Sâd.() Mesaj, ilim, kanun yüklü Kur’ana andolsun!
(*) Salât (namaz,) sabır, rahmet manasına gelen salâvat kelimelerine işaret olabilir. Manen Peygamber’e şöyle diyor: “Sana inen rahmet, zikir dolu ve i’cazlı Kur’an ve namaz ile dayan, kâfirlere karşı sabret!
Fakat o kâfirler, (izzet-i nefis ismi altında) büyük bir aldanış, ayrılık ve aykırılık içindedirler.
Onlardan önce nice çağları helak ettik. Kurtulmak için bağırıp çağırdılar. Heyhat, nerede o kurtuluş anı!?
4, 5. (Onların yola gelmeyişlerinin bir nedeni; onlara gelen uyarıcının kendilerinden olması idi.) Kendilerinden, onlara bir uyarıcı geldi diye, tuhaflarına gitti. (İkinci neden:) Onların kâfir(önder)leri: “Bu yalancı, büyüleyici bir adamdır. Bütün ilahları bir mi yapıyor; kesinlikle bu çok acayip bir şeydir” dediler.
4, 5. (Onların yola gelmeyişlerinin bir nedeni; onlara gelen uyarıcının kendilerinden olması idi.) Kendilerinden, onlara bir uyarıcı geldi diye, tuhaflarına gitti. (İkinci neden:) Onların kâfir(önder)leri: “Bu yalancı, büyüleyici bir adamdır. Bütün ilahları bir mi yapıyor; kesinlikle bu çok acayip bir şeydir” dediler.
Meclisleri dağıldı. “Yürüyün, ilahlarınıza bağlı kalın, bu bize gelen bir felakettir.
Biz en son (gelişmiş) millette böyle bir şey hiç işitmedik, bu bir uydurmadan başka bir şey değildir.
Aramızda neden zikir (mesaj) ona insin?” (dediler.) Fakat onlar, mesajımız hakkında tereddüt içindedirler. Daha doğrusu onlar, henüz azabımızı tatmış değiller.
Yoksa büyük kuvvet sahibi, her şeyin vericisi olan Rabbinin hazineleri, onların yanında mı? (Ki paylaştırıyorlar.)
Yoksa göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkiyeti onların mıdır? Öyle ise sebepler içinde yükselsinler.
İşte oradaki ahzap’tan (müttefiklerden) olan askerler hezimete uğrayacaklardır.
[Gelecekten haber veriyor. Ahzap savaşında müşriklerin yenileceğine işarettir.]
Onlardan önce Nuh kavmi, Ad ve piramitler sahibi Firavun da yalanladı.
Semud kavmi ve Lut kavmi ve Ormanlık ehli (Şuayb kavmi) de yalanladılar. Bütün bunlar (peygamberlerine karşı) müttefik idiler.
Hepsi de peygamberleri (mesajları) yalanladılar. Bunun üzerine Benim büyük azabım gerçekleşti.
Bunlar, bir tek patlamadan başka bir şey beklemiyorlar. Öyle bir patlama ki, ayrılma ve geri dönüşü olmayacaktır.
Onlar dediler ki: “Ey Rabbimiz nimetlerden payımızı, ne varsa hesap gününden evvel ver.” (Yani onlar senin va’dlerini alaya alıyorlar.)
Sen onların dediklerine karşı sabret. Nice kuvvet ve imkân sahibi olan kulumuz Davud’u an! O her zaman, Biz’e yönelendi.
Biz dağları ona musahahar kıldık. Sabah-akşam onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı.
Kuşları da toplu olarak ona musahhar kıldık. Her şey ona dönüp onu dinliyordu.
Onun iktidarını sağlamlaştırdık. Ona ilim, hikmet ve açık bir hitabet verdik.
Hiç davacıların haberi sana ulaştı mı? Onlar kaleye tırmandıklarında,
Davud’un yanına girdiklerinde, Davud onlardan korktu. Onlar: “Korkma! Biz birimiz öbürüne zulmetmiş iki hasımız. Adalet ile aramızda hüküm ver. Haddi aşma, yolun doğrusunu bize göster!”
“Bu kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise tek bir koyunum var. Onu da benim sorumluluğuma ver, dedi. Ve söz ile beni yendi.”
Davud dedi ki: “O, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiştir. Ortakların çoğu birbirine zulmeder. İman edip iyi işler yapanlar müstesna, onlar da azdır. (Bunların ani gelişlerinden) Davud, Biz’im onu fitneye attığımızı sandı. Rabbinden bağışlanmak diledi, hemen rükûa vardı ve Rabbine yöneldi.
Biz onun bu korkusunu sildik. Kesin olarak onun bizim yanımızda yüce bir makamı ve güzel yeri vardır.
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. Sen insanlar arasında hak ve adalet ile hüküm ver, arzuna uyma! Arzuların, seni Allah yolundan saptırır. Allah yolundan sapanlar için (kıyamet ve) hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.
Biz göğü, yeri ve aralarındakileri boşu boşuna yaratmadık. Başıboşluk, kâfirlerin sandığı bir şeydir. Girecekleri ateşten dolayı, o kâfirlere yazıklar olsun.
Biz hiç, iman edip amel-i salih işleyenlerle yeryüzünde bozgunculuk yapanları bir tutar mıyız? Muttakilerle facir ve azgınları bir tutar mıyız?
Bu sana indirdiğimiz kitap, her nevi kusurdan paktır. İnsanlar, O’nun ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri hatırlasınlar diye, indirilmiştir. (Yine sabret ve kulumuz Süleyman’ı hatırla!)
Biz Süleyman’ı, Davud’a bağışladık. O ne iyi kuldu! Kesinkes o her zaman Bize yönelirdi.
Hatırla ki; ikindi vakti görkemli, saf kan atlar ona gösterildi.
O: “Ben mal sevgisini Rabbimin zikrine tercih ettim. Atlar perdenin arkasına geçince:
“Onları bana getirin” dedi. Ayak ve boylarını okşamaya başladı.()
(*) Birinci görüşte atları, güzelliklerinden, mana-yı ismiyle sevmişti. Zikirden gafil kalmıştı. İkinci görüşte ise onları, Allah namına mana-yı harfiyle sevmişti. Bu ayetlerle ilgili İsrailiyatın İslamî bir kaynağı yoktur.
Biz Süleyman’ı da denedik. Onun makamına boş bir ceset (kafası çalışmayan birisini) attık. Sonra dönüş yaptı (makamına kavuştu.)
“Ya Rabbi! Beni affet, benden sonra hiç kimseye yaramayacak bir iktidar bana ver. Her şeyi gerçekten veren Sen’sin,” dedi.
Bunun üzerine ona rüzgârı musahhar kıldık. Nereye gitmek istese, onun emriyle rüzgâr o tarafa eserdi.
Şeytanları da usta ve dalgıç olarak ona musahhar kıldık.
Diğer şeytanları da birbirine kelepçeli olarak ona musahhar kıldık.
“Bu, Biz’im sana ikram ettiğimiz sonsuz ihsanımızdır. İster (başkasına) ver, ister tut.” (dedik.)
Onun, Bizim yanımızda yüce bir makamı ve güzel bir yeri vardır.
Kulumuz Eyyüb’ü de hatırla! “Şeytan, bana şer ve azap bulaştırdı” diye Rabbine yalvardığı anı hatırla!
Biz ona: “Ayağını sertçe yere vur! İşte sana yıkanacağın soğuk ve içilecek bir su!” dedik.
Biz, Biz’den bir rahmet ve akıl sahiplerine mesaj olarak ailesini ve bir o kadarını ona verdik.
Ve ona: “Eline bir demet değnek al, onunla vur, yeminini bozma!” dedik. Gerçekten onu sabırlı bir kul olarak gördük. Ne iyi kuldur o! Her zaman bize yönelirdi.
Kuvvet ve murakabe imkânlarına sahip kullarımız olan İbrahim, İshak ve Yakub’u da an!
Onları, ahireti sürekli hatırlama özelliğiyle, samimi halis kullar yaptık.
Onlar Bizim yanımızda seçkin ve iyilerdendirler.
İsmail, El-Yesa’, Zülkifl kullarımızı da hatırla! Hepsi de hayırlı insanlardı.
Bu(nlar sana) bir mesajdır! VE muttakiler için güzel bir gelecek vardır.
Kapıları onlara açılan ikamet Cennetleri…
Orada koltuklarına yaslanırlar. Bol bol meyve ve içecek isterler.
Ve onların yanında, onlara bağlı, onlarla yaşıt hanımlar vardır.
İşte bunlar, hesap günü için size va’d edilenlerdir.
Bu(nlar kullarımıza) verdiğimiz rızıktır, hiç tükenmeyecektir.
Bir tarafta bu, öbür tarafta azgınlar için kötü bir gelecek vardır.
İçinde kızartılacakları Cehennem var. Orası ne kötü bir beşiktir!
İşte bunu tatsınlar! O hem çok sıcaktır, hem çok soğuktur.
Bu şekilden daha başka çeşit çeşit azap vardır.
(Bir azapları da kendi aralarında boğuşmalarıdır:) “Elebaşlarına: Bunlar, sizinle beraber Cehenneme atılacaklardır. Rahat yüzü görmesinler! Onlar ateşte yanacaklardır.” (diye seslenilecek.)
Onlar elebaşlarına: “Siz oraya giresiniz, siz rahat görmeyesiniz, siz orayı bize sundunuz. Orası ne kötü bir mekândır” derler ve şöyle devam ederler:
“Ey Rabbimiz, bu ateş yolunu bize sunanın kat kat ateşteki azabını artır.”
“Neden kötü saydığımız bir kısım adamları göremiyoruz.?”
Onları alaya mı aldık! Yoksa gözlerimiz mi onları görmüyor? (Neden Cehennemde değiller!)
Bu ateş ehlinin davalaşmaları haktır. Kesinkes olacaktır.
De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Bir ve her şeye hâkim olan Allah’tan başka ilah ve mabud yoktur.”
“O; göklerin, yerin ve aradakilerin terbiye edicisi ve sahibidir. İzzet ve kudret sahibidir. Affedicidir.”
67, 68. De ki: “O, büyük bir haberdir. Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.”
67, 68. De ki: “O, büyük bir haberdir. Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.”
“Mele-i A’la(meleklerin yüce meclisi)nın ne tartıştıklarını bilmiyorum.”
“Ancak apaçık bir uyarıcı olduğum bana vahyediliyor.”
Hatırla ki; Rabbin, meleklere: “Ben çamurdan bir beşer yaratacağım.”
“Onu tesviye edip ruhumu içine üflediğimde, ona hemen secde edin!” dedi.
İblis müstesna. O büyük olduğunu sandı. Ve kâfirlerden oldu.
Allah dedi: “Ya İblis, ellerimle yarattığıma neden secde etmedin? Kendini büyük mü sandın? Yoksa gerçekten üstünlerden mi idin?”
İblis: “Ben ondan daha hayırlıyım; Beni ateşten, onu çamurdan yarattın” dedi.
Allah: “Sen bu ortamdan çık. Sen rahmetimden uzak kalacaksın.”
“Kıyamet gününe kadar bu rahmetten mahrumiyetin devam edecektir.” dedi.
İblis: “Ey Rabbim! Bu insanların dirileceği güne kadar bana mühlet ver” dedi.
80, 81. Allah: “Sen kesinlikle, o malum vakte kadar mühlet verilmişlerden olacaksın.”
80, 81. Allah: “Sen kesinlikle, o malum vakte kadar mühlet verilmişlerden olacaksın.”
82, 83. İblis: “İzzetin hakkı için ihlâsa muvaffak olmuşlar müstesna, onların hepsini saptıracağım, onları zarara uğratacağım.” dedi.
82, 83. İblis: “İzzetin hakkı için ihlâsa muvaffak olmuşlar müstesna, onların hepsini saptıracağım, onları zarara uğratacağım.” dedi.
Allah: “Ben hak ile yemin ederim ve hak söylerim:
Seninle ve sana tabi olan (insan ve cinler) ile Cehennemi dolduracağım.
De ki: “Ben, bu mesajlara karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben, yapmacık işler yapanlardan değilim.
Bu tebligatım, âlemler (insanlar) için bir mesajdan başka bir şey değildir.
Ve çok kısa bir zaman sonra, haberini (gerçekliğini) kesinkes öğreneceksiniz.