KAF! Bu şanlı Kuran önemlidir.
Bunları asıl şaşırtan içlerinden bir uyarıcının gelmesidir. Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler): "Bu şaşılacak bir şey” dediler.
“Ölüp toprak haline geldikten sonra tekrar geri dönmek, öyle mi? Uzak bir ihtimal."
Toprağın onlardan neyi eksilttiğini iyi biliriz. Bizde her şeyi saklayan bir defter vardır.
Hayır! Kendilerine gelen bu gerçek karşısında yalan söylediler; tam bir tereddüt içindeler.
Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltmişiz ve nasıl süslemişiz. Onda çatlaklıklar yoktur.
Yeryüzünü de yayıp uzattık, oturaklı dağları içine kazık gibi çaktık. Orayı güzelleştiren her bitkinin erkeğini de dişisini de bitirdik.
Gerçeği göstersin[1], O’na yönelen her kul için doğru bilgi (zikir) kaynağı olsun[2] diye.
[1] Arkasında olan gerçekleri görsünler diye mana verdiğimiz kelime " تَبْصِرَةً : tebsıraten" dir. Türkçe'ye basiret olarak geçen bu kelime, görmek anlamından daha fazla anlam içerir. Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, vizyon anlamlarını kapsar. Basiretli bir şekilde Allah'ın yarattığı ayetler incelenirse, O'nun yazılı ayetleri (Kur'an) ile tam bir uyum olduğu anlaşılacaktır. Bu ancak ilmi çalışmalar yaparak ve sağlam durarak yapılabilir (Bakara
2:269, Al-i İmran
3:190, Ra'd
13:19, İbrahim
14:52). Allah'ın yarattıkları ile Kur'ân arasındaki bu kusursuz uyum sayesinde bu kitabın Allah'ın kitabı olduğunu anlayabiliriz. (Fussilet
41:53) [2] ...
Gökten bereketli bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek daneli bitkiler bitirdik.
Tomurcuklu salkımlarıyla boy atmış hurma ağaçları da bitirdik.
Bunları, kullarımıza rızık olsun diye yaptık. O su ile ölü bir yeri canlandırdık. Tekrar diriliş de böyle olacaktır.
Bunlardan önce Nuh halkı, Ress’liler ve Semud da yalana sarıldı
Ad halkı, Firavun ve Lut’un kardeşleri de öyleydi.
Eykeliler ile Tubba halkı da aynısını yaptı. Bunların hepsi elçilerini yalanladı ve tehdit edildikleri cezayı hak ettiler.
İlk yaratma bizi yormuş mu? Aslında onlar, yeniden yaratılış konusunu kapatmaya çalışıyorlar.
İnsanı biz yarattık; içinden neler geçtiğini biliriz. Biz ona sinir uçlarından da yakınız.
Oturan iki alıcı, (bütün yaptıklarını) sağından ve solundan alırken,
Ağzından çıkan her sözü kaydeden bir gözcü yanında bekler.
[*] kiramen katibin Tekvir
81:10
Ölüm sarhoşluğu, o gerçeği (ölümü) getirir; işte kaçıp durduğun şey!
Sura üflenir; işte bu tehdit edildiğin gündür.
Herkes yanında, biri rehber diğeri şahit (kaydı tutan), iki melekle gelir.
(Ona denir ki:) “Bunu hesaba katmıyordun; perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir.”
Beraberinde olan (ve kaydı tutan melek) der ki “İşte bendeki tüm kayıtlar!.”
[*] Melekler kalpte olanı bilmez. Sadece yapılan eylemleri ve ağızdan çıkan sözleri bilirler(Bkz.: Kaf
50:17-18). İçimizde (kalbimizde, ruhumuzda, göğsümüzde) olanı bilen sadece Allah'tır (Bkz.: Bakara
2:256 ve dipnotu, Al-i İmran
3:154, Al-i İmran
3:167, Ahzab
33:51, Fetih
48:18, Kaf
50:16, Mülk
67:13). İnsanlar içlerinden geçenden değil içlerinde olandan, oraya yerleştirdiklerinden sorumludur (Bkz. Bakara
2:284 ve dipnotu).
(Onlara:) Ayetleri görmezlikte direnen bütün inatçıları cehenneme atın (denir).
Atın o iyiliğe engel olup duranı; saldırgan(aşırılık yapan) ve şüphe içinde olanı.
Allah ile beraber başka bir ilâh oluşturanı ise en ağır azaba atın.
Beraberinde olan (suç ortağı) der ki: "Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, ama o derin bir sapıklıktaydı".
Allah der ki "Huzurumda çekişmeyin; size bu tehdidi önceden yapmıştım.
Benim katımda, verilmiş bir söz başka bir sözle değiştirilmez; kullarıma asla haksızlık yapmam.”
O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o da "Daha mı var!" der.
[*] Benzeşik (müteşabih) ayet için bkz.:Hud
11:119
Allah’tan çekinerek kendini korumuş olanlara uzak olmayan Cennet ise yaklaştırılır.
[*] Mütteki (Kendini koruyanlar, takva sahipleri): Allah'tan çekinerek korunan, kendini (fıtratını) bozmamış olanlar. Detaylı açıklama için bkz. Bakara
2:2 ve dipnotu.
Hep doğruya yönelen ve kendini koruyanlara verilen söz, işte budur.
(Bu ödül) İçten içe Rahman’dan korkan ve O’na bağlı bir kalp ile gelenleredir.
Haydi, oraya esenlik ve güven (selamet) içinde girin. Bu, ölümsüzlüğün başladığı gündür.
Orada beğendikleri her şey onlarındır; Yanımızda daha neler neler var.
Onlardan önce, daha üstün vurucu güce sahip nicelerini etkisizleştirdik (gücünü kırdık). Ülkelerinde kazmadık yer bırakmamışlardı. Onlardan geriye kalan var mı?
[*] Önceki nesillere ait yerleri gezip görmek (kültür gezileri), araştırıp incelemek (arkeoloji ve tarih), Allah'ın bize emirlerindendir. Pek çok ayette bu göreve dikkat çekilmektedir. Bunlardan biri Muhammed
47:8-11 sureleridir.
Bunda, kalp sahibi olan veya gidip (oraları bizzat) görerek anlatılanları dinleyen birinin aklından çıkmayacak bilgiler vardır.
[*] Kalp (sağduyu) sahibi : İnsanın karar verme organı kalbidir (ruhudur). İçindeki sese kulak verenler, aklıselim ve hissiselim ile doğru sonuçlara ulaşabilir. Önceki nesillerin ve medeniyetlerin bize kalan bilgilerini ve kalıntılarını inceleyenler, gerçeklerden (ayetlerden) uzaklaşan toplumların nasıl ve neden gücünü yitirdiği, okuyup araştırarak (ilmel yakin) veya gezip görerek (aynel yakin) öğrenilebilir.
Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları tam altı günde (altı evrede) yarattık; Bize bir sıkıntısı olmadı.
Ne derlerse desinler sen sabret. Güneş doğmadan önce (akşam, yatsı ve sabah vakitlerinde) bir de batmadan önce (öğle ve ikindi vakitlerinde), her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine (Sahibine) ibadet et.
Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardında da ibadet et (kulluk etmeye devam et).
[*] Her rekatta bir kere oturup zikirde bulunmak gerekir, bu iki secdeyi ayıran oturmadır (Nisa
4:103 gereği). Ayette geçen secdeler çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçtür. Her rekattaki secde sayısı iki olduğu için bu ayete emredilen tesbih eyleminin, iki rekattan yani dört secdeden sonra olması gerekir. Namazlarda secdelerin ardından okuduğumuz Tahiyyat ve benzeri duaların bu ayettin gereği olduğu açıktır.
O çağrıcının yakın bir yerden sesleneceği gün neler olacağına kulak ver.
O gün o dehşetli sesi, bütün gerçekliği ile duyarlar. İşte o gün, (topraktan) çıkış günüdür.
[*] Hem sesin kendisi gerçekti hem de o ses gerçekleri ortaya çıkardı."el hakkı(الْحَقِّ)" kelimesinin bu özelliği Türkçe açısından tek kelime ile çevrilemeyecek bir özellik olduğundan bu açıklamaya ihtiyaç duyulmuştur. Örneğin Kuran-ı Kerim hem kendisi gerçek bir kitaptır hem de gerçekleri ortaya çıkarır.
Hayat veren ve öldüren Biziz; dönüşünüz de Bizedir.
[*] buradaki elif lam, muzafun ileyhten ıvaz sayılmıştır.
O gün yer hızla çatlayıp onları dışarı atar. Bu, bizim için kolay bir toplamadır.
[*] Yerde olan kabirlerdir. Yeniden diriliş bu dünyada ve bu topraktan olacaktır. Ancak kıyamet (diriliş ve hesap verme günü) öncesi safhada, Dünya, Allah'ın emri ile önce farklı bir yapıya dönüştürülecek(Süra birinci üflenmesi) daha sonra kabirlerdeki kimselere ait yeni bedenler bizim saymakta olduğumuz ellibin yıllık sürede bitki gibi toprakta yetişecek, nihayet ikinci defa süra üflenmesiyle bu yeni bedenlerle ölüm sırasında alınan ruhlar birleştirilecek ve diriliş günü hareketleri başlayacaktır. Halk arasında Kıyamet günü olarak bilinen bu uzun sürecin kronolojik olarak birbirini takip eden olaylar silsilesi çok iyi bilinmediğinden, Kur'anın ilgili ayetlerini kavramak zor olmaktadır. Ruh ve bedenin birbirinden ayrı olması durumu ancak uyku veya vefat hallerinde mümkündür. Uyku veya vefat halinde olan kimse zamanı algılayamayacağından bilinen Dünya'nın yıkıma uğrayarak yeniden diriliş için elverişli bir yapıya kavuşması ile yeniden diriliş arasında geçen süre insanlar açısından çok kısa algılanacaktır.Uykuda olan insanların bekledikleri süreyi hissedemedikleri ile ilgili ayetler: Mağarada uyuyan gençlerin uykuda geçirdikleri zamanı sayamaması Kehf
18:19, yüz yıl kadar ölü tutulduktan sonra diriltilen bir kişinin, uyuduğu süreyi hesaplayamaması Bakara
2:259 'da anlatılmıştır.
Biz onların ne dediğini iyi biliriz. Sen üstlerinde bir zorba değilsin; tehdidimden korkanları Kur’an ile bilgilendir.