Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2387, sondan 3850. ayet; 20. sure ve Tâhâ Suresinin 39. ayetidir. Tâhâ Suresi 39. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 93 ve toplam ebced değeri ise 6777 olarak hesaplanmıştır. Tâhâ Suresinin toplam ebced değeri 387758 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طه hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) ه (5) bulunuyor.
Arapça Metin
ان اقذفيه في التابوت فاقذفيه في اليم فليلقه اليم بالساحل يأخذه عدو لي وعدو له والقيت عليك محبة مني ولتصنع على عيني
“Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.”
Bu âyetlerde, başta Resûl-i Ekrem olmak üzere Allah’ın birliği inancına çağrıda bulunacak bütün tebliğ adamlarına, hangi şartlar altında olursa olsun, Allah’a olan güveni bir an bile yitirmemek gerektiği fikri, Hz. Mûsâ’nın hayatından kesitler verilerek telkin edilmektedir. Nitekim Hz. Mûsâ kendisine verilen görevin ağırlığı karşısında başarısız olmaktan endişelenmiş, ama yine rabbinin engin lutfuna sığınmıştı. Allah da ona, bu vazifeyi başarıyla yerine getirebilmesi için gönlünün ferahlatılması, zihninin açılması, işinin kolaylaştırılması, diline açıklık verilmesi ve yakınlarından bir yardımcıyla desteklenmesi hususundaki dileklerinin kabul edildiğini bildirmiş, hemen ardından da kendisinin bu günlere nasıl geldiğini hatırlatmıştır. Gerçekten, İsrâiloğulları’nın bütün erkek çocuklarının katledildiği bir ortamda Mûsâ’nın bizzat bu kararı alan Firavun’un sarayında büyütülmesi akıl alacak bir şey değildi. Yetişkinlik çağına geldiğinde hata ile adam öldürme olayına karışması da onun hayatına mal olabilirdi; fakat ilâhî lutuf sayesinde bundan da kurtulmuş, nihayet beklenen an gelmişti: Mûsâ, kendisini en ulu varlık olarak görmeye başlayan Firavun’u imana çağıracak ve İsrâiloğulları’nı Allah’ın yardımıyla onun zulmünden kurtaracaktı (Hz. Mûsâ’nın başından geçen bu olaylar hakkında Kur’an’da ve Kitâb-ı Mukaddes’te verilen bilgiler ve karşılaştırılması için bk. Bakara 2:49-59; Kasas 28:3 vd.). Firavun gibi kendisini insanların tanrısı sayacak kadar onları küçümseyen bir kibir âbidesinin yanına yaklaşıp diyalog kurabilmek kolay değildi. Cenâb-ı Allah Mûsâ’nın Firavun ailesi içinde yetişmesini sağlamak suretiyle ona bu imkânı çok önceden hazırlamıştı. Buna rağmen Hz. Mûsâ yüklendiği görevin ne kadar ağır olduğunun bilinci içinde endişelerini ifade etmekten ve rabbinden yardım dilemekten geri durmadı. Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın duasında yer alan “dilimden düğümü çöz” ifadesiyle neyin kastedildiği açıklanırken genellikle şu olay aktarılır: Mûsâ henüz küçükken, eşi Firavun’dan onu kucağına alıp sevmesini ister, Firavun bunu yapar, fakat Mûsâ onun sakalını yolar. Bunun üzerine Firavun “bu bana düşman!” diye haykırıp cellâtlarını çağırır. Karısı Firavun’un öfkesini yatıştırmak için onun henüz aklının ermediğini söyler ve bunu ispat için önüne, birinde mücevher diğerinde ateş bulunan iki kap koymasını önerir. Bu öneri uygulanır. Mûsâ elini içinde ateş bulunan kaba uzatıp bir kor parçasını ağzına götürür, böylece öldürülmekten kurtulur. Bu rivayeti aktaran müfessirler, 27. âyette, bu olaydan sonra Mûsâ’nın dilinde meydana gelen ârızaya ve bunun yol açtığı konuşma zorluğuna işaret bulunduğunu kaydederler (bk. Taberî, XVI, 159). Başka bir âyette belirtildiğine göre Mûsâ bu görevde kardeşi Hârûn’la desteklenmesini isterken onun kendisinden daha iyi konuştuğunu ifade ediyordu (Kasas 28:34).Yine bu bilgi ile paralellik taşıyan Tevrat’taki bir ifadeye göre Hârûn iyi bir hatip idi (Çıkış, 4:14). Fakat Hz. Mûsâ’nın bu dileği 28. âyette belirtilen gerekçe ve Mûsâ’nın yanı sıra Hârûn’un da Firavun’a tebliğde bulunmanın zorluklarıyla ilgili kaygılar taşıdığını gösteren 45. âyet ışığında incelendiğinde, onun kendisindeki fizyolojik bir ârızaya değil, üstlendiği görevin ağırlığı karşısında duyduğu sorumluluk duygusunun oluşturduğu psikolojik duruma ve bu konudaki endişelerine işaret etmek istediği anlaşılmaktadır. Zira 28. âyette belirtildiği üzere Hz. Mûsâ, “sözünün iyi anlaşılmasını” arzu etmektedir. Bu cümlenin yüklemini oluşturan “fekuhe” fiili Arap dilinde sıradan bir anlamayı değil, konunun inceliklerine inerek anlamayı ve derin bir idraki ifade etmek için kullanılır. Şu halde burada sırf bir konuşma kusuruna ve bunun yol açacağı anlama problemine değinildiğini söylemek isabetli olmaz. Öte yandan Hz. Mûsâ’nın bu dileği, büyünün ve göz boyama usullerinin çok revaçta olduğu bir toplumun ileri gelenlerini dahi akla ve idrak yeteneğine hitap eden delillerle ikna etme görevi üstlenmiş olduğunu, daha sonra halkın huzurunda sihirbazlara karşı ortaya konacak mûcizelerin ise tevhid çağrısının temel kanıtları olmayıp insanları kandırma aracı olarak kullanılan bu usullerin ne kadar temelsiz olduğunu gözler önüne sermeyi hedeflediğini göstermektedir. 24 ve 43. âyetlerde Firavun’a uyarıcı gönderilme gerekçesi olarak “onun sınırı çok aştığı” ifade edildiği halde 44. âyette “Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyiniz, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer” buyurulması özellikle dinin tebliği görevinde başarılı olabilmek için izlenecek metodun ve kullanılacak üslûbun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyması açısından oldukça dikkat çekicidir. Hz. Mûsâ’nın kardeşi Hârûn’la birlikte Firavun’a gidip ona bütün evrenin yaratıcısı olan Allah tarafından gönderilmiş elçiler olduklarını söylemeleri üzerine aralarında geçen diyalog ve Firavun’un kendini tanrı ilân ettiğine ilişkin ifadeler Kur’an’ın değişik yerlerinde farklı bağlamlar içinde özetlenir (meselâ bk. Şuarâ 26:23-29; Kasas 28:38; Nâziât79:24). Burada 49-53. âyetlerde de bu diyalogdan bir kesit verilmektedir: Firavun’un Mûsâ’ya alaycı bir ifadeyle “Sizin rabbiniz de kimmiş?” diye sorması üzerine, Mûsâ O’nun evrendeki her şeyi özüyle ve biçimiyle var eden sonra da her varlığa yolunu yordamını gösteren Allah olduğunu söylemiş, böylece Firavun da dahil olmak üzere her şeyin varlığını O’na borçlu olduğuna dikkat çekmişti. Ardından Firavun gelip geçen nesillerin durumunu sorarak muhtemelen, dünyada güç sahiplerinin yaptıklarının yanına kâr kaldığına işaret etmiş ve Mûsâ’dan buna açıklık getirmesini istemişti. Hz. Mûsâ onların da rabbinin bilgisi dışında olmadığını ve her şeyin Allah katında kayıtlı bulunduğunu ifade etmiş, Allah’ın ilminin ilâhî hikmet gereği yapılan bu kayıtlara bağlı olmadığını hatırlatmak üzere de O’nun asla yanılmaz ve unutmaz olduğunu sözlerine eklemişti. Râzî’nin tercihe şayan gördüğü yoruma göre ise, Firavun’un gelip geçen nesillere dair soru sorması konuyu değiştirme ve Hz. Mûsâ’yı hikâye türü açıklamalara çekip meşgul etme amacı taşıyordu; zira Mûsâ bir önceki soruya güçlü ve kuşatıcı bir cevap vermişti, Mûsâ’nın o konudaki ikna edici konuşmaya devam etmesinden ve çevresindeki insanların bundan etkilenmelerinden endişe duydu. Hz. Mûsâ da bunu anladığı için yeni soruya pek iltifat etmedi ve genel bir cevap vererek geçiştirmeyi yeğledi (XXII, 66-67. Firavun hakkında bilgi için bk. A‘râf 7:103). 55. âyette Kur’an’ın değişik vesilelerle dikkat çektiği bir hususa, insanın topraktan geldiği yine oraya döndürüleceği, sonra da oradan tekrar hayata kavuşturulacağı yani öldükten sonra diriltileceği gerçeği hatırlatılmaktadır. Bazı kimselerce reenkarnasyon iddiasını güçlendirmek için bu ve benzeri âyetlerden de destek alınmaya çalışılmaktadır. Ancak bu isabetli değildir (bu konuda bk. Bakara 2:28).
Mehmet Okuyan
“Onu (Musa’yı) sandığa koy ve onu nehre bırak! Nehir onu kıyıya bıraksın; benim de onun da düşmanı olan biri onu alsın!” Sana tarafımdan bir sevgi vermiştim; böylece gözetimimde yetiştirilesin diye (böyle yapmıştık).
Mûsâ'yı sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine tarafımdan bir sevgi attım.
Onu sandığa koy da suya¹ bırak. Su da onu kıyıya bıraksın. Benim ve onun düşmanı, onu alsın. Ve korumam altında yetiştirilmen için seni sevimli biri yaptım.
“Onu (çocuğunu) sandığın içine koyup suya bırak, böylece su onu sahile atsın da; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacak (ve kendisine sahip çıkacak) tır. (Ey Musa, böylece zahiren Firavun’un himayesinde ama gerçekte Benim nezaretimde) Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim.”
Sandığa koy onu da nehre bırak, nehir onu kıyıya bırakır, benim düşmanım ve senin düşmanın, alır onu demiştim ve himayem altında yetişmen için sana karşı bir sevgi de vermiştim ona.
O'nu bir sandığa koy ve sandığı ırmağa bırak, ırmak O'nu kıyıya çıkaracaktır. O'nu benim de, O'nun da düşmanı olan biri alıp evlat edinecektir. Ve böylece daha o çağda kendi katımdan bir sevgiyle seni kuşattım ki; benim korumam ve esirgemem altında senin için belirlediğim kader uyarınca yetişip olgunlaşasın diye.
“- Mûsâ'yı sandığa koy, sandığı ırmağa, Nil'e bırak. Irmak onu sahile atsın, onu hem bana düşman, hem ona düşman biri alsın, istedik. Sana karşı insanların gönlüne bir sevgi yerleştirdim. Gözetimim-himayem altında büyütülmeni, eğitilmeni, yetiştirilmeni, hayata hazırlanmanı murad ettim.”
"Onu sandığa koyup suya bırak, su onu sahile bıraksın. Benim de düşmanım onun da düşmanı olan kişi (Firavun) onu alacaktır." Gözümün önünde yetiştirilmen için tarafımdan sana bir sevgi bıraktım. [2]
2.Yani Firavun`un kalbine sana karşı bir sevgi yerleştirdim.
Ali Bulaç
'Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim.'
Onu (çocuğu - Mûsa'yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu, hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın. Bir de mürakabem altında yetiştirilmen için üzerine tarafımdan bir sevgi bırakmıştım (ya Mûsa!).
“Önce onu (çocuk olan Musa’yı) sandığa koy. Ardından onu hemen (Nil) denizine at; deniz onu sahile vurur. Bana da ona da düşman olan biri onu alır” (dedik.) Ve senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım. Ki sevilesin ve Benim gözetmemde kişiliğin oluşsun.
Hani senin bacın : «Size bir süt anası bulayım mı?» demişti; «Gözün aydın olsun, tasalanmayasın» diye geri verdik seni annene; sen birini öldürmüş idin, kurtardık kaygıdan seni hemencek, seni iyi sınadık
(Annene ilham etmiştik ki:) Onu (henüz bebek olan Musa'yı) sandığın içine koy ve nehre (Nil'e) bırak ki, nehir onu kıyıya atsın da kendisini hem bana düşman hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Seni de ey Musa, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye sempatik kılmıştım.”
Bkz. 28:7Musa doğduğu sırada Mısır'da İsrailoğulları köle olarak en ağır işlerde çalıştırılıyordu. Firavun gördüğü bir rüya üzerine İsrailoğullarından doğan bir erkek çocuğun peygamber olacağını ve kendi saltanatını sarsacağını gördü ve bunu önlemek için İsrailoğullarının doğan bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emretti. Hz. Mûsâ’nın annesi, oğlunun da diğer yeni doğan İsrail çocukları gibi öldürüleceği korkusuyla, onu Nil nehrine bıraktı. Akıntı çocuğu Firavun’un sarayının yakınına götürdü. Eşi Asiye, kocası ile sarayının bahçesinde gezinirken fark edip ırmaktan sandığı çıkarttı ve çocuğu evlat edindi.
Diyanet İşleri (Eski)
36,37,38,39. Allah: "Ey Musa! İstediğin sana verildi" dedi, "Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa'yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım."
Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.
Musa (a.s.)’ın annesi, Firavun’un, diğer erkek çocuklar gibi kendi oğlunu da öldürmesinden endişe ediyordu. Bu yüzden, bu âyette belirtilen ilâhî işarete uyarak oğlunu denize veya Nil nehrine bıraktı. Karısı Âsiye ile bahçesinde gezinen Firavun, suda gördüğü sandığı çıkarttırıp içindeki çocuğu görünce şaşırdı; âyette belirtildiği gibi, Allah’ın Musa’ya bir lütfu olarak, çocuğa karşı garip bir sevgi hissi duydu. Hz. Musa’nın ablası, kardeşine ne olduğunu araştırıp soruştururken, ona bir süt annesi arandığını öğrendi. Bunu fırsat bilerek Firavun’un sarayına gitti.
Edip Yüksel
"'Onu bir sandığa koyup ırmağa at. Irmak da onu kıyıya atsın ve Bana da ona da düşman olan birisi onu alsın.' diye... Gözümün önünde yetişesin diye sana sevgimi yağdırmıştım."
"Onu (Musa'yı) tabut içine koy da denize bırak. Deniz de onu sahile atsın. Onu hem bana düşman, hem ona düşman olan biri alsın." Bir de benim gözetimim altında yetiştirilmen için, üzerine katımdan bir sevgi bırakmıştım. (Ey Musa!)
Onu tabut içine koy da deryayı bırak derya da onu sahile, bıraksın, onu hem bana düşman hem ona düşman biri alsın, ve üzerine benden bir sevgi koydum ki hem nezaretim altında yetiştirilesin
37,38,39. «Andolsun ki biz sana diğer bir zamanda, anana vahyolunacak şey'i ilham etdiğimiz vakıtda da lutf etmiş ve (kendisine): — Onu tabuta koy da denize at ki deniz onu kıyıya bıraksın, onu benim de, kendisinin de düşmanı olan biri alacak diye (emreylemişdik). Sana karşı (Ey Musa) gözümün önünde yetişdirilmen için kendimden bir sevgi bırakmışdım.
“ 'Onu sandığa koy, sonra kendisini denize (Nîl'e) bırak! Böylece deniz onu sâhile çıkarsın; bana da düşman, ona da düşman olan biri onu alsın!' diye (ilhâm etmiştik). (Hem sevilesin) ve müşâhedem altında yetiştirilesin diye sana tarafımdan bir sevimlilik de verdim.”
Çocuğu sandığa koy ve sandığı ırmağa bırak. Irmak sandığı sahile sürüklesin ki, o sandığı benimde düşmanım, çocuğun da düşmanı alsın. Ben, sana olan sevgisini (annenin) içine yerleştirdim ki, benim kontrolüm de yetişkinliğe erişesin” diye vahyettik.
Musa/yı bir sandığa koy, Nil denizine at Deniz onu kenara çıkarsın; Benim düşmanım ile onun düşmanı onu alsın, Musa! Tarafımdan sana muhabbet ilka ettim [²] ki gözümün önünde büyüyesin,
İsmail Hakkı İzmirli Tâhâ Suresi 39. Ayet Açıklaması
[2] Seni sevdirdim. Ben seni seyrekle halk da seni sevdi. Kısası seni sevdim, sevdirdim. Veyahut tarafımdan muhabbetini onların kalplerine ilka ettim demektir.
Kadri Çelik
“Musa'yı sandığa koy; sonra onu nehire (Nil'e) bırak; nehir onu kıyıya atsın da benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. Benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.”
“Bebeğini bir sandığa koy ve sandığı da Nil nehrine bırak; böylece nehir onu kıyıya çıkaracak ve hem Benim, hem de onun düşmanı olan Firavun onu yetiştirmek üzere yanına alacak.”Ayrıca, bizzat Benim gözetimim altında yetişipbilgili ve güçlü bir lider olarak eğitilmen için, sana kendi katımdan gönülleri cezbeden bir güzellik ve sevecenlik bağışlamışve böylece, Firavunun seni el üstünde tutmasını sağlamıştım.
Şöyle ki: -“Onu Sandık içine yerleştir; Okyanus Suları’na bırak! Onu Okyanus Suları Kıyı’ya atsın!
Bana düşman ve ona düşman kimse onu alır".
"Gözümün önünde yetiştirilmen için sana benden bir sevimlilik verdim".
“(Ey Mûsa’nın annesi!): O (çocuğu)nu tahta sandığın içerisine koy ve derhal denize1 bırak da su onu sahile çıkarsın. Onu (orada) Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan birisi2 alacaktır.” (Sonra Allah: “Ey Mûsa!) Gözetimim altında yetiştirilmen için sana kendimden bir de sevgi verdim.”3 (buyurdu.)
1 Burası; Nil’in denize ulaştığı yer olabilir.2 Bu biri de firavun’dur.3 Âyetin son bölümü “gözümün önünde yetiştirilmen için, sana kendimden bir de sevgi verdim.” diye tercüme edilebilir. Ancak; tam anlaşılmayıp Allah’a göz isnadı yapılabilir korkusuyla, mecâzî anlamı tercih edilmiştir.
Muhammed Esed
‘o'nu bir sandığa koy ve sandığı ırmağa bırak; ırmak o'nu kıyıya çıkaracaktır; Bana düşman olan biri ve o'na ilerde düşman olacak olan biri o'nu oradan alıp evlat edinecektir.’ 21 Ve [böylece daha o çağda] Kendi katımdan kutlu bir sevgiyle seni kuşattım ki, gözümün önünde 22 yetişip olgunlaşasın.
Bebeği sandığın içine koy ve nehre bırak ki nehir onu kıyıya ulaştırsın böylece onu benim ve onun düşmanı alacaktır. Ey Musa katımdan sana bir sevecenlik bahşettim ki gözetimim altında yetişesin. 3/14, 28/7...13
‘Onu sandığa koy, ardından da o sandığı akarsuyun akıntısına bırak; akıntı onu kıyıya ulaştıracaktır; Bana düşman olan ve ona da düşman olan biri ona sahip çıkacaktır.’[2570] İşte Ben, seni daha (o zamandan) katımdan bir muhabbetle kuşatmıştım ki,[2571] gözlemimiz altında yetiştirilesin diye.[2572]
[2570] Bu âyetlerde özet geçilen Hz. Musa’nın hayatına dair çizgiler 28:3-22’de ayrıntılı olarak anlatılır. İlk muhataplara bu kıssa üzerinden verilen mesaj açıktır: Allah vardır, imkânsız diye bir şey yoktur. Her Firavun’un bir Musa’sı vardır. Bir toplum Musa’yı hak etmişse, Allah onu Firavun’un sarayında da olsa yetiştirir. Bu hakikat Allah Rasûlü’nün dilinde şöyle ifadesini bulacaktır: “Allah dinine, bir fâsık eliyle dahi yardım eder”.
[2571] Bir önceki sûrenin 96. âyetiyle bu âyet arasında belirgin bir bağlantı vardır.
[2572] Enbete yerine suni‘a kullanılması, Musa ile Meryem arasındaki yetişme farkına delâlet eder, ama ne? Kullanılan kelimenin kip ve kök mânasının da yardımıyla biz bu farkı; “bir prens gibi, uzmanlar elinde özenle yetiştirilme” şeklinde anlayabiliriz.
Ömer Nasuhi Bilmen
Şöyle ki: «Onu tabut içine bırak, sonra onu denize at. Hemen deniz de onu sahile bıraksın da onu bana da düşman ve ona da düşman olan alıversin. Ve üzerine tarafımdan bir muhabbet bıraktım ki, hem de nezaretim önünde yetiştirilesin.»
“Onu bir sandığa yerleştirip denize bırak! Deniz onu sahile atsın. Bana da ona da düşman olan biri onu alsın! ” Ve “Ey Mûsâ! nezaretim altında yetiştirilmen için sana karşı insanların gönüllerinde tarafımdan bir sevgi bıraktım! ” [28, 7-9]
Eski Ahid Çıkış kitabında yer alan kıssaya göre Nil nehrinden onu alan Firavun’un kızı, İslâmi geleneğe göre ise hanımıdır. Hz. Mûsâ’nın annesi, oğlunun da diğer yeni doğan İsrail çocukları gibi öldürüleceği korkusuyla, onu Nil nehrine bıraktı. Eşi Asiye, kocası ile sarayının bahçesinde gezinirken fark edip ırmaktan sandığı çıkarttı. Kalbi çocuğa sevgi ile doldu. Mûsâ’nın ablası onu izlerken, çocuk için süt annesi aradıklarını öğrenince, gelecek âyetteki teklifi yaptı.
Süleyman Ateş
Onu sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır. "Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular)."
“Musa’yı sandığa koy, suya bırak da sular onu kıyıya atsın, benim de onun da düşmanı olan biri onu alsın” demiştik. Üzerine de katımızdan bir sevgi koymuştuk ki gözümüzün önünde yetişesin”
[*] İltifat. "Her türlü tehlikeden uzak, sevgiyle büyütülesin diye"
Şaban Piriş
-Musa'yı bir sandığa koy, ve nehre bırak. Nehir onu kıyıya çıkarır. Onu, benim ve onun bir düşmanı alır. Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kılmıştım.
“ 'Onu sandığa koy, sandığı deryaya bırak; derya onu sahile atsın, Bana ve ona düşman olan kişi de onu oradan alsın.' Bir de sana, Benim gözetimim altında yetiştirilmen için, tarafımdan bir sevimlilik vermiştim.
"Onu tabuta koyup ırmağa bırak! Irmak onu sahile götürsün ki, benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiştirilesin."
37-39. “daħı bayıķ minnet eyledük senüñ üzere bir gez daķı ol vaķt kim göreline bıraķduķ añanuñ ol kim göñüle bıraġılur kim bıraķ mūsā’yı ŧābut içine pes bıraķ anı deñiz içine pes bıraķsuñ anı deñiz deñiz ķıranına duta anı ya'nį nil ırmaġı [164b] benüm düşmānum daħı anuñ düşmānı daħı bıraķdum senüñ üzerüne sevgülik benden daħı tā bislenesin śaķlamaķlıġum üzere.”