23. Mü'minûn Suresi Meali

DOĞRUSU,[2887] gereği gibi inananlar[2888] gerçek kurtuluşa erecekler:[2889]
Onlar ki, ibadetlerinde derin bir ürperti ve tevazu[2890] içinde olurlar;
onlar ki, boş ve karalayıcı sözlerden yüz çevirirler;[2891]
onlar ki, arınmak için gerekeni yaparlar;
onlar ki, iffetlerini korurlar;
fakat kendi eşleri, yani meşru olarak sahip oldukları müstesna;[2892] zaten onlar (meşru eşleriyle paylaştıkları cinsellikten dolayı) kınanamazlar.
Ama bu sınırın ötesine geçen kimseler, haddi aşmış olanlardır
yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler;
ve onlar ki, ibadetleri üzerine titizlenirler.[2893]
İşte onlar, (mutluluk yurduna) vâris olacak kimselerdir:
onlar ki, görkemli cennetlerin mirasçısı olacaklar,[2894] onlar orada ebedî kalacaklar.[2895]
DOĞRUSU Biz insan türünü,[2896] bir nevi[2897] konsantre balçıktan yarattık;[2898]
epey sonra onu, karar kılacağı (rahimde) yer tutan bir hayat tohumu kıldık;[2899]
daha sonra, o hayat tohumundan döllenmiş hücreyi yarattık; hemen sonra döllenmiş hücreden cenini yarattık; ve ceninden de kemikleri yarattık; en sonunda kemiklere kas giydirdik; sonuçta, onu bağımsız[2900] bir varlık olarak inşâ ettik: işte her şeyi en güzel şekilde yaratan Allah’ın[2901] şanı böyle yücedir![2902]
Ve kuşku yok ki siz, bu sürecin ardından elbette öleceksiniz.
Yine kuşku yok ki siz, Kıyamet Günü (tekrar) diriltileceksiniz.[2903]
DOĞRUSU yine Biz, sizin üzerinizde kat kat yollar[2904] yaratmışız: zira Biz, yaratmanın hiçbir çeşidinden habersiz değiliz.[2905]
Ve gökten suyu bir yasaya bağlı olarak Biz indirmekteyiz; ve yeryüzünde onu tutmaktayız; şu da var ki Biz, onu gidermeye elbette kâdiriz.
Ve nihayet onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları yeşertmekteyiz; orada sizin için bir çok meyve bulunmakta ve onunla beslenmektesiniz.
Yine Sînâ Dağı[2906] (havalisinde) yetişen, ürünü sayesinde yağ elde edilen ve yiyenler için hoş bir katık sağlayan (zeytin) ağacından da…[2907]
Yine, evcil hayvanlarda da sizin için elbet bir ibret vardır: onların karınlarında bulunan sütten size içiriyoruz; ve sizin için onlarda birçok yarar bulunuyor; üstelik onlar sayesinde besleniyorsunuz.
Onlara (karada), tıpkı (denizdeki) gemilere (olduğu gibi) yük taşıtırsınız.[2908]
DOĞRUSU Nûh’u da, kendi kavmine Biz göndermiştik.[2909] Nitekim, onlara demişti ki: “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin! Sizin O’ndan başka bir ilâhınız bulunmamaktadır: hâlâ sorumluluk bilinciyle hareket etmeyecek misiniz?”
Bunun üzerine, kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar eden kimseler şöyle dedi: “Bu da, sadece sizin gibi ölümlü bir insan;[2910] onun amacı size üstünlük sağlamak; hem eğer Allah isteseydi, gökten bir melek indiriverirdi; (üstelik) bizler, bu konuda önder[2911] atalarımızdan bir şey işitmiş de değiliz.
O ise kaçığın teki: artık siz de onu bir süre gözetim altında tutarsınız.[2912]
(Nûh) demişti ki: “Rabbim![2913] Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!”
Bunun üzerine ona şöyle vahyetmiştik: “Bizim rehberliğimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi inşâ et;[2914] unutma ki hükmümüzün vakti gelip çattığında, tandır da kaynamaya başlar. Bu takdirde sen yanına her tür (canlıdan) birer çift ve bir de kendileri hakkında hüküm kesinleşmiş olanlar hariç, aile efradını al! Ama sakın kendilerine kıymakta ısrar eden kimseler hakkında Benimle muhatap olayım deme! Karar kesin: onlar boğulacaklar!
Ardından sen ve beraberinde bulunanlar gemiye yerleşir yerleşmez de(yin) ki: “Zalim kavimden bizi kurtaran Allah’a sonsuz hamd ü senalar olsun!”
Bir de “Rabbim!” diye yalvar, “Beni bereketli bir yere ulaştır; zira Sen kişiyi (maksadına) ulaştıranların en hayırlısısın!”
Elbet bunda (akleden kimseler için) işaretler vardır; ve elbet Biz (öncekileri) de sınavdan geçirmişizdir.
DAHA sonra bunların peşinden, başka bir nesli[2915] (tarih sahnesine) çıkardık.
Ve onların içinden de, kendilerine “Yalnız Allah’a kulluk edin! Sizin O’ndan başka bir ilâhınız bulunmamaktadır: hâlâ sorumluluk bilinciyle hareket etmeyecek misiniz?” diyen bir elçi gönderdik.
Bunun üzerine, kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar eden ve âhiret gerçeğiyle yüzleşeceğini yalanlayan kimseler -ki bunları Biz dünya hayatında refaha kavuşturmuştuk- şöyle demişlerdi: “Bu da sizin gibi ölümlü birinden başkası değil; sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor.[2916]
Hal böyleyken kalkar da sizin gibi ölümlü birine tâbi olursanız, o takdirde kaybeden mutlaka siz olursunuz.
Bu kişi siz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra,[2917] sizin (Allah’ın huzuruna) çıkartılacağınızı mı iddia ediyor?
Uzak, hem de çok uzak tehdit edildiğiniz bu şey!
Hayat, bu dünyada yaşadığımızdan ibârettir: ölürüz ve (bir kez) yaşamış oluruz ve bir daha da diriltilmeyiz![2918]
Bu adam, sadece uydurduğu yalanı Allah’a isnat eden biri; bizim ona inanmamız ihtimal dışıdır!”[2919]
(Elçi) dedi ki: “Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!”
(Allah) buyurdu ki: “Az kaldı, yakında bin pişman olacaklar!”
Derken mutlak hakikatin üstün gücü, onları sarsıcı bir bela çığlığı halinde kuşattı. Sonuçta onları selin sürüklediği çer çöpe çevirdik: evet, uzak olsun bu zalimler güruhu![2920]
DAHA sonra, bunların peşinden de başka birtakım uygarlıkları (tarih sahnesine) çıkardık;[2921]
herhangi bir toplum sonu yasayla belirlenmiş süresini ne savuşturabiliyor, ne de erteleyebiliyordu.[2922]
Daha sonra, birbiri ardınca elçilerimizi gönderdik: her bir topluma kendi elçisi geldi, (ama) onu yalanladılar; bu yüzden biz de onların (akıbetini) birbirine benzettik; ve hepsini efsaneye çevirdik: artık, uzak olsun imansızlar güruhu!
DAHA sonra, Musa ve kardeşi Harun’u mesajlarımızla ve kendilerini açık ara önde kılan etkin bir güçle,[2923]
Firavun ve onun önde gelen çevresine gönderdik; çünkü onlar büyüklük taslamıştılar; zaten öteden beri hep tepeden bakan bir güruhtular.[2924]
İşte onlar dediler ki: “Ne yani, o ikisinin kavmi bizim kölelerimiz olduğu halde, biz bizim gibi iki ölümlü insana mı inanalım?”[2925]
Böylece onları yalanladılar; bu yüzden de helâke uğrayanlardan oldular.
Ama doğrusu Biz Musa’ya İlâhî mesajı, belki onlar doğru yolu bulurlar diye vermiştik.[2926]
Yine (aynı amaçla) Meryem oğlunu ve annesini de birer âyet kıldık; ve o ikisini kalıcı bir güzelliğin görkemli makamına[2927] ve esenliğin bereketli kaynağına[2928] yerleştirdik.[2929]
(Onları izleyenlere dedik ki): “Siz ey elçiler(in tâbileri)![2930] (Dünya nimetlerinin) temiz ve helâl olanlarından yiyin, doğru ve yararlı şeyler yapın![2931] Çünkü Ben, yaptığınız her şeyin bilgisine detaylarıyla vakıfım.
Kesinlikle bu (elçilerin takipçilerinden oluşan) ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin (bir tek) Rabbinizim: şu halde Bana karşı sorumluluğunuzu yerine getirin!”[2932]
Bu (emre) karşın, onlar aralarındaki birliği darmadağın edip (hakikati) parçaladılar: Artık her hizip elindeki (parçayla) övünmekte![2933]
Artık onları bir vakte kadar, daldıkları gafletin derin karanlığında belirsiz bir süreye kadar bırak (da kendi işine bak);[2934]
şimdi onlar, bol bol servet ve evlat verdik diye
Bizim kendilerinin (mevcut hallerini) onayladığımızı sanıyorlar, öyle mi? Asla! Fakat onlar (bunun bile) farkında değiller.[2935]
ŞÜPHESİZ Rablerine karşı duydukları derin saygıdan dolayı tir tir titreyenler,
Rablerinin mesajlarına inananlar,
Rablerine şirk koşmayanlar,
en sonunda yine Rablerine döneceklerine inandıklarından, yüreklerinde tarifsiz bir ürperti duyarak vermeleri gerekeni verenler:
işte onlardır hayırlarda öne geçmek için can atanlar; nitekim onu elde etmede öncelik sahibi olanlar da onlardır.[2936]
Ve Biz hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklemeyiz; Bizim katımızda hakkı-hakikati olduğu gibi dile getiren bir kayıt[2937] tutulmaktadır: sonuçta onlar asla zulme uğramayacaklar.
Fakat kalpleri, bu (İlâhî kayıt işlemine) karşı derin bir gaflet içinde olanlar da (var).[2938] Dahası onların bundan daha aşağılık işleri de var; onlar bu uğurda epey çaba sarfediyorlar;
ta ki onların servet ve iktidarla şımarmış olanlarını azab ile çepeçevre kuşattığımız zamana dek; (ama), o zaman da onlar imdat çığlıkları atarlar.[2939]
Bugün imdat dilemeyin; çünkü Bizden size asla yardım ulaştırılmayacak!
Hem evvelce mesajlarımız size ulaştırılmıştı. Buna rağmen siz ısrarla arkanızı dönüyordunuz;
ona karşı böbürlenerek, sokulduğunuz karanlığın koynunda atıp tutuyordunuz.[2940]
İyi de, onlar (bu) sözü hiç mi düşünmediler? Ya da kendilerinden önce gelip geçmiş atalarına hiç ulaşmamış olan bir şey mi gelmiş onlara?
Veya elçilerini tanımadılar da, bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
Ya yoksa, onu cinnet geçirmekle mi suçluyorlar? Yoo, aksine o onlara gerçeği getirdi; ama onların çoğu katıksız[2941] gerçeği sevmiyor.
Ama eğer hakikat onların keyiflerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve içindekiler mahvolur giderdi. Aksine, Biz onlara, kendi (insanlık) şeref ve onurlarını hatırlattık, fakat onlar kendi şereflerini hatırlamaktan yüz çevirdiler.[2942]
Yoksa sen onlardan (hakka davet karşılığında) dünyevî bir bedel mi istiyorsun? (Hayır), çünkü senin Rabbinin ödeyeceği bedel daha yüksektir: zira rızık verenlerin en hayırlısı O’dur.
Sen onları gerçekten de dosdoğru bir yola çağırıyorsun,
âhirete inanmamakta direnen kimselerse ısrarla bu yoldan sapıyorlar.
Ve eğer onlara acıyarak başlarına gelen herhangi bir beladan kendilerini kurtarsak, şaşkın şaşkın saplandıkları inkâr bataklığında debelenmekte ısrar ederler.
Doğrusu Biz onları azab ile kuşatmıştık da, yine de Rablerine boyun eğmemişlerdi. Nitekim bundan böyle de acziyetlerini itiraf edecek değiller.
Ta ki vakti gelip de onlar aleyhine bir azap kapısı açıncaya dek: o zaman da onlar, orada, umutlarının tamamını yitiriverecekler.[2943]
İMDİ sizi işitme, görme ve düşünme yeteneğiyle inşâ eden O’dur: ne kadar da azınız şükrediyor![2944]
Sizi yeryüzüne yayan da O’dur, yine O’na döndürüleceksiniz.
Yine O hayat verir ve ölümü takdir eder; gece ve gündüzün birbirinin yerine geçmesi de O’nun eseridir: peki, hâlâ akletmeyecek misiniz?
Aksine, öncekiler ne dediyse onlar da aynısını söylediler:
“Ne yani” dediler, “biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltilecek mişiz?
Doğrusu bu, bize ve bizden önceki atalarımıza da vaad edilmişti; ne ki, eskilerin masallarından başka bir şey değil bu!”
De ki: “Yer ve ondaki varlıklar kime aittir, eğer biliyorsanız (cevaplasanıza)?”
“Allah’a aittir” diyecekler. De ki: “O halde, hâlâ (onurunuzu)[2945] hatırlamayacak mısınız?”
De ki: “Hem yedi göğün, hem de mutlak hükümranlık tahtının yegâne Rabbi kimdir?”
“Allah’tır” diyecekler. De ki: “O halde, hâlâ sorumluluğunuzun bilincine varmayacak mısınız?”
De ki: “Her şeyin hâkimiyetini elinde tutan, (her varlığı) kollayıp kayırdığı halde kendisine karşı kimsenin korunup kollanamayacağı zat kimdir, biliyorsanız (söylesenize)?”
“Allah’tır” diyecekler. De ki: “O halde, nasıl büyülenmiş (gibi) davranabiliyorsunuz?”[2946]
Yoo! Aksine Biz onlara saf gerçeği sunmuştuk, ama onlar ısrarla yalana sarıldılar.[2947]
Allah asla herhangi bir çocuk[2948] edinmemiştir; O’nunla birlikte başka bir ilâh da yoktur. Aksi halde her bir ilâh kendi yarattığını kendinden yana çeker, böylece biri diğerine üstünlük mücadelesine kalkardı. Allah onların tavsif ve tasavvur ettiklerinin çok ötesinde, aşkın ve uludur.
O, insan idrakinin algılamaktan âciz olduğu şeylerin de, algılayabildiği şeylerin de sırrına vâkıftır: nitekim O, onların Zâtına yakıştırdıkları her türlü ortaktan berîdir.
DE Kİ: “Rabbim! Eğer onları tehdit ettiğin azabı bana ille de[2949] göstereceksen,
o takdirde Rabbim, beni zalimler güruhunun arasında bırakma!”[2950]
Ne ki Biz, onları tehdit ettiğimiz azabı (her hal ve şartta)[2951] sana göstermeye elbette kâdiriz.
Her çirkin saldırıya karşı öyle bir savunma yap ki, en güzeli, en uygunu o olsun;[2952] Biz onların yakıp yakıştırdıklarını elbette biliriz.
Ve de ki: “Rabbim! (İnsan kılığındaki) malum şeytanların ayartmalarından Sana sığınırım!
Onların bana yaklaşmalarından da Rabbim, sana sığınırım!”[2953]
Nihayet o (inkârcı)lardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim!” der, “Döndür ne olur, geri döndür beni;[2954]
belki ben, daha önce yapmadıklarımın yerine doğru dürüst işler yaparım!” Kesinlikle hayır! Çünkü onun dile getirdiği, sadece muhatabı etkilemek için sarf edilmiş bir laftır;[2955] nitekim böylelerinin arkalarında, dirilecekleri güne kadar (aşamayacakları) bir engel vardır![2956]
Ve kalk borusu çaldığı zaman, artık o gün aralarında soy yakınlığı diye bir şey yoktur;[2957] üstelik birbirlerine (olan biteni) soramayacaklar da...
Derken, kimin (iyilikleri) tartıda ağır gelirse işte kurtuluşa erenler onlar olacaktır.
Ama kiminki de hafif gelirse, cehennemde yerleşip kalmak üzere kendilerini harcayanlar da onlar olacaktır.
Ateş onların suratlarını kavuracak; pişmiş kelle misali sırıtan dişleriyle öylece kalakalacaklar.
(Allah diyecek ki): “Âyetlerim size okunmamış mıydı? Ama siz onları ısrarla yalanladınız!”[2958]
“Rabbimiz!” diyecekler, “Talihimiz yaver gitmedi,[2959] bu yüzden biz de sapıtan bir güruh olup çıktık!
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar! Eğer tekrar dönersek, o zaman anlaşılır ki bizler gerçekten zalimleriz!”
(Allah) diyecek ki: “Sürüm sürüm sürünün orada ve bana cevap yetiştirmeyin![2960]
Çünkü kullarımın arasında bir gurup vardı. Onlar ‘Rabbimiz! Biz iman ettik: o halde bizi bağışla, bize merhamet et! Zira merhametlilerin en hayırlısı Sensin!’ diyorlardı.
Ne var ki siz onlarla alay ettiniz. En sonunda onlar(la alayınız) Benim mesajımı size unutturdu; üstelik bir de onların halini gülünç buluyordunuz.[2961]
Bakın işte, sabırlarından dolayı onları bugün ödüllendirdim: şüphesiz ki gerçek başarıya[2962] erenler işte onlardır.
(Allah azaptakilere) diyecek[2963] ki: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?”
Onlar cevap verecekler:[2964] “Bir gün ya da bir günden daha az;[2965] istersen bunu sayı bilenlere[2966] sor!”
(Allah) şöyle diyecek: “Yalnızca kısa bir süre kaldınız: keşke siz, bunu olsun bilseydiniz!”
Yoksa sizi boş yere ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı mı sanıyorsunuz? Dahası, (hesap vermek için) Bize döndürülmeyeceksiniz, öyle mi?
Ama bakın, Allah (sizin tasavvur ettiğinizden) çok daha yüce ve uludur; mutlak otorite ve aşkın gerçeklik sahibidir; O’ndan başka ilâh yoktur, sınırsız lütuf ve merhamet tahtının da Rabbidir.[2967]
Şu halde her kim, konu hakkında hiç bir ikna edici delili olmadan Allah’la beraber başka bir ilâha dua ederse, iyi bilsin ki bunun hesabı Rabbinin huzurunda mutlaka görülecektir: şu kesin ki, inkâr edenler asla kurtuluşa eremeyecekler.
İmdi, (ey bu vahyin muhatabı): “Rabbim!” de, “Bağışla! Merhamet et! Zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin!”[2968]