Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan, o candan kendi eşini yaratan ve bu ikisinden çok sayıda erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık haklarını gözetmemekten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.
Yetimlere mallarını verin ve pis olanı temiz olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Şüphesiz bu büyük bir suçtur.
Eğer (bakımınız altındaki yetim kızlarla evlendiğinizde) o yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız size helal olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız o zaman yalnız bir kadınla yahut elinizin altındaki cariyelerle yetinin. Bu adaletten sapmamanıza daha uygundur.
Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Eğer kendileri bizzat gönül hoşnutluğu ile (mehirlerinden) size bir şey bağışlarlarsa o zaman onu afiyetle ve huzurla yiyin.
4.İbnu Ebi Hatim`in Ebu Salih`ten rivayet ettiğine göre cahiliye döneminde insanlar kızlarını evlendirdiklerinde mehirlerini kendileri alır kızlarına bir şey vermezlerdi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirilmiştir.Not: Bu ayeti kerimenin iniş sebebi incelenince günümüzdeki başlık parası uygulamasının da yukarıda sözü edilen cahiliye adetinin bir benzeri olduğu görülür.
Allah'ın sizin gözetiminize vermiş olduğu mallarınızı aklı ermeyenlerin ellerine vermeyin. Bu mallardan onları yedirip içirin, giydirin ve kendilerine güzel söz söyleyin.
Yetimleri evlenme çağına gelmelerine kadar deneyin. Olgunluk çağına erdiklerini hissederseniz mallarını kendilerine teslim edin. Büyüyecekler diye o malları israfla ve çarçabuk yemeyin. Zengin olan dokunmasın. Fakir olan da uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğinizde yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.
Anne babanın ve yakınların geriye bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır. Kadınlar için de, ondan az veya çok anne - baba ile yakınların geriye bıraktıklarından bir pay vardır. Bu belirli bir paydır.
7.Ebu Şeyh`in ve İbnu Hibban`ın Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre cahiliye döneminde kızlara ve idrâk çağına gelinceye kadar küçük erkek çocuklara mirastan bir şey verilmezdi. Ensârdan Evs bin Sâbit adlı bir adam arkasında iki kız çocukla bir küçük erkek çocuk bırakarak öldü. Amcalarının oğulları gelip onun bütün mirasını aldılar ve çocuklara bir şey vermediler. Bunun üzerine Evs`in hanımı Resulullah (a.s.)`a giderek durumu arzetti. Resulullah (a.s.): "Ne diyeceğimi bilmiyorum?" diye buyurdu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Paylaştırma anında yakınlar, yetimler ve düşkünler bulunurlarsa onlara da ondan bir şeyler verin ve kendilerine güzel sözler söyleyin. [1]
1.Yani:"Mirasın paylaştırılması esnasında sözü edilenlerden kimse bulunursa onlara da bir şeyler verin ve güzel sözlerle gönüllerini alın." Bazı ilim adamları mirasla ilgili bütün hükümler açık bir şekilde bildirildiğinden dolayı bu ayeti kerimedeki hükmün neshedilmiş olduğunu söylemişlerdir. Bazılarına göre ise buradaki hüküm neshedilmiş değildir ama bir farziyet değil mendubiyet ifade eder. Yani bu hükmün yerine getirilmesi zorunlu olmamakla birlikte yerine getirilmesinde sevap vardır.
Arkalarında güçsüz çocuklar bıraktıklarında onlar için endişeye kapılanlar (başkaları için de öylece) korksunlar. Allah'tan korksun ve doğru söz söylesinler.
Şüphesiz yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler karınlarına ateş yemiş olurlar. Ve bunlar alevli bir ateşin içine atılacaklardır.
Allah size çocuklarınız hakkında, bir erkeğe iki kızın payını vermenizi tavsiye etmektedir. [2] Eğer ikiden fazla kız iseler ölenin geriye bıraktığı malın üçte ikisi onlarındır. [3] Eğer sadece bir kızsa mirasın yarısı onundur. Eğer ölenin geride çocuğu varsa bıraktığı mirastan anne ve babanın her birine altıda bir pay verilir. Çocuğu yoksa ve anne babası ona mirasçı oluyorsa o zaman annenin payı üçte birdir. Eğer kardeşleri varsa anneye verilecek pay altıda birdir. Bu (paylaştırma) ölenin yaptığı vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduklarını bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından farz olarak konulan hükümlerdir. Allah ilim sahibidir, hakimdir.
2.Bu çocukların mirastaki paylarla ilgili hükümdür. Bundan sonraki ayetlerde de "pay" ile kastedilen mirastaki paydır.3.Yani ölen kişinin geride yalnızca kız çocukları kalır ve onların sayıları da ikiden fazla olursa mirasın üçte ikisi bu kızlar arasında eşit şekilde paylaştırılır.
Hanımlarınızın çocuklarının olmaması durumunda geriye bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Eğer çocukları olursa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylaştırma onların yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesinden yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Sizin çocuğunuzun olmaması durumunda onlar geriye bırakacağınız mirasın dörtte birini alırlar. Eğer çocuğunuz olursa o zaman geriye bırakacağınız mirasın sekizde biri onlarındır. Bu paylaştırma da sizin yapacağınız vasiyetlerin yerine getirilmesinden yahut borcunuzun ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine mirasçı olunan kadın ya da erkek anne babası ve çocukları olmayan biri olur da onun geride erkek ya da kız kardeşi bulunursa o zaman onların herbirine mirastan altıda bir pay düşer. Eğer bunlar daha fazla olurlarsa o zaman mirasın üçte birini eşit şekilde paylaşırlar. Bu paylaştırma da kimse zarara uğratılmaksızın, ölen kişinin yapacağı vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcunun ödenmesinden sonradır. Bunlar Allah tarafından bir emirdir. Allah ilim sahibidir, yumuşak (halim) olandır.
Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu içerisinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur.
Kim de Allah'a ve Peygamberine karşı gelir ve Allah'ın koymuş olduğu sınırları aşarsa onu da içerisinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için aşağılayıcı bir azap vardır.
Kadınlarınızdan fuhuş yapanlar hakkında aranızdan dört kişiyi şahit tutun. Eğer şahitlik ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye yahut Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar onları evlerde tutun. [4]
4.Allah`ın açtığı bu yol Nur suresinin ikinci ayetinde belirtilmiştir.
İçinizden fuhuş yapan iki kişiye de eziyet edin. Eğer tevbe eder de durumlarını düzeltirlerse artık onları bırakın. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.
Allah'ın kabulünü üzerine aldığı tevbe, bilmeden bir kötülük işleyip de hemen ardından tevbe edenlerin tevbesidir. İşte onların tevbesini Allah kabul eder. Allah bilendir, hakimdir.
Kötülükleri işleyip de içlerinden birine ölüm geldiğinde: "Ben şimdi tevbe ettim" diyenlerin tevbeleriyle kâfir olarak ölenlerinki ise geçerli değildir. Bunlar için acıklı bir azap hazırladık.
Ey iman edenler! Sizin kadınlara zorla mirasçı olmanız helal olmaz [5]. Açık bir hayasızlık etmedikleri sürece onlara verdiklerinizden bir kısmını geri alabilmeniz için kadınlarınıza baskı yapmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sizin hoşlanmadığınız şeyde Allah çok hayır kılmış olabilir.
19.Buhari, Ebu Davud ve Nesai`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre (cahiliye döneminde) bir adam öldüğünde onun yakınları hanımı üzerinde hak sahibi olduklarına inanırlar ve isterlerse içlerinden birini onunla evlendirirler, isterlerse de bir başkasıyla evlendirirlerdi. Yani erkeğin yakınları kadın üzerinde kadının yakınlarından daha çok hak sahibiydiler. Bu ayeti kerime de bununla ilgili olarak indirildi.5.Cahiliye dönemi adetlerine göre bir erkek yakınlarından birinin ölmesi durumunda onun malıyla birlikte karısına da mirasçı olur ve böylelikle kadını mehir ödemeden alırdı. İslamiyet bu uygulamayı kaldırmıştır.
Eğer bir eş yerine başka bir eş almak isterseniz, bunlardan birisine yüklerle mal (mehir) vermiş olsanız bile ondan hiçbir şeyi geri almayın. Onu iftira yoluyla ve açık günaha girerek mi geri alacaksınız!
Birbirinize katılmışken ve onlar sizden kuvvetli bir güvence almışken onu nasıl alırsınız?
Geçmişte olanlar hariç, babalarınızın nikahlamış oldukları kadınları nikahlamayın. Şüphesiz bu, bir hayasızlık ve Allah'ın hışmını gerektiren bir işti. Ne kadar da kötü bir yoldu!
Size analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girmiş olduğunuz hanımlarınızdan olup evlerinizde kalan üvey kızlarınız, [6] -eğer anneleriyle gerdeğe girmemişseniz sizin için bir sakınca yoktur- sizin soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri ve iki kızkardeşi aynı nikah altında birleştirmeniz haram kılınmıştır. Ancak geçmişte olanlar bunun dışındadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
6.Kendileriyle gerdeğe girilmiş kadınlardan olan üvey kızlar kadının sonraki kocasının evinde kalsa da kalmasa da ona haramdır. Ayeti kerimede "evlerinizde kalan" ifadesi bir şart olarak değil de bir açıklama olarak kullanılmaktadır. Bu ifadenin kullanılmış olması sonraki kocaların evlerinde kalmayan veya onların evlerinde büyümeyen üvey kızların onlara helal olduğunu göstermez.
Sahip olduğunuz cariyeler dışında evli kadınları nikahlamanız da haram kılındı. Bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Zinadan kaçınıp iffetinizi korumak şartıyla bunlar dışındaki kadınları mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık mehirlerini belirlenmiş miktara göre ödeyin. Mehir belirlendikten sonra karşılıklı gönül hoşnutluğuyla birbirlerinize bağışta bulunmanızdan dolayı üzerinize bir günah yoktur [7]. Allah ilim sahibidir, hakimdir.
7.Kadının gönül hoşluğuyla kabul etmesi durumunda belirlenmiş mehirden eksik verilmesinde yahut erkeğin kadına gönül hoşluğuyla belirlenen mehirden fazla vermesinde herhangi bir sakınca yoktur.
Sizden kim hür mü'min kadınlarla evlenmeye güç yetiremezse o zaman elinizin altındaki mü'min cariyelerinizden biriyle evlensin. Allah, imanlarınızı (sizden) daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Şu halde onları, iffetli olmaları, zina işlememeleri ve gizli dost edinmemeleri şartıyla sahiplerinin izinleriyle nikahlayın ve bu durumda mehirlerini de güzelce verin. Evlendiklerinde eğer bir fuhuş işlerlerse hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı ile cezalandırılırlar. Bu izin, içinizden kötü yola sapma korkusu olanlar içindir. Ancak sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı çok merhamet edicidir.
Allah size açıklamak ve sizi sizden önce geçmiş olanların yollarına iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah alimdir, hakimdir.
Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar.
Allah üzerinizdeki yükü hafifletmek istiyor. İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin; ancak karşılıklı hoşnutluğa dayanan ticaretle (yiyin) ve nefislerinizi öldürmeyin. [8] Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.
8.Buradaki "nefislerinizi öldürmeyin" ifadesi hakkında tefsirlerde değişik açıklamalarda bulunulmuştur. Bazı müfessirlere göre bu ifade ile "birbirinizi öldürmeyin" anlamı kastedilmiştir. Çünkü mü`minler bir bütündür ve bunun için"nefisleriniz" denilmiştir. Bazı müfessirlere göre ise burada: "Haram işleyerek, meşru olmayan yollarla birbirlerinizin mallarını yiyerek kendi kendinizi helake götürmeyin" anlamı kastedilmektedir. Bazı müfessirler ise bununla mü`minlerden kendilerini tehlikeye atarak ölümlerine yolaçacak bir durumla karşı karşıya gelmemelerinin istendiğini söylemişlerdir. Bir başka açıklamaya göre de bu ifade mü`minleri intihardan menetmektedir.
Kim bunu aşırıya giderek ve zulümle yaparsa onu ateşe atacağız. Bu, Allah'a kolaydır.
Eğer size yasaklananların büyüklerinden kaçınırsanız kusurlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere sokarız.
Allah'ın, onunla kiminizi kiminize üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkekler için de kazandıklarından bir pay vardır; kadınlar için de kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.
32.Tirmizi ve Hakim`in rivayet ettiklerine göre Ummu Seleme (r.a.): "Erkekler savaşa gidiyorlar ama kadınlar gidemiyor, bunun yanısıra bize mirasta yarım hisse var" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de bir kadın Resulullah (a.s.)`a gelerek: "Ey Allah`ın Peygamberi! Erkeğe (mirasta) kadının payının iki katı var. İki kadının şahitliği bir erkeğin şahitliği yerine geçiyor. Bizim durumumuz amelde de böyle midir? Bir kadın bir amel (iyilik) işlediğinde ona yarım pay mı yazılıyor?" diye sordu. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.
Anne - baba ve yakınların bıraktıkları her şey için mirasçılar kıldık. [9] Kendileriyle yeminleşmiş olduğunuz kimselere de paylarını verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.
33.Ebu Davud`un er-Rebi`in kızı Ummu Sa`d`dan rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile oğlu hakkında indirildi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) oğlunu İslâm`a ilk davet ettiğinde Müslüman olmak istemedi. Bunun üzerine Ebu Bekir (r.a.) onu mirasına ortak etmemek üzere yemin etti. Daha sonra oğlu Müslüman olunca ona da mirastan hakettiği payı vermesi emredildi.9.Yani herkes yakınlıkları derecesine göre anne babanın ve diğer akrabaların geriye bırakmış oldukları mallar üzerinde mirasçı olurlar.
Allah'ın kimini kimine üstün kılması ve erkeklerin mallarından harcamalarından dolayı erkekler kadınlar üzerinde söz sahibidirler. İyi kadınlar, Allah'a gönülden itaat eden ve Allah'ın kendilerini koruduğu gibi kendileri de gizliyi koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın ve dövün. [10] Eğer size itaat ederlerse artık aleyhlerine bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah çok ulu, çok büyüktür.
34.İbnu Ebi Hatim`in Hz. Hasan`dan rivayet ettiğine göre bir kadın Resulullah (a.s.)`a gelip kocasının kendisini dövdüğünü ifade etti ve bu yüzden ondan şikâyetçi oldu. Resulullah (a.s.) kısas cezası uygulanmasını istedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi ve kısas cezası uygulanmadı.İbnu Cerir`in yine Hz. Hasan`dan rivayet ettiğine göre de, ensardan bir adam karısını dövdü. Kadın Resulullah (a.s.)`a gelerek kısas cezası istedi. Resulullah (a.s.) da kısas cezasının uygulanmasını istedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Sana vahyedilmesi tamamlanmadan Kur`an(`ı okuma)da acele etme ve: "Rabbim! İlmimi artır! de" (Taha,
20:114) diye buyurdu. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirildi. Bunu anlam yönünden destekleyen daha başka rivayetler de vardır. Bu rivayetler birbirine ters değildir, aksine birbirlerini açıklamakta ve desteklemektedirler.10.Burada kastedilen korku bir zanna dayanan korku değil, kadınların uygunsuz hareketlerinin, itaatsizliklerinin görülmesinden kaynaklanan korkudur. Ayette sözü edilen uygulamalar da sırayla yapılacak ve öncekinin etkili olması durumunda sonrakine başvurulmayacaktır. Yani önce öğüt verilecek, öğüt dinlememeleri durumunda yataklarında yalnız bırakılacaklar bunun da yarar sağlamaması durumunda ise dövüleceklerdir.
Karı ile kocanın arasının açılmasından korkarsanız kocanın ailesinden bir hakem kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar arayı düzeltmek isterlerse Allah onların aralarını buluşturur. Muhakkak ki Allah ilim sahibidir, her şeyden haberdardır.
Allah'a kulluk edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakındaki arkadaşa, yolcuya ve sahibi olduğunuz köle ve cariyelere iyilik edin. Allah kendini beğenip böbürlenenleri sevmez.
Onlar cimrilik eder, insanlara da cimriliği önerir ve Allah'ın kendilerine lütfundan vermiş olduğunu gizlerler. Kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazırladık.
37.İbnu Ebi Hatim`in Said bin Cubeyr (r.a.)`den rivayet ettiğine göre İsrail oğullarının bilginleri sahip oldukları bilgiden cimrilik ediyorlardı. Yüce Allah da onlar hakkında böyle buyurdu.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre de yahudilerden bazı kimseler (Abdullah bin Abbas (r.a.) bu yahudilerin isimlerini tek tek saymıştır) ensardan bazı kimselerin yanına gelerek: "Mallarınızı infak etmeyin, biz mallarınızın gitmesi halinde sizin fakirliğe düşeceğinizden korkuyoruz. İnfak (hayra harcama) konusunda birbirinizle yarışa girmeyin. İleride ne olacağını bilemezsiniz" diyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.
Onlar ki, mallarını insanlara gösteriş olsun diye harcarlar; Allah'a ve ahiret gününe iman etmezler! Şeytan kimin arkadaşı olursa onun çok kötü bir arkadaşı var demektir.
Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan hayra harcasalardı ne zararları olurdu! Allah onları bilmektedir.
Allah zerre ağırlığınca bile haksızlık etmez. Eğer yapılan iyilik olursa onu kat kat yapar ve katından büyük ecir verir.
Her ümmetten bir şahit getirdiğimizde ve seni de bunların üzerine şahit kıldığımızda durum ne olacak?
O gün, inkar etmiş ve peygambere karşı gelmiş olanlar yerle bir edilmelerini arzularlar. Allah'tan hiçbir söz de saklayamazlar.
Ey iman edenler! Sarhoş olduğunuz zaman ne söylediğinizi bilinceye kadar ve cünüpken, yolcu olmanız durumu dışında, gusül edinceye kadar, namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta olursanız, yahut içinizden biri tuvalet ihtiyacını görmüş olur veya kadınlara temas etmiş olursanız, [11] su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. O toprakla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Muhakkak ki Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır.
43.Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Hakim, Hz Ali (r.a.)`nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Abdurrahman bin Avf (r.a.) bizi yemeğe davet etti ve bize şarap ikram etti. Şarap bizi sarhoş etti. Bu arada namaz vakti geldi. Beni namaz kıldırmak için öne geçirdiler. Ben de: "Kul yâ eyyuhe`l-kâfirun, lâ a`budu mâ ta`budun (:De ki: "Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam)" ibaresini: "Ve nehnu na`budu mâ ta`budun (:Biz de sizin taptıklarınıza taparız)" diye okudum. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi11.Bazı müfessirlere göre buradaki temastan kastedilen kadına herhangibir şekilde dokunmak, tenin tene değmesidir. İmam Şafii ifadeyi bu anlamda alarak kadınlara dokunmanın abdesti bozacağına hükmetmiştir. İbnu Abbas`a ve onun dışındaki bazı müfessirlere göre ise burada temastan cinsel ilişki kastedilmektedir.
Kendilerine kitaptan bir nasip verilenleri görmüyor musun ki, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.
44.İbnu İshak`ın Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre yahudilerin ileri gelenlerinden olan Rifa`a bin Zeyd Resulullah (a.s.)`a karşı yakışıksız sözler söyler, ve İslâm`ı tenkid ederdi. Bu ayeti kerime de onun hakkında indirildi.
Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.
Yahudilerden bazıları sözlerin yerlerini değiştiriyor ve dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak: "Duyduk ve karşı geldik, duy duyulmaz olası ve bizi gözet (ra'ina) [12]" diyorlar. Eğer onlar "duyduk, itaat ettik, işit ve bize bak" deselerdi kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ancak inkarlarından dolayı Allah onlara lanet etmiştir, az bir bölümü dışındakiler iman etmezler.
12.Yahudiler bu "raina" sözünü hakaret amacıyla kullanıyorlardı. Bundan dolayı Bakara suresinin 104. ayetinde Müslümanların Resulullah (a.s.)`a bu şekilde hitap etmemeleri istenmiştir. Bu konuda Bakara suresi 104. ayeti kerimesinin mealine ve dipnotuna bakılabilir.
Ey kendilerine kitap verilenler! Bazı yüzleri düzleyip arkalarına döndürmemizden yahut Cumartesi gününe saygı göstermeyenleri lanetlediğimiz gibi şunları da lanetlemeden önce sizin yanınızda olanı doğrulayıcı olarak gönderdiğimize iman edin. Allah'ın emri her zaman yerine getirilir.
47.İbnu İshak`ın Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, Resulullah (a.s.) yahudilerin bilginlerine hitab ederek: "Ey yahudi topluluğu! Allah`tan korkun ve Müslüman olun. Vallahi benim getirdiğimin gerçek olduğunu muhakkak biliyorsunuz" diye buyurdu. Onlarsa: "Biz böyle bir şey bilmiyoruz, ey Muhammed!" dediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri dilediği için bağışlayabilir. Kim Allah'a ortak koşarsa büyük bir günahla iftira etmiş olur [13].
13.Yani büyük bir saçmalık uydurmuş olur.
Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi! Hayır ancak Allah dilediğini temize çıkarır ve onlara kıl kadar haksızlık edilmez.
Onların Allah'a karşı nasıl yalan uydurduklarına bak! Bu, apaçık bir günah olarak yeter.
Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilenleri görmüyor musun ki, saçmalığa ve puta inanıyorlar ve inkar edenler hakkında: "Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadırlar" diyorlar.
51.Ahmed bin Hanbel ve İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre yahudi Ka`b bin Eşref Mekke`ye geldiğinde Kureyşiler ona: "Şu çekilmez kavminden kopmuş adamı görmüyor musun? Kendinin bizden üstün olduğunu ileri sürüyor. Oysa biz hacılara hizmet eden, Ka`be`nin hizmetinde bulunan ve hacılara su dağıtan kimseleriz" dediler. Ka`b bin Eşref de: "Siz daha üstünsünüz" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Yine Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan nakledilen bir başka rivayete göre de bazı müşrikler yahudilerin bilginlerine: "Bizim dinimiz mi daha üstündür yoksa Muhammed`in dini mi?" diye sordular. Yahudi bilginleri de: "Sizin dininiz daha üstündür" cevabını verdiler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
İşte bunlar Allah'ın kendilerini lanetlemiş olduğu kimselerdir. Allah kimi lanetlerse ona bir yardımcı bulamazsın.
Yoksa onların mülkten bir payları mı var? Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek zerresi bile vermezlerdi.
Yoksa Allah'ın kendi lütfundan vermiş olduğu şeylerden dolayı insanları çekemiyorlar mı? Biz İbrahim ailesine de Kitab'ı ve hikmeti verdik; onlara ayrıca büyük bir mülk bahşettik.
Onlardan kimisi ona iman etti kimisi de ondan yüz çevirdi. Dehşetli ateş olarak cehennem yeter. [14]
14.Yukarıda "Kitap`tan nasip verilenler" diye kendilerinden söz edilen yahudilerden Abdullah bin Selam ve arkadaşları gibi bazı kimseler Hz. Peygamber (a.s.)`e iman edip Müslüman oldular. Bazıları ise ondan yüz çevirdiler. Yüz çevirenlerin cezalandırılmaları için korkunç ateşli cehennem yeter.
Ayetlerimizi inkar edenleri yakında bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı tatsınlar diye, bu derilerini başka derilerle değiştireceğiz. Allah yücedir, hakimdir.
İman edip salih ameller işleyenleri ise içinde sonsuza kadar kalmaları üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Onlar için orada temiz eşler vardır. Ve onları hiç kaybolmayan gölgelerin altına sokarız.
Allah emanetleri sahiplerine teslim etmenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emretmektedir. Allah ne güzel öğüt veriyor! Allah duyandır, görendir.
58.İbnu Merdeviye`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) Mekke`yi fethedince (daha önce Ka`be`nin anahtarını kendinde bulunduran) Osman bin Talha`yı çağırarak: "Bana anahtarı getir" dedi. O da anahtarı getirdi. Resulullah (a.s.) anahtarı almak için elini uzatınca Abbas (r.a.) ayağa kalkarak: "Ey Resulullah (a.s.)! Annem babam sana feda olsun, sikâye (hacılara su verme görevi)nin yanısıra bunu da (yani Ka`be`nin anahtarının muhafazası görevini de) bana ver" dedi. Bunun üzerine Osman elini çekti. Resulullah (a.s.): "Ey Osman! Anahtarı ver!" diye buyurdu. O da: "Al sana Allah`ın emaneti" dedi. Resulullah (a.s.) sonra kalkıp Ka`be`nin kapısını açtı. Daha sonra da çıkıp Ka`be`yi tavaf etti. Bunun ardından Cibril (a.s.) gelerek anahtarın (Osman bin Talha`ya) geri verilmesini bildirdi. Resulullah (a.s.) da Osman bin Talha`yı çağırıp anahtarı kendisine verdi. Sonra bu ayeti kerimeyi okudu. Aynı anlamda bir başka rivayeti de Şu`be, İbnu Cureyc`den rivayet etmiştir.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Sana ve senden öncekilere indirilene iman ettiklerini ileri sürenleri görmüyor musun ki, Tağut'un hükmüne başvurmaya kalkışıyorlar! Oysa onu inkar etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklığa çekmek istemektedir. [15]
60.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Mut`ab bin Kuşeyr, Rafi` bin Zeyd ve Bişr Müslüman olduklarını ileri sürüyorlardı. Bunların kendi kavimlerinden bazı kimselerle bir meseleleri oldu. Karşı taraf meseleyi Resulullah (a.s.)`a götürmek istedi, adı geçen kişiler ise yahudi kâhinlerine götürmek istediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Cerir`in Şa`bi`den rivayet ettiğine göre münâfıklardan bir adamla bir yahudi arasında anlaşmazlık çıktı. Yahudi Resulullah (a.s.)`ın rüşvet almayacağını ve adil karar vereceğini bildiğinden meseleyi Resulullah (a.s.)`a götürmek istedi. Münâfık ise Cuheyne`den bir kâhine götürmek istedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Ayeti kerimenin iniş sebebinin her iki olayla da bağlantısı olabilir.15.Bu ayet bir münafık ile bir yahudi arasında anlaşmazlık çıkması ve yahudinin meseleyi Resulullah (a.s.)`a götürmek istemesine rağmen münafığın İslam düşmanlığında ileri giden yahudi bilginlerinden Ka`b bin Eşref`e götürmek istemesi üzerine inmiştir. Yüce Allah yahudi Ka`b bin Eşref`i inkarcılığındaki katılığı ve İslam düşmanlığındaki aşırılığı dolayısıyla Tağut olarak adlandırmıştır.
Kendilerine "Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin" dendiğinde onların senden iyice kaçtıklarını görürsün.
Kendi elleriyle işlediklerinden dolayı başlarına bir bela geldiğinde nasıl oluyor da sana gelip: "Biz iyilik ve uzlaştırmadan başka bir şey amaçlamamıştık" diye Allah'a yemin ediyorlar?
Bunlar Allah'ın kalplerinde olanı bildiği kimselerdir. Sen onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve kendi haklarında açık ve etkileyici söz söyle!
Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi için göndermişizdir. Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi, Peygamber de onlar için Allah'tan bağışlama (mağfiret) dileseydi şüphesiz Allah'ı, tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edici olarak bulurlardı.
Hayır. Rabb'ine yemin olsun, onlar aralarında çıkan meselelerde seni hakem tayin etmedikleri, senin verdiğin hüküm konusunda içlerinde bir sıkıntı duymayacak derecede tam bir teslimiyetle teslim olmadıkları sürece iman etmiş sayılamazlar.
Biz eğer onların üzerine: "Kendi nefislerinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın" diye yazsaydık [16] çok azı dışındakiler bunu yapmazlardı. Eğer onlar kendilerine öğüt edileni yapsalardı, haklarında daha iyi olurdu ve inançlarının daha iyi kökleşmesini sağlardı.
16.Yani bu görevi yerine getirmelerini farz kılsaydık.
O durumda onlara katımızdan büyük bir ecir verirdik.
Ve onları doğru yola iletirdik.
Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, dosdoğru insanlarla (sıddıklarla), şehitlerle ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ne iyi arkadaştırlar!
69.Taberani ve İbnu Merdeviye`nin Hz. Aişe (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre bir adam Resulullah (a.s.)`a gelerek onu çok sevdiğini ve evine gittiğinde bile hasretine dayanamayıp görmek için yanına geldiğini ifade ederek: "Düşünüyorum sen de ben de ölürsek sen cennete girdiğin zaman peygamberlerin mevkisine yükseltileceksin. Bense cennete girdiğim zaman korkarım seni göremeyeceğim" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Ebi Hatim`in Mesruk`tan rivayetine göre de bazı sahabilerin Resulullah (a.s.)`a benzer şeyler söylemeleri üzerine bu ayeti kerime indirilmiştir. Bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak tümünde sahabilerin cennette Resulullah (a.s.)`ı görememe endişelerini ortaya koymaları üzerine bu ayeti kerimenin indirildiği ifade edilmektedir.
Bu lütuf Allah'tandır. Bilici olarak Allah yeter.
Ey iman edenler! Tedbirinizi alın ve bölük bölük ya da toplu halde savaşa çıkın.
Sizin içinizde pek ağır davranan var. Sizin başınıza bir musibet geldiğinde "Allah bana lütfetti de onlarla birlikte bulunmadım" der.
Size Allah tarafından bir lütuf eriştiğinde de sanki sizinle onun arasında bir sevgi bağı yokmuş gibi: "Keşke ben de onlarla birlikte olsaydım da büyük bir kazanç sağlasaydım" der.
O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Kim Allah yolunda çarpışır sonra öldürülür veya üstün gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz.
Size ne oluyor da, Allah yolunda ve "Ey Rabb'imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder" diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?
İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler ise Tağut'un yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
Kendilerine: "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir grup Allah'tan korkar gibi hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar ve: "Ey Rabb'imiz! Bizim üzerimize savaşı niçin farz kıldın? Yakın bir zamana kadar bize mühlet verseydin olmaz mıydı?" dediler. De ki: "Dünyanın geçimliği azdır. Ahiret ise fenalıklardan sakınanlar için daha hayırlıdır ve bir kıl kadar dahi haksızlığa uğratılmazsınız."
Nerde olursanız olun ölüm size ulaşır. Hatta çok sağlam kalelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik erişse: "Bu, Allah katındandır" derler. Bir kötülük dokunsa: "Bu senin tarafındandır" derler. De ki: "Hepsi Allah katındandır." Bu topluluğa ne oluyor da neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar.
Sana iyilik olarak ne erişirse, Allah'tandır. Sana kötülük olarak ne dokunursa, o da kendi nefsindendir. Biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter.
Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik.
"Baş üstüne" diyorlar. Senin yanından ayrıldıklarında ise onlardan bir grup geceleyin senin söylediklerinden ayrı hesaplar kuruyorlar. Allah onların geceleyin kurdukları hesapları yazıyor. Sen onlara aldırma ve Allah'a güven. Allah vekil olarak yeter.
Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından olsaydı, onun içinde çok çelişkiler bulurlardı.
Onlara güven ya da korku ile ilgili bir haber gelecek olsa hemen onu yayarlar. Oysa onu Peygamber'e yahut içlerindeki yöneticilere götürselerdi o haberi inceleyip sonuç çıkarabilecek olanlar onu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hep şeytana uyardınız.
83.Müslim`in Ömer bin Hattab (r.a.)`dan rivayet ettiğine göre bir ara Resulullah (a.s.) ile hanımları arasında çıkan tartışma üzerine Resulullah (a.s.) onları yalnız bırakarak Mescid`e geldi. Bunun üzerine insanlar: "Resulullah (a.s.) hanımlarını boşadı" diye konuşmaya başladılar. Hz. Ömer (r.a.) yüksek sesle: "Resulullah (a.s.) hanımlarını boşamadı" diye bağırdı. Bu olay üzerine bu ayeti kerime indirildi.Bazı rivayetlere göre de bu ayeti kerime savaşla ilgili haberlerin yayılmaması için indirilmiştir.
Allah yolunda savaş. Sen sadece kendinden sorumlusun. Mü'minleri de teşvik et. Umulur ki Allah inkar edenlerin baskınlarını önler. Allah'ın kahrı daha şiddetli ve cezası daha çetindir.
Kim güzel bir işte aracılık ederse ona ondan bir pay vardır. Kim de kötü bir işte aracılık ederse ona da ondan bir yük vardır. Allah her şeyi görüp gözetleyendir.
Bir selamla selamlandığınız zaman daha güzeli ile selam verin veya ayniyle mukabelede bulunun. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını yapandır.
Allah'tan başka ilah yoktur. O, sizi geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde biraraya toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?
Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Oysa Allah onları işlediklerinden dolayı baş aşağı çevirmiştir. Siz Allah'ın saptırdıklarını mı doğru yola eriştirmek istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, onun için bir yol bulamazsın.
Kendileri gibi sizin de inkar etmenizi ve onlarla eşit olmanızı istediler. Allah yolunda hicret etmedikleri sürece onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun ve yakaladığınız yerde öldürün. Onlardan bir dost ve yardımcı edinmeyin.
Ancak sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluğa sığınanlar yahut size karşı veya kendi toplumlarına karşı savaşmaktan içleri sıkıldığından dolayı size gelenler müstesnadır. Allah dileseydi onları başınıza musallat ederdi de size karşı savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, size karşı savaşmaz ve barış teklif ederlerse (bilin ki) Allah onların aleyhine size bir yol bırakmamıştır. [17]
17.Yani onlarla savaşmanıza izin vermez.
Diğer bazılarının da hem sizden hem de kendi toplumlarından güvende olmak istediklerini göreceksiniz. Ne zaman fitneye çağrılsalar, baş aşağı içine dalarlar. Eğer sizden uzak durmaz, size barış teklifinde bulunmaz ve sizinle uğraşmaktan el çekmezlerse onları tutun ve yakaladığınız yerde öldürün. İşte bunlara karşı size açık bir yetki verdik.
Yanlışlık dışında bir mü'minin bir başka mü'mini öldüremez. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse bir mü'min köle azat etmesi ve öldürülen kişinin ailesinin bağışlaması durumu dışında onlara diyet ödemesi gerekir. [18] öldürülen kişi mü'min olmakla birlikte size düşman bir kavimden ise o zaman sadece bir mü'min köle azad etmesi gerekir. Eğer sizinle aralarında antlaşma bulunan bir kavimdense öldürenin bir mü'min köle azad etmesi ve öldürülenin ailesine diyet ödemesi gerekir. Bunları bulamayan kimse, Allah tarafından tevbesinin kabul edilmesi için iki ay peşpeşe oruç tutmalıdır. Allah ilim sahibidir, hakimdir.
92.İbnu Cerir`in İkrime`den rivayet ettiğine göre Haris bin Yezid Mekke`de Ebu Cehil ile birlikte Müslümanlardan Ayyaş bin Ebi Rebi`a`ya işkence ederdi. Ayyaş daha sonra Medine`ye hicret etti. Sonra Haris de Müslüman olarak hicret etti. Ayyaş bir gün Hâris`le Harra`da karşılaştı ve onun Müslüman olduğunu bilmediğinden kılıcını çekip öldürdü. Daha sonra Hâris`in Müslüman olduğunu öğrendi ve yaptığı işe son derece pişman oldu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Bunu destekleyen daha başka rivayetler de nakledilmiştir.18.Yani öldürülen kişinin ailesinin bağışlaması durumunda diyet ödemesi gerekmez.
Kim bir mü'mini kasıtlı olarak öldürürse onun cezası içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gadap etmiş, onu lanetlemiş ve kendisi için büyük bir azap hazırlamıştır. [19]
19.Ehli sünnet alimlerine göre iman sahibi bir kimse cehennemde sonsuza kadar kalmayacaktır. Bundan dolayı tefsir alimleri yukarıdaki ayeti kerime hakkında çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır. Bazılarına göre burada kastedilenler bir mü`mini kasten öldürmeyi helal görenlerdir. Bazı tefsir alimlerine göre de burada "sonsuza kadar" ifadesiyle cehennemde uzun süre kalmaları kastedilmektedir. Bir mü`mini kasten öldürenin tevbesinin kabul edilip edilmeyeceği konusunda da tefsir alimleri değişik görüşler ortaya atmışlardır. Alimlerin çoğunluğuna göre "Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun dışındakileri ise dilediği kimse için bağışlayabilir" (Nisa: 116) ayetinin hükmünce Allah dilerse bir mü`mini kasten öldüreni de bağışlar. İbnu Abbas`ın da dahil olduğu bir grup ilim adamına göre ise bir mü`mini kasten öldürenin tevbesi kabul edilmez.
Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyice araştırın [20] ve dünya hayatının varlığına göz dikerek, size selam verene: "Sen mü'min değilsin" demeyin. Allah katında çokça ganimetler vardır. Siz de daha önce öyle idiniz Allah size lütufta bulundu. Şu halde iyice araştırın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
94.Buhari, Tirmizi, Hakim ve daha başkalarının rivayetlerine göre Abdullah bin Abbas (r.a.) şöyle söylemiştir: "Süleym oğullarından bir adam Resulullah (a.s.)`ın ashabından bir grubun yanından geçti. Adam koyun güdüyordu. Onlara selâm verdi. Onlarsa: "Bu adam sırf bizden sakınmak için bize selâm verdi" dediler ve adamı öldürüp koyunlarını Resulullah (a.s.)`a getirdiler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi."Bezzar`ın Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan bir başka tarıkla rivayet ettiğine göre de Resulullah (a.s.) bir kavmin üzerine bir seriyye gönderdi. Seriyyede Mikdad (r.a.) da vardı. Vardıklarında kavim dağılmıştı ve sadece çok mal sahibi bir adam kalmıştı. Adam şehadet getirdi, ama Mikdad (r.a.) yine de onu öldürdü. Resulullah (a.s.): "Yarın lâ ilâhe illallah (diyeni öldürmekten sorumlu tutulmak) karşısında ne yapacaksın?" diye buyurdu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Bu rivayetlerin ortak yönleri ayeti kerimenin Resulullah (a.s.)`ın gönderdiği bir seriyyedeki Müslümanların Müslüman olduğunu ortaya koyan bir kişiyi bunu korktuğundan yaptığı kanaatiyle öldürmeleri üzerine indirildiğine dikkat çekmeleridir.20.Yani kimin mü`min kimin kâfir olduğuna bakın.
Mü'minlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlarla Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir değildirler. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara derece olarak üstün kılmıştır. Bununla birlikte Allah hepsine güzellik vadetmiştir. Ancak Allah cihad edenleri büyük bir ecirle oturanlara üstün kılmıştır.
Kendi katından dereceler, bağışlama ve rahmet vardır. Allah çok bağışlayıcı, çok rahmet edicidir.
Melekler, kendilerine haksızlık edenlerin canlarını alırlarken: "Siz ne hal üzere idiniz?" derler. Onlar: "Biz yeryüzünde zayıf düşürülmüş kimseler idik" derler. Melekler de: "Allah'ın yeri geniş değil miydi ki orada hicret etseydiniz?" derler. Bunların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir!
97.İbnu Ebi Hatim`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Mekke`de bazı kimseler Müslüman oldular ama Resulullah (a.s.) hicret edince onunla birlikte hicret etmek istemediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Münzir ve İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre Mekke`de bazı kimseler Müslüman olmuş ama hicret etmemişlerdi. Müşrikler onları Bedir savaşına götürdüler ve bazıları bu savaşta öldürüldüler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bu rivayeti biraz farklı bir metinle Buhari de nakletmiştir. Bu konuda benzer anlamlar taşıyan daha başka rivayetler de nakledilmiştir.
Ancak erkek, kadın ve çocuklardan çaresiz kalan ve bir yol bulamayan zavallılar (mustaz'aflar, ezilenler) müstesnadırlar.
İşte bunları Allah'ın bağışlaması umulur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde barınacak çok yer ve genişlik bulur. Kim Allah'a ve Peygamberi'ne hicret etmek üzere evinde çıkar da yolda kendisine ölüm ulaşırsa Allah'ın ona ecir vermesi hak olmuştur. Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir.
100.İbnu Ebi Hatim ve Ebu Ya`la`nın Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre, Damra bin Cundeb hicret etmek üzere evinden çıktı. Ancak Resulullah (a.s.)`a ulaşıncaya kadar yolda öldü. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Bunu destekleyen daha başka rivayetler de nakledilmiştir.
Yolculuğa çıktığınızda, inkarcıların size bir kötülükte bulunmalarından korkarsanız namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. İnkarcılar size apaçık düşmandırlar.
(Tehlikeli bir anda) sen onların arasında bulunup kendilerine namaz kıldırdığında içlerinden bir grup seninle birlikte namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secde ettiklerinde arkanıza geçsinler ve henüz namaz kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namaz kılsınlar. Bu arada tedbirlerini alsın ve silahlarını da yanlarında bulundursunlar. Kâfirler sizin silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olmanızı ve birden üzerinize baskın yapmak isterler. Yağmurdan dolayı sıkıntınız olur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Ancak tedbirinizi alın. Allah kâfirler için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. [21]
21.Bu ayeti kerimede kılınış şekli tarif edilen namaza korku namazı denmektedir. Savaşın tehlikeli anlarında veya herhangibir tehlike anında farz namazlar bu şekilde kılınır. Korku namazının kılınış şekli içinde bulunulan şartlara göre değişmektedir.
Namazınızı kıldıktan sonra ayakta, oturarak ve yanüstü yatarken Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman ise namazı gereğince kılın. Namaz mü'minlerin üzerine belli vakitlerde yerine getirilmek üzere farz kılınmıştır.
O (düşman) topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız sizin acı çektiğiniz gibi onlar da acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ummadığını umuyorsunuz. Allah ilim sahibidir, hakimdir.
Biz, Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmetmen için hak üzere sana Kitab'ı indirdik. Hainlerin savunucusu olma!
105.Tirmizi, Hakim ve daha başkalarının Katade bin Nu`man`dan rivayet ettiklerine göre Ubeyrik oğullarından Beşir adlı bir münafık Katade (r.a.)`nin evinden kavut dolu dağarcığıyla içindeki silahını çaldı. Dağarcık yırtık olduğundan giderken yollara döküldü. Münâfık dağarcığı bir yahudiye emanet etti. Katade önce münâfıktan şüphelendiği için evini aradı ama bir şey bulamadı. Münâfık da kendinin almadığına yemin etti. Sonra Katade (r.a.) dökülen kavut izini takib ederek yahudinin evine gitti ve silahını o evde buldu. Yahudi bunu adı geçen kişinin emanet bıraktığını söyledi ve bazı kimseleri de şahid gösterdi. Münâfığın yakınları Resulullah (a.s.)`tan çalıntı malın yahudinin evinde bulunması sebebiyle onu suçlamasını istediler. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Allah'tan bağışlanma dile! Allah çok bağışlayıcı çok merhamet edicidir.
Kendilerine hıyanet edenleri savunma. Şüphesiz Allah, işi gücü hıyanet etmek olan günahlara batmış bir kimseyi sevmez.
Hesaplarını insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa onlar gece vakti Allah'ın hoşnut olmayacağı sözleri konuşurlarken O kendileriyle beraberdi. Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.
Diyelim ki siz dünya hayatında onları savundunuz, peki kıyamet gününde onları Allah'a karşı kim savunacak? Yahut kim onların vekili olacak?
Kim bir fenalık işler yahut kendine zulüm eder de sonra Allah'tan kendisini bağışlamasını dilerse Allah'ı çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olarak bulur.
Kim bir günah kazanırsa onu kendi aleyhine kazanmış olur. Allah ilim sahibidir, hakimdir.
Kim bir hata yapar veya günah işler de sonra onu suçsuz birinin üzerine atarsa büyük bir iftira ve apaçık bir günah yükünü yüklenmiş olur.
Eğer Allah'ın senin üzerinde lütfu ve rahmeti olmasaydı onlardan bir grup seni saptırmayı düşünmüştü. Oysa onlar ancak kendilerini saptırmaktadırlar ve sana bir zarar dokunduramazlar. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirdi ve daha önce bilmediklerini öğretti. Şüphesiz Allah'ın senin üzerindeki ihsanı pek büyüktür.
Sadaka, iyilik veya insanların arasının uzlaştırılmasını önerenin yaptığı dışında onların gizli konuşmalarının çoğunda bir hayır yoktur. Kim bunu Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yaparsa ona büyük bir karşılık vereceğiz.
Kim kendisi için doğru yol açıklık kazandıktan sonra Peygamber'e muhalefet eder ve mü'minlerin yolundan başka yola uyarsa onu döndüğü yöne çeviririz ve cehenneme atarız. Orası ne kötü bir varış yeridir!
Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakileri ise dilediği kimse için bağışlayabilir. Kim Allah'a ortak koşarsa uzak bir sapıklığın içine düşmüştür.
Onlar, O'nu bırakıp da sadece birtakım dişi varlıklara tapınmaktadırlar. Onlar sadece azgın şeytana tapınmaktadırlar.
Allah onu lanetledi ve o da: "Ben senin kullarından belli bir pay edineceğim" dedi.
"Onları saptıracağım, kendilerini boş kuruntulara kaptıracağım ve onlara emredeceğim hayvanların kulaklarını yaracaklar, yine emredeceğim Allah'ın yarattığını değiştirecekler." Kim Allah'ı bırakıp şeytanı kendine dost edinirse şüphesiz o apaçık bir kayba uğramıştır.
Şeytan onlara bazı vaadlerde bulunuyor ve onları kuruntulara kaptırıyor. Oysa şeytanın onlara olan vaadi aldatmadan başka bir şey değildir.
Onların vacakları yer cehennemdir. Oradan kaçacak bir yer de bulamazlar.
İman edip salih ameller işleyenleri ise içerisinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Allah'ın vaadi gerçektir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir!
Bu ne sizin kuruntularınıza ne de kitap ehlinin kuruntularına göredir. [22] Kim bir kötülük işlerse ona karşılık cazalandırılır ve kendisi için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilir.
22.Burada "siz"den amaç müşriklerdir. Yani: "Ey müşrikler, ne sizin kurtuluşa ereceğiniz yolundaki ümit ve kuruntularınız ne de kitap ehlinin benzer kuruntuları esas alınacaktır."
Erkek veya kadınlardan kimler de imanlı olarak iyiliklerden bir şey işlerlerse bunlar da cennete girerler ve bir zerre kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
İyilik sahibi olarak kendini Allah'a teslim etmiş ve bütün sapık dinlerden uzak durarak İbrahim'in dinine uymuş olandan daha güzel dinli kim olabilir! Allah, İbrahim'i kendisine yakın dost edinmişti.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatmıştır.
Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: "Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor. Bu, onlar için belirlenen hakları vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı arzuladığınız yetim kadınlar ve zayıf durumdaki çocuklar hakkında ve yetimlere karşı adaletli davranmanız konusunda size Kitap'ta bildirilenlerdir. Hayır adına her ne işlerseniz Allah onu bilir."
Eğer bir kadın kocasının huysuzluk etmesinden veya kendisinden yüz çevirmesinden çekinirse aralarında bir anlaşmaya varmak için çalışmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Anlaşmak hayırlı olandır. Nefisler sürekli kıskançlık duygusunun etkisindedir. Eğer iyilik eder ve sakınırsanız şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır.
Çok isteseniz de kadınlar arasında adaletli davranmaya güç yetiremezsiniz. Şu halde bütünüyle birine yönelip de diğerini öyle askıdaymış gibi bırakmayın. [23] Eğer arayı düzeltir ve kötülüklerden sakınırsanız şüphesiz Allah çok baışlayıcı, çok merhamet edicidir.
23.Yani ne evli ne bekar gibi öyle sallantıda bırakmayın.
Eğer ayrılırlarsa Allah geniş nimetiyle her birinin ihtiyacını karşılar. Allah nimeti geniş ve hakim olandır.
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlara da size de "Allah'a karşı gelmekten sakının" diye öğüt verdik. Eğer inkar ederseniz göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır. Allah her türlü ihtiyaçtan uzak ve övgüye layık olandır.
Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır. Vekil olarak da Allah yeter.
Ey insanlar! Allah dilerse sizi alıp götürür ve yerinize başkalarını getirir. Allah'ın bunu yapmaya gücü yeter.
Kim dünya mükafatını istiyorsa (bilsin ki) dünya mükafatı da ahiret mükafatı da Allah katındadır. [24] Allah duyandır, görendir.
24.Ahireti değil, sadece dünyayı isteyenlerin de Allah`tan başka başvurabilecekleri bir makam yoktur. Çünkü dünya nimetlerini veren de Allah`tır.
Ey iman edenler! Kendi nefisleriniz, anne babalarınız ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlikte bulunarak adaleti gereği gibi uygulayan kimseler olun. (Muhatabınız) zengin de olsa fakir de olsa, (bilin ki) Allah onlara daha yakındır. Şu halde adaleti yerine getirme konusunda kendi tutkularınıza uymayın. Eğer dilinizi büker veya yüz çevirirseniz muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
135.İbnu Ebi Hatim`in Suddi`den rivayet ettiğine göre biri zengin biri fakir olan iki adam aralarındaki bir problem için Resulullah (a.s.)`a geldiler. Resulullah (a.s.) fakirin zengine haksızlık edemeyeceği kanaatiyle fakirin tarafını tuttu. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimesini indirerek fakir hakkında da zengin hakkında da adalet prensiplerinin uygulanmasını istedi.
Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine, peygamberine indirmiş olduğu Kitab'a ve daha önce indirmiş olduğu Kitab'a iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse uzak bir sapıklığın içine düşmüştür.
İman edip sonra inkar eden, sonra yeniden iman edip sonra tekrar inkar eden sonra da inkarlarını artıranlar var ya, Allah onları ne bağışlar, ne de doğru yola yöneltir.
Münafıklara kendileri için acıklı bir azap olduğunu müjdele!
Onlar mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinenlerdir. Onların yanında şeref mi arıyorlar? Oysa şeref tümüyle Allah'a aittir.
Allah Kitap'ta size: "Eğer Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini duyarsanız, başka bir konuya dalmadıkları sürece yanlarında oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Şüphesiz Allah münafıkların ve kâfirlerin tümünü cehennemde biraraya getirecektir.
Onlar sizi sürekli gözetleyip dururlar. Eğer size Allah tarafından bir fetih nasip olursa: "Biz de sizinle birlikte değil miydik?" derler. Eğer kâfirlere bir pay olursa bu kez onlara: "Size üstünlük sağlayıp sizi mü'minlerden korumadık mı?" derler. Kıyamet gününde Allah aranızda hüküm verecektir. Allah, kâfirlere mü'minlerin aleyhine bir yol vermeyecektir.
Münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışıyorlar. Oysa Allah onların aldatmalarını kendi başlarına çevirmektedir. Namaza kalktıklarında üşene üşene kalkarak insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı ancak çok az anarlar.
Arada bocalayıp dururlar. Ne onların ne de bunların tarafına geçerler. Allah kimi saptırırsa onun için bir yol bulamazsın.
Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp kâfirleri kendinize dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a açık bir hüccet mi vermek istiyorsunuz?
Münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulamazsın.
Ancak tevbe edip durumlarını düzelten, Allah'a sarılan ve dinlerini Allah için halis kılanlar müstesnadırlar. Bunlar mü'minlerle birliktedirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir.
Eğer siz şükreder ve iman ederseniz Allah size ne diye azap edecek? Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir.
Allah, haksızlığa uğratılan dışında kötü bir sözün açıktan söylenilmesinden hoşlanmaz. Allah işitendir, bilendir. [25]
25.Burada kötü sözün açıktan söylenilmesinin hoş olmadığının bildirilmesi gizlice söylenilmesinde bir sakınca olmadığı anlamı taşımaz. Kötü sözün açıktan söylenilmesi de gizlice söylenilmesi de yasak edilmiştir. Burada anlatılmak istenen kötü sözün açıktan söylenilmesinin daha çirkin ve toplum açısından daha zararlı bir hareket olduğudur. Ayetteki "haksızlığa uğratılan dışında" istisnası bu gibilerin yakışıksız ve çirkin sözleri açıktan söylemelerinin bir sakıncası olmadığı anlamına değil kendilerine yapılan haksızlığı açıktan söylemelerinde bir sakınca olmadığı anlamındadır. Bazı tefsirlerde ayetin: "Allah, haksızlığa uğratılandan başkasının bir kötülüğü sözle açıklamasından hoşlanmaz" anlamında olduğu bildirilmektedir. Ancak dil kuralları açısından yukarıda verilen meal ayeti kerimenin metnine daha yakındır ve çoğu müfessirler de bu anlamı esas almışlardır.
Bir iyiliği açığa vurur veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah, affedicidir, güç sahibidir.
Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen, "bazılarına inanıyor, bazılarını inkar ediyoruz" diyen ve bunun arasında bir yol tutturmak isteyenler var ki;
Bunlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirler için ise aşağılayıcı bir azap hazırlamışızdır.
Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayanlara ise Allah ecirlerini verecektir. Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir.
Kitap ehli senden gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemiş ve "bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi de zulümlerinden dolayı onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık deliller gelmesinin ardından buzağıyı tanrı edindiler de biz bunu bağışladık. Musa'ya da açık bir hüccet verdik.
153.İbnu Cerir`in Muhammed bin Ka`b el-Kurezi`den rivayet ettiğine göre yahudiler Resulullah (a.s.)`a gelerek: "Musa bize Allah katından levhalar getirdi. Sen de levhalar getir seni doğrulayalım" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi.
Kesin söz vermeleri için Tur dağını üzerlerine yükselttik ve: "Secde ederek kapıdan girin" dedik. Onlara yine: "Cumartesi günleri sınırı aşmayın" dedik ve kendilerinden sağlam bir söz aldık.
Sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Bizim kalplerimiz örtülüdür" [26] demeleri yüzünden (Allah onları lanetledi). Hayır, aksine inkar etmelerinden dolayı Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık çok azı dışında onlar iman etmezler.
26.Yani: "Bizim kalplerimiz artık dışarıdan bir şey alamayacak kadar dolmuştur. Kendi kitaplarımızdan okuyup öğrendiklerimiz kalplerimizi bütünüyle doldurduğu için artık üstlerine bir örtü çekilmiştir. Bu yüzden dışarıdan bir şeye açık değildir."
Bu, bir de küfre sapmaları ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmaları yüzündendir.
Ve yine "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu Mesih İsa'yı öldürdük" demelerinden dolayı. Gerçekte ise onlar onu ne öldürebilmiş ne de asabilmişlerdir. Ancak ona benzeyen biri kendilerine gösterildi. Onun hakkında aralarında ayrılığa düşenler ondan yana bir tereddüt içindedirler. Bu konuda onlar zanna dayanmaktan başka bir bilgiye sahip değildirler. Kesin olarak onu öldürmediler.
Aksine Allah onu kendi katına yükseltti. Allah yücedir, hakimdir.
Kitap ehlinden ölümünden önce ona inanmayacak yoktur. Kıyamet gününde o, onların aleyhine şahitlik eder. [27]
27.Buradaki "ölümünden önce" tabiri iki şekilde açıklanmıştır. Birinci açıklamaya göre metindeki zamir "kitap ehlinden olan"a işaret etmektedir. Buna göre kitap ehlinden olanların her biri ölümünden hemen önce Hz. İsa (a.s.)`ya gerçek bir imanla iman edecek ancak bu andaki iman bir yarar sağlamayacaktır. İkinci açıklamaya göre ise metindeki zamir Hz. İsa (a.s.)`ya işaret etmektedir. Bu açıklamaya göre de Hz. İsa (a.s.) öldürülmemiş ve göğe yükseltilmiş olduğundan ölümünden önce yere inecek ve onun indiği zamanda yaşayan kitap ehlinin tümü kendisine iman edecektir. Hz. İsa (a.s.)`nın ölümünden önce yere indirileceğini bildiren bir hadisi şerif de bu açıklama için delil olarak kabul edilmektedir.
Yahudilerin zulümlerinden ve çok kimseyi Allah'ın yolundan alıkoymalarından dolayı kendilerine daha önce helal kılınmış temiz nimetleri onlara yasakladık.
Yine yasaklandıkları halde faiz almalarından ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı (böyle yaptık). İçlerinden inkarcılara acıklı bir azap hazırladık.
Ancak onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. (Onlar) namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe inananlardır. İşte onlara büyük bir ecir vereceğiz.
Biz, Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a, oğullarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur'u vermiştik.
163.İbnu İshak`ın Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre, (yahudilerden) Adiy bin Zeyd`in: "Allah`ın Musa`dan sonra kimseye bir şey indirdiğini bilmiyoruz" demesi üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Biz kıssalarını sana anlatmış olduğumuz peygamberler ve sana kıssalarını anlatmış olmadığımız peygamberler gönderdik. Allah Musa ile de doğrudan konuştu.
Peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahanelerinin kalmaması için müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdik. Allah yücedir, hakimdir.
Ancak Allah sana indirdiğini kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Şahit olarak da Allah yeter.
İnkar eden ve insanları Allah'ın yolundan alıkoyanlar uzak bir sapıklığın içine düşmüşlerdir.
İnkar eden ve zulmedenler var ya, Allah onları ne bağışlar ne de bir yola iletir.
Onları cehnennemin içinde sonsuza kadar kalmaları üzere sadece cehennemin yoluna iletir. Bu, Allah için pek kolaydır.
Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakla geldi. İman edin. Bu sizin için hayırlı olur. Eğer inkar ederseniz şüphesiz ki göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hakimdir.
Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında doğru olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih Allah'ın peygamberi, Meryem'e bıraktığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Artık Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "(İlah) Üçtür" demeyin. Bu iddialarınızdan vazgeçin. Sizin hayrınıza olur. Şüphesiz ki Allah tek bir ilahtır. Allah bir çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanlar hep O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Mesih Allah'a kul olmaktan çekinmez; Allah'a yaklaştırılmış melekler de çekinmezler. [28] Kim O'na kul olmaktan çekinir de büyüklenirse (bilsin ki) O, onların tümünü kendi huzuruna toplayacaktır.
28.Buradaki yaklaştırılma ile kastedilen derecelerinin yükseltilmiş olmasıdır. Yoksa mekan itibariyle bir yaklaştırılma sözkonusu değildir. Yüce Allah mekandan münezzehtir.
İman edip salih amel işlemiş olanların karşılıklarını eksiksiz olarak verir ve ayrıca kendi lütfu ile de fazladan ihsanda bulunur. Kulluktan çekinmiş ve büyüklenmiş olanları ise acıklı bir azaba çarptırır. Onlar kendileri için Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazlar.
Ey insanlar! Size Rabb'inizden burhan [29] gelmiştir ve size aydınlatıcı bir nur indirdik.
29.Burhan kesin delil, kuvvetli kanıt ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırmayı sağlayan kuvvetli dayanak gibi anlamlara gelir. Burada kastedilen burhanın Resulullah (a.s.) olduğu bildirilmiştir.
Allah'a iman eden ve O'na sarılanları Allah, kendi katından rahmet ve lütfun içine sokacak ve onları kendine giden doğru bir yola iletecektir.
Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında şöyle fetva veriyor: Eğer çocuğu olmayan ancak bir kız kardeşi bulunan bir adam ölürse malının yarısı bu kızkardeşinindir. Aynı durumdaki kadın öldüğü zaman ise erkek kardeşi malının tamamını alır. Eğer kızkardeşler iki tane olurlarsa o zaman adamın bıraktığı mirasın üçte ikisini alırlar. Eğer kız ve erkek kardeşler birlikte mirasçı olurlarsa o zaman erkeğe kızın aldığının iki katı verilir. Allah yanlış yola sapmamanız için size açıklıyor. Allah her şeyi bilendir."