Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 28, sondan 6209. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 21. ayetidir. Bakara Suresi 21. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 4272 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (9) ل (7) م (5) bulunuyor.
Arapça Metin
يا ايها الناس اعبدوا ربكم الذي خلقكم والذين من قبلكم لعلكم تتقون
Bundan önceki âyetlerde iman bakımından insanlar “mümin, kâfir, münafık” olarak çeşitlendirilmiş, her bir grubun özellikleri açıklanmıştı. Bu âyette inanç durumları ne olursa olsun bütün insanlara hitap edilerek hepsi birden Allah’a kul olmaya davet edilmekte ve bu çağrı İslâm’ın şu özelliklerini ortaya koymaktadır: a) Bu ilâhî çağrı (İslâm) din, dil, ırk, bölge, sınıf... farkı gözetmeksizin bütün insanlığa yöneltilmiştir. b) Bu çağrıya muhatap olmak ve Allah kulluğuna kabul edilmek için bir ön şart yoktur. Daha önce neler yapmış, ne kadar büyük suç ve günah işlemiş olursa olsun bir kimse gönülden benimseyerek “Allah’tan başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun elçisidir” dediği anda müslüman olmuş, Allah’a kulluğa ilk adımı atmış, geçmiş günahlarını silmiş olur. c) Kulluk edilecek varlığın yaratılmamış (varlığı zorunlu, kendinden, ebedî ve ezelî), yaratıcı ve eşyaya özelliklerini verici olması gerekir. Bu vasıfları taşıyan tek varlık kâinatın yaratıcısı ve rabbi olan Allah Teâlâ’dır. Bu sebeple O’ndan başkasına kulluk edilemez. d) Yukarıda verilen meâle göre “Allah’a kul olma” emri ile takvâ (sakınma) arasında bir sebep-sonuç ilişkisi kurulmuştur. Allah’a kulluk etmenin (İslâm’a özgü iman, ibadet, ahlâk ve diğer amellerin) hâsıl edeceği sonuç takvâdır. Sakınma kavramı, sakınılacak alan ve varlık ile sakınma iradesini gerektirir; bu da İslâm’ın tasarladığı insanın resmini çizer: Müslüman insan her istediğini yapmayan, önce durup düşünen, belli değer ölçüleri ve sınırlara göre ölçüp biçen, bu ölçülere uygun düşmediği takdirde nefsinin isteklerini ve arzularını frenleyen; akıllı, imanlı, iradeli varlıktır. Allah’a kulluk olmadan sakınma (takvâ) gerçekleşemez, sakınma olmadan da kâmil insan olunamaz.
Âyeti, “Sizi ve sizden öncekileri sakınsınlar diye yaratan Allah’a kulluk edin” şeklinde çevirmek de mümkündür. Buna göre de takvâ ile kulluk birbirini tamamlayan, biri bulunmadan diğeri bulunmayan, her ikisi bir bütün olarak yaratılışın amacını teşkil eden iki kavram olarak ortaya çıkmış olur; yani insanlar Allah’a kulluk edince yaratılış amaçlarını teşkil eden takvâyı gerçekleştirmiş, bunu gerçekleştirince de kulluğu yerine getirmiş olurlar (ayrıca bk. Bakara 2:197).
Mehmet Okuyan
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz! Umulur ki böylece [takvâlı] (duyarlı) olursunuz.
Burada geçen [takvâ], korunaklı olmak anlamında sorumlu davranmayı ve duyarlılık göstermeyi içeren bir kavramdır. [Takvâ] ve [muttakî] kelimeleriyle ilgili bilgi için bkz. Bakara 2:2, dipnot 1
Bayraktar Bayraklı
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, ruh olgunluğuna eresiniz.[11]
1- Korunma; Vahye içtenlikle uyarak, onunla kötü ve zararlı şeylere karşı kendini korumaya, güvenceye almak.
Ahmet Akgül
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki (küfür ve kötülükten) sakınırsınız (böylece takvaya ulaşıp korunmuş olacaksınız).
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzenlerini veren, koruyan, kontrol eden Rabbinizi ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak Rabbinize bağlanın, saygıyla Rabbinize kulluk ve ibadet edin. Umulur ki, günahlardan arınıp, azaptan korunur, emirlerine yapışır, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranır, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olur, himayesine mazhar olursunuz.
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah'ın azabından kendinizi kurtarmış) olursunuz.
(2)“Akāidî ve îmânî (i‘tikad ve îmâna dâir) hükümleri kavî (kuvvetli) ve sâbit kılmakla meleke hâline getiren ancak ibâdettir. Evet, Allah’ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden (yasaklarından) sakınmaktan ibâret olan ibâdetle, vicdânî ve aklî olan îmânî hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te’sirleri zayıf kalır. Bu hâle, âlem-i İslâm’ın hâl-i hazırdaki (şimdiki) vaziyeti şâhiddir. Ve kezâ ibâdet, dünya ve âhiret saâdetlerine vesîle olduğu gibi, maaş ve maâde, yani dünya ve âhiret işlerini tanzîme sebebdir ve şahsî ve nev‘î kemâlâta(ferdin ve insanlığın olgunlaşmasına) vâsıtadır ve Hâlık ile abd (yaratıcı ile kul) arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir râbıtadır (bağdır).” (İşârâtü’l-İ‘câz, 131)
İlyas Yorulmaz
Ey İnsanlar! Sizi ve sizden öncekileri de yaratan Rabbinize kulluk edin. Umulur ki korunursunuz.
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk edin ki, insanı hem dünyada, hem de âhirette perişan eden kötülüklerden sakınıp korunabilesiniz.
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 21. Ayet Açıklaması
[38] “Ey!” diye başlayan tüm cümleler “çağrı” (nida) cümlesidir. Her çağrıda iki taraf bulunur: Çağıran ve çağrılan. Kur’an’ın birçok yerinde olduğu gibi burada da çağıran Allah, çağırılan tüm fertleriyle insan cinsidir. Nida, muhataba olur. Nida, çağıranın çağrısını işitecek kimseye yapılır. Nida, çağıranın çağrısını duyacak kadar yakın olana yapılır. Nida, çağıranla çağırılan arasındaki samimiyet ve tanışıklığa işaret eder. Nida, mutlaka ya suale cevap ya duaya icâbet gerektirir. Nida eden Âlemlerin Rabbiyse insana düşen “lebbeyk” demektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ey nâs! Sizi ve sizden evvelkileri yaratmış olan Rabbinize ibadet ediniz, tâ ki ittikâ etmiş olasınız.
Ey insanlar! Hem sizi, hem de sizden önceki insanları yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Böyle yapmakla her türlü zarardan korunmayı ümid edebilirsiniz. [32, 3; 30, 41; 39, 28]
Âyetin son kısmındaki ümidi ifade eden kelime lealle olup Arapçada tereccî yani ümit ifade eden başlıca edatlardan biridir. Allah Teâlâ’nın sözünde tereccî, ilk bakışta tereddüde yol açabilir. Hâşâ, sanki O’nun neticeleri kesin olarak bilmediği zannını uyandırabilir. Fakat bu sathî bir anlayıştır. Doğrusu şudur: 1. Birçok durumda tereciyi muhataplar bakımından anlamak gerekir. Nitekim meali buna göre vermiş bulunuyoruz. 2.Tereccî üslûbu, hem Allah, hem de kul yönünden matlub olan tutumdur. Zira kulluk tavrı, ümit ve korku arasında olup âkıbetten emin olmamayı gerektirir. Öte yandan bu üslupla, Allah, ilâhî iradeyi hiçbir şeyin sınırlandırmayacağını bildirmek ister. Kul: “Ben Rabbimin şu emrini yaptım, O da benim için şunu yapar.” diyemez.
Süleyman Ateş
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, (azaptan) korunasınız.