Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2744, sondan 3493. ayet; 23. sure ve Mü'minûn Suresinin 71. ayetidir. Mü'minûn Suresi 71. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 74 ve toplam ebced değeri ise 6986 olarak hesaplanmıştır. Mü'minûn Suresinin toplam ebced değeri 343363 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ولو اتبع الحق اهواءهم لفسدت السموات والارض ومن فيهن بل اتيناهم بذكرهم فهم عن ذكرهم معرضون
Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.
Hak kavramı, 70. âyette olduğu gibi burada da Peygamber’in getirdiği bilgileri, hükümleri, buyruk ve yasakları veya bütünüyle evrensel gerçekliği, varlıktaki düzen ve dengeyi ifade etmektedir. Başka bir deyişle hak kelimesi, yüce Allah’ın hem evrenin düzenini belirleyen hem de insan eylemlerinin nasıl olması gerektiğini bildiren yasalarını ifade edebilir. Âyete göre bu yasalar objektiftir; mutlaktır; insanların keyfi arzularına göre değişmez; en küçük bir sapma göstermeden ilâhî irade nasıl tayin ettiyse öylece işler; aksi halde ne göklerin ve yerin ne de onlarda bulunan canlı ve cansız varlıkların düzeni kalırdı; bu durumda insan eylemleri de yasasız, düzensiz bir anarşi halini alırdı. Cenâb-ı Hakk’ın bu temel kanunu dolayısıyladır ki, bir inkârcı işini gerektiği şekilde yaparsa Allah onu başarıya ulaştırır, bir mümin işini iyi yapmazsa onu da başarıdan mahrum eder. Aksi halde âlemde düzenden, hak ve adaletten söz edilemezdi.
Tefsirlerde bu âyetteki zikir kelimesine çoğunlukla bizim tercih ettiğimiz “şan ve şeref” anlamı verildiği gibi, “açıklama, hatırlatma” anlamına gelebileceği de belirtilmiştir (Taberî, XVIII, 43; Kurtubî, XII, 148). Her iki anlamda da Kur’an-ı Kerîm kastedilmiştir. İlk anlama göre bu yüce kitap insanlık için bir onur ve değer kaynağıdır; dolayısıyla ona sırt çeviren putperest Araplar, âyete göre aslında kendi onur kaynaklarını reddetmiş oluyorlardı. İslâm’dan önce Araplar’ın hâkimiyetleri yarımadanın sınırlarını aşmazken, ana kaynağı Kur’an olan İslâm dini, sadece bu millete önemli devletler kurdurmak ve ismini ebedîleştirmekle kalmamış; ayrıca Kur’an’ı ve İslâm’ı tanıyıp ilkelerini yaşayan başka birçok millet de bu sayede şanlı ve onurlu bir tarih yaşamıştır. Bunlar bugün de varlıklarını, maddî ve mânevî değerlerini korumalarını büyük ölçüde İslâm’a borçludurlar.
Mehmet Okuyan
Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar bozulup giderdi. Hayır! Biz onlara [zikir]lerini (Kur’an’ı) getirdik; (fakat) onlar (gerçeği) hatırlamalarından yüz çevirenlerdir.
Bu ayet Enbiyâ 21:22 ve Mü’minûn 23:91. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
Eğer hak, onların arzularına uysaydı, elbette gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik, fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiler.[358]
[358] Hakk ve hevâ kavramları hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIII, 260-263.
Erhan Aktaş
Eğer Hakk¹ onların hevalarına² göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak zikirlerini³ getirdik. Ne var ki onlar faydalarına olan zikirden³ yüz çevirenlerdir.
1- Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj, hakikat. 2- Tutkularına, beklentilerine, arzularına. 3- Öğüt.
Ahmet Akgül
Şayet Hakk, onların hevâ (istek ve tutku) larına uyacak olsaydı; mutlaka, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey fesada uğrayıp) bütün dengeler bozuluverecekti. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir) lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çevirmektedir.
Gerçek Tanrı, onların dileklerine uysaydı elbette gökler de bozulurgiderdi, yeryüzü de, onlarda olan varlıklar da. Hayır, biz onlara kendi yüceliklerini getirdik, gösterdik, fakat onlar kendi yüceliklerinden de yüz çevirmedeler.
Eğer gerçek olan Allah, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer, içindekilerle beraber yıkılır giderdi. Hayır, biz onlara şeref getiren, öğüt veren bir kitap verdik de, onlar bu şereften yüz çeviriyorlar.
Eğer bu hak kitap, onların şahsî arzu ve ihtiraslarına uysaydı, göklerin, yerin ve bunlarda bulunan akıllı ve sorumlu varlıkların dengesi, düzeni kesinlikle bozulurdu. Aslında, biz onlara, şan ve şereflerine vesile olan övünç kaynağı Kur'ân'larını getirdik. Fakat onlar kendi övünç kaynakları Kur'ân'larına, kendi şereflerine sırt çeviriyorlar, Kur'ân'ın öğretilmesine, Kur'ân'daki ilkelerin yaşanmasına engel tedbirler alıyorlar.
Eğer hak onların arzularına uysaydı gökler, yer ve bunların içindekiler bozulurdu. Hayır biz onlara kendi şereflerini getirdik ama onlar şereflerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer Allah, onların keyflerine tabi olsaydı, göklerle yer ve bunlarda bulunan kimseler muhakkak fesada uğrardı (âlem bozulurdu). Hayır, biz onlara, izzet ve şerefleri olan Kur'an'larını getirdik de onlar, şereflerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer Hak, onların heva ve heveslerine uymuş olsaydı, gökler, yer ve onlardaki kişiler bozulmuş olacaktı. Hayır! Biz hayatlarının düzeni için lazım olacak bütün bilgileri (zikri) onlara verdik. Onlar ise, o bilgi ve mesajlardan yüz çeviriyorlar.
Hak onların havasına uysaydı, göklerde de, yerde de, bu ikisi içerisinde olan da, herhalde bozulurdu; bizse onlara öğüt getirdik, onlarsa öğütten yüz döndürürler
Eğer Hak onların istek ve arzularına uysaydı, muhakkak ki göklerin, yerin ve gökler ile yerde bulunan tüm varlıkların düzeni bozulurdu. Biz onlara şereflerine vesile olacak olan Kur'an'ı ulaştırdık, onlar ise kendilerine şeref verecek bu Kur'an'dan yüz çevirdiler.
Eğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler.
Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiler.
Müfessirlerin çoğunluğuna göre âyetteki şan ve şereften maksat, buna vesile olan Kur’an’dır. Nitekim, İslâm’dan önce Arapların hakimiyetleri Yarımada’nın sınırlarını aşmazken, Kur’an-ı Kerim ve bu yüce Kitab’ın kendisine indiği Hz. Muhammed, bu milletin ismini ebedîleştirmekle kalmamış, ayrıca Kur’an yoluna koyulan pek çok milletleri de cihanın en büyük ümmetlerinden biri olmak şerefine ulaştırmıştır.
Edip Yüksel
Gerçek onların arzularına uysaydı, gökler, yer ve içlerindekiler kaosa girerdi. Halbuki onlara mesajlarını verdik, ancak çokları mesajlarından yüz çevirmekte.
Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler.
Eğer hak onların keyflerine tâbi' olsa idi Semavât ve Arz ve bunlardaki kimseler kat'ıyyen fâsid olurdu, hayır, biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar zikirlerinden ı'raz ediyorlar
Eğer Hak onların hevâ (ve heves) lerine tâbi' olsaydı göklerde, yerde ve bunların içinde bulunan kimseler muhakkak ki fesada uğrar (nizaamından çıkar) dı. Hayır, biz onlara (ancak) zikir (ve şeref) lerini getirdik. Onlarsa kendilerinin (bu) zikrinden yüz çeviricidirler.
Eğer hak, onların nefislerinin arzularına uysaydı, elbette gökler, yer ve bunların içinde bulunanlar bozulup giderdi.(1) Hayır! Onlara zikirlerini (içinde şan ve şerefleri olan Kur'ân'ı) getirdik; fakat onlar kendi şereflerinden yüz çevirenlerdir.
(1)“Hiçbir insanın Cenâb-ı Hakk’a karşı hakk-ı i‘tirâzı yoktur. Şekvâ ve şikâyete de haddi yoktur. Çünki şikâyet eden ferdin hilâf-ı hevesini (heveslerinin aksini) iktizâ eden, nizâm-ı âlemde (âlemdeki düzende) binlerle hikmet vardır. O ferdi irzâ etmekte (rızâsını almakta), o bin hikmeti gazablandırmak vardır. Bir ferdi râzı etmek için bin hikmet fedâ edilmez. وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضُ*[Eğer hak, onların nefislerinin arzularına uysaydı; elbette gökler ve yer bozulup giderdi.] Eğer her ferdin keyfine göre hareket edilirse, dünyanın nizâmı ve intizâmı fesâda gider (bozulur). Ey müteşekkî (ey şikâyet eden kişi)! Sen nesin? Neye binâen i‘tirâz ediyorsun? Cüz’î (küçük) hevesini külliyât-ı kâinâta (âlemin umûmuna) mühendis mi yapıyorsun? Teaffün etmiş (kokuşmuş) olan zevkini ni‘metlerin derecelerine mikyâs ve mîzan mı (kıyas ve ölçü mü) yapıyorsun? Sen ne biliyorsun ki, ni‘met zannettiğin nıkmet (cezâ) değildir! Senin ne kıymetin var ki, sineğin kanadına müvâzî (denk) olmayan hevesini tatmîn ve teskîn (rahatlatmak) için, felek (bütün âlem) çarklarıyla hareketten teskîn edilsin!” (Mesnevî-i Nûriye, Şemme, 171-172)
İlyas Yorulmaz
Eğer hak (doğrular) onların arzu ettikleri gibi olsaydı, gökler, yeryüzü ve yeryüzünde olanlar fesada uğrardı. Hâlbuki onların bildiği bir öğüdü onlara getirdik, ancak bu öğütten yüz çeviriyorlar.
Eğer hak [¹¹] onların hevesatına tâbi olsaydı göklerin, yerin ve içinde bulunanların nizamı bozulurdu. Hayır, biz onlara şereflerini zikreder Kur/an [¹²] getirdik, onlar ise o Kur/an/dan yüz çeviriyorlar.
İsmail Hakkı İzmirli Mü'minûn Suresi 71. Ayet Açıklaması
[11] Kur'an'ı mübîn veya Allah'ü te'alâ.[12] Veya öğüt.
Kadri Çelik
Eğer hak, onların hevalarına uyacak olsaydı hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara zikirlerini (uyarıcı Kur'an'ı) getirmiş bulunmaktayız, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çevirmektedirler.
Eğer hak, onların arzu ve heveslerine uysaydı ve varlık kanunları onların emelleri doğrultusunda şekillenmiş olsaydı; bütün gökler, yeryüzü ve içindekiler tamamen yozlaşarak bozulur giderdi! Hayır; hak, bâtılın peşinden gitmez! Bu yüzden Biz onlara, mükemmel bir toplum oluşturabilmek için ihtiyaç duydukları her türlü hikmet, öğüt, uyarı ve ibret derslerini içerisinde barındıran, muhteşem bir kitap gönderdik. Fakat onlar, kendilerineonur, itibar ve yücelik kazandıracak olan bu uyarıcı kitaptan yüz çeviriyorlar.
Hakk onların hevâlarına uysaydı, Yer, Gökler ve içindekiler fesada uğrardı.
Aksine, onlara zikirlerini / öğüdlerini getirdik; onlar ise kendi zikirlerinden yüz çevirmektedirler.
Eğer hakkın1 (sahibi olan Allah,) onların arzularına uyacak olsaydı gökler, yer ve onlarda bulunanlar kesinlikle alt üst olurdu. Hayır! Biz (aslında) onlara içerisinde (gündemlerini oluşturacak) kitaplarını getirdik. Fakat onlar, kendi kitaplarından yüz çeviriyorlar.2
1 Burada mecâz vardır. Zîrâ “hak”, herhangi bir kimseye uymaz, “hakkın sahibi olan kişi” başkalarına uyar. 2 Bu âyetin sonu: “Hayır, Biz onlara içerisinde kendilerinden bahsederek, kendilerini şereflendiren kitaplarını getirdik. Fakat onlar kendi şereflerinden yüz çeviriyorlar.” şeklinde de tercüme edilebilir. Bk. (Enbiyâ:10)
Muhammed Esed
Fakat, gerçek 41 onların arzu ve emellerine uyacak olsaydı, şüphesiz gökler ve yer içindekilerle beraber yıkılır giderdi! 42 Oysa, Biz [bu ilahî mesajda] onlara akılda tutmaları gereken her şeyi 43 ulaştırdık; ne var ki, kendilerine bahşedilen bu hatırlatıcı mesajdan [umursamazlıkla] yüz çevirdiler!
Eğer hak onların arzu ve heveslerine uymuş olsaydı, gökler, yer ve içindekiler fesada uğrar, evrende düzen bozulurdu, aslında biz onlara şeref ve itibar kaynağı olan bir kitap getirdik fakat onlar bu Kuran’dan yüz çeviriyorlar. 21/10- 22
Ama eğer hakikat onların keyiflerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve içindekiler mahvolur giderdi. Aksine, Biz onlara, kendi (insanlık) şeref ve onurlarını hatırlattık, fakat onlar kendi şereflerini hatırlamaktan yüz çevirdiler.[2942]
Mustafa İslamoğlu Mü'minûn Suresi 71. Ayet Açıklaması
[2942] Zikrin “şeref ve onur” anlamına kullanıldığı bir âyet için bkz: 43:44, not 31.
Ömer Nasuhi Bilmen
Eğer Hak onların hevâlarına uyacak olsa idi elbette gökler ve yer ve onlarda olanlar fesada uğramış olurdu. Hayır... Biz onlara (şereflerine vesile olacak olan) Kur'an'ı getirdik, onlar ise (kendi vesile-i şerefleri) olan Kur'an'dan yüz çevirenlerdir.
Fakat gerçek onların keyiflerine tâbi olsaydı göklerin de, yerin de, oralarda yaşayanların da düzenleri bozulur, yıkılıp giderlerdi. Halbuki Biz onlara şan ve şeref getiren, öğüt veren kitap verdik ama, ne var ki onlar bu dersten yüz çeviriyorlar. [43, 31; 44; 21, 50; 17, 100; 4, 53]
Şan ve şeref getiren “Kur’ân” dır. Gerçekten Kur’ân-ı Kerim ve Resul-i Ekrem (a.s.) bu ümmetin adını ebedîleştirmiştir.
Süleyman Ateş
Eğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir'lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer doğru onların arzularına göre şekillenseydi göklerin, yerin ve onlarda olan kimselerin düzeni bozulurdu. Onlar içlerindeki zikri, doğru bilgiyi getirdik. Onlar kendi doğrularından kaçınıyorlar.
Eğer hak onların keyfine uysaydı; gökler, yer ve her ikisinin de içindekiler bozulup giderdi. Oysa, biz onlara uyarılarını verdik. Fakat, onlar uyarılarından yüz çeviriyorlar.
Eğer hak onların heveslerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve onlarda olanlar fesada uğrar giderdi. Aslında Biz onlara şereflerini getirdik; onlar ise kendilerine şeref vesilesi olacak şeyden yüz çeviriyorlar.
Eğer hak onların keyiflerine uysaydı, gökler de yer de bunların içindekiler de kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlara zikirlerini/Kur'anlarını getirdik ama onlar zikirlerinden/Kur'anlarından yüz çeviriyorlar.
daħı eger uysadı ḥaķ göñülleri dilegine anlaruñ fesāda varay-ıdı gökler daħı yir daħı her kim anlardadur. belki getürdük anlara añmaķlıķlarını ya'nį ķur’ān pes anlar añmaķlıķlarından yüz döndüricilerdür.