21. Enbiyâ Suresi Meali

İnsanların hesaba çekilecekleri (gün,) onlara yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde (haktan) yüz çeviriyorlar.
2, 3. Rableri olan Allah’tan onlara ne zaman yeni bir mesaj gelse onlar mutlaka oynayarak, gönüllerini eğlendirerek o mesajı dinlerler. (Ciddi olarak dinlemezler.) O zalimler, gizlice aldıkları kararlarını açıkladılar(): “Bu (Muhammed,) ancak sizin gibi bir insandır, göz göre göre büyüye mi katılacaksınız.”
2, 3. Rableri olan Allah’tan onlara ne zaman yeni bir mesaj gelse onlar mutlaka oynayarak, gönüllerini eğlendirerek o mesajı dinlerler. (Ciddi olarak dinlemezler.) O zalimler, gizlice aldıkları kararlarını açıkladılar(): “Bu (Muhammed,) ancak sizin gibi bir insandır, göz göre göre büyüye mi katılacaksınız.”
(O da) dedi ki: “Rabbim gökteki ve yerdeki her sözü bilir. O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir. (Onların sözünü işiten, gönüllerindekini bilendir.)
Hayır, hayır! (Onlar içlerinden “sihirdir” demiyorlar.) Belki, “karışık rüyalardır” veya “uydurmuştur” veya “bir şairdir. O da evvelkilerin (mucizelerle) gönderildiği gibi bize bir mucize getirsin” dediler.
Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir mucizelere inanmadı da bunlar mı inanacak?
Senden önce de, yalnızca kendilerine vahyettiğimiz bazı adamları peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ve ilim ehlinden sorun.
Onları yemek yemeyen cesetler de kılmadık. Onlar ebedî de kalmadılar.
Sonra onlara verdiğimiz sözü doğru çıkardık. Onları ve istediklerimizi kurtardık. Ve hayatlarını boş yere harcayanları da helak ettik.
Şüphesiz size, (hayatınız için gerekli bütün) bilgi ve uyarılar içinde olan bir kitap indirdik. Neden düşünmüyorsunuz?
Zulmeden nice şehirleri perişan ettik. Ve onlardan sonra başka toplumlar inşa ettik.
O helak olanlar, Bizim şiddetli azabımızın geldiğini hissettiklerinde, hemen ondan kaçıp koşmaya başladılar.
(Biz:) “Kaçmayın, içinde bulunduğunuz refaha ve evlerinize dönün. Çünkü sorguya çekileceksiniz” (dedik.)
Onlar: “Yazıklar olsun bize! Biz zalimlerden olduk” dediler.
Onlar böylece yalvarmaya devam ettiler. Nihayet onları biçtik, yakıp kül ettik.
Biz, göğü, yeri ve aralarındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, kendimizden edinirdik. Fakat Biz, böyle bir şey yapan değiliz.
Hayır! Biz hakkı batıla saldırtırız, hak batılı ezer; bakarsın batıl yok olup gitmiştir. (Allah hakkında) yaptığınız nitelemelerden dolayı size yazıklar olsun!
(Çünkü) göklerdeki ve yerdeki herkes O’nundur. O’nun katında olanlar, O’na ibadet etmekten büyüklenmezler ve bıkkınlık da göstermezler.
Hiç ara vermeden gece-gündüz O’nu tesbih ederler.
Yoksa o kâfirler, yerden birtakım putlar edindiler de, (ölüleri) onlar mı diriltecek?
Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı, gökler ve yer(in nizamı) bozulacaktı. Bütün Arş (ve kâinatın) sahibi olan Allah, onların nitelemelerinden çok yüce ve münezzehtir.
O, yaptıklarından sorumlu tutulmaz. Fakat onlar sorguya çekilirler.
Yoksa Allah’ın bir altında() ilahlar mı edindiler? De ki: “Açık delilinizi getirin. Bu tevhid (birleme) akidesi, benim de benden öncekilerin de zikir ve mesajıdır. Fakat onların çoğu hakkı bilmiyorlar ve ondan yüz çeviriyorlar.
Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, Ona: “Benden başka ilah yoktur. Yalnızca Bana ibadet edin” diye vahyetmiş olmayalım.
26, 27. Bütün canlıların rızkını veren, kendisi rızka muhtaç olmayan Allah için “evlat edindi” dediler. Hayır, evlat dedikleri o melekler, ikrama mazhar kullardır. Sözde O’nun önüne geçmezler ve yalnızca O’nun emriyle amel ederler.
26, 27. Bütün canlıların rızkını veren, kendisi rızka muhtaç olmayan Allah için “evlat edindi” dediler. Hayır, evlat dedikleri o melekler, ikrama mazhar kullardır. Sözde O’nun önüne geçmezler ve yalnızca O’nun emriyle amel ederler.
Allah onların geçmişlerini ve geleceklerini bilir. Allah’ın razı olduğundan başkasına şefaat yetkileri yoktur. Allah’ın verdiği dehşet ve haşyetten titriyorlar.
Onlardan kim Allah’ın bir altında “ben de bir ilahım” derse, işte ona Cehennem cezasını veririz. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.
O kâfirler görmediler mi? Gökler ve yer kupkuru idi. Biz, onları(n birini yağmur ile diğerini bitkilerle) açtık(): (Yani) her nevi canlıyı sudan yarattık. Artık inanmayacaklar mıdır?
Yer onları sarsmasın diye demirlenmiş gemiler gibi dağlar yarattık. Ve onlar arasında çok geniş yollar açtık. Ki doğruca, gitmek istedikleri yere varsınlar.
Ve semayı (atmosferi) korunmuş bir dam yaptık. Fakat onlar, ondaki ayet ve delillerden yüz çevirmiş durumdadırlar.
Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Onların her birisi ayrı bir yörüngede yüzüyor.
Senden önce hiçbir insana (dünyada) ebedîlik vermedik. Sen öldün de onlar ebedî mi kaldılar?
Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi kötülük ve iyilik ile deneyerek ne olduğunuzu ortaya çıkartırız. Ve en son Bize döneceksiniz. [Yani, imtihan salonu kapanacak, Allah’ın egemenliğinin net bir şekilde görüleceği ahiret âlemine döndürüleceksiniz.]
O kâfirler seni gördükleri zaman, “ilahlarınıza laf atan bu mudur?” diye seni ancak alaya alıyorlar. Hâlbuki onlar, her şeyin rızkını veren Allah’ın mesajını inkâr ediyorlar.
Sanki insan acelecilikten yaratılmıştır. Ben, (azap) ayetlerimi size göstereceğim. Sakın Benden acilen gelmelerini istemeyin. (Acilen gelirse, siz zararlı çıkarsınız.)
“Eğer doğru iseniz, bu vaadettiğiniz kıyamet ne zaman olacaktır?” diyorlar.
Keşke o kâfirler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi alamadıkları ve kendilerine de yardım edilmediği anı bir bilselerdi!
Hayır! O kıyamet onlara ansızın gelecektir. Onları şaşkına uğratacak. Ne onu geri çevirebileceklerdir ne de kendilerine mühlet tanınacaktır.
Şüphesiz senden önceki Allah’ın elçileriyle de alay edildi. Alaya aldıkları (o azap,) o elçileri hafife alanları kuşatmış oldu.
De ki: “Gece ve gündüzde sizi Rahman olan Allah’(ın azabın)dan kim koruyabilir? Hayır! Onlar ancak, sahipleri olan Allah’ın azabından yüz çevirmiş durumdadırlar.
Yoksa Bize karşı onları koruyacak ilahları mı var? (O ilahlar) kendi kendilerine yardım edemiyorlar (ki onlara yardım etsinler.) Ve onlar Biz’den iltifat da görmezler.
Fakat Biz, onları da babalarını da yaşattık. Öyle ki ömürleri uzadı da ebedî olduklarını sandılar. Görmüyorlar mı? Biz yere varıp etrafından onu eksiltiyoruz. [Savaşlarla, ölümle, erozyonla yeri ve insanları azaltıyoruz.] Yoksa onlar, Bize karşı galip mi olacaklar!?
De ki: Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum. Fakat sağırlar, uyarıldıkları zaman çağrıyı işitmezler.
Eğer Rabbinin azabından bir üfürücük dahi onlara dokunsa, “Yazıklar olsun bize! Biz zalimlerden olduk” diyecekler.
Kıyamet günü için Biz, çok adil teraziler koyarız. Kimseye hiçbir haksızlık edilmez. Hardal tanesi ağırlığı kadar dahi olsa, onu getiririz. Hesap görücü olarak Biz yeteriz.
Andolsun! Biz Musa ve Harun’a, kendilerini koruyan muttakiler için mesaj ve ışık olan, her şeyi açıklayıcı bir kitap verdik.
O muttakiler ki gıyaben, Rablerinin büyüklüğüne karşı irkilirler ve kıyametin kopmasından da çekiniyorlar.
Bu Kur’an da bereketli, kusursuz, indirdiğimiz bir mesajdır. Artık onu nasıl inkâr edersiniz?
Andolsun! Biz önceden İbrahim’e, doğru yolu bulma kararlılığını verdik. Biz onun (ehil olduğunu) biliyorduk.
Hani, babasına ve toplumuna: “Başlarında durduğunuz bu heykeller nedir?” dedi.
Onlar: “Biz babalarımızın bunlara devamlı taptıklarını gördük” dediler.
İbrahim: “Andolsun! Siz de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindeymişsiniz” dedi.
Onlar: “Bize, doğru, gerçek bir mesaj mı getirdin? Yoksa bizimle oynuyor musun?” dediler.
İbrahim: “Hayır! (Ben sizinle oynamıyorum.) Rabbiniz, sahibiniz, gökleri ve yeri yaratan, onların Rabbi olan Allah’tır. Ben de bu konuda şahitlerdenim.
Ve Allah’a andolsun! Siz onları (mabette) bırakıp döndüğünüzde, ben onlara bir tuzak kuracağım.” dedi.
Gitti, hepsini parça parça etti. Fakat onların büyüğünü bıraktı ki, ona dönsünler.
“Kim bunu ilahlarımıza yapmış? Bunu yapan şüphesiz zalimlerdendir” dediler.
“Onları diline dolayan, İbrahim denilen bir genç işittik” dediler.
“İnsanların gözü önünde onu getirin ki, ona şahit olup ibret alsınlar” dediler.
(Onu getirip:) “Ey İbrahim! İlahlarımıza bunu sen mi yaptın?” dediler.
İbrahim: “Belki, o yapmıştır. Bu büyükleri… Eğer konuşuyorlarsa, onlara sorun!” dedi.
Onlar kendilerine dönüp: “Şüphesiz siz, zulmettiniz”() dediler.
Sonra eski kafalarına geri döndüler. İbrahim’e: “Sen bunların hiç konuşmadıklarını iyi bilirsin” dediler.
İbrahim: “Allah dışında, size ne bir fayda ne bir zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz?
Ben, sizden de Allah dışında ibadet ettiklerinizden de bıktım! Neden düşünmüyorsunuz?” dedi.
Onlar: “Onu yakın ve ilahlarınıza yardım edin, eğer (bir şey) yapacaksanız…” dediler. (Onlar, onu ateşe atınca;)
Biz: “Ey ateş, İbrahim’e serin ve selametli ol!” dedik.
Onlar ona kötülük etmek istediler. Biz onları daha zararlı çıkardık.
Onu ve Lut’u, insanlar için mübarek kıldığımız memlekete doğru kurtardık.
İshak ve Yakub’u da fazladan ona bağışladık. Ve hepsini de iyilerden kıldık.
Onları emrimizle yol gösteren önderler kıldık. Onlara iyilikler yapmanın, namaz kılmanın, zekât vermenin yapılışını vahyettik. Onlar daima, Bizim namımıza hareket ettiler. (Bize kulluk ettiler.)
Lut’a hüküm ve ilim verdik. Pislikler yapan o şehirden onu kurtardık. Çünkü onlar yasaları çiğneyen, kötülükler yapan bir toplum idiler.
Onu rahmetimizin himayesine aldık. Şüphesiz o iyilerdendir.
Nuh’u da an: “O Biz’e yalvardığında, onun duasını kabul ettik. Onu ve ehlini büyük bir sıkıntıdan kurtardık.
Ayetlerimizi yalanlayan o topluma karşı, ona yardım ettik. Çünkü onlar kötü bir toplum idiler. Biz de hepsini boğduk.
Davud ve Süleyman’ı da an: Milletin koyunları tarlaya daldı diye, onun hakkında hükmettikleri zamanı (düşün.) Biz onların hükmüne şahit olduk.
Böylece hüküm etmeyi Süleyman’a öğrettik. Her birisine de hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Davud ile beraber tesbih eder bir halde musahhar kıldık. Bütün bunları yapan Biz olduk.
Davud’a sizin için zirh yapma sanatını da öğrettik. Ki sizi savaşlarda korusun. Artık şükretmeyecek misiniz?
Süleyman’a da, kasırga gibi esen rüzgârı, mübarek kıldığımız topraklara onun emriyle akıp gidecek şekilde musahhar kıldık. Biz her şeyi çok iyi biliriz.
Şeytanlardan da onun için denize dalan ve ondan başka iş de yapanları onun emrine verdik. O şeytanları (onun için) gözetim altında tutan Bizdik.
Eyyub’u da an: “Ey Rabbim! Zarar bana dokundu. Sen de Erhamürrahiminsin” demişti.
Biz de, kendimizden bir rahmet ve abitler için bir hatıra olarak, onun duasını kabul ettik, ondaki hastalığı giderdik, ailesini ve bir o kadar daha onlarla beraber ona verdik.
İsmail, İdris ve Zül-Kifl’i de hatırla. Onların hepsi sabredenler idi. [Onun için bu kâfirlerin dedikodularına karşı sen de sabret.]
Onların hepsini rahmetimizin himayesine aldık. Şüphesiz onlar, iyilerden idiler.
Zünnun’u (Yunus’u) da an: Hani kızarak çıkmış idi. Başına bir mukadderat (bela) getirmeyeceğimizi sanmış idi. (Denize düştü, balık onu yuttu.) O da karanlıklar içinde: “Allah’ım! Senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum” diye yalvardı.
Biz de onun duasını kabul ettik, onu kederden kurtardık. İşte iman ile Bize sığınanları, böylece kurtarırız.
Zekeriyya’yı da an: “Ey Rabbim! Beni yalnız bırakma. En iyi varis Sen’sin!” diye Rabbine yalvardı.
Biz de duasını kabul ettik. Ona Yahya’yı bağışladık. Hanımını onun için iyileştirdik. Gerçekten onlar, hayırlı işlere koşarlardı. Hayırlar umarak, kötülüklerden sakınarak, Bize dua (ve istiğfar) ederlerdi. Bizim için büyük bir saygı duyuyorlardı.
Irzını koruyan(Meryem)ı da an: Ona ruhumuzdan üfledik. Onu ve oğlunu âlemlere bir ayet yaptık.
İşte bütün bu peygamberler tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdirler. Ve Rabbiniz de Benim, yalnızca Bana ibadet edin.
Fakat sizler() aranızdaki işinizi parça parça ettiniz. (İhtilafa girdiniz.) Hepiniz Bana döneceksiniz. (Cezanızı çekeceksiniz.)
Kim inanmış olarak iyi işler yaparsa, onun çalışmasına karşı nankörlük edilmeyecektir. Onun çalıştığının hepsini yazacağız.
(Azgınlıklarından dolayı) helak etmek istediğimiz bir şehrin hakka geri dönmesi de yasaktır. (Mümkün değildir. Öylece bozguncular çoğalır.)
Nihayet Yecüc ve Mecüc’ün önü açılır. Onlar her tepeden akın ederler.
Ve gerçek olan kıyamet kopma va’di yakınlaşmış olur. O koptuğu zaman, o kâfirlerin gözleri dışarı fırlar: “Yazıklar olsun bize! Biz bundan habersizdik. Hayır, biz zalimler idik” (derler.)
(Biz de deriz ki:) “Siz ve Allah dışında ibadet ettikleriniz, Cehennemin yakıtısınız. Siz oraya varacaksınız.
Eğer bu taptıklarınız ilah olmuş olsalardı, oraya gitmemiş olacaklardı. Fakat onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.
Onlar orada ağlaşıp sızlarlar. Ve onlar orada hiçbir şey işitmezler. (Ki birbirlerine dahi yardım etsinler.)
Kendilerine güzel bir vaat olarak Cenneti söz verdiklerimiz ise, işte onlar o Cehennemden uzak tutulurlar.
Onlar o Cehennemin uğultusunu dahi işitmezler. Onlar nefislerinin arzuladığı şeyler içinde ebedî olarak kalacaklardır.
Kıyametin o korkunç halleri onları hüzünlendirmez. Size vaadedilen gün, işte budur!” diye, melekler onları karşılar.
O gün, kitap tomarlarını dürer gibi göğü düreriz. İlk sefer yarattığımız gibi, yeniden yaratırız. Bu, üzerimize aldığımız bir vaattir. Şüphesiz onu yerine getireceğiz.
Zebur’da zikir(yasa ve bilgi)den sonra, “Yeryüzüne Benim iyi kullarım varis olacaklardır” diye yazdık.
İşte bunda, Bize kulluk eden bir toplum için bir mesaj (müjde) vardır.
Evet, Biz seni (İslam’ı,) ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
De ki: “İlahınız bir tek ilahtır diye bana vahyediliyor. Artık teslim olacak mısınız?”
Eğer sırt çevirirlerse de ki: “Hepinize eşit olarak haber verdim. Ben bilmiyorum, vaadedildiğiniz (kıyamet) yakın mıdır, yoksa uzak mıdır?
Şüphesiz Allah, sizin açıkladığınız sözleri de gizlediğinizi de bilir.
Ben bilmiyorum, belki azabın gelmeyişi, sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir.”
[Bu mesaj ve uyarılara rağmen, onlar peygambere kulak vermediler.] O da: “Ey Rabbim! Sen hak ile hükmünü ver. Ve sizin nitelemenize karşı tek yardım dileyeceğim yer, her şeyin razık ve sahibi olan Rabbim’dir” dedi.