Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Onun kudreti herşeye üstündür, hikmeti herşeyi kuşatır.
Göklerin ve yerin egemenliği Onundur. O diriltir ve öldürür. Onun gücü herşeye yeter.
Evvel(1) de Odur, Âhir(2) de. Zâhir(3) de Odur, Bâtın(4) da. O herşeyi hakkıyla bilendir.
(1) Herşeyden önce O vardır; başlangıcı yoktur. Herşeyin başlangıcı Ona dayanır.(2) Herşeyden sonra O bâkidir; Onun başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Herşeyin sonucu Ona aittir.(3) Varlığının, birliğinin, isim ve sıfatlarının eserleri herşeyde apaçık görünür. Herşeyin dış görünüşü ve sanatlı yaratılışı Onun eseridir.(4) O herşeye herşeyden daha yakındır; varlığı ve birliği aşikâr olmakla beraber, niceliğine ve yüceliğine akıllar ermez. Herşeyin içyüzü ve dile getirdiği anlamlar Onun eseridir.
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş üzerine kurulan(5) Odur. O, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve onda yükseleni bilir. Nerede olsanız O sizinledir. Allah sizin yaptıklarınızı da görür.
(5) “Altı gün” ve “Arş üzerine kurulma” kavramları için
7:54’ün açıklamalarına bakınız.
Göklerin ve yerin egemenliği Onundur. Bütün işler Allah'a havale edilir.
O, geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar. O gönüllerde olanı da bilir.
Allah'a ve Resulüne iman edin; size kullanma yetkisi verdiği şeylerden bağışta bulunun. Sizden iman eden ve Allah yolunda harcayanlar için büyük bir ödül vardır.
Peygamber sizi Rabbinize iman etmek için çağırıp dururken size ne oluyor ki Allah'a inanmayacakmışsınız? Üstelik O sizden ahit de almıştı.(6) İman edecekseniz ne duruyorsunuz?
(6) Allah’ın insanlardan aldığı ahit (
7:172’ye bakınız). Veya Peygamberin aldığı biat.
Sizi karanlıklardan nura çıkarmak için kuluna apaçık âyetleri indiren Odur. Şüphe yok ki Allah size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
Size ne oluyor ki Allah yolunda bağışta bulunmuyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır.(7) Fetihten önce Allah yolunda harcama yapan ve savaşanlarınız, başkalarıyla bir olmaz. Onlar, daha sonra harcayan ve savaşanlardan daha yüksek bir mertebededirler. Bununla beraber, Allah onların hepsine de en güzel ödülü(8) vaad etmiştir. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
(7) Gökler ve yer, içlerindekiyle beraber Allah’a aittir. Herkes ve herşey geçer, gider; Allah’ın onlara emanet olarak verdiği mülk yine Allah’a döner.(8) Cenneti. Farklı derecelerde bulunmakla birlikte, onların hepsi de Cennete girecektir.
Kim Allah'a güzel bir borç vermek ister ki,(9) Allah da onu kat kat arttırsın? Üstelik ona pek değerli bir ödül de vardır.
(9) Allah’ın verdiklerini Allah yolunda harcamak, bunun da karşılığını yine Allah’tan kat kat fazlasıyla almak.
9:111’de de, bu durum, “mü’minlerin mallarını ve canlarını Allah’ın onlardan satın alması” şeklinde tanımlanmıştır.
O gün mü'min erkekleri ve mü'min kadınları görürsün ki, nurları önlerinde ve sağlarında koşmaktadır.(10) Bugün sizin müjdeniz, altlarından ırmaklar akan Cennetlerdir; ebediyen orada kalacaksınız. İşte bu pek büyük bir kazanç ve kurtuluştur.
(10) Peygamberimiz buyuruyor ki: "Ben kıyamet gününde secde izni verileceklerin ilkiyim. Secdeden kalkma izni verileceklerin de ilkiyim. Secdeden başımı kaldırdığımda bakarım, önümde, diğer ümmetler arasından ümmetimi tanırım. Sağıma bakar, ümmetimi tanırım. Soluma bakar, ümmetimi tanırım.” Ümmetini nasıl tanıyacağını soran kimseye de Peygamberimiz şu cevabı vermiştir: “Abdest yüzünden parıl parıl parlarlar; onunla tanırım. Kitapları sağdan verilir; onunla tanırım. Yüzlerinde secde izi vardır; onunla tanırım. Bir de önlerindeki ve sağ taraflarındaki nurlarıyla tanırım.” Diğer yandan, kıyamet günü insanlar karanlık içindeyken Allah’ın mü’minlere, yaptıkları işlere göre nur göndereceği, bunlardan en büyüğünün dağ kadar olacağı, en küçüğünün ise parmağını aydınlatacak kadar olacağı ve bir sönüp bir yanacağı rivayet edilmiştir. (Müstedrek, 2: 250, no. 3784, 3785.)
O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, mü'minlere “Bize bakın da nurunuzdan alalım” derler. Onlara denir ki: “Arkanıza dönün de orada nur arayın.”(11) Derken aralarına bir duvar çekilir ki, onun bir kapısı vardır; içi rahmet, dışı ise azaptır.(12)
(11) Dönebilirseniz bir daha dünyaya dönün; çünkü bu nurun kazanılacağı yer orasıdır.(12) Yorumlar, genellikle, bu duvarın Cennet ile Cehennem arasında çekileceği şeklindedir. Bazılarına göre de bu duvar, A’râf Sûresinde (
7:46) anlatılan perdedir.
Mü'minlere “Biz sizinle beraber değil miydik?” diye seslenirler. Mü'minler “Evet,” der. “Fakat siz kendi kendinizi helâke düşürdünüz. Çünkü bizim başımıza gelecekleri gözetlediniz; şüphe içinde oldunuz; Allah'ın emri gelinceye kadar kuruntularla avunup durdunuz; o çok aldatıcı olan Şeytan da sizi Allah ile aldattı.(13)
(13)
31:33’ün açıklamasına bakınız.
Bugün ne sizden, ne de inkâr edenlerden fidye kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir ki, size lâyık olan da budur. Varılacak ne kötü bir yerdir orası!
İman edenlerin, Allah'ın zikrine(14) ve hak olarak inene karşı kalplerinin yumuşaması için zaman hâlâ gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasın ki, üzerinden zaman geçince kalpleri katılaşıvermiş ve birçoğu yoldan çıkmıştı.
(14) Allah’ı anmaya ve Allah’ın kitabına, Kur’ân’a.
Şunu bilin ki ölümünün ardından Allah yeryüzünü bile diriltiyor. Aklınızı kullanmanız için, Biz size âyetleri böylece açıklamış bulunuyoruz.
Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ile Allah'a güzel bir borç verenlere,(15) harcadıkları şey kat kat ödenir; üstelik onlar için bitmez tükenmez bir de ödül vardır.
(15) 11’inci âyetin açıklamasına bakınız.
Allah'a ve peygamberlerine iman edenler, Rableri katında özü sözü doğru olan ve hakka şahitlik eden kimselerdir. Onların ödülleri de vardır, nurları da. İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar ise Cehennem ehlidir.
Şunu bilin ki, dünya hayatı bir oyundan, bir eğlenceden, bir şatafattan, aranızda bir övünmeden, mal ve evlât yarışından ibarettir. O bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ekin çiftçilerin hoşuna gider; sonra kuruyuverir de onu sapsarı görürsün. Sonra saman olur gider. Âhirette de çetin bir azap, bir de Allah'tan bağışlanma ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı ise aldatıcı bir menfaatten başka birşey değildir.
Rabbinizden erişecek bir bağışlanmayı ve öyle bir Cenneti kazanmak için yarışın ki, genişliği gök ile yerin genişliği kadardır ve Allah ile peygamberlerine iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu Allah'ın lütfudur; onu dilediğine verir. Gerçekten de Allah pek büyük lütuf sahibidir.
İster yeryüzünde olsun, ister kendi canlarınızda, sizin başınıza gelen ne varsa, daha Biz yaratmadan önce o bir kitapta yazılıdır. Bu ise Allah için pek kolaydır.
Tâ ki kaybettiğinize üzülmeyin, size verdiklerimizle de şımarmayın. Çünkü Allah büyüklük taslayan ve böbürlenenlerin hiçbirini sevmez.
Öyle kimseler hem cimrilik eder, hem de insanlara cimriliği öğütler. Fakat kim Allah'ın buyruklarından yüz çevirirse çevirsin, Allah'ın hiç kimseye ihtiyacı yoktur; bütün âlemlerin şükür ve övgüleri de Ona aittir.
Biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve onlarla beraber kitabı ve ölçüyü indirdik ki,(16) insanlar adaleti ayakta tutabilsinler. Bir de demiri indirdik ki, onda çetin bir güç ve insanlar için yararlar vardır.(17) Bütün bunları, görmedikleri halde Allah'a ve peygamberlerine yardım edenleri(18) ortaya çıkarmak için Allah size verdi. Zira Allah, karşı konulmaz kuvvet sahibi ve herşeyin mutlak galibidir.
(16)
55:7-9 ve açıklamalarına bakınız.(17) Bugün bizi ve dünyamızı teşkil eden elementlerin tamamı, vaktiyle gökteki yıldızlardan birinin bir parçasıydı; bu anlamda, sadece demir değil, yeryüzünde ne varsa hepsi gökten indirilmiştir. Çekirdeğinde tek bir proton bulunan hidrojenden yukarıdaki elementler, yıldızların merkezlerindeki nükleer reaksiyonlarda üretilir. Bu reaksiyonlarda önce hidrojenden helyum yapılır, sonra sırasıyla daha ağır elementler inşa edilir. Demir ise bu üretim zincirinde kritik bir aşamayı teşkil etmektedir. Ancak çok büyük yıldızların merkezlerindeki reaksiyonlar demir üretimine kadar ilerler. Bu arada yıldız, defalarca kendi üzerine çöker, defalarca fırın yeniden ateşlenir. Demire ulaşıldığında ise, uzaydaki en büyük yıldızların kütleleriyle ortaya çıkan akıl almaz basınç bile, daha ağır elementlerin üretimine yetmez. Bu defa yıldız kendi üzerine çöker; merkezdeki bütün atom çekirdekleri birbiri içine girer; çekirdek bir nötron yıldızına dönüşür. Yıldızın geri kalan maddesi ise, süpernova adı verilen ve bir defada bir milyar yıldızın enerjisini ortaya çıkaran bir patlamayla uzaya saçılır. İşte demir ile ondan daha yukarıdaki elementler bu patlama sırasında meydana gelen nükleer reaksiyonlarda yaratılır. (Yıldızın merkezindeki demir çoktan nötronlara dönüşmüş ve orada kalmıştır.) Bundan sonrası, bugün uzayın çeşitli yerlerinde gördüğümüz bulutsulardan bir bulutsudur. İçinde, yıldızın sağlığında ve ölümü sırasında üretilen elementleri barındıran bu bulutsular, daha sonra yeni yıldızları ve gezegenleri meydana getirirler. İşte, demirle beraber, gerek onun yaratılışı sırasında, gerekse bizim kullanımımızda ortaya çıkan çetin güç de, onun gökten indirilmiş olması da, âyetin tasviriyle uyumluluk arz etmektedir.(18)
47:40’ın açıklamasına bakınız.
Biz Nuh'u ve İbrahim'i de peygamber olarak gönderdik ve ikisinin nesline de peygamberlik ve kitap verdik. Onlardan doğru yolu bulanlar da oldu; birçokları ise yoldan çıkmış kimselerdir.
Sonra onların izinden peş peşe peygamberlerimizi gönderdik. Kendisine İncil'i vererek Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik. Onun izinden gidenlerin kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Onlar ise, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için, kendiliklerinden bir de ruhbanlık(19) icad ettiler ki, Biz onlara bunu farz kılmamıştık. Sonra onun da hakkını vermediler. Onlardan iman edenleri ödüllendirdik; birçoğu ise yoldan çıkmış kimselerdi.
(19) Dünyadan tamamen el etek çekerek manastırlara kapanmayı öngören yaşama tarzı.
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve Onun peygamberine inanın ki, rahmetinden size iki kat ödül versin, size yolunuzu gösterecek bir nur nasip etsin ve sizi bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
Kitap Ehli de şunu bilsin ki, onlar Allah'ın lütfu üzerinde tasarruf sahibi değillerdir. Lütuf ve nimet Allah'ın elindedir; onu dilediğine bağışlar. Ve Allah pek büyük lütuf sahibidir.