Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1599, sondan 4638. ayet; 12. sure ve Yusuf Suresinin 3. ayetidir. Yusuf Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 4252 olarak hesaplanmıştır. Yusuf Suresinin toplam ebced değeri 497284 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (12) ل (8) ر (1) bulunuyor.
Arapça Metin
نحن نقص عليك احسن القصص بما اوحينا اليك هذا القران وان كنت من قبله لمن الغافلين
Diyanet İşleri (Yeni) Yusuf Suresi 3. Ayet Tefsiri
“En güzel kıssa” diye çevirdiğimiz ahsenü’l-kasas tamlamasındaki kasas kelimesi sözlükte “bir şeyin izini sürmek” anlamına gelmektedir; isim olarak, “anlatılan haber” demektir. Kur’an’da daha çok bu mânada kullanılmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “kss” md.). Bu mânada kıssa ile eş anlamlı olup her ikisinin de çoğulu kısastır. Edebiyatta hayalî kıssalar olduğu gibi gerçek kıssalar da vardır. Hz. Yûsuf’un kıssası yaşanmış bir olaydır. Bir taraftan tasavvuf ve edebiyatta mecazi aşk denilen ve tabii bir gerçeklik olan beşerî sevgiyi, diğer taraftan bu tür sevgilerin insanı kötülüğe saptırmasına engel olacak güç ve içtenlikteki iman ve iffetin yüceliğini anlatan bu sûre, âyette “ahsenü’l-kasas” olarak nitelendirilmiştir. Kıssada aynı zamanda baba-oğul, Ya‘kūb aleyhisselâm ile Yûsuf’un hasret, ıstırap ve üzüntüleri canlı bir şekilde dile getirilmektedir. Ahsenü’l-kasas tamlamasını “en güzel üslûp” şeklinde anlayanlar da vardır (Zemahşerî, II, 300-301; Râzî, XVIII, 85; Esed, II, 454-455). Buna göre cümlenin meâli şöyle olur: “Biz, bu Kur’an’ı sana en güzel bir üslûpla anlatıyoruz.”
Âyette, Hz. Peygamber’in, Yûsuf hakkında daha önce bilgisinin olmadığı, bu bilgilerin kendisine vahiy yoluyla geldiği bildirilmektedir. Bu durum, Hz. Muhammed’in hak peygamber, Kur’an’ın da mûcize olduğunu gösterir. Zira okur yazar olmayan, yabancı dil bilmeyen ve İsrâiloğulları’nın Mısır’a gitmeleriyle ilgili yeterli bilgisi bulunmayan bir kimsenin, vahye dayanmadan, çok zaman olayların detayına kadar inen böyle mükemmel bir kıssayı ortaya koyması mümkün değildir.
İbrânîce’de “Allah’ın güçlü kıldığı” mânasına gelen İsrâil kelimesi, Ya‘kūb peygamberin lakabıdır. Soyundan gelenlere de “İsrâiloğulları” denilmektedir. Kitâb-ı Mukaddes araştırmacılarından nakledildiğine göre Ya‘kūb Filistin’de yaşıyordu ve on iki oğlu vardı. Yûsuf on birinci oğluydu. Mısır’da köle olarak satılmış, bir süre kölelik, oldukça uzun bir süre de hapis hayatı yaşadıktan sonra Mısır’da önemli bir üst düzey yöneticiliğe getirildi. Daha sonra babası ve kardeşlerini de Mısır’a götürdü. Böylece İsrâiloğulları Mısır’a yerleştiler. Hz. Mûsâ’nın zamanında ve onun liderliğinde tekrar Filistin’e dönmüşlerdir (İsrâil ve İsrâiloğulları hakkında bilgi için bk. Bakara 2:40, 132; Nisâ 4:153-161).
Mehmet Okuyan
Biz sana bu Kur’an’ı vahyetmekle (eskilere dair) haberleri sana en güzel şekilde anlatıyoruz. Elbette sen bundan önce habersizlerdendin.
Burada Hz. Yusuf kıssasının “kıssaların en güzeli” olmasına işaret edilmesinin yanında, anlatılan bütün kıssaların en güzel şekilde sunulduğuna dikkat çekilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Biz, bu Kur'ân'ı sana vahyetmekle, geçmiş milletlerin haberlerini en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce bu haberleri bilmeyenlerdendin.
1- Beyanı. Beyan, bir şeyin kanıtlarıyla ortaya konması, ilan edilmesi demektir. Günümüzde Kur'an sözcüğüne, yaygın olarak Allah'tan gelen vahin kitaplaşmış hali anlamı verilmektedir. Bu tek başına doğru bir tanımlama değildir. Zira vahyin kitaplaşmış haline kimi ayetlerde bağlamından dolayı isim olarak Kur'an denmiş olsa da esas isim, “Mushaf”tır, “Kitap”tır. Aslında Kara'e kökünden türeyen Kur'an, kök anlamı itibariyle Kitap veya Mushaf demek değil, “okumak”, “toplamak” “bir araya getirmek”, “nakletmek”, “aktarmak” demektir.
Ahmet Akgül
Biz bu Kur'an'ı vahyetmekle Sana kıssaların (ibretli ve hikmetli tarihi olayların) en güzelini aktarıyoruz; oysa daha önce Sen bundan haberdar değildin.
Ey Muhammed! Biz sana bu Kur'ân'ı vahyetmekle her türlü haberleri, sana en güzel ifade biçimiyle anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce bu haberleri bilmeyenlerden idin.
3.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre insanlar Resulullah (a.s.)`tan kendilerine geçmiş peygamberlerin kıssalarını anlatmalarını istedi. Bunun üzerine ayeti kerime ve devamındaki ayeti kerimeler (yani Hz. Yusuf (a.s.)`un kıssası) indirildi.
Ali Bulaç
Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.
Biz bu Kur’anı sana vahyetmekle, bu kıssayı en güzel şekilde senin hayatına uygulatıyoruz. Şüphesiz bundan önce sen, (bu kıssadan) habersizlerden idin..
(Ey Resul!) Biz sana bu Kur'an'ı vahyetmekle, (aynı zamanda) geçmiş kavimlere ait haberlerin en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce bunlardan haberin yoktu.
Bu ayetten itibaren Hz. Yusuf’un ibret dolu hikâyesi anlatılmaktadır. Hz. Yusuf, Hz. Yakup’un oğludur, Hz. Yakup Hz. İshak’ın, Hz. İshak da Hz. İbrahim’in oğludur. Hz. İbrahim hem Kureyş boyu Araplarının hem de İsrailoğullarının atasıdır. Araplarla İsrailoğulları köken itibariyle kardeştirler. Hz. İbrahim ise putperest bir babanın evladıdır. “Hani İbrahim, babası Âzer’e, ‘Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum’ demişti.” (En’am 6:74) Demek ki babanın putperest olması evladının Allah katındaki yerini değiştirmez, evladın peygamber olması da babanın durumunda değişiklik yapmaz. Kişinin Allah katındaki değeri amelleriyle orantılıdır. Kimse Hz. Muhammed’in ümmetiyim diye kendine bir pay çıkarmasın. Öyle olsaydı örnek peygamber ve model insan Hz. İbrahim babasını kurtarırdı.
Diyanet İşleri (Eski)
Biz bu Kuran'ı vahyederek, sana en güzel kıssaları anlatıyoruz.. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.
(Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz. Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri) elbette bilmeyenlerden idin.
Biz sana bu Kur'ânı (bu sûreyi) vahyetmek suretiyle en güzel beyânı kıssa olarak anlatacağız. Halbuki sen daha evvel bundan elbet haberdâr olmayanlardandın.
Dinle, ey Muhammed! Sana gönderdiğimiz bu Kur’an ayetleri sayesinde, insanlık tarihinde yaşanmış öykülerin en güzelini anlatacağız. Yoksa sen, bundan önce geçmiş Peygamberlerin kıssaları hakkında hiçbir bilgiye sahip değildin. İşte, İbrahim oğlu İshak oğlu Yakup oğlu Yûsuf’un ibretlerle dolu hayat hikayesi:
1 Bu sûrenin indiriliş sebebi: a- Yahûdî âlimlerinin Mekkeli müşriklerin reislerine “Muhammed’e İsrâil oğullarının Mısır’a gidiş sebebini sorun bakalım ne diyecek” diye telkin etmeleri ve onların da sormalarıdır. b- Muhammed b. İshak’a göre; Allah bu sûrede Rasûlüllah’a kavminin yaptığı eziyetler üzerine, Hz. Yûsuf’a kardeşlerinin yaptığı eziyetlere karşılık Allah’ın ihsanını anlatarak onu teselli etmiştir. 2 Âyetin bu bölümü, “kıssaların en güzelini” diye de tercüme edilebilir. Kıssa kelimesinin hikâye ile tercüme edilmemesinin sebebi hikâyenin; “olmuş veya olması muhtemel olaylar,” kıssa’nın ise; “yaşanmış olayların aktarılması” demek olduğundan dolayıdır. Yani Yûsuf kıssası, hikâye değil, bizatihi yaşanmış bir olaydır.
Muhammed Esed
Biz bu Kur’an'ı sana vahyettikçe, 4 [ey Peygamber,] bundan önce senin de [vahyin ne olduğundan] habersiz kimselerden olduğunu bilerek 5 onu sana mümkün olan en iyi, en güzel üslupla 6 açıklıyoruz.
Bu Kur’an’ı sana vahyetmekle[1822] Biz, sana naklettiklerimizi en güzel, en açık seçik bir biçimde nakletmiş oluyoruz:[1823] oysa sen, bu hitabtan önce (kitap ve imandan) habersizdin.[1824]
[1822] Bu şekildeki çevirimiz, bi-mâ evhaynâ ibaresine, Ferrâ tarafından bi-vahyinâ anlamı verilmesine dayanmaktadır.
[1823] “Adım adım izledi, izini sürdü, takip etti, aynısını yaptı” anlamındaki kassa kökünden türetilen kasas, “nakletmek, anlatmak, haber vermek” anlamına mastardır (Mekâyîs ve Lisân). “Misliyle cezalandırmak” anlamındaki kısas da aynı kökten gelir (Krş: 2:178-179). Kelime “adım adım açıklama” anlamı kazanmıştır (Krş: 27:76, not 75). Muhtelif şekillerde 21 âyette 25 kez geçer. Bu âyetteki kıssa ibaresi Katâde’ye atfen Taberî, ayrıca Zemahşerî ve Râzî tarafından sadece Yusuf kıssasına değil, Kur’an’ın tamamına teşmil edilmiştir. Biz de çevirimizde bu yaklaşımı esas aldık. Esasen kasasın mastar mânasıyla tamlama “en güzel nakil” anlamına gelir. Mastarların mef’ul yerine kullanıldığı göz önüne alınırsa, bu ibareye “kıssaların en güzeli” karşılığı da verilebilir (Keşşaf). Bu takdirde terkibin vurgusu “finali en güzel kıssa” olur. Biz birinciyi tercih ettik. Kur’an kendi hedefini tek kelimeyle açıklar: Hidayet. Kur’an’ın her parçası, dolayısıyla bu kıssalar da bu amaca hizmet için kullanılan araçlardandır. Bu kıssaları bir tarih kitabı okur gibi okumak, onlara amacının dışında anlamlar yüklemektir. Râzî, Yûnus 39’un tefsirinde, Kur’an kıssalarının mesajını şöyle açıklar: “(Müşrikler), bu kıssalarla amaçlanan şeyin sırf hikâyenin kendisi değil de daha farklı şeyler olduğunu anlamamışlardır” (XVII, 79). Kur’an kıssalarının maksadı ilâhî rehberlik olduğu için, onda zamanı tam olarak belirtilen bir tek kıssa yer almaz.
[1824] Habersiz olunan şeyin niteliği konusunda Zemahşerî ve Râzî’nin yaklaşımını esas aldık. Krş: “Sen daha önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin” (42:52). Yusuf sûresinden sonra inmiş olan Şûrâ 52, Yusuf 3’ün tefsiri olarak okunmalıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Biz sana bu Kur'an'ı vahyetmemizle sana en güzel kıssayı naklediyoruz. Halbuki, sen ondan evvel elbette bundan habersizdin.
Biz, bu Kur'ân'ı sana vahyetmekle, geçmiş ümmetlerin birtakım haberlerini en güzel şekilde beyan ediyoruz. Şu bir gerçek ki daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.