Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
Onlar namazlarında derin bir saygı ve alçakgönüllülük içindedirler.
Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.(1)
(1) Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, onun Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Tirmizî, Zühd: 11.)
Onlar zekât için çalışırlar.(2)
(2) Zekât alan değil, veren kimse olmak için çalışırlar. Çalışmalarının asıl amacı yutup büyümek, biriktirip yığmak değil, Allah’ın kullarına yararlı olmaktır. Ayrıca, zekâtın, mal dışında, Allah tarafından verilmiş olan her türlü nimeti kapsadığı da unutulmamalıdır.
Onlar iffetlerini korurlar.
Ancak eşlerine ve ellerinin altındakilere(3) karşı müstesna—bunlar kınanmazlar.
Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar hadlerini aşmış olanlardır.
O mü'minler, emanet ve ahidlerine riayet ederler.
Onlar namazlarını da gözetir ve korurlar.
İşte onlar vârislerin tâ kendileridir.(4)
(4) Hz. Ömer’in anlattığına göre, bu âyetlerin inişinden sonra Peygamberimiz kıbleye dönüp ellerini açarak şöyle dua etmiştir: “Allahım, bizi eksiltme, arttır; bizi hor kılma, şereflendir; bizi mahrum etme, bize ihsan et; başkalarını bize değil, bizi başkalarına üstün kıl; bizden razı ol, bizi de hoşnut kıl.” Sonra da, “Bana on âyet indirildi; kim bu âyetlerin hakkını verirse Cennete girer” buyurdu ve Mü’minûn Sûresinin başındaki bu âyetleri okudu. (Tirmizî, Tefsir
23:1.)
Onlar Firdevs Cennetlerine vâris olurlar ve orada ebediyen kalırlar.(5)
(5) Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Cennette yüz mertebe vardır; herbirinin arası da yer ile gök arası kadardır. Firdevs ise bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Onun üzerinde de Arş vardır. Allah’tan Cennet istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin.” (Tirmizî, Cennet: 4.)
And olsun, Biz insanı çamurun özünden yarattık.(6)
(6) Başta genetik malzemenin yapıtaşlarını teşkil eden hidrojen, oksijen, karbon ve azot olmak üzere, insan bedeninde var olan elementlerin tümü, toprağın da özünü teşkil eden elementlerdir.
Sonra ona sağlam bir karar yerinde bir nutfe yaptık.(7)
(7) Sağlam bir karar yeri: rahim. Bu konuda
39:6’da ayrıntı gelecektir. Bu ve bundan sonraki âyetlerde geçen nutfe, aleka, mudga terimleri için
22:5’in açıklamalarına bakınız.
Sonra nutfeyi aleka halinde, alekayı mudga halinde yarattık. Mudgayı da kemik halinde yarattık; kemiklere ise et giydirdik. Sonra da onu bambaşka bir yaratışla inşa ettik.(8) Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir!(9)
(8) Cenin ilk yaratılış aşamalarında başka canlılardan çok farklı bir görünümde değildir. Daha sonra bir insan cenini görünümünü kazanır. Ancak bütün bu aşamaların sonunda ortaya çıkan bir bebek, bütün bütün farklı bir yaratıktır ve başka hiçbir şeyde rastlanmayacak bir güzelliğe ve sevimliliğe sahiptir. İnsanın herbir yaratılış aşaması farklı bir yaratılış sergilediği gibi, herbir insan bireyi de farklı bir yaratılış demektir; ne daha önce onun bir benzeri yaratılmıştır, ne de ondan sonra yaratılacaktır.(9) Sayılan bütün bu yaratış mertebelerinde ve herbir insan için ayrı ayrı tekrarlanan bu sayısız yaratmalarda, Allah, yaratıcılığın en güzel tecellîlerini sergilemektedir. Bu bakımdan, “yaratıcıların en güzeli” deyiminden, failin değil, fiilin çokluğunu ve herbir fiilde failin mükemmelliğini anlamak gerekir.
Bütün bunlardan sonra siz yine ölüsünüzdür.
Daha sonra da kıyamet gününde diriltilirsiniz.
Şu da bir gerçek ki, Biz sizin üstünüzde yedi yol(10) yarattık. Yarattıklarımızdan ise Biz asla habersiz değili
(10) Buna yedi gök, yedi yörünge, yedi güneş sistemi gibi anlamların yanı sıra, beş duyu ile akıl ve vahiyden ibaret yedi algılama yolu anlamı da verilmiştir. Bu arada, “yedi” sözcüğünün kesin bir rakamdan ziyade çokluk ifade edebileceği de dikkate alınmalıdır.
Biz gökten bir ölçü ile su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik. Onu gidermeye de Bizim gücümüz elbette yeter.(11)
(11) Dünyadaki tatlı suyun neredeyse tamamı denecek kadar büyük kısmı yeraltında depolanmıştır. Böyle bir saklama işlemi olmasaydı, gökten yağmur yağması, dibi delik bir kovayı doldurmaya çalışmaktan çok farklı birşey olmaz; yeryüzünde hayat bugünkü zenginliğine hiçbir zaman kavuşamazdı. Diğer yandan, sızma ve birikme sırasında topladığı minerallerle ayrı bir zenginlik teşkil eden şifalı sular da yeraltı suları arasındadır. Suyun gökten indirilmiş olmasında, Dünyanın ilk yaratılış aşamalarına işaret de bulunabilir ki, geçmiş zaman kipinin kullanılmış olması böyle bir yoruma imkân vermektedir. Nitekim Dünya üzerindeki su miktarı, uzun çağlar boyunca pek çok kuyrukluyıldızın gezegenimize çarparak depolarındaki suyu buraya boşaltmış olduğunu öne süren teorilerle açıklanmaktadır.
Biz o suyla sizin için hurmalıklar ve üzüm bağları inşa ettik. O bağ ve bahçelerde sizin için daha nice meyveler vardır ki, onlarda sizin için pek çok faydalar bulunur; hem de onlardan yiyip duruyorsunuz.
Bir de Sina Dağı çevresinde yetişen bir ağaç bitirdik ki, ondan hem bir yağ çıkar, hem de yiyenlere katık olur.(12)
(12) Zeytin ağacı kastediliyor. Hurma, üzüm ve zeytin, hem yetişmesindeki olağanüstülükler ve sağladığı yararlar yönüyle, hem de herkes tarafından bilinen birer meyve olmaları itibarıyla, dikkatleri Allah’ın nimetlerine çeken birer nümune olarak sayılmıştır. Bu arada zeytinin çıktığı coğrafî bölge Kur’ân’ın muhataplarına âşinâ bir üslûpla tanımlanırken, aynı zamanda, Hz. Musa’nın İlâhî hitaba mazhar olduğu yere de atıfta bulunmak suretiyle, zeytin gibi bir mucize, gözlerimizin önüne, Allah’ın bir kudret ve hikmet kelimesi kimliğiyle getirilmekte ve bir anlamda, “İşte Rabbinizin sizinle bir konuşması; onu dinleyin” şeklindeki bir mesajla zihinler tefekküre çağırılmaktadır.
Davarlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarında olan şeyden(13) size içiririz. Onda sizin için daha nice faydalar vardır; üstelik onlardan yersiniz.
(13) Onların karınlarında, bir yandan kan ve dışkı gibi pislikler, diğer yandan da süt gibi tertemiz ve hoş bir besin vardır. Bu hayvanları bizim kullanımımıza vermek suretiyle, onların hoş ve temiz olanını Allah bize içirmektedir.
16:66’ya bakınız.
Ayrıca hem onlara, hem gemilere binersiniz.
Biz Nuh'u da kavmine peygamber olarak göndermiştik. O da “Ey kavmim, yalnız Allah'a kulluk edin,” demişti. “Sizin Ondan başka tanrınız yoktur. Hiç sakınmaz mısınız?”
Kavminin ileri gelen kâfirleri ise “Bu da sizin gibi bir beşerdir,” dediler. “Ancak size karşı üstünlük taslıyor. Allah dileseydi pekalâ bir melek indirebilirdi. Biz gelip geçmiş atalarımız içinde böyle birisini işitmedik.
“Bu olsa olsa cinnet geçirmiş bir adamdır; en iyisi siz onu bir süre göz altında tutun.”
Nuh “Rabbim, onların beni yalanlamasına karşı bana yardım et” dedi.
Biz de ona, “Gözetimimiz altında ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap,” diye vahyettik. “Emrimiz gelip de sular kaynamaya başlayınca, hepsinden birer çift ile, hakkında azap hükmü verilmiş olanlar dışında aileni gemiye al. Zulmedenler hakkında da Bana birşey söyleme; çünkü onlar boğulmaya mahkûmdurlar.
“Sen ve beraberindekiler gemiye bindiğiniz zaman, 'Hamd olsun bizi o zalimler güruhundan kurtaran Allah'a' de.
“Ve de ki: 'Rabbim, beni bereketli bir menzilde konaklat. Hiç şüphe yok ki, konuk ağırlayanların en hayırlısı Sensin.'”
İşte bunda nice âyetler vardır. Biz böylece kullarımızı imtihan etmekteyiz.
Onlardan sonra Biz başka nesiller yarattık.
Onlara kendi içlerinden birer peygamber gönderdik de kendilerine “Allah'a kulluk edin,” dedi. “Ondan başka tanrınız yoktur. Hiç sakınmaz mısınız?”
Kavminin ileri gelenlerinden, dünya hayatında nimetler içinde yüzdürdüğümüz halde âhirete kavuşmayı yalanlayan kâfirler dediler ki: “Bu da sizin gibi bir beşerdir. Sizin yediğinizden yer, içtiğinizden içer.
“Sizin gibi bir beşere itaat ederseniz ziyan edersiniz.
“O size, ölüp de toprak olduktan ve kemik yığınına dönüştükten sonra kabirlerinizden çıkarılacaksınız diye vaadde mi bulunuyor?
“Heyhat, heyhat! Size vaad edilen ne kadar da uzak!
“Bir hayatımız varsa o da dünya hayatıdır; yaşar ve ölürüz, bir daha da diriltilmeyiz.
“Bu ise Allah adına yalan uyduran bir adamdır; biz ona inanmayız.”
Peygamber “Rabbim, onların beni yalanlamasına karşı bana yardım et” dedi.
Allah buyurdu ki: Az bir zaman sonra onlar pişman olacaklar.
Derken o korkunç ses onları hak ettikleri şekilde yakalayıverdi de hepsini sel süprüntüsüne çevirdik. Yok olsun o zalimler güruhu!
Sonra onların da arkasından başka nesiller yarattık.
Bir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Onlardan sonra da yine peygamberlerimizi peş peşe gönderdik. Ne zaman bir ümmete peygamber geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbirinin peşi sıra helâk edip dillere destan yaptık. Yok olsun o inanmayanlar!
Sonra Musa ile kardeşi Harun'u âyetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Firavun ile adamlarına gittiler; fakat onlar iman etmeyi kibirlerine yediremediler. Zaten onlar büyüklük taslayan bir zümre idi.
“Bizim gibi iki tane beşere mi inanacağız?” dediler. “Üstelik kavimleri de bize kulluk etmekte iken!”
Onları yalanladılar ve helâk olup gittiler.
Doğru yolu bulsunlar diye Biz Musa'ya kitap da verdik.
Meryem oğlu ile annesini de bir âyet yaptık ve kalınabilecek sulak bir tepede barındırdık.
Ey peygamberler! Helâl ve temiz rızıklardan yiyin ve güzel işler yapın. Hiç kuşkusuz, Ben sizin yaptıklarınızı bilirim.
Şu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir; Ben ise hepinizin Rabbiyim. Onun için Bana karşı gelmekten sakının.
Fakat onlar işlerini parça parça ettiler; her topluluk kendisininkiyle övünüp durur.
Sen onları bir süre gafletleriyle baş başa bırak.
Onlar, kendilerine verdiğimiz servet ve oğullarla,
Hayırlarına koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkında değiller.
O kimseler ki, Rablerinin korkusundan ürperirler.
Rablerinin âyetlerine iman ederler.
Ve Rablerine asla ortak koşmazlar.
Verdiklerini de, Rablerinin huzuruna varacaklarının bilinci içinde, kalpleri ürpererek verirler.
İşte onlar hayırda yarışanlar ve öne geçenlerdir.
Biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Katımızda da herşeyi doğru olarak bildiren bir kitap vardır; onun için, asla haksızlığa uğratılmazlar.
Fakat o inkârcıların kalpleri bundan gafildir. Üstelik onların daha başka kötülükleri de var ki, hâlâ işleyip dururlar.
Nihayet onların refah içinde yüzenlerini azapla yakalayıveririz; işte o zaman feryada başlarlar.
Bugün boşuna feryad etmeyin; çünkü bizden yardım görmeyeceksiniz.
Size Benim âyetlerim okunduğunda arkanızı dönüyordunuz.
Büyüklük taslıyor, geceleri toplanıp âyetlerim hakkında ileri geri konuşuyordunuz.
Onlar bu söz üzerinde hiç düşünmezler mi? Yoksa gelip geçmiş atalarına gelmeyen şey onlara mı geldi?
Veya onlar peygamberlerini hiç tanımıyorlar da onun için mi inkâr ediyorlar?
Veya onda delilik mi var diyorlar? Halbuki peygamber onlara hakkın tâ kendisini getirmiştir; lâkin onların çoğu haktan hoşlanmıyor.
Eğer hak onların heveslerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve onlarda olanlar fesada uğrar giderdi. Aslında Biz onlara şereflerini getirdik; onlar ise kendilerine şeref vesilesi olacak şeyden yüz çeviriyorlar.
Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Halbuki Rabbinin vereceği ücret daha hayırlıdır; çünkü O rızık vericilerin en hayırlısıdır.
Gerçek şu ki, sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Âhirete inanmayanlar ise yoldan sapıyorlar.
Biz onlara acıyıp da başlarına gelen sıkıntıyı kaldıracak olsak, onlar yine içinde bocaladıkları azgınlıklarında inat ederler.
Nitekim Bizim onları azapla yakaladığımız da oldu; fakat onlar Rablerine boyun eğmediler. Yine de yalvarıp yakarmazlar.
Nihayet üzerlerine şiddetli bir azabın kapısını açarız; işte o zaman bütün ümitlerini yitirmiş halde kalıverirler.
Sizin için kulak, göz ve kalpler yaratan da Odur. Siz ise pek az şükrediyorsunuz.
Sizi yeryüzünde yayan da Odur; yine Onun huzurunda toplanacaksınız.
Dirilten de, öldüren de Odur. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi de Onun eseridir. Hiç akıl etmiyor musunuz?
Onlar da daha öncekilerin söylediklerine benzer şeyler söylediler.
Dediler ki: “Ölüp de toprağa karıştıktan, kemik yığınına dönüştükten sonra mı tekrar diriltileceğiz?
“Bundan önce de bize ve atalarımıza böyle şeyler vaad edilmişti. Bunlar eskilerin efsanelerinden başka birşey değil.”
Sen de ki: “Yeryüzü ve içindekiler kimindir? Biliyorsanız söyleyin.”
Diyecekler ki, “Allah'ındır.” De ki: “Öyleyse hiç düşünmüyor musunuz?”
De ki: “Yedi göğün Rabbi ve Büyük Arş'ın Rabbi kimdir?”
Diyecekler ki: “Onlar da Allah'ındır.” De ki: “Öyleyse hiç sakınmıyor musunuz?”
De ki: “Kimdir herşeyin hüküm ve tasarrufunu elinde tutan, herşeyi koruyup kolladığı halde korunmaya muhtaç olmayan? Biliyorsanız söyleyin.”
Diyecekler ki: “Hepsi Allah'ındır.” De ki: “Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz?”
Biz onlara hakkı getirdik. Onlar ise yalancıdırlar.
Allah asla evlât edinmiş değildir. Onunla beraber başka bir tanrı da yoktur. Eğer olsaydı, herbiri kendi yarattığını kapar, böylece birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah onların yakıştırdığı şeylerden uzaktır.
O, görünen ve görünmeyen âlemleri bilir; onların ortak koştuğu şeylerden de yücedir.
De ki: “Rabbim! Eğer onlara vaad ettiğin şeyi bana göstereceksen,
“Beni o zalimler güruhu içinde bırakma, yâ Rabbi!”
Onlara vaad ettiğimiz şeyi sana göstermeye elbette gücümüz yeter.
Sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav. Onların yakıştırdıklarını Biz biliyoruz.
De ki: “Rabbim! Sana sığınırım şeytanların dürtülerinden.
“Onların yanımda bulunmasından da Sana sığınırım.”
Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında der ki: “Rabbim, beni geri gönder.
“Tâ ki bıraktığım yerde güzel bir iş yapayım.” Asla! Bu söylediği boş bir sözden ibarettir. Zaten arkalarında, yeniden diriltilecekleri güne kadar geri dönmelerine imkân vermeyen bir engel vardır.
Sûra üfürüldüğü gün, artık ne aralarında bir soy bağı kalmıştır, ne de birbirlerini soruşturacak halleri vardır.
Kimin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Kimin tartısı hafif gelirse, onlar da kendilerini hüsrana atmış olanlardır. Onlar ebediyen Cehennemde kalırlar.
Ateş yüzlerini kavurur da onlar orada sırıtmış kalırlar.(14)
(14) “Kavrulan üst dudağı büzülüp yüzünün ortasına çıkar; alt dudağı da göbeğine kadar düşer.” (Tirmizî, Tefsir
23:5.)
Âyetlerim size okunurken siz onları yalanlıyordunuz, öyle değil mi?
“Rabbimiz,” derler. “Bedbahtlığımız galebe çaldı da böyle bir sapıklar güruhu olup çıktık.
“Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Bir daha eski halimize dönersek, işte o zaman zalimlerden oluruz.”
Allah “Kesin sesinizi!” buyurur. “Bir daha da Bana birşey söylemeyin.
“Benim kullarımdan bir topluluk vardı ki 'Rabbimiz, iman ettik. Sen de bizi bağışla, bize merhamet et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin' derdi.
“Ve siz onları alaya alırdınız. Sonunda bu alaylarınız size Beni anmayı unutturdu da onlara gülüp durdunuz.
“Ben ise, sabretmelerinden dolayı bugün onları ödüllendirdim; artık onlar muratlarına ermiş bulunuyorlar.”
Allah “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” buyurur.
“Ya bir gün, ya da günün bir bölümü kadar,” derler. “Onun hesabını tutanlara sor.”
Allah “Pek az kaldınız,” buyurur. “Keşke bunu vaktiyle bilseydiniz!
“Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve bir daha huzurumuza dönmeyeceğinizi mi sandınız?”
Gerçek egemenlik sahibi olan Allah'ın şânı ne yücedir! Ondan başka tanrı yoktur. O, çok şerefli Arş'ın Rabbidir.
Elinde onun tanrılığına dair hiçbir delil olmadığı halde, kim Allah ile beraber başka bir tanrıya dua ederse, onun Rabbi katında verilecek bir hesabı vardır. Öyle kâfirler asla iflâh olmazlar.
De ki: Rabbim, bağışla ve merhamet et. Merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin.