37. Sâffât Suresi Meali

ŞAHİT olsun sıra sıra dizenler ve dizilenler,[3984]
Vazgeçirip set çekenler,
Uyarmak için peş peşe gelenler…[3985]
Elbet, ilâhınızın bir tek olduğunda şüphe yoktur;
göklerin, yerin ve onların arasındaki her şeylerin Rabbi; ve bütün doğuların Rabbi.[3986]
Şüphesiz Biz, yerin en yakın göğünü yıldızların[3987] güzelliğiyle süsledik;
üstelik (onları) her isyankâr[3988] şeytanın tasallutundan koruduk,
ki yüce katın sakinlerini[3989] dinleme (girişiminde) bulunamasınlar ve her yandan yüzgeri edilsinler;
(dünyada) dışlansınlar ve (âhirette de) sürekli bir azaba mahkûm olsunlar;[3990]
ancak bir (bilgi) kırıntısı kapanlar olursa, onlar da delik deşik eden bir ateş korunun pençesine düşsünler.[3991]
ONLARDAN şu sorunun cevabını iste: “Yaratılış açısından, o (şeytanlık yapa)nlar mı daha güçlü ve kudretli, yoksa yarattığımız (insan) mı?”[3992] Açık gerçek şu ki, (insanları) yapışkan bir balçık türünden yaratan Biziz.[3993]
Ama hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken,[3994] onlar işin şakasındalar;
hatırlatıldığı zaman da öğüt almazlar;
ve bir âyet gördüklerinde küçümsemeye kalkarlar;
ve derler ki: “Açıkça bu, büyü(leyici söz)den başka bir şey değil:
ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
Yani, önden giden atalarımız da mı?”[3995]
“Evet” de, “Hem de rezil rüsva bir halde!”
Nitekim o (gün) bir tek sarsıcı komut yankılanır: ve işte o an bön bön bakakalırlar;
ve “Yazıklar olsun! İşte bu, o Hesap Günü budur!” derler.
İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (iyi ile kötünün) arasını ayırma günüdür:
Toplayın bütün o zalimleri, onların türdeşlerini ve kulluk ettikleri her şeyi!
Allah’tan başka her şeyi… Ve hepsini gözleri fal taşı gibi açacak bir ateşe yönlendirin;[3996]
ve onları orada alıkoyun: çünkü onlar elbet sorgulanacaklar!
(Denilecek ki): “Ne’niz var, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?”
Yoo, (ne yardımlaşması?) O gün onlar teslim bayrağını çeken kimseler olacak.
Ve birbirlerine dönüp hesap soracaklar...
(Bir kısmı) şöyle diyecek: “Siz bize hep sûret-i haktan görünerek yanaşırdınız.”[3997]
(Diğerleri) “Asla” diyecekler, “Siz zaten hiç mü’min olmadınız ki!
Hem bizim sizin üzerinizde bir gücümüz de yoktu: bilâkis siz küstah ve azgın bir topluluktunuz!
Fakat şimdi Rabbimizin sözü hepimizin aleyhine gerçekleşti: hepimiz (yaptıklarımızın) acısını elbette tadacağız.
Fakat biz sizi (aldatmadık), açıkça saptırdık; çünkü biz zaten sapıtmış kimselerdik.”[3998]
Şu halde onlar o gün azapta da ortak olacaklar;
çünkü Biz suçu tabiat haline getirenlere işte böyle davranacağız.
Şu bir gerçek ki, ne zaman kendilerine “Allah’tan başka ilâh yoktur” denilmişse, mutlaka küstahça kibirlenmişler
ve “Ne yani, şimdi kalkıp da mecnun bir şairin sözüne uyup ilâhlarımızı mı terk edelim?” demişlerdir.[3999]
Hayır! Bilakis o, hakikati getirmiş ve (önceki) elçileri tasdik etmiştir.
Şu kesin ki siz, elem verici bir azabı hak ettiniz;
ve yaptıklarınızın dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.
Ancak, imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah’ın desteklediği kulları hariç:[4000]
işte onlar için (âhirette) belirlenmiş bir rızık vardır;
lezzet kaynağı her tür ürün…[4001] Zira onlar (tarifsiz bir) ikrama mazhar olacaklar;
nimetlerle tıka basa dolu olan cennetlerde;
muhteşem tahtlarda birbirlerini sevgi dolu gözlerle süzerek…
Kaynağından doldurulmuş kadehlerle kendilerine servis yapılacak;[4002]
içenlere tarifsiz bir lezzet veren berraklıkta olacak.
Ne onda bir zahmet var ve ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.
Ve yanlarında gözü dışarıda olmayan tatlı bakışlı eşler;[4003]
sanki kumda gizlenmiş deve kuşu yumurtaları gibi kusursuz…
İşte onlar da (berikiler gibi)[4004] birbirlerine yönelerek sualler soracaklar.
İçlerinden biri diyecek ki: “Bir zamanlar benim bir arkadaşım vardı;
bana, “Sahi, sen gerçekten de onun doğruluğunu tasdik mi ediyorsun?” derdi;
“Ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra hesap verecek mişiz, öyle mi?” (diye eklerdi).
(Sözüne devamla) sordu: “Onun halini görmek ister misin?”
Bunun üzerine bakar ve onu dehşet verici bir ateşin göbeğinde görür.
“Aman Allah’ım!” der, “Az kalsın beni de mahvedecektin!
Eğer Rabbimin yardımı olmasaydı, ben de burada tutulanlardan olmuştum!”
(Cennet arkadaşlarına yönelerek): “Biz bir daha asla ölmeyeceğiz, değil mi?
(Ölüm) sadece şu ilk ölümümüzdü; ve biz artık asla azaba uğratılmayacağız (değil mi)?
Evet bu, işte budur muhteşem başarı!”
Çalışıp çabalayanlar, işte buna benzer bir akıbet için çalışmalılar.
Şimdi konuğu böyle ağırlamak[4005] mı iyidir, yoksa zehir zakkumla (ağırlamak) mı?[4006]
Şüphe yok ki Biz onu zalimler için bir imtihan vesilesi kıldık:[4007]
Elbet o cehennemin ta orta yerinde yetişen bir ağaçtır;
tomurcukları, yeleli yılanların başları gibi (albenili)dir;[4008]
ve onlar kesinlikle ondan yemeye ve karınlarını onunla tıka basa doldurmaya mecburdurlar;
sonra, onun üstüne bir de yürek dağlayıp iç kaldıran bir kokteyli yudumlayacaklar;[4009]
neticede son durakları, elbet gözleri faltaşı gibi açan ateş olacaktır.[4010]
Çünkü onlar sapık atalarının başlarına sardığı geleneği izlediler;[4011]
fakat kendileri atalarının izinden akılsızca seğirtiyorlar![4012]
Doğrusu, onlardan öncekilerin çoğu da sapmıştı.
Ve elbette onlara da uyarıcılar göndermiştik:
dön de bir bak şu uyarılmış olanların akıbeti nasılmış?
Bunun tek istisnası var: imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah’ın desteklediği samimi kullar![4013]
DOĞRUSU, (onlardan biri olan) Nûh da bizden imdat dilemişti; ve imdat çağrısına icabet eden olmamız da güzeldi doğrusu...
Zira onu ve (inanç) ailesini[4014] büyük bir badireden kurtarmıştık;
onun (inanç) soyunu da bâki kıldık:
geriden gelenlerin zihninde ona dair (örnek) bir hatıra bıraktık:
Bütün milletler arasında Nûh’a selam olsun![4015]
Elbet Biz, iyi olup güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz;
çünkü o, Bizim gerçek iman sahibi kullarımızdandı;
nihayet (inkârda direnen) diğerlerini boğulmaya terk ettik.
VE onun tarafında[4016] saf tutanlardan biri de elbet İbrahim idi:
Hani o Rabbine arı duru bir kalp ile yönelmişti;[4017]
o zaman babasına ve kavmine şöyle demişti: “Sizler nelere tapıyorsunuz böyle?
Ne yani! Allah’ı bırakıp da uyduruk ilâhlara tapmakta ısrar mı ediyorsunuz?
Sahi siz, âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?”
Derhal zihninde bir şimşek çaktı, şöyle bir düşünüp taşındı
ve dedi ki:“Ben rahatsızım!”[4018]
Bunun üzerine etrafındakiler, ondan yüz çevirip gittiler.
Derken o, onların putlarına usulca yaklaştı ve “Ne! Yoksa (önünüze konulanlardan) yemiyor musunuz?” dedi (ve ekledi):
“Size ne oldu böyle, yoksa konuşamıyor musunuz?”
Ve onların üzerine abanıp bütün gücüyle vurmaya başladı.[4019]
Derken etraftan koşuşarak başına üşüştüler.
O dedi ki: “Elinizle yonttuklarınıza[4020] mı tapıyorsunuz?
Oysa sizi de yonttuklarınızı da yaratan Allah’tır.”
Onlar “Onu (yakmak) için bir yapı yapın ve onu çılgınca yanan ateşin ortasına atın!” dediler.
Böylece ona zarar vermek istediler, ama biz onları rezil ettik.
Ve (İbrahim), “Ben Rabbime (kulluk edebileceğim bir yere) giden biriyim,[4021] O bana yol gösterecektir” diyerek (şöyle yalvardı):
“Rabbim! Bana erdemli bir (evlat) bağışla!”
Bunun üzerine ona uyumlu/hoşgörülü ve olgun bir oğlan çocuğu müjdeledik.[4022]
Derken çocuk onun çaba ve tasasına ortak olacak olgunluğa eriştiğinde, (İbrahim) şöyle dedi: “Yavrucuğum! Kendimi rüyada seni kurban ederken görüyorum; bir bak bakalım, sen bu işe ne dersin?” (Oğul) “Babacığım!” dedi, “Sana emredileni yap; inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
Sonunda o ikisi Allah’a teslimiyetlerinin bir gereği olarak (vardıkları sonuca) uydular ve (babası) onu şakağı üzerine yatırınca,
Biz kendisine “Ey İbrahim!” diye seslendik:
“Sen rüyayı tasdik ettin!”[4023] Ne var ki Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Hiç şüphesiz bu, elbet apaçık bir sınavdı.
Ve Biz ona fidye olarak muhteşem bir kurban verdik;[4024]
geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin (örnek) bir hatıra bıraktık:
Selam olsun İbrahim’e!
İyileri Biz, işte böyle ödüllendiririz.
Zira o, Bizim gerçek mü’min kullarımızdan biriydi.
Bir de ona kendisi sâlih kullardan biri olan bir nebîyi, İshak’ı müjdeledik;
dahası onu[4025] ve İshak’ı mübarek kıldık: ama o ikisinin soyundan dürüst ve erdemli olan da var, kendisine açıkça zulmeden de.[4026]
DOĞRUSU Biz Musa’ya ve Harun’a da lütufta bulunmuştuk:
o ikisini ve onların kavmini büyük bir musibetten kurtarmıştık;
ve kendilerine yardım etmiştik de, sonunda galip gelen onlar olmuştu.
Onlara (hakkı bâtıldan) seçip ayıran kitabı vermiş
ve o ikisini dosdoğru yola yöneltmiştik.
Nihayet geriden gelen herkesin zihninde o ikisine ilişkin (örnek) bir hatıra bıraktık:
Selam olsun Musa ve Harun’a!
İyileri Biz işte böyle ödüllendiririz.
Zira onlar, Bizim gerçek mü’min kullarımız arasındaydılar.
ŞÜPHE yok ki İlyas da elçilerden biriydi.[4027]
Hani kavmine demişti ki: “Ne o, sorumluluğunuzu idrak etmemekte direnecek misiniz?
Ba‘le[4028] yalvarıp yakararak, Sanatkârların Mükemmelini[4029] göz ardı edeceksiniz, öyle mi;
Allah’ı, hem sizin hem de önden giden atalarınızın Rabbi olanı?
Derken onu da yalanladılar; bu yüzden onlar elbette yargılanacaklar.
Ancak, Allah’ın inancını saf ve temiz tutma çabasını desteklediği samimi kullar[4030] hariç.
Ve geriden gelen herkesin zihninde ona ilişkin bir hatıra bıraktık:
Selam olsun İlyas ve onun takipçilerine![4031]
İyileri Biz, işte böyle ödüllendiririz.
Zira onlar, Bizim gerçek mü’min kullarımız arasındaydılar.
ŞÜPHE yok ki Lût da elçilerden biriydi.
(Kavmi helâk) olduğu zaman, onu ve (inanç) ailesini toptan kurtarmıştık;
geride kalıp toz olmayı[4032] tercih eden bir kadın dışında.
En sonunda, diğerlerinin tamamını kahrettik;
ve siz onların mekânlarından gelip geçmektesiniz; her sabah
ve her akşam… Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
ŞÜPHE yok ki Yûnus da elçilerden biriydi.
Hani o efendisinden kaçan bir köle[4033] gibi ağzına kadar dolu bir gemiyle kaçmıştı.
Bunun ardından kur’a çekilmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
Derken o derin bir pişmanlıkla kıvranır bir haldeyken iri balık tarafından yakalanmıştı.[4034]
Fakat o eğer Rabbinin yüceliğini sürekli hatırda tutan biri olmasaydı,
(balığın) kıyamet günü (olan ölümü)ne kadar onun karnında kalacaktı.[4035]
Sonunda Biz onu bitkin bir halde ıssız ve çorak bir kıyıya çıkarttık;
ve onun başucunda bodur ve bol hevenkli bir bitki yeşerttik.[4036]
Yine onu yüz bin, hatta daha fazla kişiye (yeniden) elçi gönderdik.
Bu kez onlar iman ettiler; bu yüzden Biz de onları bir müddet daha refah içinde yaşattık.[4037]
İMDİ onlardan şu sorunun cevabını iste: “Senin Rabbinin payına yalnızca kızlar, onlara da oğullar düştü, öyle mi?
Yoksa melekleri dişi olarak yarattık da, buna tanık mı oldular?”
Bakın, işte bu tiplerin iftiraya düşkünlüklerinden dolayı ısrarla dedikleri şudur:
“Allah doğurdu!” Onlar var ya onlar, kesinlikle yalan söylüyorlar.
Sahi, O kızları oğlanlara tercih mi etmiş?
N’oluyor size? Nasıl böyle hüküm verebiliyorsunuz?
Hiç mi düşünmüyorsunuz?
Yoksa elinizde ikna gücü tartışılmaz bir belge mi var?
Eğer doğru söylüyorsanız, haydi (varsa) kitabınızı getirin!
Bir de O’nunla görünmez ve ruhanî varlıklar arasında bir soy bağı vehmettiler; oysa bu görünmez ve ruhanî varlıklar da bilirler ki, onlar elbette yargılanacaklar.[4038]
Yüceler yücesi Allah, onların her türlü tasavvur ve tanımlarının çok çok ötesindedir.
Ancak, inancını saf ve temiz tutma çabasını Allah’ın desteklediği samimi kulları böyle yapmazlar:
çünkü ne siz, ne de taptıklarınız;
hiç biriniz O’na karşı kimseyi ayartamazsınız;[4039]
ancak (göz göre göre) ateşe destek veren kimseler hariç.
Hem, (tanrılaştırılan kullar derler)[4040] ki: “İçimizde, (Allah tarafından) kendisine bir yer tayin edilmemiş hiç kimse yoktur:
evet (emre âmâde olup) saf saf duranlar biziz, biz;
yine (O’nun) yüceliğini dile getirenler de biziz, elbet biz!”
VE BİR DE ısrarla şöyle diyenler var:
“Eğer geçmiş atalarımızdan bize tevarüs eden ilâhî bir uyarı devralmış olsaydık,
elbet biz de imanını saf ve temiz tutma çabasını Allah’ın desteklediği halis kullarından olurduk!”
Fakat (vahiy gelince de) onu inkâr ettiler; ama zamanı gelince (ne fena yaptıklarını) bilecekler.
Ama doğrusu, has kullarımız olan elçilerimize geçmişte verilmiş bir sözümüz vardı:[4041]
mutlaka kendileri yardıma mazhar olacaklar;
sonunda Bizim ordumuz, evet onlar galip geleceklerdir.[4042]
Bu yüzden artık onlardan bir süreliğine uzak dur;
ve sen onları(n halini) gör, zamanı gelince onlar da (kendi perişan hallerini) görecekler.
Sahiden de, onlar azabımızın bir an önce gelmesini (gerçekten) istiyorlar mı?
Fakat o aniden kendi mekânlarında başlarına indiğinde, uyarılanlar berbat bir sabaha uyanmış olacaklar.
Yine de sen onlardan bir süreliğine uzak dur;
ve sen (hallerini) gör, zamanı gelince onlar da (kendi perişan hallerini) görecekler.
İZZET VE AZAMET sahibi Rabbin, insanların idrak evrenlerinin çok ötesinde aşkın bir yüceliğe sahiptir.
O’nun bütün elçilerine selam olsun!
Ve âlemlerin Rabbine hamdolsun![4043]