzularına uyarak, işi gücü aşırı uçlarda dolaşmaya döktüğü için, (akleden) kalbi kendisini zikrimize karşı duyarsızlaşan kimselere de uyma![2379]
Ve de ki: “Mutlak hakikate (atıf olan bu mesaj) Rabbinizdendir:[2380] Artık isteyen iman etsin, isteyen inkâr etsin!”[2381] İşin gerçeği Biz, (nefislerine kıyan) o zalimler için kendilerini kat kat sarıp sarmalayacak bir ateş hazırladık;[2382] öyle ki, onlar susayıp da su istediklerinde, suratlarını kavuran yanık yağ tortusu gibi bir su sunulur: ne berbat bir içecektir o ve ne fena bir konaktır orası...
Ne ki, iman eden ve (o imana uygun) değerler üreten kimselere gelince:[2383] Şu kesin ki Biz, güzel bir eylem ortaya koyanın emeğini asla zayi etmeyiz.
İşte ayaklarının altından ırmakların aktığı ve mutluluğun üretildiği merkezler olan cennetleri[2384] böyleleri için hazırladık. Orada onlara altın künyeler-bilezikler takılacak; dahası ince ve kalın ipekten sırmalı yeşil elbiseler giyerek oradaki tahtlara (krallar gibi) kurulacaklar:[2385] Ne güzel bir ödül ve ne hoş bir konaktır orası...
ONLARA şu iki adam meselini örnek ver:[2386] Onlardan birine iki üzüm bağı bağışlamıştık; onların çevresini hurma ağaçlarıyla donatmış, bir de o ikisinin arasında ekin bahşetmiştik.[2387]
Her iki bağ da kendilerinden beklenen ürünü veriyor, verimlilikte en küçük bir düşüş yaşanmıyordu:[2388] üstelik her iki bağın arasından bir de dere akıtmıştık.
Böylece (sahibi bol bol) ürün devşiriyordu. Derken, (bir gün) arkadaşıyla söyleşirken şöyle bir laf etti: “Benim malım seninkinden çok, dahası nüfusça da senden üstünüm.”
Böylece kendi kendisine en büyük kötülüğü yapmış olan o (adam bir gün) şunları diyerek bağına girdi: “Bu bağın yok olacağına ihtimal bile vermiyorum.
Hoş, ben Son Saat’in bir gün gerçekleşeceğini de düşünemiyorum ya! Fakat Rabbime döndürülecek olsam bile, sonuçta bundan daha iyisini bulacağımı zannediyorum.”[2389]
Kendisiyle söyleştiği adam ona şu cevabı verdi: “Şimdi sen kalkmış, seni tozdan topraktan[2390] ve ardından bir damlacık döl suyundan yaratan, sonra da seni yarattığı amacı gerçekleştirecek bir donanıma sahip kılarak[2391] adam eden Allah’ı inkâr ediyorsun, öyle mi?[2392]
Fakat bana gelince: şu kesin ki O benim her şeyimi borçlu olduğum[2393] Allah’tır. Ve ben her şeyimi borçlu olduğum birine hiç kimseyi ortak koşmam.[2394]
Oysa senin bağına girerken, (O’nun hayata müdahil olduğunu görüp): ‘Bu, Allah’ın tercih edip yaratmasıyla olur; Allah’ın gücü kudreti olmadan hiçbir şey olmaz’[2395] diye düşünmen gerekmez miydi?[2396] Gördüğün gibi mal ve evlat bakımından senden daha güçsüzsem de,
kim bilir belki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir; seninkine de gökten bir âfet indirir de ot bitmez çöle döndürür;[2397]
ya da bir daha asla ulaşıp elde edemeyeceğin bir biçimde onun suyu çekilir.”
Nihayet, berikinin bütün serveti mahvedildi; kökü göğe gelip tarumar olmuş o bağın karşısında durmuş, heba olan emeğine yanıp ellerini ovuşturarak diyordu ki: “Ah n’olaydım, keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmamış olaydım!”
Artık onun Allah’tan gayrı kendisine destek çıkacak hiç kimsesi yoktu. Üstelik kendi başının çaresine bakacak durumda da değildi.
İşte orada -o anda dahi,-[2398] gerçek anlamda yâr ve yardımcı olma gücü, sadece mutlak gerçeğin ta kendisi olan Allah’a aittir: O, hem hak edilen karşılığı vermede hem de nihaî akıbeti belirlemede rakipsizdir.
ONLARA dünya hayatını da örnek ver:[2399] Gökten indirdiğimiz bir su (düşünün); derken, o suyun karışmasıyla yer yüzünün bitki örtüsü boy gösterir; en sonunda bütün bunlar kuruyup, yerinde yellerin estiği çer çöpe döner: zira Allah her istediğini yapmaya Muktedir olandır.
Servet de, evlat da geçici dünya hayatının süsleridir; ürünü kalıcı olan güzel ve erdemli davranışlarsa, değer açısından Rabbinin katında daha hayırlı, (geleceğe) umutla bakmaya daha layıktır.
Ve dağları yürütüp düzleyeceğimiz o gün, yeryüzünü düz ve çıplak görürsün;[2400] nitekim geride bir tek kişi bırakmadan onların tümünü toplayacağız.
Sonunda saf halinde Rabbinin huzuruna çıkarıldıklarında: “İşte, nihayet sizi ilk yarattığımız günkü gibi Bize geldiniz; fakat (dünyadayken) sizin için böylesi bir buluşmayı gerçekleştiremeyeceğimizi düşünüyordunuz!” (denilecek).
Sonunda tutulan kayıt (önlerine) konulur; bunun üzerine suçluların orada gördüklerinden dolayı dehşetle irkildiklerini[2401] ve şöyle dediklerini görürsün: “Vah başımıza gelenleeer! Bu nasıl bir kayıtmış ki küçük büyük dememiş, hepsini bir bir sayıp dökmüş!”[2402] Ve yapıp ettikleri her şeyi (kayda alınmış olarak) önlerinde bulurlar; zira senin Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.
HANİ bir zamanlar meleklere demiştik ki: “Âdem(oğlu) için emre âmâde olun!” İblis hariç hepsi emre âmâde olmuştu;[2403] o görünmeyen varlıklardan biriydi; sonuçta Rabbinin emrine karşı geldi. Şimdi onun size olan düşmanlığına rağmen, Beni bırakıp da onu ve onun soyunu evliyâ mı edineceksiniz? Zalimler lehine yapılan bu takas ne berbat bir takastır!
Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına şahit kıldım, ne de kendi varoluşlarına;[2404] üstelik Ben, (bu) saptırıcı güruhu yardımcı edinmiş de değilim.[2405]
Ve o gün (Allah), “Benim mutlak yetkilerime ortak olduğunu düşündüklerinizi çağırın!” diye nida edecek. Bunun üzerine onları çağıracaklar. Fakat kendilerine cevap veren çıkmayacak: zira onların aralarına aşılmaz bir uçurum yerleştireceğiz.
Nihayet günahkârlar ateşi görünce, kaçınılmaz olarak oraya gireceklerine kâni olacaklar ve oradan kaçıp kurtulacak bir yol bulamayacaklar.
DOĞRUSU Biz bu Kur’an’da, (hakikati) insanlara her türlü dolaylı anlatım tarzını kullanarak açıkladık;[2406] zira insanın öteden beri en iyi bildiği şey cedelleşmektir.[2407]
Nitekim, kendilerine doğru yolu gösteren rehber geldiği zaman insanları iman etmekten ve Rablerine af dilemekten alıkoyan şey; ya öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini ya da âhiret azabının gözlerinin önüne konulmasını istemekten başkası değildi.[2408]
Oysa Biz elçilerimizi (azap getirsinler) diye değil, yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz.[2409] İnkârda direnenlerse, aslı faslı olmayan iddialarla hakikati geçersiz kılmanın kavgasını vererek âyetlerimizi ve uyarılarımızı alay konusu ederler.
Rabbinin âyetleri kendilerine ulaştırıldığı halde, onu görür görmez kendi işlediği (kötülükleri) de unutarak ondan yüz çeviren kimseden daha zalim biri olabilir mi? Şu kesin ki Biz, bu gibilerin (akleden) kalplerine onu anlamalarını engelleyen bir kapak, kulaklarına ise bir tıkaç yerleştiririz; dolayısıyla, onları doğru yola çağırsan da asla doğru yola gelemezler.[2410]
Yine de mutlak bağışlayıcı olan Rabbin sonsuz rahmetin de sahibidir. Eğer işledikleri (günahlar) yüzünden onları cezalandıracak olsaydı, azabı başlarına hemen musallat ederdi: Bilakis işte onlar için de, asla onun ötesine geçip kurtulamayacakları bir süre belirlenmiştir.
Nitekim işte o şehirlerin (harabeleri)!.. Zulümde ısrar edince onların tümünü yok ettik; ki Biz onların helâki için de (sınırlı) bir zaman takdir etmiştik.
BİR zaman da[2411] Musa[2412] yardımcısına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere[2413] varıncaya dek durmayacağım; isterse (oraya varmam) bir ömür sürsün.”
Fakat o ikisi, iki (denizin) birleştiği yere vardıklarında, balıklarını unutmuşlardı bile; nitekim o (balık) da kendi yoluna koyulup denizde gözden kaybolmuştu.
Ve bir miktar uzaklaştıklarında, (Musa) yardımcısına “Azığımızı çıkar” dedi, “doğrusu bu yolculuk bizi hayli yormuştur.”
“Bak şu işe” dedi o, “hani dibinde din­lendiğimiz kaya vardı ya, işte orada balığı unutmuşum; bunu söylemeyi bana unutturan da şeytandan başkası olamaz: ama o (balık) , şaşırtıcı bir biçimde kendi yoluna koyulup gözden kaybolmuştu!”
(Musa) dedi ki: “İşte aradığımız da o(rası)ydı ya!” Bunun üzerine hemen geri dönüp kendi izlerini takip ettiler.
Sonunda orada, kendisine katımızdan bir lütufta bulunarak (ilmimizden) bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.[2414]
Musa ona dedi ki: “Doğruyu bulma konusunda sana öğretilen bilgiden bana da öğretmen için seni izleyebilir miyim?”
O “Korkarım ki sen benimle birlikteliğe sabredemezsin!” dedi (ve ekledi):
“Kaldı ki sen, tecrübî bilgi kapsamına tümüyle girmeyen şeye nasıl (ve neden) katlanasın ki?”
(Musa) “İnşaallah beni sabırlı biri olarak bulacaksın!” dedi ve ekledi: “Ben senin hiçbir emrine karşı gelmeyeceğim.”
O “Tamam” dedi; “eğer beni izleyeceksen, olan bitenler hakkında seni bilgilendirinceye kadar bana hiçbir şey sorma!”
Birlikte yola koyuldular (ve) nihayet bir gemiye bindiler. O, gemide bir delik açtı.[2415] (Musa) dedi ki: “Yolcuları boğmak için mi onu deldin? Doğrusu, çok tehlikeli bir şey yaptın!”
O dedi ki: “Ben sana dememiş miydim ‘Sen benimle birlikteliğe sabredemezsin!’ diye?”
(Musa) “Bir anlığına boş bulundum diye beni azarlama ve beni yaptığım bu yanlıştan dolayı köşeye sıkıştırma!” dedi.
Tekrar yola koyuldular; en sonunda bir delikanlıya rastladılar; derken, o (âlim kişi) onu öldürüverdi.[2416] (Musa) “Ne, sen bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana kıydın, öyle mi?” dedi; “Doğrusu sen çok büyük bir yasağı çiğnedin!”
O (kişi) “Ben sana dememiş miydim” dedi; “sen benimle birlikteliğe asla katlanamazsın diye?!”
(Musa) “Bundan sonra eğer sana herhangi bir şey soracak olursam artık benimle arkadaşlık yapma; zaten benden yeterince özür işittin.”
Bunun ardından yeniden yola koyuldular; nihayet bir kasabanın sakinleriyle karşılaştılar; onlardan[2417] yiyecek bir şeyler istediler, fakat onlar bu ikisine konukseverlik göstermediler.[2418] Hal böyleyken, orada yıkılmaya meyilli bir duvar buldular; ve o (kişi), duvarı onarıverdi. (Musa bunu görünce) “Eğer isteseydin, buna bedel olarak bir ücret alabilirdin” dedi.
O (kişi) “İşte böylece seninle yol ayrımına gelmiş bulunuyoruz” dedi; “şimdi sana, hakkında bir türlü sabır gösteremediğin olayların arkasında yatan gerçeği[2419] bir bir açıklayacağım:
“Gemiden başlayalım:[2420] O gemi, geçimini denizden sağlayan yoksullara aitti. Hal böyleyken onu hasarlı hale getirmek istedim, çünkü onların peşinde her gemiye zorla el koyan bir yönetici bulunuyordu.[2421]
“Gelelim delikanlıya: Onun ebeveyni imanlı kimselerdi; fakat biz onun azgınlık ve sapkınlıkla (ebeveynini) derin acılara boğacağına dair kaygı verici bir bilgiye sahiptik.[2422]
İşte bu yüzden istedik ki, Rableri onun yerine o ana-babaya karakter temizliği açısından ondan daha hayırlısını ve daha merhametlisini versin.”[2423]
“Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan iki yetime aitti ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü.[2424] O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını -Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.[2425] “Yani, (bütün bunları) ben kendi kararımla yapmadım.[2426] Senin (sonuna kadar) sabretmeyi başaramadığın olayların iç yüzüyle ilgili gerçek yorum işte budur.”[2427]
BİR de sana Zülkarneyn hakkında soruyorlar;[2428] de ki: “Size ona ilişkin birtakım anı(lar) aktarayım.”[2429]
Evet, onun (iktidarı) için yeryüzünde uygun bir zemin hazırladık[2430] ve ona eşyanın yasalarıyla uyumlu araçların (bilgisini) bahşettik;[2431]
o da kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca[2432] başvurdu.
Nihayet güneşin battığı yere[2433] ulaşınca, orada kara balçığa (benzer) bir su gözesinde[2434] (güneşi) batar buldu;[2435] ve orada yerleşik bir topluluğa rastladı. Biz “Ey Zülkarneyn!” dedik, “(Zulmederek) azab da çektirebilirsin, onlar hakkında (âdil davranarak) güzel bir yöntem de benimseyebilirsin;[2436]
(fakat)”[2437] diye ekledi (Rabbi); “kim zulmederse, iyi bilsin ki o (bu dünyada) günü gelince azabımıza mahkûm olacaktır; en sonunda Rabbine döndürülecek; ve (Allah âhirette) onu da görülmemiş bir azaba uğratacaktır.
Ama kim de iman eder ve erdemli davranırsa, işte onu da karşılık olarak güzel bir akıbet beklemektedir; zaten Biz ona talimatlarımızdan kolay olanları buyuracağız.[2438]
Sonra o, yeni (amacına) ulaştıracak bir araca yine başvurdu.
En sonunda güneşin doğduğu yere[2439] ulaştı; onu kendileri için güneş ışığından gayrı bir örtü[2440] takdir etmediğimiz bir topluluk üzerine doğar halde buldu:
onların yaşam tarzı da işte böyleydi.[2441] Doğrusu Biz, onun sahip olduğu şeyleri derin bir vukufiyetle kuşatmıştık.
Yeniden kendisini (amacına) ulaştıracak bir araca başvurdu.
Nihayet iki (doğal) set arasına ulaştığı zaman, onların arasında yaşayan bir topluluğa rastladı;[2442] konuştuğu dilden pek anlamıyorlardı.
“Ey Zülkarneyn!” dediler, “Ye’cûc ve Me’cûc ülkede bozgunculuk yapıp duruyor; derhal onlarla bizim aramıza bir set yapman karşılığında, sana bir bedel ödemeye ne dersin?”[2443]
Şöyle cevap verdi: “Rabbimin bu konuda bana verdiği imkân daha değerlidir; haydi sizler bana iş gücüyle yardımcı olun da, sizinle onların arasına bir set yapayım:
(şimdi) bana demir plakalar getirin!” Nihayet iki dik yamaç arasındaki (boşluk) doldurulup düz hale gelince onlara “Körükleyin!” dedi. Sonunda demir akkor halini alınca, “Onun üzerine dökmek için bana ergimiş bakır getirin!” dedi.
Evet, artık onların (düşmanları) ne onu aşabiliyorlardı, ne de onda bir delik ve gedik açabiliyorlardı.
(Zülkarneyn) dedi ki: “Bu Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadinin zamanı geldiğinde, onu yerlebir edecektir: zira Rabbimin vaadi mutlaka gerçekleşir.”[2444]
O GÜN geldiğinde, Biz onları birbirini kıran dalgalar (gibi) çalkalanmaya terkederiz. Nihayet sur borusu çalınır; sonunda hepsini bir araya toplarız.[2445]
İşte o gün kâfirlere cehennemi (reddedemeyecekleri bir biçimde) arz ederiz.[2446]
Onlar öyle kimselerdi ki; beni hatırlatan (her şeye) karşı gözlerine bir perde çekilmişti, üstelik onlar işitmeye de yanaşmıyorlardı.
İnkârda ısrar eden bu kimseler benim kullarımı, benden bağımsız olarak, kendilerine kayırıcı veli edineceklerini mi sandılar? Şüphesiz Biz cehennemi kâfirler için bir ikram (!) olarak hazırladık.
De ki: “Eylem olarak en büyük kayba uğrayacak olanı size haber verelim mi?”
“Bunlar, dünya hayatında tüm yapıp ettikleri (istikametten) sapmış olan kimselerdir: oysa ki bu tipler, kendilerinin güzel ve erdemli işler yaptığını sanmaktadırlar.”[2447]
Bunlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı ısrarla inkâr eden kimselerdir: Bu yüzden onların tüm yapıp ettikleri boşa gitmiştir; çünkü onlara Kıyamet Günü hiç kıymet vermeyeceğiz.
İşte onların cezası, inkârda direndikleri, âyetlerimi ve elçilerimi alaya aldıkları için cehennem olacaktır.
Ne var ki imanda sabreden ve ıslah edici davranış sergileyenlere gelince: onların buyur edileceği tarifsiz ikram, en görkemli cennetler[2448] olacaktır:
Orada sürekli kalacaklar; oradan asla ayrılmak istemeyecekler.[2449]
DE Kİ: “Eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz(ler) mürekkep olsa, hatta onun bir mislini de üzerine ilave etmiş olsak, yine de Rabbimin kelimeleri tükenmeden denizler tükenirdi.”
De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım:[2450] Bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbinin (rahmetine) kavuşmayı umuyorsa, işte o imanıyla uyumlu iyilikler yapsın[2451] ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!”