Sana büyük ganimetlerin hükmünü soruyorlar. De ki: “Bunlar, Allah’ın ve elçisinindir. Allah’tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin. Eğer inanmış iseniz, Allah’a ve elçisine itaat edin.
Hakiki inananlar onlardır ki; Allah anıldığı zaman, kalpleri titrer. Allah’ın ayetleri onlara okunduğu zaman, imanları artar ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
Onlar ki; namazı doğruca kılarlar ve Allah’ın onlara verdiği rızıktan nafaka verirler.
İşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlar için Rableri katında dereceler, bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.
(Büyük ganimetlerin bölüşülmesine hoşnutsuzluk gösterenler, Bedir savaşına çıkmana da hoşnut olmamışlardı.) Nitekim Rabbin hakk ile (savaş için) seni evinden çıkartmıştı. O zaman müminlerden bir grup bunu istemiyorlardı.
Onlar, kendilerine açıklandıktan sonra da hak bir konuda seninle tartışıyorlardı… Göre göre ölüme sürükleniyor gibiydiler.
Hatırlayın ki; Allah, iki kervandan birini size va’detmiş idi. Siz silahsız olanı elde etmek istiyordunuz. Allah ise yasaları ile hakkı gerçekleştirmek istiyordu. (Savaş ve mübareze kanunu gereği, sizi o silahlı savaşçılar ile karşılaştırmak istiyordu ki;) o kâfirlerin ardını kessin.
O suçluların istememelerine rağmen, Allah, hakkı gerçekleştirmek, batılı yok etmek istedi.
Hatırlayın ki; siz Rabbinizden yardım dilerken, Rabbiniz duanızı kabul etti. “Ben, size takipçi olan bin melek ile yardım ederim” dedi.
Allah, müjde olsun, kalbiniz mutmain olsun diye bunu gerçekleştirdi. Gerçek yardım, ancak Allah katındadır. Şüphesiz Allah, izzet ve kudret sahibidir ve her şeyi yerli yerinde yapandır.
Hatırlayın ki; kendisinden bir güven olarak Allah size bir uyku salıverdi. Sizi temizlemek için, gökten üzerinize su indirdi. Ki şeytanın pisliğini sizden gidersin, kalbinize kuvvet, ayaklarınıza sebat versin.
Hatırla ki; Rabbin meleklere şöyle bildiriyordu: “Ben sizinle beraberim. İnananlara kuvvet ve sebat verin. O kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Artık boyunlarının üzerine vurun, bütün mafsallarına vurun!”
Çünkü onlar Allah ve elçisine karşı geldiler. Şüphesiz Allah’ın cezası, ağır ve serttir.
İşte ey kâfirler! Bu azabı tadın. Ve sizin için ayrıca ateş azabı vardır.
Ey iman edenler! Kâfirler büyük bir ordu iken karşılaştığınız zaman sakın onlardan yüz çevirip kaçmayın.
Kim o gün, onlardan kaçarsa, -meğer başka bir kenarda savaşmak veya başka bir gruba katılmak için ise o müstesna- o Allah’ın gazabını kazanmıştır ve onun sığınağı Cehennemdir. Orası ne kötü dönüş yeridir.
17, 18. Onları siz öldürmediniz. Fakat onları Allah öldürdü. Atarken de sen atmadın. Fakat atan Allah idi. Allah (bu Bedir savaşı ile) müminleri güzel bir imtihan ile denemek istedi. Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir. Allah bunu böyle istedi. Ve şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını zayıflatır.
17, 18. Onları siz öldürmediniz. Fakat onları Allah öldürdü. Atarken de sen atmadın. Fakat atan Allah idi. Allah (bu Bedir savaşı ile) müminleri güzel bir imtihan ile denemek istedi. Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir. Allah bunu böyle istedi. Ve şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını zayıflatır.
(Ey kâfirler!) Eğer siz bir fütuhat istiyorsanız, işte fütuhat aleyhinize çıkmıştır. Eğer bu düşmanlığınıza son verirseniz, o sizin için daha hayırlıdır. Her ne kadar çok da olsa, cemaatiniz size bir fayda vermeyecektir. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.
Ey iman edenler! Allah’a ve elçisine itaat edin, onu dinlediğiniz halde, o elçiye sırtınızı çevirmeyin.
Sakın, “dinledik” deyip de dinlemeyenler gibi olmayın.
Allah katında en zararlı hayvanlar, o sağır, dilsiz ve akıl etmeyenlerdir.
Eğer Allah, onlarda bir yarar görseydi, onlara da işittirirdi. İşittirseydi bile onlar yine yüz çevirerek (seni) bırakacaklardı.
Ey iman edenler! Sizi canlandıracak mesajlara çağırdığı zaman Allah’ın ve elçisinin çağrısını kabul edin. Ve bilin ki Allah, insan ile kalbi arasına girer. (Her şeyini ondan alabilir) ve hepiniz O’nun huzurunda toplanacaksınız. (Ondan kaçmakla bir yere varamazsınız.)
Öyle bir fitneden sakının ki; sizden zulmedenlere mahsus kalmaz. Ve bilin ki; Allah’ın ikabı (cezası) şiddetlidir.
Hatırlayın ki sizler yeryüzünde zayıf idiniz, insanların sizi pençelemesinden korkardınız da Allah sizi barındırdı, özel yardımıyla sizi teyid etti, güzel ve hoş şeylerle sizi rızıklandırdı. Ki şükredesiniz.
Ey iman edenler! Bile bile emanetlerinize hıyanet ederek Allah’a ve elçisine ihanet etmeyin.
Ve biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız fitnedirler. Ve (bilin ki) aslında en büyük sevap ve ücret Allah’ın katındadır.
Ey iman edenler! Eğer Allah’ın azabından sakınırsanız, size hak ile batılı ayıracak bir Furkanı yaratır. Kötülüklerinizi siler, sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük fazıl ve ihsan sahibidir.
O vakti hatırla ki; o kâfirler, seni bağlamak veya öldürmek veya yurdundan çıkarmak için düzen kuruyorlardı. Kurarlarken, Allah da karşı düzen kuruyordu. Ve Allah, düzen kuranların en hayırlısıdır.
Ve ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, “(Böyle şeyleri) işitmişiz, istesek buna benzer sözler söyleriz. Bunlar ancak eskilerin efsaneleridir” dediler.
Ve o kâfirlerin: “Ey Allah’ımız! Eğer bu Kur’an, hak olup Senin katından ise, başımıza gökten taş yağdır veya bize elem verici bir azap ver!” dediğini hatırla!
Hâlbuki sen onların içinde iken, Allah onlara azap verecek değildir. Ve istiğfar ettikleri müddetçe de Allah onlara azap verecek değildir.
Neden Allah onlara azap vermeyecekmiş? Hâlbuki onlar, insanları Mescid-ül Haram’dan alıkoyuyorlar. Ve ona sahip de değiller. Asıl sahipleri, özlerini koruyan müminlerdir. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Onların Kâbe’deki namazları da, bağırmak ve alkıştan başka bir şey değildir. Artık kâfirliğinizden dolayı bu azabı tadın!
O kâfir olanlar, insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar. Onlar mallarını harcayacaklar. Sonra o mal onlara hasret olacaktır. Sonra mağlup olacaklardır. Ve o kâfirler Cehenneme doğru toplatılacaklardır.
Ki Allah, pis olanları temizlerden ayırsın. Pisleri birbirinin üzerine getirerek hepsini toplasın ve onları Cehenneme koysun. İşte asıl zarar edenler onlardır!
O kâfirlere de ki: “Eğer yaptıklarınıza son verirseniz, geçmiş durumunuz affedilecektir.” Eğer bir daha dönerlerse, eskilerin başına gelen hüküm ve yasa gerçekleşti(ği gibi bunların da başına gelecektir.)
Fitne kalmayıncaya, bütün din ve ibadet Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer son verirlerse, muhakkak Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.
Eğer sizi bırakıp giderlerse, bilin ki Allah, sahibinizdir. En iyi sahip ve en iyi yardımcı O’dur.
Ve bilin ki kazandığınız herhangi bir ganimetin beşte birisi Allah’a, Resulullah’a, akrabalara, yetimlere, miskinlere ve yolcuyadır; eğer hak ile batılın ayrıldığı, iki ordunun karşılaştığı gün kulumuza indirdiğimiz Kur’ana ve Allah’a inanıyorsanız… Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.
Sizler vadinin yakın tarafında iken, onlar da uzak tarafında idiler. Kervan da sizin biraz altınızda idi. Eğer böyle buluşmak için anlaşsaydınız da yine değişiklik olurdu. Fakat Allah, bunu böyle diledi ki olacak bir işi kaza etsin ve ölen kişi bir delil ile ölmüş olsun ve yaşayan da bir delille yaşasın. (Küfrün de, imanın da bir dayanağı olsun.) Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir.
Hatırlayın ki Allah, uykunuzda onları size az gösteriyordu. Eğer onları çok gösterseydi, dağılırdınız ve idarede tartışırdınız. Fakat Allah selamet verdi. Allah sinelere sahip olan her şeyi çok iyi bilendir.
Ve hatırlayın ki; karşılaştığınız zaman, Allah onları sizin gözünüzde az gösteriyordu. Sizi de onların gözünde az gösteriyordu ki olacak bir işi kaza etsin ve şüphesiz bütün işler Allah’a döner.
Ey iman edenler! Bir cemaat ile karşılaştığınız zaman, direnin ve Allah’ı çokça zikredin ki kurtulasınız.
Ve Allah’a ve Resulüne itaat edin. Çekişmeyin, dağılırsınız. Kuvvetiniz dağılır, gider. Ve sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
Çalım satarak ve insanlara gösteriş yaparak, memleketlerinden çıkıp (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını kuşatmıştır. [Onlar O’ndan kurtulamazlar.]
Ve hatırlayın ki o şeytan, onların yaptıklarını onlara güzel gösterdi. “Bugün insanlardan sizi yenecek kimse yoktur ve ben sizi kurtaracağım” dedi. İki grup birbiriyle karşılaşınca, o şeytan geri geri kaçtı. Ve: “Ben sizden beriyim, ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah’tan korkuyorum. Allah’ın cezası serttir” dedi.
Ve hatırla ki; münafıklar ve kalbinde hastalık olanlar: “Bunların dinleri kendilerini aldattı” dediler. Hâlbuki kim Allah’a tevekkül ederse, şüphesiz Allah, Aziz ve Hakîmdir. [Güçlüdür. Onu korumaya gücü yeter ve hikmet dairesinde ona mükâfat verir.]
Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını aldıkları ve kendilerine “Ateş azabını tadın!” dedikleri zaman o kâfirleri keşke bir görseydin.
“İşte bu (azap) sizin kendi elinizle yaptıklarınızdan dolayıdır. Çünkü Allah, aciz kullarına asla zulmedecek değildir.”
Firavun ordusunu ve onlardan öncekilerin tarzı gibi: “Allah’ın ayetlerini inkâr ettiler. Allah da günahlarından dolayı onları yakaladı. Şüphesiz Allah güçlüdür, azabı şiddetlidir.
Bu, bir millet kendilerini değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği nimeti değiştirmez (yasasından dolayı böyledir.) Ve Allah işiten ve bilendir. (Kimin neye müstahak olduğunu biliyor.)
Firavun ordusunun ve onlardan öncekilerin hali gibi, Rablerinin ayetlerini yalanladılar. Günahlarından dolayı onları helak ettik. Firavun ordusunu boğduk. Çünkü onların hepsi de zalim idiler.
Allah katında hayvanların en şerlisi, inanmayan o kâfirlerdir.
O kâfirler ki; onlarla anlaşma yaptın, sonra her seferinde anlaşmalarını bozarlar. Ve sakınmazlar.
Eğer savaşta onları yakalarsan, onlarla arkalarında kalanları korkutarak dağıt. Belki öğüt alırlar.
Eğer bir toplumun (antlaşmalarını bozup) hıyanet edeceklerinden korkarsan, onlara eşit olarak sen de antlaşmayı at. Şüphesiz Allah, hainleri sevmez.
O kâfirler, Bizi geçeceklerini (Biz’den kaybolacaklarını) sanmasınlar. Onlar, (Bizi) aciz bırakamazlar.
Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaşlık atlar hazırlayın. Onunla Allah’ın düşmanını, düşmanınızı ve daha az düşman olanları korkutursunuz. Siz onları bilmezsiniz. Fakat Allah onları bilir. Allah yolunda harcadığınız her şey size geri ödenecektir. Size asla zulmedilmeyecektir.
Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, işiten ve bilendir.
Onlar seni aldatmak isterlerse, Allah sana yeter. O’dur; seni özel yardımıyla ve Müminlerle güçlendiren.
Ve o Müminlerin kalplerini birleştiren. Eğer yeryüzündeki her şeyi harcasaydın da onları birleştiremezdin. Fakat Allah onların kalplerini birleştirdi. Çünkü O, sonsuz kuvvet ve hikmet sahibidir.
Ey Peygamber! Allah ve sana tabi olan Müminler sana yeter.
Ey Peygamber! Müminleri savaş için teşvik et. Eğer sizden yirmi kişi olursa, iki yüz kişiyi mağlup eder. Eğer yüz kişi olursa, o kâfir olanlardan bin kişiyi yener. Çünkü onlar, bilgisiz bir toplumdurlar.
Şimdi Allah yükünüzü hafifletti. Ve sizde zayıflık olduğunu gördü. Eğer sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiyi yener. Allah’ın izniyle, bin kişi olursa, iki bin kişiyi yener. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.
Yeryüzünde tam hâkimiyetini sağlamadıkça, bir peygamberin esirler ile uğraşması, ona yakışmaz. Sizler (ey Müminler!) dünya hayatının menfaatini istiyorsunuz. Allah ise, ahireti istiyor. Allah, izzet, kudret sahibidir ve her şeyi yerli yerinde yapar.
Eğer Allah’tan daha önce gelen bir yazı (ruhsat ve yasa) olmasaydı, bu aldığınız fidyeden dolayı büyük bir azap size dokunacaktı. (Çünkü henüz İslami hâkimiyet kurulmamış iken, sizler mal ve menfaat ile uğraştınız. Esirlere İslam’ı anlatacak yerde, onları mal karşılığı salıverdiniz.)
Artık (bu ruhsattan istifade ederek) kazandığınız ganimetlerden helal ve hoş olarak yiyin ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, Gafur ve Rahimdir.
Ey Peygamber! Elindeki esirlere de ki: “Eğer Allah, kalbinizde bir iyilik görüyorsa, sizden alınan maldan daha hayırlı bir şeyi size verir. Ve sizi bağışlar. Çünkü Allah, bağışlayan ve acıyandır.
Eğer sana hıyanet etmeyi düşünüyorlarsa, daha önce Allah’a da hıyanet ettiler. Allah, onların hakkından geldi. Allah, her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerinde yapandır.
İman edip hicret edenler, malları ve canları ile Allah yolunda savaşanlar ile onları barındıran ve onlara yardım edenler, işte onlar, birbirlerinin sahibidirler (akrabası ve sorumlu dostudurlar.) İman edip de hicret etmeyenlere ise, hiçbir velayetiniz ve sorumluluğunuz yoktur; onlar hicret edinceye kadar… Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım etmeniz gerekir. Meğer sizinle onlar arasında antlaşma olan bir kavme karşı yardım isterlerse, o müstesna… Şüphesiz Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.
Kâfir olanlar da birbirlerinin dostu ve sorumlusudurlar. Eğer siz birbirinizi böyle kardeş görmezseniz, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesad olur.
İman eden, hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ile onları barındıran, onlara yardım edenler, işte onlar gerçekten müminlerdir. Onlara bağışlanmak ve güzel bir rızık vardır.
Daha sonra inanıp da hicret eden sizinle beraber cihad eden, işte onlar da sizdendirler. Fakat akraba olanlar, Allah’ın kitabında (hukuk ve mirasta) birbirlerine daha yakındırlar. Şüphesiz Allah, her şeyi en iyi bilendir.