Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2685, sondan 3552. ayet; 23. sure ve Mü'minûn Suresinin 12. ayetidir. Mü'minûn Suresi 12. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 28 ve toplam ebced değeri ise 1489 olarak hesaplanmıştır. Mü'minûn Suresinin toplam ebced değeri 343363 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bu bölümde geçen “yaratıyoruz, getiriyoruz” gibi fiillerin asılları âyetlerin metninde geçmiş zamanlıdır. Kur’an’da verilen bilginin kesinliğine işaret etmek gibi bazı sebeplerle şimdiki, gelecek veya geniş zaman yerine geçmiş zaman fiilinin kullanıldığı bilinmektedir. Konumuz olan âyetlerde her bir insanın yaratılış süreci anlatıldığı ve bu süreç devam ettiği için buradaki fiillerin şimdiki zaman şekliyle çevrilmesi daha uygun görüldü.
“Çamurdan alınmış bir öz” diye tercüme ettiğimiz 12. âyetteki sülâle kelimesi, sözlükte “bir şeyin içinden çekip çıkarılan nesne” anlamına gelir; burada ise toprakta bulunan ve insan bedeninin oluşumuna yarayan organik ve inorganik maddeler, besinler için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Zira erkekte ve kadında üremeyi sağlayan unsurların (sperm ve yumurta) oluşması sonuçta beslenmeye bağlıdır. Şu halde sadece ilk insanın değil, diğer bütün insanların varlığının aslı da topraktandır. Erkeğin sperminin kadının rahim kanalında onun yumurtasını aşılamasından sonra insanın bu ilk maddesi, âyette “sağlam korunak” deyimiyle ifade edilen rahme gelir. Nutfe ile bu aşamadaki döllenmiş hücre (zigot) kastedilmektedir. Bu hücrelerin bazı uzantılar çıkararak rahim iç zarına asılıp tutundukları ve bir iki gün bu vaziyette kaldıkları günümüzde elektro mikroskop sayesinde gözlenebilmektedir. İşte hücrenin rahim cidarındaki bu asılı vaziyetine âyette, –kelimenin sözlük anlamına uygun olarak– alaka denilmiştir. Bu suretle rahimde gelişimini sürdüren embriyo, önce –âyet metninde mudga denilen– şekilsiz etimsi bir parçaya dönüşür; zamanla kemikler oluşur, kemikler kas, damar ve sinirlerle, bunlar da etle kaplanarak insan bedeninin oluşumu tamamlanır.
Bu âyetlerde topraktan, dolayısıyla toprakta beslenip büyüyen bitkilerden alınan besin aşamasından başlayarak ana karnında ete kemiğe bürünmesine, tam bir beden halini almasına varıncaya kadar her bir insanın biyolojik yaratılış ve oluşum süreci özetlenmiştir. Böylece insan, bir yandan bedeninin menşei yönüyle basit bir topraktır; fakat öte yandan Allah’ın kendisine bağışladığı duyu, akıl gibi meleke ve özellikler sayesinde madde üstü bir yönü olan varlıktır. “Nihayet onu bambaşka bir yaratık halinde inşa ediyoruz” cümlesi insanın fizyolojik oluşum ve gelişimi yanında onu diğer canlılardan ayıran psikolojik ve mânevî donanımını da kazanarak eksiksiz, bağımsız bir kişilik halini almasını ifade eder. Âyette Allah’ın insanoğluna bütün bu ihsanları hatırlatılmakta ve dolaylı olarak ondan yaratıcısını tanıyıp şükran borcunu yerine getirmesi istenmektedir.
Tabiattaki bütün canlılar içinde gerek biyolojik gerekse psikolojik yönden en gelişmiş canlı kabul edilen insan, bilebildiğimiz kadarıyla Allah’ın dünyadaki en büyük eseri olduğu için, bu âyetlerde insanın yaratılış serüvenini özetleyen ifadelerin ardından yüce yaratıcı, “Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir” buyurarak âdeta en güzel eseriyle övünmüştür. Bu da Kur’an’ın insana verdiği büyük değerin bir ifadesidir.
Halk (yaratma) kökünden gelen hâlik kelimesi 14. âyette çoğul şekliyle (hâlikîn) kullanılarak yaratmanın Allah’tan başkasına da nisbet edildiği görülmektedir. Tefsirlerde Araplar’ın halk kavramını, “bir şey yapma, üretme” (sun‘) anlamında insanlara nisbet ederek kullandıkları da bildirilmektedir. Bununla birlikte söz konusu kavram müslümanlar arasında zamanla sadece Allah için kullanılmış, O’ndan başkasına nisbet edilmesi kulluk edebine aykırı görülmüştür.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz insanı çamurdan (süzülen) bir özden yarattık.
12,13. Yemin olsun Biz insanı, çamurdan süzerek1 yarattık. Sonra o (çamurdan süzüleni,) insan tohumu halinde sağlam bir karargâh (olan ana karnına) yerleştirdik.2
1 Sülâle: kelimesi “sell” mastarından alınmadır. Sell; bir şeyi bir şeyden yumuşakça ve kolaylıkla sıyırıp çıkarmak demektir. (Kılıcı kınından sıyırıp çekmek gibi…) Sülale, süzüntü, kuruntu, kırpıntı, süprüntü anlamlarına gelir. Evlat ve zürriyete de sülâle denilmesi bu mana ile alakalıdır. Yani sülâle aslın değil, ondan çıkarılan hulâsanın ismidir. İşte insan, (Âdem) yaratılış sıralamasında önce böyle çamurdan sıyrılıp çıkarılmış bir sülâleden yaratılmıştır. İbnu Abbas, İkrime, Katade ve Mukatil buradaki insanı ma’rife olması sebebiyle Âdem diye tefsir etmişlerdir. Allahu Teâlâ evvelâ çamurdan seçerek bir sülâle çıkarmış ve insanı (Âdem’i) önce o sülâleden yaratmış, ondan sonraki insanları da topraktan süzüp çıkarttığı gıdalardan meydana gelen nutfeden yaratmıştır. Yani Allahu Teâlâ, çamurdan insanın ilk halini, nebatat hulâsasından da sonraki insanları hiç yokken yaratmış ve böylece insan bunların sonu olmuştur. (Elmalılı)
Muhammed Esed
İMDİ, GERÇEK ŞU Kİ, Biz insanı balçığın özünden yaratıyoruz, 4
Mustafa İslamoğlu Mü'minûn Suresi 12. Ayet Açıklaması
[2896] el-İnsandaki belirlilikten dolayı türün tüm bireylerini kapsar.
[2897] “Bir nevi”, sulâle ve tîndeki belirsizliğin anlama yansımasıdır (Krş: 15:26-27, not 22).
[2898] İnsanın embriyolojik yaratılış sürecini işleyen bu âyetler, insan var oldukça sürecek yaratılış yasasına dikkat çekmektedir. “Yarattık” şeklindeki geçmiş zaman kipi, “yaratılış yasası takdir ettik” anlamını içerir. Taberî sulâleyi hulâsa ile karşılar. Kelimenin ait olduğu fu‘âle vezninin “bir şeyi mümkün olan en aza indirmeye” delâlet ettiği hatırlanacak olursa, bizim tercih ettiğimiz “konsantre” kelimesi bunun en uygun karşılığıdır. Aynı veznin bir fiilin son amacına delâlet etmesinden yola çıkarak da bu süzülme işleminin “hayat tohumu” elde etmek amacıyla yapıldığı sonucuna ulaşılmış olur. İnsanın balçıktan yaratılmasının hem elementer, hem embriyolojik hem de doğduktan sonraki biyolojik varlık süreçlerinin tamamını toprağa borçlu olduğunun bir ifadesidir (Ayrıca bkz: 15:26-27, not 21-22). Çamur, toprakla suyun bileşimini temsil eder. İnsanı besleyen tüm bitkisel ve hayvanî besinler toprak ve suyun bileşiminden elde edilmiş olur. Toprakta mevcut element ve minerallerin insanda da yaklaşık olarak bulunduğu gerçeği bunu doğrular. Bu âyet aynı zamanda, insanın ilk canlıdan son canlıya kadar yeryüzündeki serüveniyle, anne karnındaki spermadan doğuma kadarki serüveni arasında paralellik olduğunu da îmâ eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve andolsun ki, insanı çamurdan (ibaret olan) bir hülâsadan yarattık.
İnsanın süzme çamurdan, yani balçığın özünden yaratıldığını bildiren âyetler, insan bedeninin toprakta yetişen ya da toprağın bileşiminde bulunan çeşitli organik veya inorganik maddelerden oluştuğuna, toprakta yetişen besinlerin özümlenmesi yoluyla bu unsurların sürekli olarak canlı hücrelere dönüştüğüne işaret etmektedir. Böylesi bir vücuda bunca imkânları ve sistemleri lütfeden Allah’a şükretme gereğini hatırlatmaktadır. 12-14. âyetlerde geçen mazi sigaları, bu yaratılış başından kıyamete kadar devam ettiğinden, muzari (geniş zaman) anlamı taşımaktadırlar.
Süleyman Ateş
Andolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık.
(6) Başta genetik malzemenin yapıtaşlarını teşkil eden hidrojen, oksijen, karbon ve azot olmak üzere, insan bedeninde var olan elementlerin tümü, toprağın da özünü teşkil eden elementlerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.