24. Nûr Suresi Meali

BU, Bizim indirdiğimiz, kesin ve ayrıntılı hükümleri açıkladığımız bir sûredir;[2969] ve Biz onda hakikatin apaçık belgesi olan âyetler indirdik ki, düşünüp ders çıkarasınız.
ZİNA[2970] eden kadın ve zina eden erkek: İşte bunlardan her biri için, etkisi cilt ile sınırlı yüz vuruş yapın;[2971] eğer Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanıyorsanız, o ikisine olan acıma duygunuz sizi Allah’ın hükmünü uygulamaktan alıkoymasın; inananlardan bir gurup da onların cezalandırılmasına[2972] tanık olsun.[2973]
Zina yapan erkek ancak zinakâr bir kadınla; -diğer bir ifadeyle,[2974] cinsel güdülerine kul köle olan bir kadınla- birlikte olur. Zina eden bir kadın da ancak zinakâr bir erkekle; -diğer bir ifadeyle, cinsel güdülerine kul-köle olan bir erkekle- birlikte olur:[2975] zaten bu tür bir (birleşme) inananlara haram kılınmıştır.
İffetli kadınları (zinayla) suçlayıp da,[2976] ardından buna dört tanık getirmeyen kimselere gelince: işte böylelerine seksen celde[2977] vurun, bir daha da onların tanıklığını kabul etmeyin: zira gerçekte kötü yola düşenler işte bunlardır.[2978]
Ancak bunun ardından[2979] tevbe edip kendilerini düzeltenler bunun dışındadır; iyi bilin ki Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Bir de, kendilerinden başka tanıkları olmadığı halde eşlerini (zinayla) suçlayan kimseler var. İşte bu tür kişilerin her birine düşen, dört kez kendisinin doğru söylediğine Allah’ı tanık tutarak şahadette bulunmaktır;
beşincisinde ise, eğer yalancılardan biriyse Allah’ın lânetinin üzerine olmasını (ister).
(Suçlanan eşin) Allah’ı tanık tutarak, dört kez (kocasının) yalan söylediğine dair şahadette bulunması, cezayı kendisinden düşürür;
beşincide eğer (kocası) doğru söylüyorsa, Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını (ister).
(Düşünsenize bir), ya Allah’ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı? Ya Allah, kendisine yönelenlerin tevbesini tekrar tekrar kabul eden,[2980] üstün hikmet sahibi bir zat olmasaydı…
GERÇEK şu ki, iftirayı tasarlayanlar içinizden bir güruhtur.[2981] Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Sanmayın ki bu size dokunan bir şerdir, aksine bu sizin için bir hayırdır![2982] Onlardan her biri işlediği günahın cezasını çekecektir; ama onlar içerisinden bu işin elebaşılığını üstlenen kimse var ya: onun hakkı korkunç bir azaba mahkûm olmaktır.[2983]
Bu (iftirayı) işittiğinizde, mü’min erkekler ve kadınların birbirleri hakkında[2984] iyi zanda bulunup da, “Bu düpedüz bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi?[2985]
(İftiracılar) iddialarını isbat için dört şahit getirmeli değilmiydiler! Madem ki bu şahitleri getiremediler, o zaman Allah katında asıl yalancı kendileridir.[2986]
Bakın, eğer Allah’ın dünya ve âhirette[2987] sizin üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, bulaştığınız[2988] bu (iftiradan) dolayı mutlaka size korkunç bir azap dokunurdu;
tam da dillerinize dolayıp, hiçbir bilginiz olmadığı halde basite alarak ağızlarınızda gevelediğiniz bir sırada… Oysa ki bu, Allah katında çok ağır bir (vebaldir).
İşte bu yüzden, onu işitir işitmez: “Bu konuda konuşmak bize düşmez! (Allah’ım, böyle bir iftiradan) Senin yüce zâtına sığınırız! Bu dehşet bir iftiradır!” demeniz gerekmez miydi?[2989]
Eğer imanda sebat gösteren kimselerseniz, Allah size bu tür bir (iftiraya) bir daha asla bulaşmamanızı öğütler.
Zira Allah size mesajlarını açıkça bildirir: nitekim her hükmünde tam isabet kaydeden Allah, (bu olayda kimin nerede durduğunu) çok iyi bilmektedir.[2990]
Mü’minler arasında hayasızca söylentilerin yayılmasından hoşlanan kimselerin hakkı, bu dünyada da âhirette de elem verici bir azaptır. (Bir şeyin içyüzünü) Allah bilir, fakat siz bilmezsiniz.
Ya Allah’ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti bulunmasaydı… Hele ki Allah çok şefkatlidir, pek merhametlidir.
SİZ ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin! Kim şeytanın adımlarını izlerse, iyi bilsin ki (şeytan) sadece hayasızlığı[2991] ve akl-ı selime aykırı olanı emreder. Evet, Allah’ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti bulunmasaydı, sizden hiç kimse ebedîyen (günahtan) arınamazdı. Lakin Allah tercih eden/tercih ettiği kimseyi arındırır;[2992] zira Allah (herkesin neyi tercih ettiğini) çok iyi işitir ve çok iyi bilir.
Şu halde, içinizden (servetçe) bolluk ve rahatlık içinde olan kimseler, yakınlara, muhtaçlara ve Allah dâvâsı uğruna hicret edenlere yardım etmekten geri durmasınlar;[2993] onları affedip hoş görsünler! Hem Allah’ın sizi bağışlaması hoşunuza gitmez mi? Nitekim Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Şu kesin ki, iffetli ve inanmış kadınlara -dalgınlık ve dikkatsizlik etmiş olsalar dahi- iftira atan kimseler, dünya ve âhirette Allah’ın rahmetinden dışlanacaklar.[2994] Üstelik onlar korkunç bir azaba müstehaktırlar;[2995]
o gün onların dilleri, elleri ve ayakları yapıp ettiklerinden dolayı kendileri aleyhine tanıklık edecektir.
O gün geldiğinde, Allah onlara hak ettikleri cezayı tastamam verecek; sonunda onlar da, Allah’ın, evet yalnızca O’nun (her şeyi) apaçık ortaya çıkaran mutlak hakikat olduğunu öğrenecekler.[2996]
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara layıktır; tıpkı iyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara layık olduğu (gibi):[2997] işte onlar, (bu dünyada) iftiracıların dillerine doladıkları şeylerden uzaktır, (âhirette ise) onları sonsuz bir bağış ve tarifsiz güzellikte bir rızık beklemektedir.[2998]
SİZ ey iman edenler! Kendinize ait olmayan evlere, sahiplerinden izin almadan[2999] ve selam vermeden girmeyiniz:[3000] düşünecek olursanız, sizin yararınıza olan da budur.[3001]
Buna rağmen eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin; dahası eğer size “dönün” denilirse, siz de hemen dönün; bu davranış sizin için daha nezihtir: zira Allah yaptığınız her şeyi bilmektedir.
(Ama) içinde oturulmayan, sizin de yararınıza hizmet veren kamuya açık mekânlara girmenizde bir sakınca yoktur:[3002] şu da var ki Allah, açıktan yaptıklarınızı da gizlediklerinizi de bilmektedir.
MÜ’MİN erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler[3003] ve iffetlerini korusunlar; tertemiz kalabilmeleri için en uygun davranış şekli budur: unutmasınlar ki Allah, ortaya koydukları[3004] her bir şeyden haberdardır.[3005]
Mü’min kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar, cazibe ve güzelliklerini, bunlardan görünen kısımlar dışında,[3006] (kamuya) açmasınlar;[3007] bunun için de, başörtülerini yakalarının üzerine sıkıca tuttursunlar;[3008] cazibe ve güzelliklerini yalnızca kocalarına, babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kendi (evlerindeki) kadınlara,[3009] meşru şekilde malik oldukları kimselere,[3010] ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere, veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler; bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için ayaklarını yere vurmasınlar.[3011] Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz.
VE içinizden bekâr olanları,[3012] erkek ve kadın esirlerinizden (evliliğe) elverişli olanları evlendirin! Yoksul da olsalar, Allah onları lutfuyla destekleyecektir: zira Allah (lutfunda) sınırsızdır, (kime ne kadar vereceğini) çok iyi bilir.[3013]
Ama evlenmeye bir türlü imkân bulamayanlar, Allah lutfundan kendilerine (bir fırsat) tanıyıncaya dek iffetlerini korusunlar! Öteden beri mülkiyetinizde bulunan esirlerden âzatlık sözleşmesi yapmak isteyenlere gelince: eğer onlarda bir liyakat görüyorsanız, onlarla sözleşme yapınız;[3014] üstelik onlara Allah’ın size (emanet) olarak verdiği maldan bir miktar da veriniz.[3015] Evlenmek isterlerse, kızlarınızı, dünya hayatının fani hazlarına tamah ederek aşırı davranışlara zorlamayın. Onları (istemediği bir evliliğe) zorlayan herkes iyi bilsin ki, Allah bu zorlanmadan sonra onları bağışlayacak, merhamet edecektir.[3016]
Ve doğrusu Biz size hakikati açık ve net olarak dile getiren mesajlar, sizden önce geçip gitmiş olanlara ilişkin bir nice mesel, sorumluluk bilincine sahip olanlar için de her türden öğüt indirmişizdir.[3017]
ALLAH göklerin ve yerin nûru(nun kaynağı)dır.[3018] O’nun nûrunun sembolü,[3019] içinde kandil bulunan bir ışık mahalli gibidir.[3020] O kandil kristal bir fânus içindedir.[3021] Öyle bir fanus ki, sanki inci gibi (parıldayan) bir gezegen.[3022] O kandil, doğuya da batıya da ait olmayan[3023] mübarek bir zeytin ağacından elde edilmiş bir yakıtla tutuşturulur. Öyle ışıltılı bir yağ ki, neredeyse ateş değmeden bile ışık saçacak: nûr üstüne nûrdur! Allah, tercih edeni/tercih ettiğini nurunun (peşine takarak) doğru yola iletir. İşte Allah insanlara böyle misaller vermektedir: zira Allah, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilendir.
İÇERİSİNDE sabah akşam O’nun adı anıldığı için Allah’ın yükseltilmelerine izin verdiği ibadethanelerde, O’nun ululuğunu ve yüceliğini sürekli dile getiren[3024]
nice[3025] yiğitler vardır ki, onları ne ticaret ne bir (başka) kazanç kapısı Allah’ı anmaktan, namazı hakkını vererek eda etmekten[3026] ve arınmak için verilmesi gerekeni vermekten alıkoyabilir; onlar kalplerin ve gözlerin dehşetle döndüğü günden korkarlar.[3027]
Bütün bunların sonucunda da[3028] Allah onları yaptıklarının en iyisiyle ödüllendirir; üstelik onlara kendi lutfundan daha fazlasını da verir: zira isteyene/istediğine hesapsız rızık bağışlayan yalnızca Allah’tır.[3029]
Ve inkârda ısrar edenlere gelince… Onların yapıp ettikleri çölde (görülen) serap gibidir: susuzluktan yanmış olan onu su sanır, fakat ona yaklaştığında orada (sudan) hiçbir iz bulamaz; fakat Allah’ı kendi vicdanında[3030] bulur; O da onun hesabını tastamam görür: zira Allah çok seri hesap görendir.[3031]
Veya (onların yapıp ettikleri) bir okyanusun derin karanlıkları gibidir; onu üst üste dalgalar kuşatmıştır, derken üstüne (bir de) kara bulutlar… birbiri üstüne binmiş, kopkoyu, zifiri karanlıklar…[3032] kişi çıkarıp baksa, neredeyse elini dahi göremeyecek durumda:[3033] nitekim bir kimseyi Allah aydınlatmamışsa, onun asla aydınlıktan nasibi olamaz!
SEN (ey insan)! Göklerde ve yerde bulunan her bir varlığın -kanat çırpan kuş katarlarına varana dek- Allah’ın yüce kudretini dillendirdiğini fark etmez misin?[3034] Doğrusu onların hepsi de, O’na teslim olmayı ve O’nu yüceltmeyi bilmektedir; Allah onların hareketlerini de çok iyi bilmektedir:[3035]
zira göklerin ve yerin hâkimiyeti Allah’a aittir ve nihâî dönüş de yalnızca Allah’adır.
(Yine) sen fark etmez misin ki bulutları sürükleyen, sonra onları birbiri üzerine istif edip kümeler haline getiren, derken senin onların bağrından boşaldığını gördüğün yağmuru yağdıran Allah’tır.[3036] Gökten dolu yüklenmiş (bulut) dağları indiren, peşinden -hak eden/istediği kimseye onu isabet ettirip-, hak etmeyen/istediğinden onu uzak tutan da Allah’tır.[3037] Neredeyse o (bulut)lardan çakan şimşeğin parıltısı gözleri almaktadır:
(işte böyle), gece ve gündüzü de Allah evirip çevirmektedir. Bakın, bütün bunlarda görecek gözü olanlar için mutlaka alınacak bir ibret vardır.
Yine her tür canlıyı sudan yaratan da Allah’tır:[3038] son tahlilde onlardan kimi karnı üzerinde sürünmektedir; kimi iki ayağı, kimi de dört ayağı üzerinde yürümektedir.[3039] Allah istediğini yaratır; şundan emin olun ki, Allah her şeye güç yetirendir.
DOĞRUSU Biz, hakikati bütün açıklığıyla ortaya koyan âyetler indirmişizdir; bununla Allah tercih eden/tercih ettiği kimseyi dosdoğru bir yola yöneltir.[3040]
Ama birileri “Biz Allah’a ve Rasul’e[3041] hem inandık, hem de itaat ettik” derler, sonra da onlardan bir kısmı bunca (taahhüdün) ardından sözlerinden geri dönerler: şu halde bu gibiler gerçek mü’min değildirler.
Zira onlar aralarında hüküm versin diye Allah’a ve Rasulü’ne çağrıldıklarında, hiç değilse bir kısmı hemen yüz çeviriverirler;
fakat eğer kendileri haklı çıkacak olursa, teslim olmuş bir edayla koşa koşa gelirler.[3042]
(Şimdi sen söyle ey bu hitabın muhatabı!)[3043] Bunların kalplerinde bir hastalık mı vardır,[3044] yoksa kuşkuya mı kapılıyorlar!?[3045] Yahut da Allah’ın, dolayısıyla O’nun Elçisi’nin[3046] kendilerine haksızlık yapmasından mı korkuyorlar!? Hayır, aksine asıl haksızlık edenler kendileridir.
Aralarında hüküm vermesi için Allah’a, dolayısıyla O’nun Rasulü’ne[3047] çağrıldıkları zaman mü’minlere düşen söz, “İşittik ve itaat ettik” demekten ibâret olmalıdır; zira böyleleri gerçek kurtuluşa eren kimseler olacaklar.
Ve kim Allah’a, dolayısıyla O’nun Rasulü’ne itaat eder,[3048] Allah’tan korkar ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hareket ederse, işte onlar gerçek başarıya eren kimseler olacaklar.
Bir de kendilerine emredecek olsan, mutlaka (savaş için sefere) çıkacaklarına dair var güçleriyle yemin edenlere de ki: “Yemin etmeyin! İtaat (herkesçe) bilinen ortak iyiyedir:[3049] şu da bir gerçektir ki, Allah yaptıklarınızdan ayrıntısıyla haberdardır.”
De ki: “Allah’a itaat edin, dolayısıyla Rasul’e itaat edin!”[3050] Bundan böyle de, eğer (Rasul’den) yüz çevirecek olursanız, o ancak kendi yükümlülüklerinden sorumlu tutulacaktır, siz de sadece kendi yükümlülüklerinizden sorumlu tutulacaksınız.[3051] Ama eğer onu izlerseniz, doğru yolu bulursunuz: Rasul’e düşense, yalnızca (kendisine indirileni) bütün açıklığıyla tebliğ etmektir.[3052]
Allah, içinizden iman edenlere ve ıslah edici iyilikler işleyenlere, onlardan öncekileri hâkim kıldığı gibi kendilerini de hâkim kılacağına,[3053] onlar için hoşnut ve razı olduğu dini yine onlar için sağlamlaştıracağına,[3054] endişelerinin (baskın olduğu) bir dönemin ardından onları güvenli bir konuma kavuşturacağına söz vermiştir:[3055] “(değil mi ki) onlar Bana kulluk ediyorlar ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmuyorlar!” (diyerek). Fakat kim de bunun ardından inkâra saplanırsa, işte onlardır asıl yoldan sapmış olanlar.
Şu halde, namazı hakkını vererek kılın, zekâtı gönülden gelerek verin ve Rasul’ü izleyin ki merhamete mazhar olmayı umut edebilesiniz.
İnkarda ısrar eden kimseler, bu dünyada asla (Allah’ı) atlatabileceklerini sanmasınlar; onların dönüp dolaşıp varacakları yer ateştir; ki o, ne berbat bir son duraktır!
SİZ ey iman edenler! Meşru bir biçimde sahip olduğunuz kimseler[3056] ve içinizden ergenlik çağına ulaşmamış olanlar (dahi),[3057] günün şu üç (vaktinde)[3058] yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler: sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkarıp istirahate çekildiğiniz vakit ve yatsı namazından sonra. Bu üç vakit sizin için mahremiyet vakitleridir. Bu vakitler dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda, sizler için de onlar için de herhangi bir beis yoktur. Bu mesajları Allah size işte böyle açıklamaktadır: zira her hükmünde tam isabet sahibi olan Allah, (yarattığı insanı) çok iyi bilmektedir.[3059]
Ama çocuklarınız[3060] ergenlik çağına ulaştıklarında, kendilerinden büyüklerin yaptığı gibi (yanınıza girmek istedikleri her zaman) izin istemelidirler. Mesajlarını Allah size işte böyle açıklamaktadır: zira her hükmünde tam isabet sahibi olan Allah, (yarattığı insanı) çok iyi bilmektedir.[3061]
BİR de, kadınlardan artık cinsel arzu[3062] duymayacak kadar yaşlanmış olanlar var; işte böylelerinin, bedeni[3063] teşhir amacı taşımaksızın, giysilerinden bir kısmını[3064] çıkarmalarında bir beis yoktur.[3065] Ama iffetleri üzerine titrerlerse bu kendileri için daha hayırlıdır: zira Allah (ağızlardan çıkan) her şeyi işitir, (kalplerde olan) her şeyi bilir.[3066]
(Eğer güç gelecekse) görme özürlü zora koşulamaz, yürüme özürlü zora koşulamaz, hasta zora koşulamaz;[3067] ve (aile bireyleri olarak) sizin kendi evlerinizde[3068] veya[3069] babalarınızın evlerinde, veya annelerinizin evlerinde, veya erkek kardeşlerinizin evlerinde, veya kız kardeşlerinizin evlerinde, veya amcalarınızın evlerinde, veya halalarınızın evlerinde, veya dayılarınızın evlerinde, veya teyzelerinizin evlerinde, veya anahtarları size teslim edilmiş olan yahut da sadık arkadaşınıza[3070] ait olan (evlerde) yiyip (içmenizde) bir sakınca yoktur; hep birlikte ya da ayrı ayrı yemenizde de bir beis yoktur. Bundan böyle bir eve girdiğiniz zaman, birbirinize[3071] Allah katından bir esenlik, bir bereket ve mutluluk dileğiyle selam veriniz: Bu mesajları Allah size işte böyle açıklamaktadır ki, akıllıca hareket edebilesiniz.[3072]
MÜ’MİNLER, ancak Allah’a ve O’nun Rasulü’ne yürekten inanıp güvenen[3073] kimselerdir; onunla toplumsal bir iş görüşmek için bir araya geldiklerinde, onun iznini almadıkça asla ayrılmazlar.[3074] Şüphesiz senden (farklı bir görüş geliştirmek için) izin alanlar (da), Allah’a ve O’nun Rasulü’ne yürekten inanıp güvenen kimselerdir. İşte bu yüzden, onlar senden bazı işleri için izin isterlerse onlardan uygun gördüklerine bu izni ver; Allah’tan da onlar için mağfiret dile: Şüphe yok ki Allah, rahmeti bol bir bağışlayıcıdır.
Rasul’ün davetini, sakın birbiriniz arasındaki herhangi bir davet gibi algılamayın! Doğrusu Allah, aranızdan kimselere sezdirmeden sıyrılıp çıkmak isteyenleri biliyor. Şu halde onun emrine karşı gelen kimseler, başlarına (bu dünyada) bir musibetin (âhirette ise) can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.[3075]
BAKIN! Göklerde ve yerde olanların hepsi kesinlikle Allah’a aittir; O sizin içinde bulunduğunuz gerçek durumu elbette biliyor; öyle ki, O’na döndürülecekleri gün, evet (o gün) yaptıkları her şey kendilerine haber verilecektir: zira Allah her şeyi bütünüyle bilendir.