[5836] Kitap ehli ile müşriklerin üzerinde birleştikleri inkâr, son Rasul ve son vahiydi. Müşrikler şirki hayat tarzı haline getirdikleri için böyle adlandırıldılar. Kitap ehli bazen şirke düşseler de şirki hayat tarzı haline getirmedikleri için farklı bir kategoriye tâbi tutuldular (Krş:
2:105).
[5837] el-Beyyine burada “herhangi bir delili” değil, belirliliğin de delâlet ettiği gibi “her delili” kapsar. Bir sonraki âyet bu delilin “risalet” olarak tecelli ettiğini söyler (Krş: Ferrâ).
[5838] Bazı müfessirler bu sûrenin ilk üç âyetine mâna vermekte hayli zorlanmışlar ve bunları Kur’an’ın en zor âyetleri saymışlardır (Vahidi’den nklen Râzî). Özellikle munfekkîn kelimesi onları çok yormuştur. Tercihimize alternatif olabilecek iki mâna daha vardır: 1) “..kendilerine hakikatin açık delilleri gelinceye kadar (kendi inanç sistemlerinden) kopmayacaklardı”. Bu vakıaya aykırıdır. Zira müşriklerin yarısı ve kitap ehlinin çoğu Nebi geldikten sonra da inkârı sürdürdüler. Zaten âyetin girişindeki ellezine keferu süren durumu ifade etmektedir. Kaldı ki, sûrenin 4. âyeti benzer bir mânayı zaten söyleyecektir. 2) “..kendilerine hakikatin açık delili olan (nebî) gelinceye kadar (onun geleceğini ilan etmekten) geri durmadılar.” Bu mânâ kitap ehli için geçerli olsa da, ihmal edilebilir bir azınlık dışında müşrikler için geçerli değildir. Zira onlar nebî beklemiyorlardı. Tercihimiz, bu üç âyetteki ihtimalleri teke indirmek için onlarca sayfa tahlil yapan İbn Teymiyye’nin de katılarak naklettiği hocası İbnu’l-Cevzi’nin tercihine yakındır. İbnu’l-Cevzi munfekkîni munfasılîn ve zâilîn olarak mânalandırır (et-Tefsiru’l-Kebir VII, 3-27). İbn Teymiyye tercihine “İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor” âyetini şahit gösterir. Fakat bizce “başıboşluk” değil, infial kalıbının da delâlet ettiği gibi “çözülme ve dışlanma” söz konusudur. Burada dile gelen hakikat, şu âyette ifadesini bulur: “Helâk olan açık bir delil ile (beyyinetin) helâk olsun, yaşayan da yine açık bir delil ile yaşasın” (
8:42).