Elif. Lâm. Mim. Râ. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler.
Allah O'dur ki; gökleri görmekte olduğunuz şekilde direksiz yükseltti, [1] sonra Arş üzerine istiva etti; güneşi ve ayı da buyruğu altına aldı. (Bunların) hepsi belli bir süre için akıp gitmektedir. İşleri O idare ediyor ve belki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız diye ayetleri açıklıyor.
1.Bir başka açıklamaya göre: "Gökleri sizin görebileceğiniz bir direk olmaksızın yükseltti."
Yeri yayan, üzerinde sabit dağlar ve ırmaklar var eden, orada bütün meyvalardan çift çift yaratan ve geceyi gündüze bürüyen yine O'dur. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
Yer üzerinde birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki hepsi bir su ile sulandığı halde üründe bazılarını bazılarına üstün kılarız. Şüphesiz bunlarda akıl eden topluluk için ayetler vardır.
Eğer şaşacaksan asıl şaşılacak şey onların: "Biz toprak olduğumuzda mı, biz mi yeniden yaratılacağız?" demeleridir. İşte onlar Rabblerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarında halkalar olanlardır. Ve işte onlar cehennemliktirler. Onlar orada sürekli kalacaklardır.
Senden iyilikten önce kötülüğün çabucak gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce nice örnekler gelip geçti. Şüphesiz Rabbin onların zulümlerine karşı insanlar için mağfiret sahibidir. Şüphesiz senin Rabbin cezası da çetin olandır.
İnkâr edenler: "Ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen sadece bir uyarıcısın. Her topluluğun bir yol göstericisi vardır.
Allah her dişinin ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey bir ölçü iledir.
8-13.Taberani`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Erbed bin Kays ile Amir bin Tufeyl Medine`ye gelerek Resulullah (a.s.)`ın huzuruna vardılar. Amir: "Ey Muhammed! Eğer ben Müslüman olursam bana ne vereceksin?" diye sordu. Resulullah (a.s.): "Diğer Müslüman için ne varsa sana da o vardır, aynı şekilde onlar ne ile yükümlü iseler sen de onunla yükümlü olacaksın" diye buyurdu. Amir: "Senden sonra emirliği bana verir misin?" diye sordu. Resulullah (a.s.): "Bu ne sana ne de kavmine verilecektir" diye buyurdu. Bunun üzerine çıktılar. Çıktıktan sonra Amir, Erbed`e: "Ben Muhammed`le konuşarak onun yüzünü senden uzak tutarım, seninle meşgul olamaz. Sen de bu esnada ona bir kılıç darbesi indir" dedi. Sonra her ikisi birlikte geri döndüler. Amir: "Ey Muhammed! Kalk benimle gel, seninle konuşacağım" dedi. Resulullah (a.s.) onunla birlikte kalktı ve kendisiyle konuşmaya durdu. Bu esnada Erbed kılıcını çekti. Ancak elini kılıcının kabzasına götürdüğünde eli kurudu. O sırada Resulullah (a.s.)`a doğru baktı, onun yanlarından ayrılmış olduğunu gördü. Sonra ikisi de oradan ayrıldılar. Rakım`a geldiklerinde Erbed`in üzerine yıldırım düştü. Bu ayeti kerimeler de bu olay üzerine indirildi. Görüldüğü üzere bu ayeti kerimelerde özellikle Yüce Allahın ilminin her şeyi kuşattığı ve kimsenin hareketlerinin kontrol dışında olmadığı vurgulanmaktadır.
(O) gaybı da görüneni de bilendir, büyüktür, yücedir.
(O'na göre) sizden sözü gizleyen de açığa vuran da geceleyin gizlenen de gündüzün ortalıkta dolaşan da birdir.
Onu (insanı) önünden ve arkasından izleyenler vardır ki kendisini Allah'ın emriyle korurlar. Bir topluluk kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.[2] Allah bir topluluğa kötülük (azap) dileyince de artık onu geri çevirmeye yol yoktur. Onların O'ndan başka velileri da yoktur.
2.Bir topluluk kendi iyi halini değiştirmedikçe Allah onlara olan nimetini değiştirmez.
Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren, ağır bulutları oluşturan O'dur.
Gök gürültüsü övgüsüyle melekler de O'na olan korkularından O'na tesbih ederler. O, yıldırımlar göndererek onları dilediğine çarpar. Onlar Allah hakkında tartışmaya giriyorlar. Oysa O azaplandırması (darbesi) pek çetin olandır.
13. ayeti kerimenin iniş sebebi konusunda Bezzar`ın Enes bin Malik (r.a.)`ten rivayet ettiğine göre de Resulullah (a.s.), cahiliye döneminin ileri gelenlerinden birine davetçi göndererek onu Allah`a davet etti. Adam: "Beni kendine çağırdığın Rabbin nedendir, demirden mi, bakırdan mı, gümüşten mi yoksa altından mı?" dedi. Resulullah (a.s.)`ın elçisi gelip bunu ona iletti. Resulullah (a.s.)`ın elçisini ikinci ve üçüncü kez göndermesinde de adam aynı şeyi sordu. Bunun üzerine Allah onun üzerine yıldırım gönderdi. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirildi.
Gerçek dua ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları (dua ettikleri) ise kendilerine hiçbir şeyle karşılık veremezler. Onlar, ağzına ulaşması için suya doğru iki avucunu açan kimse gibidirler. Oysa (böyle yapmakla su) ona ulaşmaz. Kâfirlerin duaları sapıklık içinde kalmaktan başka bir şey değildir. [3]
3.Bir başka açıklamaya göre: "Kâfirlerin duaları işte böyle boşa gitmektedir."
Göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez, gölgeleri de sabah ve akşam, Allah'a secde eder.
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" "Allah'tır" de. De ki: "Öyleyse O'ndan ayrı, kendilerine bir yarar veya zarar dokundurma güçleri olmayan dostlar mı edindiniz?" De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa (Allah'a) O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü? De ki: "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O tektir, mutlak hakimiyet sahibidir."
(Allah) gökten su indirdi de dereler kapasitelerine göre çağlayıp aktılar. Sel yüze çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya meta (eşya) edinmek için ateşte yak(ıp erit)tiklerinden de bunun gibi bir köpük çıkar. İşte Allah hak ile batılı böyle örneklendirir. Köpük atılır gider. İnsanlara yarar sağlayan şey ise yerde kalır. Allah böyle örnekler verir.
Rabblerinin çağrısını kabul edenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısını kabul etmeyenler ise, yeryüzünde olanların tümü ve bir o kadarı daha onların olsa (azaptan kurtulmak için) fidye olarak verirlerdi. Onlar için kötü sorgulama vardır. Varacakları yer de cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır!
Şimdi, Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi kör gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır.
Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar.
Onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiğini ulaştırır, Rabblerinden çekinir ve kötü sorgulamadan korkarlar.
Onlar Rabblerinin rızasını dileyerek sabreder, namazı kılar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak eder ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte bu (dünya) yurdun(un) sonu onlar içindir.
(Bu yurt) kendilerinin ve atalarından, eşlerinden ve nesillerinden salih olanların girecekleri Adn cennetleridir. Melekler de her kapıdan yanlarına girerler:
"Sabretmenize karşılık size selâm olsun. (Dünya) yurdunun sonu ne güzeldir!" (derler)
Allah'a verilen sözü onun pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini koparan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar var ya, işte onlar için lanet vardır. Yurdun fenası da onlaradır.
Allah dilediği için rızkı genişletir ve daraltır. Onlar dünya hayatına sevindiler. Oysa dünya hayatı ahiretin yanında bir geçimlikten (metadan) başka bir şey değildir.
İnkâr edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Doğrusu Allah dilediğini saptırır ve gönülden boyun eğeni de kendine yöneltir.
Bunlar iman eden ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.
İman edip salih ameller işleyenler, mutluluk ve varılacak yerin güzeli onlaradır.
Bu şekilde seni, kendilerinden önce nice ümmetler geçmiş bir ümmete, onlara sana vahyettiğimizi okuman için gönderdik. Onlarsa Rahman'ı inkâr etmektedirler. De ki: "O benim Rabbimdir. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na güvendim. Dönüş de yalnız O'nadır." [4]
4.Bir başka açıklamaya göre: "Tevbe de yalnız O`nadır."
Kendisiyle dağların yürütüldüğü veya yerlerin yarıldığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı (onlar yine iman etmezlerdi). Hayır. Bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi. İnkâr edenlerin başlarına yaptıklarından dolayı ya şiddetli bir bela gelir ya da yurtlarının yakınına iner. Allah'ın vaadi gelinceye kadar bu böyle devam eder durur. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.
31.Taberani`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre müşrikler Resulullah (a.s.)`a: "Eğer dediklerin doğruysa bize atalarımızı geri getir biz de ölülerle konuşalım. Bizim için şu etrafımızı sarmış durumdaki Mekke dağlarını düzle" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Ebi Hatim ve İbnu Atiyye`nin nakletmiş oldukları bir başka rivayete göre de Mekke müşriklerinin Resulullah (a.s.)`tan önceki peygamberlerin mucizelerine benzer mucizeler göstermesini ve Mekke dağlarını ortadan kaldırarak ekim yapabilecekleri düz alanlar açmasını istemeleri üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Senden önce de peygamberlerle alay edildi. Ben inkâr edenlere mühlet verdim. Sonra onları yakaladım. Benim cezalandırmam nasıl olmuştu (bir bak)!
Her canın ne kazandığını görüp gözetene (ortak koşulur) mu? (Ama) onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları adlandırın." O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözler mi söylüyorsunuz? Hayır. İnkâr edenlere düzenleri süslü gösterildi ve yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.
Dünya hayatında onlar için azap vardır. Ahiret azabı ise elbette daha zorludur. Allah'a karşı onlar için bir koruyucu da yoktur.
Takva sahiplerine vaad edilen cennetin özelliği şudur: Altından ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte sakınanların sonları budur. Kâfirlerin sonları ise cehennemdir.
Kendilerine kitap verdiklerimiz sana indirilenle sevinirler. Fakat (aleyhteki) gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler vardır. De ki: "Ben sadece Allah'a ibadet etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O'na çağırırım ve dönüşüm de O'nadır."
İşte böylece biz onu Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan senin için Allah'tan ne bir yardımcı ne de bir koruyucu olur.
Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin yazılı bir kaydı vardır.
Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Kitab'ın anası (Ana Kitap) O'nun katındadır.
Onlara vaadettiklerimizin bazılarını sana göstersek de senin canını alsak da sana düşen sadece tebliğdir. Hesap görmek ise bize aittir.
Görmediler mi ki biz nasıl yeryüzüne gelip onu etrafından eksiltiyoruz? Allah hüküm verir. O'nun hükmünün ardına düşecek yoktur. O hesabı çabuk görendir.
Onlardan öncekiler de tuzak kurdular. Oysa tuzak tümüyle Allah'a aittir. O her canın ne kazandığını bilir. Kâfirler de bu yurdun sonunun kime ait olacağını bilecekler.
Kâfirler: "Sen gönderilmiş değilsin" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve kendilerinde Kitap'tan ilim bulunanlar yeter."