Nun; () kaleme ve yazdıklarına andolsun!
(*) Allah’ın ezeli ilmi veya mürekkep hokkası veya “kün fe-yekün” emr-i İlahîsi demektir.
Sen, Rabbinin sana verdiği nimetten dolayı cinlenmiş olamazsın.
Ve gerçekten senin için hiç kesilmeyecek bir mükâfat vardır.
Ve hiç şüphesiz büyük bir ahlak üzeresin.
5, 6. Sen de göreceksin, onlar da görecekler, kimde delilik olduğunu.
5, 6. Sen de göreceksin, onlar da görecekler, kimde delilik olduğunu.
Şüphesiz Rabbin, kimin O’nun yolundan saptığını iyi bildiği gibi, kimin doğru yolu bulmuş olduğunu da çok iyi bilir. (Kimin deli, kimin akıllı olduğunu da çok iyi bilir.)
Sakın o yalanlayanlara boyun eğme!
Onlar, senin yumuşamanı istediler ki onlar da sana karşı yumuşasınlar.
Fakat sen, hiçbir alçak yeminciye boyun eğme!
O ki devamlı ayıplar, gıybet eder, dedikodu taşır.
İyiliğe engel olur, haddi aşar, günahkârdır.
Kaba ve koftur. Ayrıca asalaktır.
Mal ve evladı var diye, (eşrafa asalak olmuştur.)
(Ve bundan dolayı da) ayetlerimiz ona okunduğu zaman, “Eskilerin efsaneleridir” diyor.
Biz onu burnu üzere sürteceğiz.
Biz o bahçe ehlini belaya attığımız gibi, bunları da (açlıkla) belaya attık. Hani o bahçe ehli, sabahleyin bahçelerinin meyvelerini toplayacaklarına yemin ettiler.
Ve hiç kimseye hiçbir hak ayırmayacaklarını söylüyorlardı.
Onlar uykuda iken Rabbinden bir azap o bağların üzerinde dolaştı.
Meyvesi alınmış, bozulmuş, kupkuru bir bağ gibi oldu.
Eğer meyve toplayacaksanız, sabah erkenden tarlanıza varın.
Çıktılar, gizlice fısıldaşıyorlardı:
Bugün fakir fukara asla bu bahçeye girmesin, diye.
(Fakirleri) engelleyecek bir güç ile bahçeye kastedip gittiler.
Bahçeyi gördükleri zaman: “Bir gerçekten yolumuzu şaşırdık…
Hayır, doğrusu biz (bahçeden) mahrum bırakıldık” dediler.
Ortancaları (onlardan iyi biri:) “Ben size, Rabbinizin yüceliğini ve münezzehiyetini anmalısınız” demedim mi?
Onlar: “Biz Rabbimizi tesbih ederiz! Gerçekten zalim imişiz” dediler.
Birbirlerine dönüp kendilerini kınadılar.
“Yazıklar olsun bize! Biz gerçekten zalimler imişiz.
Belki yakında Rabbimiz, bu bahçeden daha hayırlı bir bahçe bize verir. Biz (bu sefer) gerçekten Rabbimize yöneliyoruz. O’ndan umuyoruz” dediler.
İşte (dünya) azabı böyledir. Ahiret azabı ise, daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalardı.
Kendi özlerini koruyanlar ise, Rableri katında nimet Cennetlerindedirler.
Biz Müslümanları, suçlu kâfirler gibi mi tutarız?
Ne oluyor size? Nasıl yargılıyorsunuz?
Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var?
Ki her istediğiniz şeyi, kendiniz için onda buluyorsunuz.
Yoksa Bizden, kıyamete kadar devam edecek bir söz mü aldınız? Ki istediğiniz gibi hüküm veresiniz.
Sor onlara, hangileri bunu iddia ediyor?
Yoksa Allah’ın yanında onları koruyacak birileri mi var? Eğer doğru iseler, o ortak koştuklarını getirsinler.
İşlerin kızıştığı gün ve secdeye davet edildikleri zaman, artık secde edemeyeceklerdir.
Gözleri zelil olarak, yüzlerini bir alçaklık bürüyecektir. Hâlbuki onlar sapasağlam iken secdeye (ibadete) çağrılmışlardı.
Artık Beni, bu mesajı inkâr eden ile bırak. (Ben onun hakkından gelirim.) Onlar farkına varmadan, peyderpey onları (azaba) atacağız.
Onlara mühlet veriyorum. Fakat Benim tuzağım çok çetindir. (Onlar güven içinde iken azaba uğrayacaklar.)
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar? (Ki inanmıyorlar.)
Yoksa gayb âlemi onların yanında da oradan bilgi alıp yazıyorlar mı? (Ki senin gaybî haberlerini kabul etmiyorlar.)
Artık Rabbinin hükmüne karşı sabret. Balığın arkadaşı (Yunus Peygamber) gibi olma! Hani gam ve keder içinde yutkunurken Rabbine seslenmiş idi.
Eğer Rabbinin nimeti ona yetişmemiş olsaydı, yerilmiş bir halde sahile atılacaktı.
Fakat onun Rabbi, onu seçerek kurtardı, onu salihlerden yaptı.
O kâfirler ki, zikri (Kur’anı) işittikleri zaman nerede ise gözleriyle seni devirecek gibi oluyorlar. Ve “gerçekten o bir delidir” diyorlar.
Hâlbuki o Kur’an, bütün âlemler için bir zikirdir (mesajdır, yasadır, bilgidir.)