Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1828, sondan 4409. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 26. ayetidir. Hicr Suresi 26. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 33 ve toplam ebced değeri ise 1790 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (5) ل (5) ر (0) bulunuyor.
Allah’ın kudretini, ilminin ve hikmetinin mükemmelliğini delilleriyle açıklayan bu bölümde sıra, akıl ve zekâsı, duyguları ve estetik zevkleri gibi özellikleriyle Allah’ın eserlerinin en önemlisi ve en seçkini olan insan türünün veya ilk insanın yaratılışı konusuna gelmiştir.
“Kuru çamur” diye çevirdiğimiz 26. âyet metnindeki salsâl kelimesi sözlük ve tefsirlerde genellikle “uzun süre bekletilerek vurulduğunda çınlayacak derecede kurumuş olan çamur” şeklinde açıklanmaktadır. Kendi halinde bırakılarak kuruyan çamura salsâl, ateşte kurutulana da fahhâr (Rahmân 55:14) denir. Âyet metnindeki hame’ kelimesine özetle “kokuşmuş kara balçık”, mesnûn kelimesine de “uzun süre kalan, akışkan, değişebilir, farklı şekillere sokulabilen, bir sûrete bürünmüş olan nesne” gibi mânalar verilmektedir (Taberî, XIV, 28-30; İbn Âşûr, XIV, 41-42). Âyette insan bedeninin, Allah’ın yaratma sıfatının bir eseri ve tecellisi olarak topraktan başlayıp devam eden fiziksel-biyolojik değişim ve gelişim sürecine işaret edilmektedir (insanın fiziksel oluşum ve gelişimi hakkında bilgi için bk. Mü’minûn 23:12-14).
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz insanı (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
Yaratıcı'nın mikroskobik canlılarda başlattığı biyolojik evrimin ilk belirtileri balçık katmanları arasında başladı. Balçık geosedik olarak sekizyüzlü ve dörtyüzlü dizilen bir atomlar şebekesinden oluşur. Sekizyüzlü ve dörtyüzlü birimler sıkıca paketlenmedikleri için birbirlerine göreli olarak kayma özelliğine sahiptirler. Moleküler yapısındaki bu esneklik, balçığın birçok kimyasal reaksiyona katalist olmasını sağlar. İnsanlar balçık katmanları arasında milyonlarca yıl önce başlayan organik hayatın en gelişmiş meyvesidir. Bak: 24:45; 29:19-20; 71:14-17.
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
1 Salsâl: Vurulduğu zaman ses veren, kuru pişmemiş çiğ çamur demektir. Eğer pişerse buna tuğla, kiremit ve testi denir. İlk insan yani Âdem (a.s.) kuru çamurdan, şekil verilmiş bir balçıktan yaratılmıştır. Esasen tam takır bir kuru çamur, hayata tamamen zıttır. Tabiata kalsa bunda insan veya hayvan şöyle dursun bir ot bitme imkânı bile yoktur. Fakat bu içerisinde bakterilerin bile bulunmadığı kuru topraktan insan yaratılmıştır. Yani ilk insan hiçbir hücrenin, bakterinin ve canlının devamı veya evrimleşmiş hali değildir. Allah “ol” demiş o da “oluvermiştir.” Bu yaratılış doğrudan doğruya Allah’ın kudretine, ilmine ve hikmetine bir delildir.2 Hame: Uzun müddet su ile yumuşayıp değişmiş cıvık, kokar çamur yani balçık demektir. Mesnun, ise değişen, sürtülmüş, kazınmış, dökülmüş veya bilenmiş demektir. Sibeveyh’e göre, “bir suret ve misal üzere tasvir edilmiş” demektir. Buna göre ilk insan yani Âdem (a.s.) özel bir surette tasvir edilmiş, kalıba dökülmüş bir balçıktan meydana gelen bir salsâlden (içerisinde canlılık alameti bulunmayan) kupkuru, pişmiş gibi topraktan yaratılmıştır.
Muhammed Esed
GERÇEK ŞU Kİ, Biz insanı ses veren balçıktan, biçim verilebilir, özlü, kara bir balçıktan 24 yarattık.
DOĞRUSU Biz insanı süzme, kurumuş, ses veren bir balçık türünden;[2043] özgün bir biçim almaya elverişli, tabiatı değiştirilmiş, koyu ve yoğun çamur nevi bir şeyden yarattık.[2044]
[2043] İnsanın (İnsan için bkz: 76:1) biyolojik ve elementer yaratılış süreciyle ilgili olan bu âyette geçen salsâl, “kuru ve ses çıkarmaya elverişli bir şeye vurularak elde edilen ses” anlamına gelir (Râğıb). Akustik kabiliyetinden yola çıkarak çanak, çömlek, küp gibi kurutulmuş çamurdan yapılan nesnelere de ateşte pişirilmeden önceki haliyle salsâl adı verilir. Ateşte pişirilme süreci, ke’l-fahhâr gibi ilave bir ibareyle ifade edilmiştir (Msl: 55:14). “Ses veren çamur”, zımnen “düşünen ve konuşan, yani akıl sahibi olan bir varlık yarattık” anlamına gelir. Üçü bu sûrede (26, 28, 33), biri Rahmân 14’te olmak üzere Kur’an’da dört yerde geçen kelimenin yer aldığı tüm âyetler, karmaşık ve muhteşem bir inşânın eseri olan insanın biyolojik kökeninin basit ve sıradanlığına dikkat çekmektedir. Allah’ın müdâhalesiyle, bu değersiz ve yetersiz elementlerden insan gibi bir şaheser yaratılmıştır. Kur’an’ın, insanın yaratılışını toprak ve toprak cinsinden olan değişik maddelerle irtibatlandırmasının bir başka nedeni ise, insanın yeryüzündeki yaşamını ve gelişimini sağlayacak şekilde toprak ve onun üzerindeki organik ve inorganik elementlere bağımlı olarak sürdürmek zorunda oluşunu beyan içindir. Çeviriye “süzme” olarak yansıttığımız karşılık salsale sözcüğünün anlamlarından birinin de “suyun geride bıraktığı unsur” olmasından dolayıdır (Râğıb). Bunu, içinde hayat emareleri bulunan mikro organizmaların yer aldığı özlü tortu olarak algılayabiliriz. Salsalin de, hemen ardından gelen hamein mesnun gibi, çözülmeye, bozulup kendi tabiatından başka bir tabiata geçmeye elverişli bir özelliğe sahip olduğu, “kokuşma” anlamına gelmesinden anlaşılmaktadır (Râğıb). Bu kokuşmayı, mevcut bağlamda “olgunlaşma” ve “kıvamına erme” anlamında almak yerinde olacaktır. Çünkü İbn Abbas salsâli “toprağın en değerli ve en özlü (el-ceyyid) birimi” şeklinde anlamıştır (Taberî).
[2044] Kur’an’da (üçü aynı formla bu sûrede, biri farklı formla 18.86’da) sadece dört yerde kullanılan hame’, “kokuşup başkalaşarak hüviyetini değiştiren konsantre kara balçık” anlamına gelmektedir. Beydavi bu başkalaşmayı, “toprak-su karışımının üzerinden uzun süre geçmesi” ile açıklar. Mesnûn, Sibeveyh gibi kimi dil otoritelerine göre “orijinal bir şekil alma sürecine tâbi olan” anlamına gelir ki, sünnetin anlamlarından biri de budur. Min hamein mesnun ibaresi bu bağlamda, insanın Allah tarafından belirlenen ideal sûreti alması için, hem ilk yaratılıştaki biyolojik tekâmül sürecine, hem de anne karnındaki embriyolojik sürece bir atıf olarak anlaşılabilir (Krş: 71:14). Zira 23:12-14’te, hem elementer süreç hem de embriyolojik süreç art arda birlikte ele alınır. Buna bakarak, Kur’an’ın iki süreci birbiriyle eşleştirdiğini söyleyebiliriz. “..nevi bir şey” şeklindeki çevirimiz, belirsizlik formunun, “bir tür, bir çeşit” anlamı katan özelliğine dayanır (İtkân II, 291).
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak ki, Biz insanı kuru bir çamurdan, tegayyür etmiş bir balçıktan yarattık.