Bütün hamd ve kemalat (övgü sebepleri,) gökleri ve yeri açarak yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratıklar içine istediği şeyi ilave eder. O, her şeye gücü yetendir.
Allah, insanlara bir rahmet (kapısını) açtı mı, o rahmeti engelleyen olamaz. Engellediği bir şey olursa da, O’ndan sonra o şeyi gönderen olamaz. O, izzet, kudret ve hikmet sahibidir.
(*) Sebe’ suresi, ahiret aleminin izahı ve ispatı iken, bu Fatır suresi de, ikinci dirilişin olacağının ispatı ve izahıdır.. Allah, istediği şeyi istediği zaman yaratandır. O, sonsuz güç sahibidir.
Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah’tan başka yaratan mı var? Asla O’ndan başka ilah yoktur. Artık nasıl (haktan batıla) dönüyorsunuz?!
Eğer seni yalanlarlarsa, şüphesiz senden önce de nice peygamberler yalanlandılar. Fakat bütün işler Allah’a dönecektir. [Her şey ahirette belli olacaktır.]
Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz haktır. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah hakkında (kötü zan besleterek) çok aldatıcı olan şeytan da sizi aldatmasın.
Çünkü şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. O kendi taraftarlarını, ancak sert ateş (cehennem) ehlinden olsunlar diye çağırır.
O kâfirler için çok şiddetli bir azap vardır. İman edip yararlı işler yapanlar için ise, bağışlanma ve büyük bir ücret vardır.
Yaptığı kötü iş kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören ile böyle olmayan bir olur mu? Şüphesiz Allah, istediğini saptırır, istediğini de doğru yola iletir. Artık onlara hasret çekerek kendini helak etme! Çünkü Allah, onların yaptıkları işleri çok iyi bilendir.
Rüzgârları gönderip de bulutu havaya kaldıran Allah’tır. Biz o bulutu ölü bir memlekete sevk ederiz. Ölümünden sonra toprağı onunla diriltiriz. İşte (kabirlerden) dirilip dağılmak da böyle olacaktır.
Artık kim, izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki bütün şeref ve izzet, Allah’ındır. Güzel, hoş sözler O’na yükselir. Yararlı işleri de O yükseltir (kabul eder.) (Artık kim izzet kazanmak istiyorsa, güzel bir söz olan Tevhid kelimesi ile imana gelsin, yararlı işler yapsın.) Kötü tuzaklar kuranlar için ise, şiddetli bir azap vardır. İşte böylelerin tuzakları yok olmaya mahkûmdur.
Allah sizi topraktan yarattı. (Meni hücresi oldu.) Sonra sizi o meni hücresinden yarattı (döllenmiş oldu.) Sonra (o döllenmiş yumurtayı, ikiz doğuracak şekilde) sizi çiftler (dişi-erkek) yaptı. O’nun ilmi olmadan, hiçbir dişi hamile kalmaz ve doğurmaz. Canlıların ömürlerinin uzatılması ve ömürlerinin eksiltilmesi, mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphesiz bu, Allah’a çok kolaydır.
İki deniz eşit değiller. Biri tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi hoştur. Diğeri de tuzludur, acıdır. Ve her birinden de taze bir et yiyorsunuz. Ve taktığınız süsler çıkarıyorsunuz. Allah’ın verdiği rızkı aramanız ve şükretmeniz için, gemilerin denizi yarıp yüzdüğünü görürsün.
Allah, geceyi gündüze sokar, gündüzü de geceye sokar. Güneşi ve ayı musahhar kılmıştır. Her birisi belli bir süreye kadar akıp yüzmektedir. İşte sahibiniz Allah budur, mülk tamamen O’nundur. O’nun dışında yalvardığınız şeyler ise, onlar çekirdeklerin embriyolarına bile sahip olamıyorlar.()
(*) Muhtarussihah (kıtmir kelimesi.)
Eğer onları çağırırsanız, onlar sizi işitmezler. İşitseler de size cevap veremezler. Ve kıyamet günü onlar, sizin onları Allah’a eş koşmanızı inkâr edecekler. İşte her şeyden haberdar olan Allah gibisi doğru haber veren yoktur!
Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise, hiçbir şeye muhtaç değildir. Övülmeye sebep bütün mükemmellikler O’nundur.
İsterse sizi götürür, yeni bir mahlûkat getirir.
Ve bu durum, Allah’a çetin gelmez.
Ve hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen kimse, yükünü taşımaya çağırsa, çağırdığı kişi akrabası dahi olsa, onun yükünden bir şey hafifletilmez (hafifletmez.) Sen, (akrabalarını değil) ancak, görmedikleri halde Rablerinin büyüklüğünden ürperen, doğruca namaz kılanları uyarabilirsin. Artık kim (bu şekilde) temizlenmişse, o kendi lehine temizlenmiştir. Ve her şeyin son dönüşü Allah’adır.
Ve kör ile gören eşit değildir.
Karanlıklar ve aydınlık da eşit değildir.
Güneş sıcaklığı ile gölge de bir olamazlar.
Diriler ile ölüler de eşit değiller. Şüphesiz Allah, istediğine (bu mesajları) işittirir. Fakat sen kabirde olanlara (manen ölmüşlere) işittiremezsin.
Sen ancak bir uyarıcısın.
Şüphesiz Biz seni, doğru bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ve hiçbir toplum yoktur ki, kendisine bir uyarıcı gelip, içlerinde kalmış olmasın.
Eğer seni yalanlarlarsa, şüphesiz kendilerinden öncekiler de yalanladılar. Elçilerimiz onlara mucizelerle, mektuplarla ve aydınlatıcı bir kitap ile geldiler. (Fakat onlar, o elçileri yalanladılar.)
Sonra o kâfir olanları yakalayıverdik. İşte bak, nasıl onları azaplandırdım!
Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi. Onunla renkleri değişik meyveleri çıkardık. Dağlardan da beyaz ve kırmızının bütün tonlarında ve simsiyah yollar (damarlar) var.
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da, onlar gibi değişik renkliler vardır. Artık gerçek bir şekilde Allah’tan ürperti duyanlar, ancak âlimlerdir. Şüphesiz Allah, izzet, kudret ve mağfiret sahibidir. (Sonsuz kudretine karşı insanların yaptığı hataları affeder.)
Allah’ın kitabını devamlı okuyanlar, doğruca namaz kılanlar, onlara verdiğimiz rızıktan gizli-açık nafaka verenler, işte onlar yok olmayacak bir ticareti umuyorlar.
Ki Allah, onların ücretlerini tam olarak versin ve fazlından onlara katkıda bulunsun. Şüphesiz O, çok bağışlayandır ve en iyi karşılık verendir.
Sana vahyettiğimiz kitap, kendisinden önceki vahiyleri tasdik edici olarak gelen gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarından çok iyi haberdardır, onları çok iyi görendir. (İnsanların vahiy hakikatlerine nasıl muhtaç olduklarını gören ve bilendir.)
Sonra o Kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi nefsine zulmeder, kimi de ortadadır, kimisi de Allah’ın izniyle iyilikler hedefine varandır. İşte en büyük üstünlük budur:
İçlerinde kalınacak Cennetlere gireceklerdir. Onlara, altından bilezikler ve inciler takılacaktır. Ve orda elbiseleri de ipektir.
Ve derler ki: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun! Şüphesiz sahibimiz olan Allah, çok bağışlayan ve çok iyi karşılık verendir.”
“O Allah ki, fazl ve ihsanından bizi, kalınmaya değer bir yurda indirdi. Orada bize ne yorgunluk dokunur, ne de bize bıkkınlık gelir.”
Kâfir olanlar için ise, Cehennem ateşi vardır. Tam ölsünler diye işleri bitirilmez. Ve onlardan azap da hafifletilmez. İşte Biz, nankör kâfirleri böylece cezalandırırız.
Onlar orada feryad u figan ederler: “Ey Rabbimiz! Daha önce yaptıklarımızın tersini yapmak için bizi buradan çıkar.” derler. Biz de: “Öğüt alacak olanın öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadın! Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı olmaz.” (deriz.)
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilendir. O, gönüllerde saklı olan her şeyi de en iyi bilendir.
Sizi yeryüzünün idarecileri yapan Allah’tır. Artık kim inkâr ederse, onun inkârı kendi aleyhine olur. Ve o kâfirlerin inkârları, sahipleri olan Allah katında onlara gazaptan başka bir şey artırmaz. Ve o kâfirlerin inkârları, onlara zarardan başka bir şey artırmaz.
De ki: “Allah’ın dışında yalvarıp eş koştuklarınızı gördünüz mü? Gösterin bakalım; yerden ne yaratmışlar? Yoksa onlara bir kitap verdik de, onlar ondaki delile mi dayanıyorlar? Hayır! O zalimler, birbirlerine, aldatmaktan başka bir şey vaadetmiyorlar.
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, düzenleri bozulmasın diye tutuyor. Eğer onların düzeni bozulsa, Allah’tan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, kullarının hatalarına karşı çok yumuşak davranan ve onları bağışlayandır. [Allah, insanların kâinat düzenini bozmalarını bir dereceye kadar bağışlıyor, onlara yumuşak davranıyor.]
Ve bütün var güçleriyle; eğer kendilerine bir peygamber gelse, herhangi bir milletten daha dindar olacaklarına yemin ettiler. Peygamber onlara geldiğinde ise, onlara nefretlerini arttırmaktan başka bir katkısı olmadı:
(Yani) onlara, yeryüzünde büyüklük taslamaları ve kötü tuzaklar kurmaları neticesini verdi. Hâlbuki kötü tuzak, ancak sahiplerini kuşatır. Artık onlar, geçmiş ümmetlerin başına gelen İlahî yasadan başka bir şey beklemiyorlar. Ve asla Allah’ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Ve asla Allah’ın yasasında bir sapma bulamazsın. (Azap yasası mutlaka onları yakalayacaktır.)
Yeryüzünde dolaşıp onlardan öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Hâlbuki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. Fakat ne göklerde ne de yerde hiçbir şey Allah’ı aciz bırakacak (O’ndan kurtulacak) değildir. Çünkü Allah (her şeyi) bilendir, (her şeye) gücü yetendir.
Eğer Allah, insanların yaptıklarından dolayı onları yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat belli bir süreye kadar onları tehir ediyor. Artık ecelleri geldiği zaman, şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir. (Hak ettiklerine göre, onları cezalandıracaktır.)