Bunlar, sana indirilmiş bir kitaptır. –Onunla (insanları) uyarman için, sakın göğsünde bir sıkıntı olmasın.- Ve bunlar müminler için öğüttürler:
Ey müminler! Rabbinizden sizin için indirilenlere uyun. Allah’tan başka şeyleri (şeytani kişileri) dostlar edinerek onlara uymayın. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!
Nice şehirleri helak ettik. Onlar gece uyurlarken veya gündüz öğlen uykusunda iken azabımız onlara geldi.
Azabımız onlara geldiği zaman, “gerçekten bizler zalimler idik” demekten başka bir şey dava edemediler.
Kesinkes Biz, kendilerine elçiler gelen toplumları(n ne dediklerini) ve o elçileri(n nasıl karşılandıklarını) onlara soracağız.
Ve her şeyi bilerek onlara anlatacağız. Çünkü hiçbir şey Bizden kaybolmaz.
Tartı, o gün gerçekten hak olacaktır. Kimin tartıları ağır çıkarsa, işte onlar gerçekten kurtulmuş olanlardır.
Tartıları hafif gelenler işte onlar, ayetlerimizi haksız yere yalanladıkları için gerçekten zarar edenlerdir.
Andolsun! Biz sizi yeryüzünde yerleştirdik, onda sizin için geçim kaynaklarını yarattık, Artık ne kadar az şükrediyorsunuz!
Ve andolsun! Biz sizi yarattık, sonra sizi şekillendirdik. Sonra meleklere: “Âdem için secde edin!” dedik. İblis hariç, hepsi de secde ettiler. O iblis secde edicilerden olmadı.
Allah ona: “Sana emrettiğim zaman, neden secde etmedin? dedi. O: “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu da çamurdan yarattın” dedi.
Allah ona: “Oradan in, orada büyüklük taslayamazsın. Çık oradan. Şüphesiz sen alçaklardansın” dedi.
O: “Bana, insanların dirileceği güne kadar mühlet ver.” dedi.
Allah: “Şüphesiz sana mühlet verilmiştir” dedi.
O: “Andolsun ki; bana verdiğin bu zarardan dolayı, onların önünde Sen’in doğru yolunun üstünde oturacağım.
Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım. Ve onların çoğunu şükredici olarak bulamayacaksın.”
Allah: “Oradan yerilmiş ve kovulmuş olarak çık. Andolsun! Sana tabi olanlar olursa, Ben sizden Cehennemi dolduracağım.” dedi.
“Ve ey Âdem! Sen ve zevcen cennette oturun. İstediğiniz yerden yiyin. Fakat bu ağaca yaklaşmayın, zalimlerden olursunuz.”
Şeytan, avretlerinden örtülü olan kısmı (farkına varmadıkları durumu) onlara göstermek için, onlara fısıldamaya başladı. Ve dedi ki: “Rabbiniz bu ağaçtan yemenizi, ancak iki melek veya ebedî kalıcılardan olmayasınız, diye yasak etti.”
Ve onlara yemin etti ki: “Ben size samimiyetle öğüt verenlerdenim.”
Aldatmakla onları o ağaçtan yemeye yaklaştırdı. Onlar ağacı tattıklarında avretleri onlara göründü. Ve bahçe yapraklarıyla örtünmeye başladılar. Rableri: “Ben bu ağacı size yasaklamamış mıydım? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” dedi.
Dediler ki: “Ey Rabbimiz! Kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, şüphesiz zarar edenlerden oluruz.”
Allah dedi ki: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Belli bir zamana kadar yeryüzünde size bir karargâh ve yaşam olacaktır.”
Allah dedi ki: “Orda dirilir ve ölürsünüz ve oradan çıkartılırsınız.”
“Ey Âdemoğulları! Şüphesiz avretlerinizi örtecek bir elbise ve tüy indirdik. Takva elbisesi ise, o daha hayırlıdır. Bunlar, Allah’ın ayetlerindendir. (Düşünsünler) belki hatırlarlar.
Ey Âdemoğulları! Şeytan, ebeveyninizin avretlerini onlara göstermek için (görünmezlik) elbiselerini onlardan sökerken onları Cennetten çıkardığı gibi sizi de bela ve fitneye atmasın. Şüphesiz şeytan ve kabilesi, sizin onları görmediğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları inanmayanların dostları yapmışsız..
O kâfirler bir günah ve fuhuş işlediklerinde: “Biz babalarımızı böyle gördük. Allah bize böyle emretti” derler. De ki: “Şüphesiz Allah, fahiş ve günah şeyleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri iftira ederek Allah’a mı isnad edeceksiniz.
De ki: “Rabbim, adalet ile emreder. Her mescidin yanında yüzünüzü Allah’a yöneltin, dini O’na has kılarak O’na dua edin. O sizi ilk olarak yarattığı gibi, o model üzere O’na döneceksiniz.”
(Allah, bu dünyada yarattığı insanlardan) bir grubu doğru yola yöneltti, bir grubunu da saptırdı, sapıklık onlara hak oldu. Çünkü onlar doğru yolda olduklarını sanırlarken Allah’ın yerine şeytanları dostlar ve sahipler edindiler.
Ey Âdemoğulları! Her mescit yanında süslü elbiselerinizi giyinin, yiyin, için, fakat israf etmeyiniz. Şüphesiz Allah, israf edenleri sevmez.
De ki: “Allah’ın kulları için çıkardığı hoş rızıklar ile süsleri kim haram etmiştir?” De ki: “Onlar dünya hayatında müminlerindir. Kıyamet gününde de yalnızca onlara mahsustur.” İşte Biz ayetlerimizi, bilen bir toplum için böylece açıklıyoruz.
De ki: “Rabbim ancak fahiş şeylerin gizlisini ve açığını, günahı, haksız yere azgınlığı, hiçbir delile dayanmadan Allah’a eş koşmayı ve hiçbir bilgi dayanağı olmayanı, Allah’a iftira etmeyi haram kılmıştır.”
Ve her toplumun belli bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman, bir an bile ne gecikirler ne de öne geçebilirler.
Ey Âdemoğulları! Size ayetlerimizi anlatan, sizden olan elçiler size geldiklerinde, kim özünü korur ve uygun işler yaparsa, onlara ne gelecek korkusu vardır ne de geçmişin üzüntüsü.
Ayetlerimizi yalanlayanlar veya kibirlenerek onlardan uzaklaşanlar işte onlar, ateşin arkadaşıdırlar. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.
Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve yalan yere Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Kader kitabından nasipleri ne varsa, onlara ulaşacaktır. Ta ki ölüm elçileri gelip onların canlarını alıncaya kadar.. Onlara: “Allah’tan başka ibadet ettikleriniz şeyler nerede?” diye sorarlar. Onlar: “Bizden kayboldular,” diye cevap verirler. Ve kendilerinin gerçeği inkâr ettiklerine dair aleyhlerine şahitlik yaparlar.
(İşte o zaman Allah onlara:) Sizden önce gelip geçen insan ve cin toplumları içinde ateşe girin der. Her bir grup içeri girdikçe diğer kardeş gruba lanet eder. Nihayet hepsi orada bir araya gelince sonrakiler, öncekiler için derler ki: “Ey Rabbimiz! İşte bunlardır bizi saptıranlar. Onlara ateşten iki kat azap ver.” Allah: “Hepiniz için de bir kat daha fazla azap vardır. Fakat siz bilmiyorsunuz!” der.
Öncekiler de sonrakilere derler ki: “Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kendi kazançlarınızdan dolayı azabınızı tadın.”
Ayetlerimizi yalanlayıp, kibirlenerek onlardan uzaklaşanlara gök kapıları açılmaz. Ve deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar Cennete giremezler. Ve böylece Biz, mücrimleri cezalandırırız.
Cehennem’den onlar için döşek(ler) vardır. Ve üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. İşte Biz zalimleri böylece cezalandırırız.
İman edip de salih ameller yapanlar –ki Biz hiçbir nefse, kapasitesinden fazlasını yüklemeyiz- işte onlar, Cennetin ehlidirler ve onlar orada ebedidirler.
Gönüllerindeki kin ve sıkıntıyı gideririz. Altlarında nehirler akmaktadır. Ve derler ki: “Bütün hamd O Allah’a mahsustur ki bize bunu nasip etti. Eğer O, bize nasip etmeseydi, biz kendi imkânımızla bunu bulamazdık. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri hak ile gelmişlerdir.” Ve onlara “Yaptıklarınıza mukabil, bu cennetin varisleri sizlersiniz.” diye seslenilir.
Ve Cennet ehli, ateş ehline nida ederler ki: “Biz, Rabbimizin bize vaadettiklerini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaadettiklerini gerçek buldunuz mu?” Onlar “Evet” derler. İşte o zaman, aralarında olan bir bildirici: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” diye bildirir.
O zalimler ki Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Onu eğri büğrü görmek isterler. Ve onlar ahireti inkâr ediyorlar.
Cennet ile ateş arasında bir engel vardır. A’raf’da (yükseklerde) bazı erler vardır. Hepsini yüzlerinden tanırlar. Cennet ehline seslenirler ki: “Size selam olsun!” Onlar oraya henüz girmemişlerdir. Fakat arzuluyorlar.
Gözleri ateş ehli tarafına çevrilince: “Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma!” derler.
48, 49. O A’raf ehli, yüzlerinden tanıdıkları bazı erlere seslenirler. Derler ki: “Sizin derleme ve toplamanız ve kibirlenerek Allah’ın ayetlerinden uzak durmanız, size hiçbir fayda vermedi. Allah’ın rahmet etmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar (bu Cennete girecek olanlar) değil miydi?” (Ve o Cennete girecek olanlara) “Cennete girin. Sizin için, ne (gelecek) korkusu ne de (geçmişin) üzüntüsü vardır.” (derler.)
48, 49. O A’raf ehli, yüzlerinden tanıdıkları bazı erlere seslenirler. Derler ki: “Sizin derleme ve toplamanız ve kibirlenerek Allah’ın ayetlerinden uzak durmanız, size hiçbir fayda vermedi. Allah’ın rahmet etmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar (bu Cennete girecek olanlar) değil miydi?” (Ve o Cennete girecek olanlara) “Cennete girin. Sizin için, ne (gelecek) korkusu ne de (geçmişin) üzüntüsü vardır.” (derler.)
Ateş ehli, Cennet ehline: “Allah’ın size verdiği rızıktan veya sudan üzerimize dökün!” diye seslenirler. Cennettekiler: “Allah, bunları kâfirlere haram kılmıştır.” derler.
O kâfirler ki dinlerini oyun ve oyuncak yaptılar ve dünya hayatı onları aldattı. İşte şimdi onlar, bugünleriyle karşılaşmayı unuttukları gibi ve ayetlerimizi yalanladıkları için, Biz de onları unuturuz (öylece bırakırız.)
Andolsun ki Biz onlara bir kitap ile geldik. O kitabı, inanan bir toplum için rahmet ve hidayet olarak bilgi ile açıkladık.
Onlar ancak o kitabın içindekilerinin gerçekleşmesini beklerler. O gerçekler geldiği gün, daha önce onu unutanlar derler ki: “Şüphesiz Rabbimizin elçileri hak ile gelmişlerdir. Bize şefaat edecek şefaatçiler yok mu veya daha önce yaptıklarımızın tersini yapabilir miyiz?” Şüphesiz onlar kendilerini zarara soktular. Ve iftira etmekte oldukları şeyler, onlardan kaybolup gitti.
Şüphesiz Rabbiniz o Allah’dır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. Sonra arşa yönelip, gündüzü kovalayan geceyi gündüze giydirendir. Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine musahhar kılandır. Yaratmak da, emir de yalnızca O’nundur. O, bütün kusurlardan münezzehtir, bütün âlemlerin sahibidir.
Sahip ve Rabbinize yalvararak ve gizli olarak dua edin. Şüphesiz O, azgınları sevmez.
Yeryüzünde, ıslah edildikten sonra bozgunculuk yapmayın. Korkarak ve rahmetini umarak Allah’a dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti, güzel davrananlara çok yakındır.
O Allah’tır ki, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeleyiciler olarak salıverir. Nihayet o rüzgârlar ağır bulutları yüklenince, o bulutları ölü bir şehir için sevk ederiz. Onunla su indiririz. O su ile bütün ürünlerden ortaya çıkarırız. Ölüleri de bunun gibi (yerden) çıkarırız. (Düşünün!) Belki ibret alırsınız.
Güzel olan memleketin bitkisi, Allah’ın izniyle çıkar. Pis toprak ise, yararsız bitkiden başka bir şey çıkarmaz. İşte şükreden bir toplum için ayetleri böylece açıklıyoruz.
Andolsun ki Nuh’u milletine peygamber olarak gönderdik. Onlara dedi ki: “Ey milletim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka mabudunuz yoktur. Doğrusu sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.”
Toplumun ileri gelenleri dediler ki: “Biz seni, apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.”
Nuh: “Ey toplumum! Bende sapıklık yoktur. Ben ancak, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın elçisiyim.
Rabbimin mesajlarını size ulaştırıyorum, size samimiyetle yaklaşıyorum ve Allah’tan, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.
Kötülüklerden sakınmanızı ve böylece merhamete mazhar olmanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için, aranızdan birinizin üzerine Rabbinizden bir mesaj gelmesine mi şaşırıyorsunuz?” dedi.
Fakat onlar, onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ve ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Şüphesiz onlar kör bir toplum idiler.
Ad milletine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Onlara dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. Artık sakınmayacak mısınız?”
Toplumundan ileri gelen o kâfirler dediler ki: “Biz seni aptallık içinde görüyoruz. Biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
Hûd: “Ey milletim! Bende aptallık yoktur. Ben yalnızca Rabb-ül âlemin olan Allah’tan gelen bir elçiyim.
Rabbimin mesajlarını size ulaştırıyorum. Ve ben sizin için samimi, güvenilir bir öğütçüyüm.
Sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir mesaj gelmesine mi şaşırıyorsunuz? Allah’ın sizi Nuh’un kavminden sonra yeryüzünün halifeleri kıldığı ve yaradılışça sizi üstün yaptığını hatırlayın! Allah’ın bu şahane nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz” dedi.
Onlar: “Bize, yalnız Allah’a kulluk etmemiz, babalarımızın taptıklarını bırakmamız için mi geldin? İşte eğer doğrulardan isen, haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat.” dediler.
(Hûd:) “Ey kavmim! Şüphesiz Rabbinizden manevi bir azap ve gazap size inmiştir. Allah’ın onlar için bir delil indirmediği, sizin ve babalarınızın taktığı bazı isimler hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? İşte bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” dedi.
[Bugün de bilimsellik ismi altında İlahî gerçeklere birer isim takıp, onları Allah’tan koparıyorlar. İsim takmakla gerçeği öğrendiklerini sanıyorlar.]
Biz de, Biz’den bir rahmet ile onu ve onunla beraber olanları kurtardık. Ayetlerimi yalanlayanların arkasını (kökünü) kestik. Onlar inanacak değillerdi.
Semud kavmine de kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka ilahınız yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil geldi. İşte Allah’ın bu devesi, sizin için bir mucize olarak duruyor. Bırakın Allah’ın meralarında otlasın. Ona kötülükle dokunmayın, elem verici bir azap sizi yakalar.
Ve hatırlayın ki Allah, sizi Ad kavminden sonra yeryüzüne idareciler yaptı. Sizi yeryüzünde yerleştirdi; yaylalarından saraylar ediniyorsunuz. Ve dağları evler olarak yontuyorsunuz. Artık Allah’ın o yüce nimetlerini hatırlayın. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya koşturmayın!”
Milletinden, büyüklük taslayan o ileri gelenler, iman eden ve zayıf bırakılanlara dediler ki: “Gerçekten Salih’in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” Onlar: “Biz, onun getirdiği mesajlara inanıyoruz” dediler.
76, 77. O büyüklük taslayanlar: “Biz ise, o inandığınız şeyleri inkâr ediyoruz” dediler. Ve o devenin el ve ayaklarını kesip, azarak Allah’ın emrine karşı geldiler. Ve: “Ey Salih! Eğer peygamberlerden isen, bize vaadettiğin azabı getir!” dediler.
76, 77. O büyüklük taslayanlar: “Biz ise, o inandığınız şeyleri inkâr ediyoruz” dediler. Ve o devenin el ve ayaklarını kesip, azarak Allah’ın emrine karşı geldiler. Ve: “Ey Salih! Eğer peygamberlerden isen, bize vaadettiğin azabı getir!” dediler.
Bunun üzerine bir titreme (zelzele) onları yakaladı. Evlerinde üst üste yığılarak kaldılar.
Bunun üzerine Salih, onları bıraktı. Ve: “Ey kavmim! Şüphesiz ben, Rabbimin mesajını size ilettim, size samimi davrandım. Fakat siz, samimi davrananları sevmiyorsunuz” dedi.
Lut’u da peygamber olarak gönderdik. Hani toplumuna dedi ki: “İnsanlar içinde sizden önce hiç kimsenin yapmadığı bir fuhşu yapıyorsunuz.
Sizler, kadınlar yerine erkeklere şehvetle varıyorsunuz. Gerçekten, sizler müsrif (aşırı tüketici) bir toplumsunuz.”
Milletin onlara cevabı, sadece şöyle demek oldu: “Onları kasabanızdan çıkarın. Onlar (güya) temiz kalmak için bize bulaşmayan insanlardır.”
Biz onu ve ailesini kurtardık; hanımı hariç. O geride kalıp helakete uğrayanlardan oldu.
Onlara bir azap yağmurunu yağdırdık. İşte mücrimlerin (zalim ve kâfirlerin) sonunun nasıl olduğunu gör!
Medyen ehline de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Onlara dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. O’ndan başka ilahınız yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil geldi. Ölçü ve tartıyı tam ifa edin; insanların eşyalarını eksiltmeyin; yeryüzünde, düzene girdikten sonra bozgunculuk yapmayın. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer inanıyorsanız!”
“Allah’a inananları tehdit ederek, onları Allah’ın yolundan menederek, o yolu eğri büğrü görmek isteyerek, her yolun başına oturmayın. Hatırlayın ki sizler az iken, Allah sizi çoğalttı. Ve işte bozguncuların sonunun nasıl olduğunu görün.”
“Sizden, mademki benimle gönderilen mesaja inanmış bir toplum ile inanmayan bir topluluk var. O halde Allah’ın aramızda hükmünü vermesine kadar, sabredin. Çünkü Allah, hüküm verenlerin en iyisidir.”
Milletin ileri gelenleri olup inanmayı kibirlerine yediremeyenler. “Ey Şuayb! Biz seni ve seninler beraber inananları şehrimizden çıkartacağız. Veya siz, milliyetimize dönersiniz” dediler. Şuayb: “İstemesek de mi?
Allah, bizi milliyetinizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, şüphesiz Allah’a karşı yalan yere iftira etmiş oluruz. Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi hariç, biz bir daha o dine dönemeyiz. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizim ile kavmimiz arasında hak ile hükmünü ver. Şüphesiz sen, hükmedenlerin en hayırlısısın.” dedi.
Milletinin kâfir olan o ileri gelenleri dediler ki: “Eğer Şuayb’a uyarsanız, şüphesiz zararlı çıkarsınız.”
Bunun üzerine bir deprem onları yakaladı; evlerinde yığılıp kaldılar.
Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki o memlekette hiç yaşamamış gibi oldular. Asıl zararlı çıkanlar, onu yalanlayanlar oldu.
Şuayb, onları öyle bıraktı. Ve: “Ey kavmim! Şüphesiz ben Rabbimin mesajlarını size ilettim, size samimiyetle öğüt verdim. Artık kâfir olan bir topluma nasıl üzüleyim.” dedi.
Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek, yalvarıp yakarsınlar diye oranın halkını azap ve sıkıntıya uğrattık.
Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk. Nihayet mal ve nüfusça çoğaldılar. Ve: “Babalarımıza da sıkıntı ve sevinç dokunmuştu.” (Bu normal, tabii bir kanundur) dediler. Bunun üzerine onlar farkına varmadan, aniden onları yakalayıverdik.
Eğer o kentler ahalisi inanıp kendilerini korusalardı, yerden ve gökten bereket kapılarını onlara açardık. Fakat yalanladılar. Biz de onların yaptıklarından dolayı onları (azap ile) yakaladık.
O kentliler, geceleyin uyurken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Yoksa kuşluk vakti onlar oynarken, azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden mi emindiler?
Yoksa Allah’ın karşı düzeninden mi emindiler? Şüphesiz kaybeden toplumdan başkası Allah’ın karşı düzeninden emin olamaz.
Oralarda yaşayanların yok olmasından sonra, yeryüzüne varis olanlara görünmedi mi (anlamadılar mı) ki; dilersek günahlarından dolayı onları da yakalarız. Ve kalplerini mühürleriz. İşte o zaman işitmez olurlar.
İşte bu şehirlerin haberlerini sana anlatıyoruz. Şüphesiz elçileri açık deliller ile geldi. Fakat daha önce aşırı bir derecede yalanladıkları için imana gelemediler. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böylece mühürlüyor.
Ve Biz insanların çoğunu, sözünde duranlar olarak görmedik. Ancak çoğunu yasaları çiğneyenler olarak bulduk.
Sonra o kavimlerin ardından, Musa’yı ayetlerimizle Firavun ve meclisine gönderdik. Onlar ayetlerimizi yalanladılar. İşte bak, bozguncuların sonunun nasıl olduğunu gör!
Musa dedi ki: “Ey Firavun! Ben, Rabb-ül âlemin olan Allah’tan sana gelen bir elçiyim.
Bana Allah hakkında ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden açık bir mucize getirdim. Artık İsrailoğulları’nı benimle beraber gönder.”
Firavun: “Eğer bir mucize getirdiysen, getir bakalım; eğer doğru söylüyorsan.” dedi.
Musa, asasını atar atmaz ortaya apaçık bir ejderha olarak çıkıverdi.
Elini koynundan çıkardı, ona bakanlar için bembeyaz bir ışık saçıyordu.
Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Bu ancak bilgili bir sihirbazdır.
Sizi (ey millet,) memleketinizden çıkarmak istiyor. Sizler ne buyurursunuz?”
111, 112. Onlar: “Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere haber sal, (milleti) toplasınlar, bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.
111, 112. Onlar: “Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere haber sal, (milleti) toplasınlar, bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.
Sihirbazlar, Firavuna gelerek dediler ki: “Eğer biz galip olursak, muhakkak bize bir ücret olacaktır.”
Firavun: “Evet, ücret olacaktır. Ve siz, yakınlarımdan olacaksınız.” dedi.
(Sonra) “Ey Musa! Sen mi önce atacaksın, yoksa bizler mi atalım?” dediler.
Musa: “Siz atın” dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir ortaya koydular.
Biz Musa’ya vahyettik ki; Sen de asanı at. (O asasını atınca) hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı.
Hak gerçekleşti. Yapmakta oldukları şeyler batıl çıktı.
İşte (o Firavun ve milleti) orada mağlup oldular. Alçalmış olarak geri döndüler.
Ve sihirbazlar, secde ediciler olarak yere kapandılar.
121, 122. “Rabb-ül âlemin olan, Musa ve Harun’un sahibi olan Allah’a inandık” dediler.
121, 122. “Rabb-ül âlemin olan, Musa ve Harun’un sahibi olan Allah’a inandık” dediler.
Firavun. “Ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz bu, ahalisini ondan çıkarmak için şehirde düzenlediğiniz bir hiledir. İlerde (ne yapacağımı) bileceksiniz.
Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim. Sonra hepinizi asacağım.” dedi.
Onlar: “Biz Rabbimize dönüyoruz.
Rabbimizin mucizeleri bize göründüğünde O’na inandık diye, sen ancak bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz; Sen bize bol bir sabır ver ve bizi Müslüman olarak öldür” dediler.
(Firavun bunları kesmekten vazgeçti.) Onun kavminin ileri gelenleri: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmak, seni ve ilahını terk etmek için, Musa ve kavmine müsaade mi ediyorsun!” dediler. Firavun: “Biz onların erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını yaşatacağız. Ve şüphesiz biz, onların üstünde hâkimiz” dedi.
Musa kavmine: “Allah’tan yardım dileyin, sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Onu, kullarından istediğine miras bırakır. Ve iyi sonuç muttakilerindir.
Musa’nın kavmi: “Sen bize gelmeden ve geldikten sonra da biz eziyet gördük.” dediler. Musa: “Yakında Rabbiniz düşmanınızı helak edecektir. Memlekette sizi onların yerine koyacaktır. Sizin ne yapacağınıza (nasıl davranacağınıza) bakacaktır” dedi.
Ve andolsun! Biz Firavun milletini, kıtlık yılları ve kuraklıkla yakaladık, belki ibret alırlar diye…
Onlara bir iyilik geldiğinde, “bu bizdendir” derlerdi. Bir kötülük onlara isabet ettiğinde, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna verirlerdi. Hâlbuki kesinlikle başlarına gelecek olan nasibleri, Allah katında(muayyen)dır. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Ve dediler ki: “Bizi büyülemek için bize hangi mucizeyi getirirsen getir; biz sana inanacak değiliz.”
Bunun üzerine Biz de onların üzerine tufan, çekirge, bit (özellikle meyve biti,) kurbağa ve kan yağdırdık; açık mucizeler olarak (onlara gösterdik.) Fakat kibirlendiler (ve inanmadılar.) Çünkü onlar mücrim (azgın ve suçlu) bir toplum idiler.
O pis azap başlarına gelince: “Ey Musa! (Allah’ın) sana öğrettikleri ile bizim için Rabbine dua et. Eğer bu pis azabı bizden giderirsen, andolsun, sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz.” dediler.
Onların ulaşacağı belli bir süreye kadar o pis azabı onlardan giderdiğimizde, yeminlerini bozarlardı.
Bunun sonucu Biz onlardan intikam aldık, onları denizde boğduk, çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onları umursamadılar.
O memleketin mübarek kıldığımız doğularını ve batılarını zayıf bırakılan o topluma miras bıraktık. Sabrettiklerinden dolayı Rabbinin İsrailoğulları için vaadettiği güzel sözü gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıkları sanayilerini ve yükselmekte oldukları binalarını yerle bir ettik.
Ve İsrailoğulları’nı denizden geçirdik. Kendi putlarına sebatla ibadet eden bir topluma rastladılar. “Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi bize de bir ilah yap!” dediler. Musa: “Siz ancak cahil bir toplumsunuz.”
“Bu gördüğünüz kavmin o içinde bulundukları durum fanidir. Ve yapmakta oldukları şey de batıldır.” dedi ve (şöyle devam etti:)
“Allah’tan başka size ilah mı arayayım? Hâlbuki O, sizi üstün kılmıştır.”
Hatırlayın ki: Biz sizi Firavun ordusundan kurtardık. Onlar size azapların en kötüsünü tattırırlardı: Erkek çocuklarınızı öldürür, kadınlarınızı yaşatırlardı. Bu konuda (size) Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
Musa’ya otuz gece vaadettik. On gece daha ilave ettik. Rabbi ile olan buluşması kırk gece olarak tamamlandı. Musa (mikata giderken) kardeşi Harun’a: “Kavmimiz içinde benim yerime geç, uygun işler yap, sakın bozguncuların yoluna uyma!” dedi.
Musa bizimle buluşmaya gelirken ve onun Rabbi onunla konuşunca “Ey Rabbim! Kendini bana göster, Seni göreyim.” dedi. Rabbi: “Beni göremezsin fakat dağa bak, eğer yerinde durursa işte o zaman Beni görürsün. Onun Rabbi dağa tecelli edince dağı yerle bir etti; Musa da bayılarak yere düştü. Ayılınca, “Ey Rabbim seni (görünmekten) tenzih ederim, sana dönüş yapıyorum ve ben müminlerin ilkiyim” dedi.
Allah dedi ki: “Ey Musa! Ben mesajlarımla ve konuşmalarımla seni insanlar içinden seçtim. Sana verdiklerimi (güzelce) tut, şükredenlerden ol.”
Her şeyin açıklaması ve öğüt ile ilgili her şeyi levhalarda onun için yazdık. (Ey Musa!) Sen bunları kuvvetle tut ve kavmine emret, en azimetlilerine yapışsınlar. Ben size fasıkların (yasaları çiğneyenlerin) yurdunu göstereceğim.
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden yüz çevirteceğim. Çünkü onlar bütün ayetleri (mucizeleri) görseler de inanmazlar. Doğru yolu görseler de onu yol edinmezler. Azgınlık yolunu görürlerse, onu yol edinirler. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanladılar ve onları umursamadılar.
Ayetlerimizi ve ahiret hayatı ile karşılaşmayı inkâr edenlerin bütün amelleri boşadır. Onlar yaptıklarından başka bir şey ile cezalandırılmayacaklardır.
Musa’nın kavmi ondan sonra, süs eşyalarından cesetli, böğüren bir buzağı edindiler. Görmediler mi?! O, onlarla konuşamıyor ve onlara yol gösteremiyor. (Fakat) onu ilah olarak benimseyip kendilerine zulmettiler.
Elleri böğürlerinde çaresiz kalıp doğru yoldan sapıtmış olduklarını gördüklerinde “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, şüphesiz zarar edenlerden oluruz.” dediler.
Musa, kızgın ve üzüntülü olarak kavmine dönünce: “Benden donra ne kötü bir duruma düşmüşsünüz. Rabbinizin azabının çabuk gelmesini mi istediniz?” dedi, levhaları yere attı. Kardeşinin başından tutarak onu kendine çekti. Kardeşi Musa’ya dedi ki: “Ey kardeş, kavmimiz beni etkisiz bıraktılar. Nerde ise beni öldüreceklerdi. Bana düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim toplum ile bir sayma.”
Musa: “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine mazhar kıl. Çünkü sen rahmet edicilerin en iyisisin.” dedi.
Şüphesiz buzağıyı ilah edinenlerin başlarına, Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet gelecektir. İşte Biz, iftira edenleri böylece cezalandırırız.
Kötülükleri işleyip de ondan sonra tevbeedip iman edenler (olursa,) şüphesiz Rabbin kötülüklerden sonra (da) Gafur ve Rahimdir.
Musa’daki kızgınlık dinince, yazılarında Rablerinden korkanlar için rahmet ve hidayet mevcut olan levhaları aldı.
Musa, Bizimle buluşmak için kavminden yetmiş adamı seçti. (Daha önce buzağıyı put edindikleri için) onları bir titreme tutunca, Musa: “Rabbim! Dileseydin, daha önce onları da beni de helak ederdin. Bizden olan bazı beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak eder misin? O olan şeyler senin imtihan etmenden başka bir şey değildi. Sen o imtihanınla istediğini saptırır, istediğini doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla bize acı, çünkü Sen bağışlayanların en iyisisin.”
“Bu dünyada da bize güzellik buyur, ahirette de. Biz sana döndük.” dedi. (Allah da:) “Azabımı istediğime indiririm. Rahmetim de her şeyi kuşatmıştır. O rahmetimi, ayetlerimize inananlar, zekâtı verenler ve özlerini koruyanlara nasip edeceğim.
Onlar ki; Ümmi ve Peygamber olan (Allah’ın) elçisine uyarlar. O elçi ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı olarak onun sıfatlarını bulurlar. Onlara iyiliği emreder, kötülüklerden onları sakındırır. Hoş güzel şeylerin onlara helal olduğunu, pis şeylerin de haram olduğunu beyan eder, omuzlarında olan ağır yükleri (dinî buyrukları) ve zincirleri (sosyal sıkıntıları) onlardan indirir. İşte ona iman edip onu düşmandan koruyanlar, ona yardım edip onunla gelen nura tabi olanlar, asıl kurtulanlar onlardır.
De ki: “Ey insanlar! Ben hepinize gönderilen Allah’ın elçisiyim. O Allah ki; göklerin ve yerin hâkimiyet ve mülkiyeti O’nundur. O’ndan başka ilah yoktur. Dirilten ve öldürendir. Artık (O) Allah’a ve Resulü’ne inanın –O Resul (elçi) ki, okuryazar değil, peygamberdir. Allah’a ve yasalarına tam inanır.- ve ona tabi olun ki doğru yolu bulasınız.
Musa’nın milletinden hakkı gösteren ve hak ile hükmeden bir topluluk vardır.
Biz onları oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Musa’ya da, kavmi ondan su istedikleri zaman “Asanı taşa vur” diye vahyettik. (Asasını taşa vurunca) ondan on iki göz fışkırdı, her bir grup insan, içecekleri yeri öğrendiler. Ve bulutu onların üzerinde gölgelik yaptık. Kudret helvası ile bıldırcın (etini) onların üzerine indirdik. “Allah’ın size verdiği güzel ve temiz rızıktan yiyin” dedik. (Fakat şükretmediler.) Bize değil, asıl olarak kendi nefislerine zulmettiler.
Ve hatırlayın ki; onlara: “Bu şehre girin, ondan istediğiniz yerden yiyin, Allah’tan mağfiret dileyin, şehrin kapısından secde ederek girin, günahlarınızı bağışlarız; iyilik yapanlara, güzel davrananlara da (bu nimetimizi) artıracağız.” denildi.
Onlardan zalim olanlar, bu emirleri kendilerine söylenen şekilden başka bir şekil ile değiştirdiler. Biz de zulmettiklerinden dolayı onların üzerine gökten pis bir azap indirdik.
Denize nazır olan o şehrin durumunu onlardan sor. Hani Cumartesi günü haddi aşarlardı. Çünkü Cumartesi günü tatil yaptıklarında balıkları onlara sürü ile gelirdi. Tatil yapmadıkları gün balıklar gelmezdi. Kanunları çiğnedikleri için biz onları böylece denedik.
Ve hatırla ki; onlardan bir topluluk, “Allah’ın yok edeceği yahut şiddetle azaplandıracağı bir millete niçin öğüt veriyorsunuz?” dediler. Onlar: “Rabbinize karşı bir özür beyan etmek ve belki de onlar sakınırlar diye” cevap verdiler.()
(*) Yani o fasıklardan bir grup öğüt verenlere “Madem helak olacağımızı” söylüyorsunuz. Neden bize öğüt veriyorsunuz? diye itiraz edince, öğüt verenler böyle cevap vermişlerdir.
Aldıkları mesajları unuttukları zaman, kötülüklerden sakındıranları kurtardık. (Kendilerine) zulmedenleri de sert bir azap ile yakaladık; fasık oldukları (kanunları çiğnedikleri) için!
Yasaklandıkları konularda haddi aştıkları zaman onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik.
Ve hatırla ki; Rabbin “onlara kötü azap tattıranları kıyamet gününe kadar başlarında tutacağız.” diye ilan etti. Şüphesiz Senin Rabbinin azabı çok çabuk gelir ve şüphesiz O, çok bağışlayan ve çok acıyandır.
Onları yeryüzünde topluluklar halinde dağıttık. Onlardan iyiler olduğu gibi onlardan bundan aşağı olanlar da vardır. Onları güzel ve kötü durumlar ile denedik. Belki dönüş yaparlar diye.
Onlardan sonra yeni bir nesil geldi. Kitaba (Tevrat’a) varis oldular. Önemsiz olan dünya hayatını kazanmaya çalışıyorlar. “Nasıl olsa affedileceğiz” diyorlar (ve tevbe ediyorlar. Tövbe ederler fakat) o işledikleri günahın aynısı kendilerine geldiğinde yine ona saldırırlar. Kitap (Tevrat) ile Allah namına haktan başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mı idi? Onlar o kitaptakileri okumadılar mı? “Ki ahiret yurdu kendini koruyanlar için daha yararlıdır.” Artık idrak etmeyecek misiniz?
Onlardan sağlamca kitaba tutunanlar, namazı doğruca kılanlar (ise;) işte Biz, o uygun işler yapanların ücretini asla zayi etmeyiz.
Ve bir zaman dağı onların üstünden bir gölgelik gibi yükselttik. Onlar dağın başlarına düşeceğini sandılar. “Size verdiğimiz kitabı kuvvet ile tutun, ondaki mesajları hatırlayın, belki korunursunuz.” (dedik.)
Ve hatırla ki; Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini aldı. “Ben, Rabbiniz değil miyim?” diye onları kendi nefislerine karşı şahit tuttu. Onlar: “Evet, Sen Rabbimizsin. Biz buna şahidiz” dediler. (Böyle şahit tuttuk ki) Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz!
Veya: “Asıl olarak babalarımız bizden önce müşrik oldular. Biz sadece onlardan sonra gelen bir nesiliz. Ey Rabbimiz! Bizi boş ve batıl düşünenlerin yaptıklarından dolayı helak eder misin?” demeyesiniz.
İşte Biz, ayetleri böyle açıklıyoruz ki o (batıl yoldan) dönsünler.
Onlara o kişinin haberini oku ki, ona ayetlerimizi verdik. O ise, onlardan sıyrıldı. Bunun üzerine şeytan onu peşine taktı. O aldananlardan oldu.
Eğer isteseydik, onu o ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı, heva ve arzularına uydu. Onun örneği köpek örneği gibidir. Sırtına ağırlık koysan da solur, rahat bıraksan da solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği budur. Sen onlara böyle kıssalar anlat, belki düşünürler.
Ayetlerimizi yalanlayıp da kendilerine zulmeden toplumun örneği, ne kötü örnektir!
Allah kime yol gösterirse, işte o tam doğru bir yoldadır. Kimi de yoldan saptırırsa, işte onlar zarar edenlerin ta kendileridir.
Cinlerden ve insanlardan büyük bir kısmı, Cehennem için yarattık. Onların algılamayan kalpleri, görmeyen gözleri, işitmeyen kulakları vardır. Onlar hayvanlar gibidirler, belki daha da şaşkındırlar. (Hakikatten) asıl habersiz olanlar işte onlardır.
Allah’ın çok güzel isimleri vardır. O isimler ile Allah’ı çağır. İsimleri hakkında sapanları bırak, yaptıkları şeyler onlara ceza olarak verilecektir.
Yarattıklarımız içinde hakkı ve hakikati gösteren hak ile hükmeden bir toplum vardır.
Ayetlerimizi yalanlayanlar ise, farkına varmadan onları yakalayacağız.
Onlara mühlet vereceğim. Şüphesiz Benim (azap) düzenime yakalananların hali pek çetindir!
Onlar düşünmediler mi? Arkadaşları olan Peygamberde hiçbir delilik yoktur. O apaçık bir uyarıcıdır.
Onlar göklerin ve yerin içyüzlerine, Allah’ın yarattığı her şeye bakmıyorlar mı? Ecellerinin yakınlaştıklarını görmüyorlar mı? Bu Kur’andan sonra artık hangi bir söze inanacaklardır?
Şüphesiz Allah kimleri saptırırsa, onlara yol gösterici bulunmaz. Ve Allah, azgınlıkları içinde onları şaşkın şaşkın bırakır.
Sana bu kıyamet işinin nerede limanlanacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi Rabbimin katındadır. O’ndan başka hiç kimse vaktinden evvel onu açıklayamaz. O, göklerin ve yerin içinde saklanmıştır. O size ancak birden gelecektir.” Sanki sen onu kuşatmış, görüyorsun gibi sana onun ne zaman geleceğini soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi Rabbimin katındadır, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”
De ki: “Rabbimin istediği hariç, kendim için ne bir menfaat ne de zarar vermeye malik değilim. Eğer gaybı bilmiş olsaydım, çok hayır ve fayda kazanırdım. Bana kötülük de dokunmazdı. Ben inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciden başka bir şey değilim.”
O Alladır ki; sizi tek bir nefisten yarattı. Onunla sükûnete ersin diye, eşini de onun cinsinden yarattı… Eşini sarıp ona yaklaşınca hafif bir hamilelik gerçekleşti. Bir müddet o hamilelikle öyle devam etti. Kadın ağırlaşınca, karı koca Allah’a dua ettiler ki; “Eğer bize yararlı bir evlat verirsen, andolsun, şükredenlerden oluruz.”
Allah onlara yararlı bir evlat verince, Allah’ın onlara verdiğinde O’na ortaklar koştular. Allah onların eş koştuklarından çok yücedir.
Not: Âdem ve ilk insan ile ilgili yaratılıştan tutun da bu gibi meselelere kadar bütün kıssanın temel unsurları, bir fert ve tek bir kişi ile ilgili değildir. O kıssa ve teferruatı, insanlık nevinin serüvenini, şimdiki yaradılışını, eşyayı ve isimlerini nasıl öğrendiğini, meleklerden nasıl üstün olduğunu, melekler ve tabiatın insana nasıl musahhar olduğunu, insanın nimetlere karşı nasıl nankör olduğunu, Allah’ı unuttuğunu bildiriyorlar..
191, 192. Yaratıldıkları ve hiçbir şeyi yaratamadıkları şeyleri Allah’a eş koşuyorlar. O şeyler, ne onlara yardım edebiliyorlar ne de kendilerine.
191, 192. Yaratıldıkları ve hiçbir şeyi yaratamadıkları şeyleri Allah’a eş koşuyorlar. O şeyler, ne onlara yardım edebiliyorlar ne de kendilerine.
Eğer onları doğru yola davet etseniz, size uymazlar. Onları çağırsanız da sussanız da onlar için birdir.
Allah’tan başka çağırdığınız şeyler, sizin gibi birer kuldurlar. Eğer doğru iseniz onları çağırın size cevap versinler!
Yürüyecekleri ayakları mı var? Yoksa tutacakları elleri mi var? Veya görecekleri gözleri mi var? Yoksa işitecekleri kulakları mı var? De ki: “Ortak koştuğunuz şeyleri çağırın. Sonra bana tuzak kurun (ellerinizden geliyorsa) bana hiç göz açtırmayın.
Şüphesiz benim sahibim, kitabı indiren Allah’tır. O, iyilere sahip çıkar.
O’ndan başka çağırdığınız şeyler ise, ne size yardım edebilirler ne de kendilerine.
Onları doğru yola çağırsan işitmezler. Onların sana baktıklarını görüyorsun, fakat görmüyorlar.
Güzellik yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.
Şeytan seni (buna aykırı bir yola) dürtmeye kalkışırsa, Allah’a sığın. Şüphesiz O, işiten ve bilendir.
Kendilerini (küfürden) koruyanlara şeytandan bir hayal gelirse, düşünüp hatırlarlar ve hemen gerçeği görürler.
Bu muttakilerin kardeşleri (akrabaları) olan kâfirler ise, onları bataklığa sürüklerler ve onları öylece bırakırlar.
Onlara bir ayet (mucize) getirmediğin zaman, “Neden bulup buluşturup getirmedin?” derler. De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahiy olana tabi olurum. Bu Kur’an sizin hakkı görmeniz için açık deliller ve inanan bir toplum için rahmet ve hidayettir.
O Kur’an okunduğunda ona kulak verin ve susun ki rahmet edilesiniz.
Rabbini kendi içinde yalvararak ve korkarak ve dışardan işitilmeyecek bir sesle sabah akşam zikret. Sakın gafillerden olma.
Rabbinin katında olanlar, O’na kulluk etmekten büyüklük taslamazlar. O’nu takdis ve tesbih ederler ve yalnızca O’na secde ederler.