Mealci Seç :
Kuranoloji
Diyanet İşleri (Yeni)
Mehmet Okuyan
Bayraktar Bayraklı
Erhan Aktaş
Ahmet Akgül
Abdulbaki Gölpınarlı
Abdullah Parlıyan
Ahmet Tekin
Ahmet Varol
Ali Bulaç
Ali Fikri Yavuz
Bahaeddin Sağlam
Besim Atalay
Cemal Külünkoğlu
Diyanet İşleri (Eski)
Diyanet Vakfı
Edip Yüksel
Elmalılı Hamdi Yazır
Elmalılı (Orijinal)
Hasan Basri Çantay
Hayrat Neşriyat
İlyas Yorulmaz
İsmail Hakkı İzmirli
Kadri Çelik
Mahmut Kısa
Mahmut Özdemir
Mehmet Türk
Muhammed Esed
Mustafa Çavdar
Mustafa İslamoğlu
Ömer Nasuhi Bilmen
Suat Yıldırım
Süleyman Ateş
Süleymaniye Vakfı
Şaban Piriş
Ümit Şimşek
Yaşar Nuri Öztürk
Eski Anadolu Türkçesi
Satır Altı (1534)
Bunyadov-Memmedeliyev
M. Pickthall (English)
Yusuf Ali (English)
Bir soran, inecek azabı sordu:
Kafirler için, ki onu savacak yoktur,
Yükselme derecelerinin sahibi Allah'tan.
Bu âyette de kâinâtta egemen olan bir Tanrı yasasına işâret edilmektedir: Bütün yaratıklar, yükselme çabası içindedir. Her şeyde bir tekâmül vardır. Bu tekâmül, Allah'a yükselme ile son bulur. Son kemal, O'nun katındadır.
Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na çıkar.
Bu gün hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Kanâatimize göre, bu gün bize, tekâmül sürecinin uzun zaman aldığını gösteren göreli bir zaman birimidir. Aynı zamanda bu ifâde zamanın i'tibârîliği prensibini de ortaya koymuştur.
Şimdi sen güzelce sabret.
Onlar onu uzak görüyor(lar).
Biz ise onu yakın görüyoruz.
Allah'a göre zaman bahis konusu değildir. Bütün zamanlar, O'nun için bir an gibidir.
O gün gök, erimiş maden gibi olur.
Dağlar, renkli yün gibi olur.
Dost dostun halini sormaz.
Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azabından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını,
Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,
Ve yeryüzünde bulunanların hepsini (versin) de tek kendisini kurtarsın.
Hayır! O (ateş), alevlenen bir ateştir.
(Kendine) Çağırır; sırtını dönüp gideni,
(Mal) Toplayıp kasada yığanı!
Doğrusu insan hırslı (ve huysuz) yaratılmıştır.
Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır,
Kendisine hayır dokundu mu yardım etmez (sıkı sıkı tutar).
Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.
Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar (aksatmazlar).
Onların mallarında belli bir hisse vardır:
Saile ve mahruma (isteyene ve utancından dolayı istemeyip mahrum kalana).
Ceza gününü tasdik ederler,
Rablerinin azabından korkarlar.
Çünkü Rablerinin azabına güven olmaz.
Yalnız eşlerine, ya da ellerinin altında bulunan(cariyelerin)e karşı (korumazlar. Bundan ötürü de) onlar kınanmazlar.
Ama kim bundan ötesini ararsa, onlar (sınırı) aşanlardır.
Emanetlerini ve ahidlerini gözetirler.
Şahidliklerini yaparlar.
Gördükleri, bildikleri bir hakkı gizlemek suretiyle Allah'ın kullarına hiyanet etmezler.
Namazlarını korurlar.
Bütün şartları ve rükünleriyle onu yerine getirirler.
İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.
Nankörlere ne oluyor ki sana doğru koşuyorlar?
Sağdan, soldan, ayrı ayrı gruplar halinde (gelip etrafını sarıyorlar)?
Onlardan her biri, ni'met cennetine sokulacağını mı umuyor?
Hayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Fakat kendilerini bir damla sudan ne hale getirdiğimizi düşünüp ibret almıyorlar.
Yoo, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki bizim gücümüz yeter:
Onları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirmeğe. Bizim önümüze geçilmez (bize engel olunamaz).
Bırak onları kendilerine va'dedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen(putlara yahut hedef)lere doğru koşar gibi (koşarlar).
Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va'dedilen gün, bugündür.