Nun. Kaleme ve yazdıklarına andolsun,
Rabbinin nimetiyle sen bir mecnun değilsin.
2.İbnu Münzir`in İbnu Cureyc`den rivayet ettiğine göre müşriklerin Resulullah (a.s.)`ı delilikle itham etmeleri üzerine bu ayeti kerime indirildi.
Senin için kesintisiz bir ecir vardır.
Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin.
Yakında sen de göreceksin onlar da görecekler.
Hanginizin çarpılmış olduğunu.
Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da en iyi bilendir; doğru yolda olanları da en iyi bilendir.
Şu halde yalanlayanlara itaat etme.
İstediler ki sen yumuşak davranasın da onlar da (sana) yumuşaklık göstersinler. [1]
1.Yani senin kendi dinini tebliğdeki ciddiyetini bırakman veya onların dinlerindeki sapıklıklardan sözetmemen karşılığında sana olan muhalefetlerini hafifletmek istediler.
Sürekli yemin edip duran, aşağılık hiçbir kimseye itaat etme.
10-16.İbnu Ebi Hatim`in Suddi`den rivayet ettiğine göre bu ayeti kerimeler Ahnes bin Şerik hakkında indirilmiştir. Yine İbnu Ebi Hatim`in Mücahid`den rivayet ettiğine göre ise Esved bin Abdi Yeğus hakkında indirilmiştir.
(Herkesi) ayıplayan, söz taşıyan,
İyiliği engelleyen, saldırgan, çok günahkar,
Kaba ve bütün bunlardan sonra soyu belirsiz.
Mal ve oğullar sahibidir diye.
Kendisine ayetlerimiz okunduğunda: "Öncekilerin masalları" der.
Yakında onun burnu üzerine damga vuracağız.
Biz bahçe sahiplerini imtihan ettiğimiz gibi bunları da imtihan ettik. Hani onlar sabah vaktinde [2] onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
2.Yani erkenden, kimse görmeden ve dilenciler işin farkına varmadan.
Hiç istisna da etmiyorlardı. [3]
3."Allah dilerse" diye bir kayıt koymuyorlardı.
Ancak onlar uyurlarken Rabbinden (gönderilen) bir salgın onun üzerini sardı,
Böylece (bahçe) kapkara oluverdi.
Sabahleyin birbirlerine seslendiler.
"Eğer devşirecekseniz erkenden ürününüze gidin" diye.
Derken aralarında fısıldaşarak yola çıktılar.
"Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın" diye.
(Yoksulları) engellemeye güç yetirecekleri zannıyla erkenden gittiler.
Fakat onu (bahçeyi) gördüklerinde: "Herhalde yanlış geldik" dediler.
"Hayır. Doğrusu biz mahrum bırakıldık."
Orta hal üzere (mutedil) olanları dedi ki: "Ben size (Allah'ı) tesbih etmeniz gerekmez mi dememiş miydim?"
"Rabbimizi tesbih ederiz! Doğrusu biz zalimlerdenmişiz" dediler.
Bu kez birbirlerine dönüp birbirlerini kınamaya başladılar.
Dediler ki: "Yazık bize! Doğrusu biz azgınlarmışız.
Belki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz Rabbimize yönelenleriz."
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
Şüphesiz takva sahipleri için Rablerinin katında nimet cennetleri vardır.
Müslümanları hiç suçlular gibi yapar mıyız?
Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Yoksa sizin bir kitabınız var da (bu verdiğiniz hükümleri) onda mı okuyorsunuz?
İçinde, siz neyi seçerseniz o sizin olacak (diye mi yazılı)?
Yoksa sizin bizim üzerimizde, neye hükmederseniz onun sizin olacağı hakkında kıyamet gününe kadar sürecek ahitleriniz mi var?
Sor onlara; hangileri bunun savunuculuğunu yapacak?
Yoksa onların ortakları mı var? Öyleyse eğer doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.
O gün bacak açılır ve secdeye çağrılırlar ama güç yetiremezler.
Gözleri düşkün bir halde. Kendilerini de zillet bürür. Oysa onlar sağlamken secdeye çağrılıyorlardı.
Bu sözü yalanlayanı sen bana bırak. Biz onları bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş (azaba) yaklaştıracağız.
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım pek sağlamdır.
Yoksa sen onlardan ücret istiyorsun da onlar borçtan ağır yük altında mı kaldılar?
Yoksa gayb (ilmi) kendi yanlarındadır da onlar (onu) yazıyorlar mı?
Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o çok kederli bir halde seslenmişti.
Eğer Rabbinden ona bir nimet erişmemiş olsaydı mutlaka çırılçıplak bir alana kınanmış bir halde bırakılırdı.
Ancak Rabbi onu seçti ve onu salihlerden kıldı.
O inkar edenler zikri (Kur'an'ı) duyduklarında neredeyse gözleriyle seni devireceklerdi. (Hala senin hakkında): "O bir delidir" diyorlar.
Oysa o (Kur'an) ancak alemler için bir öğüttür.