ŞAHİT olsun[5496] iyilik yaymak için art arda[5497] gönderilen (bu vahiyler)!
[5496] Yüksek bir belâgatın ifadesi olan ilâhî yeminler, varlığı oluşturan her unsurun “şahitlik” vasfını ifade eder. Tek sahip O’dur; gerisi hep şahittir. İnsan da şahitler kervanına bilinçli olarak katılmalıdır. Tefsir otoriteleri, ilk beş âyette yer alan sıfatların mevsufu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bunlara “melekler”, “rüzgârlar” veya “kâmil ruhlar” diyenler olduğu gibi, ilk ikisi melekler diğerleri rüzgâr veya ilk ikisi rüzgâr diğerleri melekler, ilk ikisi melekler müteakip üçü âyetler diyen de olmuştur. Tercihimizin gerekçesi için mevsufsuz sıfatlarla başlayan beş sûrenin ilki olan ‘Âdiyât 1’in notuna bkz.
[5497] Hem ‘urfen masdarına mef’ul mânası vererek, hem de ism-i masdar anlamıyla. Kıl art arda, peş peşe dizildiği için at yelesine ‘urf denilmiştir.
Ardından bir fırtına gibi ortalığı kasıp kavuranlar!
Ve (ilâhî mesajı) yaydıkça yayanlar!
Peşinden (hak ile bâtılı) seçip ayıranlar!
derken (insanı) tarifsiz (güzellikte) bir öğütle buluşturanlar;
(o öğütle) imana yöneleni mazur addeden ve (tevbe için) uyarıda bulunanlar...
ELBETTE,[5498] tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir:
[5498] İnnemâ, sünnete dayalı mushaf yazımı gereği mushaf içinde birleşik yazılsa da hasr belirten innemâ edatı değil, inne ve mâdan oluşan iki ayrı edattır ve “elbette” ve “şey” ile karşılanmıştır.
Yıldızlar söndürüldüğü zaman;
ve dağlar un ufak edildiği zaman;
ve bütün elçiler (tanıklık) vaktinde toplandığı zaman…[5499]
[5499] Veya: “Vakti geldiği zaman”. Tercihimiz Ferrâ’nın tercihidir.
Peki, bütün bunlar hangi gün gerçekleştirilecek?
(İyi ile kötü arasındaki) Ayrım Günü.
Sahi, bu Ayrım Günü’nün dehşetini sen nereden bileceksin?
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Ne yani, Biz (o yalanlayanların) öncülerini helâk etmedik mi?
Sonrakileri de onların peşine diziveririz:
işte günahı hayat tarzı haline getirenlere böyle davranırız.
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Sizin yaratılış sürecinizi basit ve zayıf bir sıvıdan başlatmadık mı?[5500]
[5500] Min edatı, sürecin başlangıcına (ibtida) delâlet eder. Bu âyeti Enbiya 30 ile birlikte okumak daha açıklayıcıdır: “(hareket edebilen) her canlıyı sudan var ettik.”
Ki Biz o sıvıyı (rahim gibi) sağlam bir karar mahallinde korumaya aldık;
tabii ki önceden belirlenmiş bir süreye kadar…
Bütün bunları Biz takdir ettik;[5501] ve ne muhteşemdir Bizim takdirimiz!
[5501] Yani: Kudretimizden bir kudret sayesinde, büyüyüp gelişmesini takdir ettik.
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Değil mi ki yeryüzünü, çekim gücü olan bir toplanma alanı yaptık;[5502]
[5502] Kifât; hem “yerçekimi” yasasını ifade eder, hem de kefetten fiâl kalıbıyla, “farklı şeylerin bir araya gelmesini” veya “bu işin gerçekleştiği alanın adını” ifade eder. Bir sonraki âyetin de delâlet ettiği gibi, mü’min olsun kâfir olsun insanların bir arada yerçekimi yasasına bağlı olarak yaşamasının Allah’ın takdiri olduğunu ifade eder.
diriler ve ölüler için.[5503]
[5503] Belirsiz olması, “bildiğiniz ölüm ve hayat değil” anlamını içerir. Çevirimizin gerekçesi budur. Bir önceki âyetin “Yeryüzünü cazibe merkezi yaptık” şeklindeki alternatif mânasını tercih edersek, bu âyetin açılımı “bu yüzden dirileri de ölüleri de kendine çekmektedir” şeklinde olur.
Ve orada başı yüce heybetli dağlar var ettik; ve size billur gibi suları sebil ettik.[5504]
[5504] Sekaytuhu, “ona su sundum” anlamına gelir. Eskaytuhu, “ona sudan bir pay verdim” anlamına gelir (Furûk). Başı yüce haşmetli dağlar rahmet bulutlarının altına başını tutuyor da, şerefini Allah’tan alan insan akleden kalbini neden vahyin rahmet bulutlarının altına tutmayıp hakikati yalanlıyor? Vahiy bir dağa inseydi dağ haşyetten paramparça olurdu (
59:21). Fakat insana indiği halde insan neden vahye karşı taş kesilir? Bulut dağa nâzil olur vahiy insana. Bulutu çeken dağ yeşile kavuşur, vahiy hakikatine yüreğini tutan insan cennete kavuşur. Aksi halde dağ nasıl kıraç kalırsa, insan da cennetinden olur.
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
HAYDİ artık, yalanlayıp durduğunuz (Hesap Günü’ne) doğru ilerleyin bakalım!
(İnsanın duygu, düşünce ve eylemini kuşatan) üç boyutlu gölgeye doğru ilerleyin![5505]
[5505] Yani: cehennem dumanının yakıcı, boğucu ve kör edici gölgesine... Zımnen: zira siz dünyadayken fıtrat, hilkat ve akleden kalbinizin üzerini küfür perdesiyle örterek onu vahyin ışığından mahrum bırakmıştınız.
Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye);
O (alevin ateşi) dev yapılar[5506] gibi kıvılcımlar saçar;
[5506] Ke’l-kasr, çoğul olarak anlaşılır. Zira el cins içindir.
sanki akkordan halatlar gibi…[5507]
[5507] Veya: “Sapsarı develerin gövdeleri gibi”. Tercihimiz, “gemileri zapteden halatlar” anlamına gelen cumâlâtun (t. cumâletun) okuyuşuna dayanmaktadır.
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Bu, ağızlarını açamayacakları bir gündür;
(o gün) onlara, özür dilemeleri için dahi izin verilmez.
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
İşte bu, Ayrım Günü’dür. (Onlara denilecek ki): “Sizi ve öncekileri bir araya topladık:
Haydi, eğer elinizde bir kurtuluş planı varsa hemen onu uygulayın!”
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
ŞÜPHE YOK Kİ muttakiler (huzur veren) gölgeler altında ve (ebedî saadetin) kaynağında bulunacaklar;[5508]
[5508] ‘Ayn için bkz:
76:18, not 14.
ve canlarının istediği her şey,[5509] onları neşe ve zevke gark edecek;[5510]
[5509] Min beyaniyye olarak alınmıştır.
[5510] Fevâkih kelimesine verdiğimiz bu anlam için bkz:
36:55.
(onlara) “Yaptıklarınıza karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun!” (deriz).
Elbet Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!”
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
SİZ de (dünyada) yiyip için ve geçici hazların sefasını sürün (ey yalanlayanlar)! Çünkü siz, günahı hayat tarzı haline getirdiniz.
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Zira onlara Allah’ın huzurunda saygıyla eğilin denildiğinde eğilmezler.
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Haydi (buna inanmadılar), iyi de, bundan böyle hangi söze inanacaklar![5511]
[5511] Allah Rasûlü bu âyeti okuyan birinden, “Allah’a ve O’nun indirdiğine iman ettim” (âmentu billâhi ve mâ enzele) demesini istermiş (İbn Kesir). Bu, vahiyle diyaloga girmenin, vahyi canlı seslenen bir özne olarak görüp ona cevap vermenin güzel bir örneğidir.