Zikir ve mesajı okuyanlara andolsun ki;
İlah ve mabudunuz bir tanedir.
O, göklerin ve yerin ve aralarındakilerin Rabbi ve doğuların() Rabbidir.
(*) Madde dışındaki diğer boyutların… Çünkü her şey başka bir boyuttan doğuyor. Veya Müslümanların memleketleri olan doğu bölgelerinin Rabbi veya…
Şüphesiz Biz, yakın göğü yıldızlar süsü ile süsledik.
İnatçı her nevi şeytandan koruduk.
Onlar, (semavi) yüce meclise kulak dayatamazlar. Ve her taraftan ateşe maruz kalırlar.
Kovulurlar ve onlar için daimi bir azap vardır.
Meğer o meclisten bir söz kapan olursa, peşini delici bir alev takip eder.
Şimdi onlara sor: “Onlar mı daha güçlüdür, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Şüphesiz Biz, onları yapışkan, bir çamurdan yarattık.
Hayır! Sen (onlara) şaşıyorsun, onlar da alay ediyorlar.
Uyarıldıkları zaman da öğüt almıyorlar.
Bir mucize gördükleri zaman da alaya alıyorlar.
Ve: “Bu, apaçık bir büyüdür.”
“Biz toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı dirilecekmişiz?”
“Eski atalarımız da mı dirilecekler?” dediler.
De ki: “Evet (dirileceksiniz!) Hem de hor ve hakir olarak.”
Evet, onların dirilişi tek bir sayha ile olacak. Hemen dirilip bakacaklar.
“Yazıklar olsun bize! İşte ceza ve din günü budur!”
“Sizin yalanladığınız, her şeyin birbirinden ayrıldığı gün, budur!” diyecekler.
22, 23. Biz de: “O zalimleri, eşlerini ve Allah’ın dışında taptıkları şeyleri toplayın, onlara Cehennem yolunu gösterin.”
22, 23. Biz de: “O zalimleri, eşlerini ve Allah’ın dışında taptıkları şeyleri toplayın, onlara Cehennem yolunu gösterin.”
“Ve onları tevkif edin. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”
“Neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?” (deriz.)
Fakat onlar, o gün tam teslim olmuşlardır.
Birbirine dönüp soruşacaklar:
“Şüphesiz siz, sağ tarafımızdan (güveneceğimiz bir tarz ile) bize sokuldunuz” derler.
(Diğerleri:) “Zaten siz inanmadınız.”
“Bizim sizin üzerinizde bir gücümüz yoktu. Bilakis siz, azgın bir toplum idiniz.”
“Artık Rabbimizin sözü, hepimizin aleyhine gerçekleşmiştir. Çare yok, biz (bu azabı) tadacağız.”
“Çünkü biz, aldanmış olduğumuz için sizi de aldattık.” diye cevap verirler.
Evet, onlar o gün azapta ortaktırlar.
İşte Biz, suçluları böyle yaparız.
Çünkü onlara: “Allah’tan başka ilah yoktur.” denildiği zaman, onlar büyüklük taslıyorlardı.
“Deli bir şair için mi ilahlarımızı terk edeceğiz?” diyorlardı.
Tam aksine o Peygamber, doğruluk ile gelmiştir, geçmiş bütün peygamberleri doğrulamıştır.
İşte hiç şüphesiz, siz elim bir azabı tadacaksınız.
Ve yaptıklarınızdan başka bir şey ile cezalandırılmayacaksınız.
Allah’ın ihlâsa muvaffak olmuş olan kulları hariç.
İşte onlar için belli bir rızık vardır.
42, 43, 44. Her nevi meyveler… Ve onlar, nimetler Cennetlerinde, karşılıklı koltuklar üstünde ikrama mazhar olacaklardır.
42, 43, 44. Her nevi meyveler… Ve onlar, nimetler Cennetlerinde, karşılıklı koltuklar üstünde ikrama mazhar olacaklardır.
42, 43, 44. Her nevi meyveler… Ve onlar, nimetler Cennetlerinde, karşılıklı koltuklar üstünde ikrama mazhar olacaklardır.
45, 46, 47. Onlara başağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen içenlere zevk veren, berrak bir kaynaktan doldurulmuş kadeh(ler) sunulur.
45, 46, 47. Onlara başağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen içenlere zevk veren, berrak bir kaynaktan doldurulmuş kadeh(ler) sunulur.
45, 46, 47. Onlara başağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen içenlere zevk veren, berrak bir kaynaktan doldurulmuş kadeh(ler) sunulur.
48, 49. Yanlarında, saklı yumurta gibi bembeyaz, bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş (onları beğenmiş) ceylan gözlü eşler vardır.
Yanlarında, saklı yumurta gibi bembeyaz, bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş (onları beğenmiş) ceylan gözlü eşler vardır.
Ve onlar birbirine dönüp soruşturuyorlar:
Onlardan biri dedi: “Benim bir arkadaşım vardı.
52, 53. Gerçekten sen doğru mu söylüyorsun? Ölüp toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı cezalandırılacağız?” diyordu.
52, 53. Gerçekten sen doğru mu söylüyorsun? Ölüp toprak ve kemikler olduğumuz zaman mı cezalandırılacağız?” diyordu.
Kendisi baktı, o arkadaşını Cehennemin ortasında gördü.
Şöyle dedi: “Allah’a andolsun! Gerçekten, nerede ise beni de helak edecektin.”
“Eğer Rabbimin bana olan nimeti olmasaydı, ben de Cehennemde hazır olanlardan olacaktım.
İşte bak! Biz ölümsüzler değil miyiz?!
Birinci ölümümüz müstesna… Ve biz azaplandırılanlar da değiliz.
Hiç şüphesiz en büyük kazanç, bu içinde bulunduğumuz durumdur.”
İşte çalışanlar, asıl bunun için çalışmalıdırlar.
İkram edilen şey olarak bu mu yararlı, yoksa zakkum ağacı mı?
Şüphesiz Biz o ağacı, zalimler için bir fitne (azap veya imtihan vesilesi) yaptık.()
(*) Kâfirler, Cehennemde biten ağaç sözünü işittikleri zaman: “Ateş ağacı yakarken Cehennemde nasıl ağaç olur?” diye alay ettiler. Bundan dolayı bu söz, onlar için bir imtihan oldu. Bu sözden kastedilen manayı anlamadıkları için, büsbütün küfre saplandılar. Allah istedikten sonra Cehennemin yakmayacağı bir ağaç yaratabileceğini düşünmediler.
64, 65. O gerçekten Cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır. Salkımları, sanki şeytanların başlarıdır.
64, 65. O gerçekten Cehennemin dibinden çıkan bir ağaçtır. Salkımları, sanki şeytanların başlarıdır.
Onlar gerçekten ondan yiyecekler, karınlarını ondan dolduracaklar.
Sonra onlar, çok sıcak bir sudan o yediklerinin üzerine içecekler.
Sonra hiç şüphesiz onlar, ateşe (Cehennem’e) dönerler.
Çünkü onlar, babalarını sapık olarak buldular.
İşte onların izinde böylece koşturulurlar.
Andolsun! Onlardan öncekilerin çoğu sapıttılar.
Hâlbuki Biz, onlara uyarıcılar göndermiştik.
73, 74. İhlâsa muvaffak olmuş olan kullarımız hariç; o uyarılanların sonunun nasıl olduğunu gör!
73, 74. İhlâsa muvaffak olmuş olan kullarımız hariç; o uyarılanların sonunun nasıl olduğunu gör!
Andolsun! Nuh, Bize yalvardı da (onun yalvarmasına karşılık verdik.) En iyi karşılık veren Biz’iz!
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
Biz onun neslini (yeryüzünde) devamlı kıldık.()
(*) Bütün insanların Nuh’un zürriyetinden olmalarına dair olan bilgi, bölgesel anlamdadır, bütün dünya çapında değil.
Sonra gelenler içinde ona (iyi bir ün) bıraktık:
Âlemler içinde Nuh’a selam olsun! (denilir.)
Biz gerçekten iyi davrananları böylece mükâfatlandırırız.
Çünkü o, mümin kullarımızdan idi.
Sonra diğerlerini suda boğduk.
Ve onun etabından biri de hiç şüphesiz İbrahim’dir.
Hani İbrahim, sağlam bir kalp ile Rabbinin huzuruna geldi de,
Babasına ve kavmine: “Neye tapıyorsunuz?”
“Allah’ın dışında uydurma ilahlar mı istiyorsunuz?”
“Bütün âlemlerin sahibi olan Allah’ı ne sanıyorsunuz?” dedi.
“Ben gerçekten hastayım” dedi.
Onlar sırt çevirerek onu bıraktılar.
Bunun üzerine gizlice onların ilahlarına vardı. “Hiç yer misiniz?” dedi.
“Ne oluyor size, neden konuşmuyorsunuz?”
Sağ eliyle (kuvvetli bir şekilde) onlara bir darbe indirdi.
Onlar İbrahim’in üzerine koşturup üşüştüler.
İbrahim: “Yonttuğunuz şeylere mi taparsınız?
Hâlbuki Allah, sizi de yaptıklarınızı da yaratandır.” dedi.
Onlar: “İbrahim için bir bina (hapishane) yapın, onu orada ateşe atın!” dediler.
Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz (onların tuzağını boşa çıkarmakla) onları alçalttık.
Ve İbrahim: “Ben Rabbime gidiyorum. O, bana yol gösterecektir.”
“Ey Rabbim! Bana yararlı bir zürriyet ver.” dedi.
Biz ona şefkatli, (delikanlı olacak) bir çocuğu müjdeledik.
O çocuk babasıyla beraber, çalışma çağına erişince, babası: “Ey oğulcuğum! Hiç şüphesiz, ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak da ne düşüneceksin?” dedi. O: “Ey babacığım! Emredildiğini yap! İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi.
İkisi Allah’a teslim olup, İbrahim onu yere yan yatırınca,
104, 105. Biz: Ey İbrahim! Sen gerçekten rüyanı doğru çıkardın. (Artık onu kesme!) diye ona seslendik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
104, 105. Biz: Ey İbrahim! Sen gerçekten rüyanı doğru çıkardın. (Artık onu kesme!) diye ona seslendik. İşte Biz, iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Hiç şüphesiz bu, büyük bir imtihandı. (O, imtihanı verince:)
Biz, büyük bir kurban ile fidyesini verdik.
Ve diğerleri içinde ona (önemli bir ün) bıraktık:
“İbrahim’e selam olsun!” (denilir.)
İşte Biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
Çünkü o, mümin kullarımızdan oldu.
Biz de ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı müjdeledik.
Onu ve İshak’ı mübarek ve bereketli kıldık. Onların zürriyetlerinden iyiler olduğu gibi, apaçık kendine zulmedenler de vardır.
Andolsun! Biz Musa ve Harun’a da iyilik ettik.
Onları ve kavimlerini büyük bir sıkıntıdan kurtardık.
Onlara yardım ettik. Onlar gerçekten üstün oldular.
Onlara güçlü, açık bir kitap verdik.
Onları doğru yola ilettik.
Ve diğerleri içinde onlara (bir ün) bıraktık:
“Musa ve Harun’a selam olsun!” (denilir.)
İşte Biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
Çünkü onlar, mümin kullarımızdan idiler.
Ve şüphesiz İlyas da gönderilmiş peygamberlerden idi.
Hani, kavmine: “Sakınmayacak mısınız?
Her şeyi en güzel yaratan Allah’ı bırakıp da Ba’le mi yalvaracaksınız?
O Allah ki sizin ve eski atalarınızın sahibi ve yaratanıdır.” dedi.
Fakat onlar, onu yalanladılar. Hiç şüphesiz onlar azap içine getirileceklerdir.
Allah’ın ihlâsa muvaffak olmuş kulları, bunun dışındadırlar.
Biz başkaları içinde ona bir ün bıraktık:
“İlyas’a selam olsun!” (denilir.)
İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Çünkü o, mümin kullarımızdan idi.
Ve şüphesiz Lut da gönderilmiş peygamberlerdendir.
Hani Biz, onu ve bütün ailesini kurtardık.
Azap içinde olanlar arasında kalan bir koca karı hariç.
Sonra diğerlerini yerle bir ettik.
137, 138. Ve şüphesiz siz, sabah-akşam onların üzerinden geçiyorsunuz. Artık aklınızı kullanmayacak mısınız?
137, 138. Ve şüphesiz siz, sabah-akşam onların üzerinden geçiyorsunuz. Artık aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ve şüphesiz Yunus da gönderilmiş peygamberlerdendir.
Kur’a çekti. Mağlup olup suya atılanlardan oldu.
O kendi kendini kınarken, balık onu yuttu.
Eğer Rabbini tesbih etmiş olmasaydı;
Dirileceği güne kadar, onun karnında kalacaktı.()
(*) Dünya bir deniz, nefis bir balık, eğer insan, Allah’a yalvarıp kurtulmazsa, kıyamet gününe kadar nefsin dar, kısır sahası içinde boğulup kalır.
Fakat Biz onu, hasta olarak boş bir yere attık.
Ve üzerine kabak türünden (geniş yapraklı) bir ağaç bitirdik.
Biz onu yüz bin ve fazlasına peygamber olarak gönderdik.
Ona inandılar. Biz de belli bir zamana kadar onları yaşattık.
Sor bakalım, erkek çocuklar onlar için var iken Allah’a da kızlar mı olacak?
Yoksa Biz, onların gözleri önünde melekleri kızlar olarak mı yarattık?
151, 152. İşte onlar, iftiralarından diyorlar ki: “Allah doğurmuştur.” Hâlbuki onlar yalan söylüyorlar.
151, 152. İşte onlar, iftiralarından diyorlar ki: “Allah doğurmuştur.” Hâlbuki onlar yalan söylüyorlar.
Allah kızları seçip oğlanlara tercih mi etti?!
Ne oluyor size?! Nasıl yargılıyorsunuz?
Artık idrak etmeyecek misiniz?
Yoksa güçlü bir deliliniz mi var?!
Eğer doğru iseniz, kitabınızı getirin!
Allah ile cinler (melekler gibi gizli mahlûklar) arasında bir soy bağı kurdular. Andolsun! Cinler de kendilerinin hesaba getirileceğini bilirler.
Allah, onların tavsiflerinden çok münezzeh ve çok yücedir.
İhlâsa muvaffak olmuş Allah’ın kulları hariç. (Onlar böyle düşüncesizliklere düşmezler ve azap görmezler.)
161, 162, 163. Sizler ve ibadet ettikleriniz (cinler,) Cehenneme girecek olandan başkasını, Allah’a karşı bozamazsınız.
161, 162, 163. Sizler ve ibadet ettikleriniz (cinler,) Cehenneme girecek olandan başkasını, Allah’a karşı bozamazsınız.
161, 162, 163. Sizler ve ibadet ettikleriniz (cinler,) Cehenneme girecek olandan başkasını, Allah’a karşı bozamazsınız.
(Melekler ise:) “Her birimizin belli bir makamı vardır.
Ve gerçekten biz, sıra sıra diziliriz.
Ve gerçekten devamlı tesbih ederiz.” (derler.)
167, 168. Gerçi o müşrikler: “Eğer eskilere gelen bilgiden bizde de bir şey olsaydı;
167, 168. Gerçi o müşrikler: “Eğer eskilere gelen bilgiden bizde de bir şey olsaydı;
Elbette, Allah’ın halis kullarından olurduk” diyorlar.
Fakat bilgi onlara geldiğinde, onu inkâr ettiler. Onlar ilerde neyin ne olduğunu bilecekler.
Andolsun! Peygamber kullarımıza söz verdik.
Ki elbette onlara yardım edilecektir.
Ve gerçekten askerlerimiz üstün gelecekler.
Artık sen, belli bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
Onları gözetle, başlarına neler geleceğini görecekler.
Yoksa azabımızın çabuk gelmesini mi istiyorlar?
Fakat o azap onların sahasına indiği zaman, uyarılanların sabahı ne kötü sabah olacaktır!
Ve belli bir zamana kadar onlardan yüz çevir.
Onları gözetle, başlarına neler geleceğini görecekler.
Büyüklük ve izzet sahibi olan Allah’ı, onların tavsiflerinden tenzih et.
Selam ve esenlik, peygamberlere olsun!
Bütün hamd ve kemalat, âlemlerin sahibi olan Allah’ındır.