Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1580, sondan 4657. ayet; 11. sure ve Hûd Suresinin 107. ayetidir. Hûd Suresi 107. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 56 ve toplam ebced değeri ise 4199 olarak hesaplanmıştır. Hûd Suresinin toplam ebced değeri 537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (15) ل (6) ر (4) bulunuyor.
Arapça Metin
خالدين فيها ما دامت السموات والارض الا ما شاء ربك ان ربك فعال لما يريد
Bu âyetler, 103. âyetin “O gün bütün insanların bir araya toplandığı gündür” meâlindeki bölümünü açıklayıcı mahiyette olup mahşerde toplanacak olan insanların dünyadaki iman ve amellerine göre oradaki durumlarının ne olacağını, varıp kalacakları yerleri haber vererek o günün dehşetini tasvir etmektedir. Âyetlerin, putperest kavimlerin kıssalarının ardından gelmiş olması dikkate alındığında 105. âyetin putların Allah katında kendileri için şefaatçi olacağına inanan kimselere hitap ettiği anlaşılırsa da âyette genel olarak şefaatçilere güvenip de günahtan sakınmayan kimselerin uyarıldığını söylemek daha uygun olur. Zira o yüce mahkemede Allah’ın izni olmadan ne peygamber ne evliya ne melek ne de başka bir güç şefaat edip söz söyleyebilir (Tâhâ 20:109; Nebe’ 78:38). İnsanlar, dünyadaki iman ve amellerine göre âhirette bedbahtlar ve mutlular olmak üzere iki gruba ayrılacaklardır. 106. âyette dünyada inkârcılıkta ısrar eden bedbahtların âhirette cehennem ateşiyle cezalandırılacakları, 108. âyette ise mutluların yani müminlerin cennet nimetleriyle ödüllendirilecekleri ifade edilmiştir. 107. âyette geçen ve “gökler ve yer durdukça” şeklinde çevirilen ifadeyi müfessirler iki şekilde yorumlamışlardır: a) Bu cümle Arap dilinde mecazi anlamda sonsuzluğu ifade etmek için kullanılır. Buna göre âyet bedbahtların cehennemde ebedî olarak kalacaklarını göstermektedir. b) “Âhiretteki gökler ve yer durdukça” demektir. Âhiret sonsuz olduğuna göre bedbahtlar da cehennemde sonsuz olarak kalacaklardır (âhiretteki gökler ve yer için bk. İbrâhim 14:48). “Rabbinin dilediği hariç” istisnası ile ilgili olarak da müfessirler farklı yorumlarda bulunmuşlardır. a) “Allah dilediği takdirde bu ebedîliği bir süre sonra sona erdirecek” demektir. Bu durum cehennemin de sonlu olacağını hatıra getirmektedir. b) Allah dilediği kimseleri orada ebedî kalmaktan kurtaracaktır. Bu da bazı müşrik ve inkârcıların cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacağı ihtimalini hatıra getirmektedir (krş. En‘âm 6:128). Şüphesiz ki Allah istediğini yapma gücüne sahiptir; O’nun için hiçbir engel söz konusu değildir; ancak müşrik ve inkârcıları affetmeyeceğini, bunların ebedî olarak cehennemde kalacağını açıkça bildirmiştir (Nisâ 4:14, 116). c) Başka bir yoruma göre ise bedbahtlar, günahkâr müminler ve inkârcılar olmak üzere ikiye ayrılır. Bu istisna müşrik ve inkârcıları değil günahkâr müminleri ifade eder. Bunlar belli bir süre cehennemde kaldıktan sonra yüce Allah bunları oradan çıkartıp cennete yerleştirecek, inkârcı bedbahtlar ise ebedî olarak cehennemde kalacaklardır. Bu yorum müminlerin ebedî olarak cennette, inkârcıların ise ebedî olarak cehennemde kalacaklarını açıkça ifade eden âyetlerle bu âyeti uzlaştırmaya yöneliktir (bk. Mâide 5:119; Cin 72:23. Bu istisna ile ilgili diğer görüşler için bk. Şevkânî, II, 595-596). Bize göre, “Allah dilemedikçe...” şeklindeki ifade, “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” meâlindeki âyette olduğu gibi (İnsân 76:30) –birçok yerde– her şeyin Allah’ın dilemesi sonucu olduğunu açıklamaya yöneliktir. Burada da âyeti şöyle anlamak mümkündür: “Cehenneme girecek olanların bir kısmının orada ebedî kalmaları “Allah’ın dilemesine bağlı” olarak böyledir. Mutlu olanlara gelince bunlar da sonsuz olarak cennette yaşayacaklardır. “Rabbinin dilediği hariç” istisnası bunlar hakkında da mevcuttur; ancak âyetin son cümlesi cennet nimetlerinin kesintisiz olduğunu ve cennete girenlerin oradan çıkarılmayacağını göstermektedir. Bu takdirde istisnanın anlamı nedir? İbn Âşûr’a göre bu istisna iki anlamda yorumlanabilir: 1. Tövbe etmeden âhirete giden müminler bir süre cehennemde kaldıktan sonra Allah merhameti gereği onları bir sebep ve hikmetle affeder ve cennete koyar. 2. Bu istisnadan maksat Allah’ın lutuf ve rahmetinin bir tecellisi olan nimetlerin, “ödenmesi gereken bir borç” şeklinde anlaşılmasını önlemektir (XII, 165-166). Bazı müfessirlerse bu istisnayı, “Allah onlara başka bir mükâfat bahşetmeyi istemedikçe” şeklinde yorumlamışlardır (Reşîd Rızâ, XII, 160-161). “Allah insanın önünde yeni bir evrim sahnesi, daha yüksek bir evre açmadıkça (cennette sonsuz olarak kalacaklardır)” şeklinde yorumlayanlar da vardır (Esed, 447).
Mehmet Okuyan
Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça orada [ebedî] kalacaklardır. Şüphesiz ki Rabbin istediğini yapandır.
Hem bu ayette hem de bir sonraki ayette yer alan “gökler ve yer durduğu sürece” ifadesi İbrâhîm 14:48 gereği mahşerde de göklerin ve yerin bulunacağını göstermektedir.,Benzer mesajlar: Bakara 2:253; Âl-i İmrân 3:40, 47; Mâide 5:1; İbrâhîm 14:27; Hacc 22:14, 18; Burûc 85:16.
Bayraktar Bayraklı
Rabbinin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte süreli kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkı ile yapandır.
1- Bu Rabb'inin takdir ettiği şeydir ve Rabb'in bu kararını değiştirmedikçe böyle devam edecektir. Burada, söz konusu edilen istisna, bir değişikliğin olabileceğinden değil, herhangi bir değişikliğin kesinlikle olmayacağının ifadesidir. 2- Bu süreklilik ifade eden bir deyimdir.
Ahmet Akgül
Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.
Rabbinin sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan hal, daha ağır cezalar müstesna, gökler ve yer daim olup durdukça, o ateşte ebedî kalacaklar. Rabbin her an iradesinin tecellisini hakkıyla icra gücüne sahiptir, dilediği kanunları kor.
(Ahiretin) gökleri ve yeri durdukça, onlar, cehennem'de ebedî olarak kalıcıdırlar, Ancak Rabbinin dilediği başka (dilediğinin azabını başka bir azaba çevirir, veya azab çeken müminleri selâmete çıkarır, cennete kor.) Çünkü Rabbin, dilediğini, hemen noksansız yapar.
106-107. Mutsuz olanlar (dünyadayken yaptıklarından ötürü) ateşte (yaşayacak) ve orada ah çekip inleyeceklerdir. Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer yerinde durduğu sürece onlar orada kalacaklardır. Şüphesiz Rabbin dilediğini istediği gibi yapandır.
Bkz. 21:101“Rabbin aksini dilemedikçe” söylemi, cehennem sakinlerinin azabının belli bir zaman sonra Allah tarafından sonlandırılabileceği konusunda bir ümit olabilir. Bu konuda kesin bir şey söylemek asla doğru olmaz. Sadece Allah’ın engin ve sınırsız rahmetini düşünerek ihtimal dâhilinde yorum yapılabilir.
Diyanet İşleri (Eski)
Rabbinin dilemesi bir yana, gökler ve yer durdukça, orada temelli kalacaklardır. Rabbin, şüphesiz, her istediğini yapar.
(2)Bu âyetin meâlindeki “gökler ve yer” ifâdesi ile işâret olunan yerler, bu dünyaya âid olmayıp, âhirete mahsus, ebedî makamlardır. (Nesefî, c. 2, 294)(3)Kalbinde, az dahi olsa bir îman çekirdeği bulunan günahkâr ve fâsık insanlar, cezâ müddetlerini tamamladıktan sonra lûtf-ı İlâhî ile Cennete gireceklerdir. (Kurtubî, c. 5:9, 102)
İlyas Yorulmaz
Rabbinin dilediği süre gökler ve yer var oldukça, onlarda ateşin içinde sürekli kalacaklar. Senin Rabbin dilediğini yapandır
İsmail Hakkı İzmirli Hûd Suresi 107. Ayet Açıklaması
[3] Onların dünyada durdukları müddetçe. Bu halde azapları kesilir veya alt üst bulundukça.[4] Cehennem azabından hariç bırakmak istesin veya başka bir azaba giriftar etsin.
Kadri Çelik
Elbette Rabbin dilemesi dışında gökler ve yer durdukça, onda temelli kalıcılardır. Rabbin şüphesiz her istediğini yapar.
Hem de, âhiret âlemindeki gökler ve yer durduğu sürece, ebediyen o ateşin içinde kalacaklar; ancak Rabb’inin dilemesi hariç! Şüphesiz Rabb’in, sonsuz bilgisi, hikmeti ve kudretiyle dilediği hükmü verir, dilediğini dilediği şekilde yapar.
1 Yani eğer; Rabbin dilerse cehennemde ebedî kalmayanlar veya daha başka şekilde azap edilecek olanlar bulunabilir. Buradan bazı kâfir sevicilerin anladığı ve arzuladığı gibi kâfirlerin cehennemden çıkabileceklerini anlamak doğru değildir. Bu ifâdeler Allah’ın gücünün sınırsızlığına işaret etmektedir. Zîrâ Allah, verdiği sözden asla caymaz.2 “Gökler ve yer devam ettiği müddetçe, orada sürekli kalacaklardır.” İfadesinde bir vakit tayini yok mudur, şu halde bu söz diğer âyetlerdeki ebedî kaydına aykırı değil midir? gibisinden bazı münakaşalar vardır. Ancak bu “gökler ve yer durdukça” deyimi Arapçada “yıldız ışıdıkça”, “gece gündüz karşılıklı sürüp gittikçe”, “denizde su oldukça” ve bizim dilimizde “dünya durdukça” gibi ebediyetten kinaye olarak kullanıldığı için burada bir zaman sınırlaması söz konusu değildir. Ayrıca buradaki gökler ve yerden maksat, bu yer ve bu gök ler değil, “Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün” (İbrahim: 48) âyetinde de ifade edilen; “âhiretin gökleri ve yeri” demektir. Bu gökler ve yer de aynen âhiret gibi sonsuz olacaktır. Nitekim bu ayetin başında ve bir sonraki ayette geçen (خَالِد۪ينَ) ifadesi ve sonundaki (غَيْرَ مَجْذُوذٍ ) “ardı arkası kesilmeyen” ifadeleri bu sürekliliğin kesintisiz olacağını açıkça ortaya koymaktadır. Fakat bu sonsuzluğun, Allah’ın zatına mahsus olan ebediliğe benzer bir ebediyyet şeklinde düşünülmemesi gerekir. Zira Allah’ın ebediliği zatından, cennet ve cehennemdekilerin ebediliği Allah tarafından verilen bir sonsuzluktur.
Muhammed Esed
(Ve) Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer yerinde durduğu sürece orada kalacaklar: 134 çünkü, dilediğini yapan (Allah')tır, senin Rabbin.
Rabbin aksini tercih etmedikçe, gökler ve yer orada durduğu sürece onlar da orada kalmayı sürdürecekler:[1802] Unutma ki senin Rabbin tercih ettiği her şeyi yaratabilen tek öznedir.
[1802] Bu ve buna benzeyen En’âm 128, Hûd 106-108, Nebe’ 23 gibi âyetlerden yola çıkan bazı otoriteler, cehennem azabının uzun süre devam ettikten sonra sona ereceği görüşüne varmışlardır. Sahabeden Hz. Ömer, Abdullah b. Mes’ud, Ebu Hüreyre, Ebu Said el-Hudrî ve daha başkaları; ikinci nesilden Abd b. Humeyd, İshak b. Rahaveyhî, Hasan el-Basri, Hammad b. Seleme gibi otoriteler de aynı görüştedirler (İbn Kayyım, Hadi’l-Ervâh ilâ biladi’l—Efrâh, Dımaşk, 1419, s. 490-491). İbn Hacer, Fethu’l-Bârî’de Hz. Ömer’in şu sözünü nakleder: “Cehennemdekiler çöldeki kum taneleri kadar çok olsa da, gün gelecek hepsi de oradan çıkarılacaklar.” Taberî (ö. 310:922) de aynı görüşü işler (Tefsir). Cennet ve Cehennem konusundaki en çaplı eserlerden birine imza atmış olan İbn Kayyım el-Cevziyye (ö. 751:1350) bu görüşü hocası İbn Teymiyye (727:1328) ve daha başkalarından nakleder (ay). Yukarıdakilere ilaveten sahabeden Hz. Ali, İbn Abbas, Abdullah b. Amr, Cabir b. Abdullah, tâbiinden Şa’bi, mutasavvıf Mevlana Celaleddin er-Rumi (672:1273), İbnu’l-Vezir (840:1436), çağdaşlarımızdan Musa Carullah ve İsmail Hakkı İzmirli de aynı görüştedir (Y. Ş. Yavuz, DİA, Azap md. IV, 305; B. Topaloğlu, DİA, Cehennem md. VII, 231-232). Taberî, bu âyetin tefsirinde yukarıda adı geçen sahabilerin ve tâbiin otoritelerinin içerisinde huld (Bkz: 2:39, not 69) ve ebed geçen tüm âyetlerin bu âyetle tahsis edildiğini savunduklarını dile getirir. Âlemin sonsuzluğu düşüncesini başta Gazzali olmak üzere hemen tüm İslâm kelamcıları küfür olarak görmüşlerdir. Âyete dönecek olursak: bu âyetin gaybî birer hakikat olan cennet ve cehennemin sonsuzluk-sonluluk tartışmalarıyla doğrudan bir ilgisi olmasa gerektir. Verili âlemde en uzun ömürlü nesneler yer ve göklerdir. İnsan tasavvurunun lâyıkıyla algılamaktan âciz olduğu âhiret hayatının uzunluğu, insanın bilip tanıdığı en uzun ömürlü nesneler üzerinden anlatılmaktadır. Elbette Allah en doğrusunu bilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
(Onlar) Orada gökler ve yer devam ettikçe ebedî surette duruculardır. Rabbinin dilediği müddet müstesna. Şüphe yok ki, senin Rabbin dilediğini bihakkın işleyicidir.
Bu âyette cehennemliklerin cezası hakkında “Rabbin dilediğini yapar”, 108. âyette cennetlikler hakkında ise “kesintisi olmayan ihsan” buyurulmasından bazı âlimler cennetin ebedî, cehennem azabının ise sonlu olacağı neticesini çıkarmak istemişlerdir. Rabbü’l-âlemin ne dilerse onu yapar, kimse onun iradesini sınırlayamaz. Fakat O, genellikle bildiriyor ki âhiret âleminin devamını ve o devam süresinde de azgınların ateşte ebedî kalmalarını dilemiştir.
Süleyman Ateş
Gökler ve yer durdukça orada sürekli kalacaklardır. Meğer Rabbin, çıkmalarını dilemiş olsun. Çünkü Rabbin, istediğini yapandır.