Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2100, sondan 4137. ayet; 17. sure ve İsrâ Suresinin 71. ayetidir. İsrâ Suresi 71. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 70 ve toplam ebced değeri ise 4185 olarak hesaplanmıştır. İsrâ Suresinin toplam ebced değeri 473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
يوم ندعوا كل اناس بامامهم فمن اوتي كتابه بيمينه فاولئك يقرؤن كتابهم ولا يظلمون فتيلا
Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.[321]
İlâhî hikmet, bu imtihan dünyasında insanoğluna nimetler vermesine paralel olarak sorumluluklar da yüklemiştir. İnsan değerli bir varlık olarak yaratılmış, karalara ve denizlere hâkim kılınmış, güzel nimetlerle rızıklandırılmış, kendisine birçok varlığı hizmetinde kullanma imkânı verilmiştir. Şu halde onun bu konumunun gerektirdiği sorumlulukları da olmalıdır; ilk sorumluluğu da kendisini seçkin kılan, ihsanlarda bulunan Allah’ı tanımak, O’na iman etmek, inancına uygun amelî davranışlarda bulunmak ve ahlâkî bir hayat sürdürmektir. 71-72. âyetlerde bu sorumluluğu yerine getirenlerin ve getirmeyenlerin âhiretteki durumlarına ilişkin kısa ve özlü bir açıklama yapılmakta, dolayısıyla bir uyarıda bulunulmaktadır.
“Önder” diye çevirdiğimiz imam kelimesi “amel defteri, her ümmete indirilmiş olan kutsal kitap, her ümmetin kendi peygamberi, mezhep imamları, her asrın önderi, her topluluğun öncelikle ağırlık verdikleri ve meşhur oldukları iyi veya kötü işleri” gibi çeşitli şekillerde açıklanmıştır. Taberî, Araplar’daki anlamını dikkate alarak imam kelimesini, “Her topluluğun, görüş ve inanç sahiplerinin dünyada kendilerine önder ve rehber kabul ettikleri kişiler” olduğu görüşünü tercih eder (XV, 127).
“Amel defteri” diye çevirdiğimiz kelimenin âyetteki karşılığı “kitâb”dır. 71. âyette amel defteri sağ taraftan verilecek olanların onları okuyacakları bildirilirken, solundan verilenlerden söz edilmemiştir. Bu konuda Râzî şöyle der: “Amel defteri solundan verilenler, onun içerdiği büyük kötülükleri, çirkinlikleri, utanç verici günahları görünce kalplerini korku ve dehşet sarar; o kadar ki dillerinde amel defterlerini okuyacak mecal kalmaz” (XXI, 18). Onların durumunu 72. âyet haber veriyor: “Bu dünyada kör olanlar âhirette de kördür.”
70. âyette belirtilen üstün lutufların asıl sahibini göremeyen, varlık ve olayların arkasındaki yaratıcı güçten habersiz olarak yaşayan basiret yoksunu inkârcıların âhiretteki durumunun daha kötü olacağı bildiriliyor. Hasan-ı Basrî’den bu âyetle ilgili şöyle bir açıklama nakledilmektedir: Bu dünyada yoldan çıkıp inkâra sapmış olanlar âhirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır. Çünkü böyleleri dünyada iken tövbe etselerdi tövbeleri kabul edilecekti, fakat âhirette artık kabul edilmeyecektir; dünyada kendilerine çeşitli felâketlerden korunma imkânları verilmişti, âhirette asla böyle imkânlara sahip olamayacaklardır (Râzî, XXI, 19).
72. âyete “Dünyada kör olanlar, yani Allah’ı tanımayanlar âhirette hiç tanımayacaklar” şeklinde bir mâna verilmişse de müfessirlerin çoğu bu görüşü reddeder. Çünkü âhirette herkes zorunlu olarak Allah’ı tanıyıp, O’na iman edecektir. Şu halde oradaki körlük, cennetin yolunu görememek, yani ondan mahrum kalmaktan kinayedir (Râzî, XXI, 19). Dünya âhiretin tarlasıdır. Bu dünyada hakikati görüp tanıyan ve bu sayede doğru imana ulaşan, iyi ve güzel işlerle ruhlarını zenginleştirenler âhirette bunun karşılığını eksiksiz bulacaklardır; onların amel defterleri sağ yanlarından verilecek ve asla haksızlığa uğramayacaklardır.
Mehmet Okuyan
Her insan topluluğunu imamıyla (önderiyle) çağıracağımız o günde, kimin kitabı (amel defteri) sağından verilirse, onlar kitabını okuyacaklar ve en küçük bir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Burada geçen [imâm] kelimesi Bakara 2:124 ve Enbiyâ 21:73 gereği “peygamber” demektir. Burada kastedilen mesaj, bütün ümmetlerin kendi peygamberleriyle birlikte ilahi huzurda toplanacağını bildirmektir
Bu konuyla ilgili ayetlerde geçen “sağın halkı” ifadesi, İsrâ 17:71, Hâkka 69:19 ve İnşikâk 84:7’de belirtildiği gibi mahşerde amel defteri kendisine sağdan verilecek iyi kişiler, yaptıkları kulluk yeminlerine sadık kalanlar; “solun halkı” ise Hâkka 69:25 ve İnşikâk 84:10’da verilen bilgiler gereği bu defter kendisine sol ve arka taraftan verilecek kötü kişiler demektir
Burada okunacağından söz edilen kitap herkese verilecek olan amel defterleridir.
Bayraktar Bayraklı
Her insan topluluğunu önderleriyle birlikte çağıracağımız o günde, kimin amel defteri sağından verilirse onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar.[292]
[292] İmâm/önder kelimesi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 348-350.
Erhan Aktaş
O gün, bütün insanları imamlarıyla¹ çağırırız. O gün kimin kitabı² sağından³ verilirse, işte onlar kendi kitaplarını okurlar⁴ ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.
1- Yaptıklarını belirleyen defterleri ile. İmam sözcüğü önder anlamının yan ısıra kayıt defteri anlamına da gelmektedir. Veya içinde yer aldıkları, birlikte oldukları, ortak hareket ettikleriyle, taraftarlar birliği ile peşi sıra gittikleri kimse ile kişisel veya toplumsal önderliklerle. 2- Yaptıklarının yazılı olduğu kitap, amel defteri. 3- Bu bir deyimdir. Araplarda sağ taraf deyimi “uğur, mutluluk, sağlamlık ve kurtuluşu” ifade etmektedir. 4- Yalnızca onda yazılı olanlardan sorumlu olurlar.
Ahmet Akgül
(Ahirette) Her insan grubunu imamlarıyla (bağlı oldukları ve peşine takıldıkları lider takımı, hocaları, evliyaları, üstadları ve tağutlarıyla) çağıracağımız (hesap) günü, artık kimin kitabı (amel tutanağı) sağ eline verilirse, onlar kitaplarını (sevinçle ve şerefle) okuyacaklar ve zerre kadar haksızlığa uğratılmayacaklardır... (Ama hainler, nankörler ve kâfirler ise pişman ve perişan olacaklardır.)
O gün, herkesi, her topluluğu, uydukları kişilerle beraber çağıracağız. Gerçekten de kitabı, sağ eline verilenler, çekirdekteki kıl kadar bile zulüm görmeden kitaplarını okuyacaklar.
O gün her toplumu, uydukları kişilerle beraber çağıracağız. Gerçekten de kitabı sağ eline verilenler, tutanaklarını sevinçle okuyacaklardır. Bununla birlikte, kimseye de kıl kadar haksızlık yapılmayacaktır.
Her insan topluluğunu, kitapları ve önderleriyle çağıracağımız gün, kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar kıl kadar bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar.
Her insan grubunu önderleriyle çağıracağımız gün, kimlere kitapları sağ yanlarından verilirse onlar kitaplarını okurlar ve bir iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar.
(Ey Rasûlüm), bütün insanları peygamberleriyle çağıracağımız kıyamet gününü hatırla... O gün (amellerinin) kitabı sağ eline verilenler, işte onlar kitablarını (sevinçle) okuyacaklar ve kıl kadar zulme uğratılmıyacaklar.
Her grup insanı önderleriyle çağırdığımız gün(ü düşün!) O gün kimin kitabı sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve en küçük bir haksızlığa uğramazlar.
Biz o gün bütün insanları önderleri ile birlikte (huzurumuza) çağıracağız. Kimin kitabı (Hard Diski) sağ taraftan verilirse, onlar kitaplarını sevinerek okurlar (seyrederler) ve zerre kadar haksızlığa uğramazlar.
Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız. O gün kitabı sağından verilenler, işte onlar kitablarını okurlar. Onlara kıl kadar haksizlik edilmez.
Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız o günde kimlerin amel defteri sağından verilirse, onlar, en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okuyacaklar.
Bu âyette, amel defterleri sağından verilenlerin durumundan bahsedildiği halde, solundan verilenlere değinilmemiştir. Bu konuda Beyzâvî şöyle diyor: «Yukarıdaki âyet göstermektedir ki, amel defterleri solundan verilenler, onun muhtevasına muttali olduklarında kendilerini utanç ve hayret bürür; o kadar ki, dillerinde defterlerini okuyacak mecal kalmaz. Bu yüzden Cenab-ı Hak, onlar hakkında şöyle buyurmakla yetinmiştir:»
Edip Yüksel
Her bir halkı önderleriyle birlikte çağırdığımız gün, kitabı sağından verilenler kitaplarını okurlar ve en ufak bir haksızlığa uğratılmazlar.
Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar.
Günün birinde her sınıf insanları imamlarile çağıracağız, o gün her kime kitabı sağ elile verilirse işte onlar kitablarını okuyacaklar ve kıl kadar zulmedilmiyecekler
(Hatırla) o gün (ü) ki insan sınıflarından her birini biz imanlarıyle çağıracağız. Artık kimin kitabı sağından verilirse onlar kitablarını en küçük haksızlığa uğratılmaksızın (kendileri) okuyacaklardır.
O gün her sınıftan insanları imamlarıyla birlikte çağırırız. Artık, kimin kitâbı sağından verilirse, işte onlar kitablarını (sevinerek) okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.
(1)“(Cenâb-ı Hakk) insanı, pek çok envâ‘ (nev‘ler) yerinde bir nev‘-i câmi‘ (pek çok kābiliyetleri olan bir nevi‘ olarak) halk etmiş (yaratmış). Yani, bütün envâ‘-ı hayvanâtın muhtelif derecâtı (çeşitli dereceleri)kadar, bir tek nevi‘ olan insan ile, o vezâifi (vazîfeleri) gördürmek irâde etmiş (dilemiş) ki; insanların kuvâlarına (kābiliyetlerine) ve hissiyâtlarına (duygularına) fıtraten (yaratılıştan) bir had (sınır) bırakmamış; fıtrî bir kayıd koymamış, serbest bırakmış. Sâir hayvanâtın kuvâları ve hissiyâtları mahduddur(sınırlıdır), fıtrî bir kayıd altındadır. Hâlbuki insanın her kuvâsı, hadsiz bir mesâfede cevelân eder (dolaşır) gibi, gayr-ı mütenâhî cânibine(sonsuz tarafına) gider. Çünki insan, Hâlık-ı kâinâtın (kâinâtın yaratıcısının) esmâsının (isimlerinin)nihâyetsiz tecellîlerine (üzerinde görünmesine) bir âyine olduğu için, kuvâlarına nihâyetsiz bir isti‘dad(kābiliyet) verilmiş.” (Mektûbât, 26. Mektûb, 129-130)
İlyas Yorulmaz
Hesap günü, bütün insanları önderleri ile huzura çağırırız. Kimin kitab’ı sağ tarafından verilmiş ise, içinde en ufak bir haksızlığın olmadığı kitaplarını okuyanlar bunlardır.
O gün herkesi pişüvalarıyle beraber çağıracağız. Onlardan her kimin Kitabı sağ eline verilirse onlar Kitaplarını sevine sevine okurlar. Kıl kadar haksızlığa uğramazlar.
Her insan grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir hurma çekirdeği üzerindeki küçücük bir tomurcuk (zerre) kadar bile zulme uğratılmazlar.
O gün, her topluluğu dünyada iken peşinden gittiği, desteklediği önderleriyle birlikte hesap vermek üzere huzurumuza çağıracağız. İşte o an, ameldefteri sağ eline verilen bahtiyâr müminler, kendilerine cenneti müjdeleyen bu defterlerini sevinç içerisinde okuyacaklar ve o büyük mahkemede, hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapılmayacak. Çünkü her insan, ancak ne yapmışsa onu görecek:
Bütün insanları önderleriyle birlikte çağırdığımız gün kimin kitabı sağından verildiyse, işte onlar kitaplarını okurlar; kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.
Bütün insanları önderleriyle1 çağıracağımız o (kıyamet) günü, kitabı sağ eline verilenler kitaplarını okurlar. Ve onlar, kıl kadar bile haksızlığa uğratılmazlar.
1 İmam: Hidâyet veya sapkınlıkta öne geçirilip arkasına düşülerek kendisine uyulan kimse, önder demektir. Herhangi bir Peygamber, kitap, din, mezhep veya kumandan için de bu ifâde kullanılabilir. Bu âyetteki imam; kitap anlamına da gelebilir. Bk. (Yasin: 12) İmam kelimesi Kur’an-ı Kerim’de tekil olarak sekiz yerde, çoğul olarak “eimme” şeklinde de beş yerde geçmektedir. Buna göre; devlet başkanına, halifeye, bir birlik komutanına, bir toplumun öncüsüne de imam denilir. Terim olarak fıkıhta imam; cemaatin önüne geçip onlara namaz kıldıran kimse demektir.
Muhammed Esed
[ama] gün gelecek, bütün insanları huzurumuza çağıracağız [ve onları, yaşarken] davranışlarına yön veren bilinçli eğilimlerine, seciyelerine göre [yargılayacağız]: 84 sicilleri sağ ellerine verilecek olanlar, 85 işte bunlar, tutanaklarını [sevinçle] okuyacak olanlardır. Bununla birlikte kimseye kıl kadar haksızlık yapılmayacaktır: 86
O gün, biz bütün insanları önderleriyle birlikte çağıracağız. Kitabı sağından verilenler, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğramayacaklar. 4/41, 69/18...24, 84/7-8, 90/18
Bir gün gelecek, bütün insanları, (eylemlerine) önderlik eden (tasavvur ve bilinç)leriyle[2306] huzurumuza çıkarıp (hesap soracağız); artık kimlerin karnesi sağ ellerine verilirse, işte onlar karnelerini (sevinç içinde) okuyacaklar ve onlara zerre kadar[2307] haksızlık edilmeyecek.
[2306] Lafzen: “önderleriyle birlikte..” Bu âyetteki imâmın tanımında tüm seçenekleri nakleden Râzî, kendi tercihini şöyle ortaya koyar: “Kişinin bilinçli olarak yaptığı ahlâkî eylemler.” Devamında der ki: “Kıyamet Günü ödül ve ceza, işte bu bilinçli ahlâkî eylemler üzerine bina edilecektir”. Bu ibare “tasavvur ve aklı inşâ eden özneyle birlikte” anlamına da gelir. Çünkü inşâ edici özne oluşundan dolayı vahiy “imam”dır (46:12). İnsanın eylemleri, tasavvur ve aklının bir ürünüdür. Dolayısıyla, insanların eylemlerinde kendisini izlediği gerçek rehber tasavvur ve akıllarıdır. Vahyin temel işlevi insanın tasavvur ve aklını inşâ etmektir. Burada kastedilen imamla akleden bir kalbin, bir başka ifadesiyle kalbin gören gözü işiten kulağı olan aklın ve duyguların aklı olan vicdanın kastedildiğinin en güzel delili bir sonraki âyettir.
[2307] Lafzen: “Hurma çekirdeğinin çukurunda bulunan mini çıkıntı kadar dahi..”
Ömer Nasuhi Bilmen
Bir gün bütün insanları imamlarıyla çağıracağız, artık onlardan her kimin kitabı sağ eline verilirse işte onlar kitaplarını okurlar ve onlar bir zerre kadar bile zulme uğramazlar.
Gün gelir, her sınıftan insanları, tâbi oldukları önderlerine nisbet ederek çağırırız. Kimin hesap defteri sağından verilirse işte onlar defterlerini emin olarak okur ve kıl kadar olsun, haksızlığa uğratılmazlar. [10, 47; 36, 12; 18, 49; 45, 28;29]
Her milleti, imamıyla (eylemlerini saptayan defteriyle veya izlediği önderiyle) çağırdığımız gün, kimlerin Kitabı sağından verilirse işte onlar, Kitaplarını okurlar ve en ufak bir haksızlığa uğratılmazlar.
İmâm, önder mânâsına geldiği gibi, Yâsîn: 12. âyette olduğu üzere kayıt defteri anlamına da gelir. Birinci takdirde Allah'ın, her milleti, izinde gittikleri önderleriyle; ikinci takdirde eylemlerinin saptandığı defterle Yüce Dîvâna çağıracağı anlatılmaktadır. Âyetin bağlamı, ikinci anlamı güçlendirmektedir. "Her ümmet, kendi Kitabına çağırılır" (Câsiye: 28) âyeti İsrâ: 71'de imâmın, amel defteri anlamında kullanıldığını kanıtlar.
Süleymaniye Vakfı
Her insanı önderiyle birlikte çağıracağımız gün, kitabı (defteri) sağından verilenler kitaplarını okurlar, onlara kıl kadar haksızlık yapılmamış olur.
Bütün insanları, liderleriyle birlikte çağırdığımız gün, kimin kitabı sağından verilirse, işte onlar kitablarını okurlar ve onlara en küçük bir haksızlık yapılmaz.
Gün olur, insan gruplarından herbirini kendi önderiyle çağırırız. O gün kitabı kendisine sağdan verilenler, kitaplarını okuyacaklar ve bir kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaklar.
ol gün kim ķıġıravuz her ādemįleri įmāmları-y-ıla pes her kim [148b] virinile nāmesi śaġ eline şunlar oķıyalar nāmelerini daħı žulm olınmayalar ħurma çekürdeginüñ yivindegi çöpçe.
Ol günde ki da‘vet ider‐biz her kişiyi dīni bile. Pes her kimüñ ki bitigi viril‐se ṣaġ eline, pes anlar oḳurlar bitiglerini, daḫı anlara hīç ẓulm olmaz.